Kimse Duymasın

SON DAKİKA

Aranan Kelime: chp
Yeni vekilin durumu, eski seçmenin kararı...Yeni vekilin durumu, eski seçmenin kararı...

Milletin sandık mesajını anlamayan muhalefet liderleri, son anda büyük sürpriz yapmazlarsa… Erken seçim ufukta görünüyor. Koalisyon turlarına başlamadan yeniden seçimi konuşmak erken ama… Çarşı-pazar, meyhane-kahvehane’de “ Koalisyonu beceremeyecekler, sandığı bir daha önümüze koyacaklar” muhabbeti hâkim. *** Yeniden seçim olursa… Bugünkü sonuçlar alınır mı? Umutsuzluk, kızgınlıkla… Karamsarlık, öfke ile karışmış vaziyette. Duygu ile mantık çarpışırsa hayırlı sonuç çıkar mı? O hesap! *** Diyelim ki… Erken seçim kararı alındı. Yeni seçilen, çiçeği burnunda vekillerimiz ne olacak? Erken seçim kararına kazan kaldırırlar mı… “ Partimiz ne emrederse o” olgunluğunu mu gösterirler? CHP’de Genel Başkan, bu konuda “ Değişiklik yapılmayacak, özellikle ön seçimle gelenler değiştirilmeyecek” talimatını verse de… Bu oyunun adı politikadır. Aynı saat içinde her şey ters yüz olur. Gerekçesine de bir kulp bulunur. *** Gözlemliyorum ki… Yeni seçilen vekiller huzursuz. Ağız tadıyla, TBMM’nin üyesi olmanın zevkine varamadı. Meclis başkanlığı seçiminde talimatla oy verdiler. Neden böyle yaptıklarını, evdekilere bile anlatmakta güçlük çektiler. Talimatın özgürlüğü yoktur ki. Tak emredilecek, şak yapılacak! *** 7 Haziran’da seçilen 550 vekilin, 369’u sıfır kilometre. Yemin ettiler, rozet taktılar, şanslı olanlar odalarını kaptılar. Maaşı da 15 Temmuz’da peşin üç aylık alacaklar. Özlük haklarında her ne kadar “ Süper emeklilik” görünse de… Hala tereddütler yaşanıyor. Hatta… Meclis toplanırsa, garanti olsun iç tüzük değişikliğini düşünenler bile var. “ Seçilmiş vekiller yeminden sonra tüm özlük haklarını kazanırlar” maddesini geçirip, rahatlayacaklar. *** Sonrası siyasi kader. Ayak oyunlarına gelmezse… Yeniden listeye yazılabilir… Yarım mutluluklarını tamamlarlar. Olmadı… “ Demokrasi yolunda kendimizi feda ettik” övüncüyle gezerler. Üç- beş aylık vekillik hikâyesini anlatırlar. *** Önümüzdeki günler bulanık, karanlık. Ne, neyi getirir, doğurur? Siyaset tezgâhtarları… Televizyon cambazları… Anket kalpazanları… Seçim avantasının kurnazları bir yandan atıyor, tutuyor. Liderler ise burnundan kıl aldırmıyor. *** Kararlı görünen, sokaktaki seçmen. O burnundan soluyor. Ne yapacağını ise şimdiden biliyor. Seçim sandığı… Hele bir önüne konsun!

Konfederasyonlar Kraliçesi!Konfederasyonlar Kraliçesi!

Adı; Nezaket Emine Atasoy. Tanımayan, bilmeyenler olabilir. İzmir Kalkınma Ajansı’nın geçen hafta genel kurulunda adaylığıyla yine ismini duyurdu. Seçimde sonuncu oldu. Kişi mi, İzmir’i kaybetti, tartışılır! *** Nezaket Emine Hanım… 2008 yılında Türkiye Hizmet Gönüllüleri Konfederasyonunu kurdu. İzmir’in bir iş hanı bürosunda, tüzel kişiliğin Genel Başkanı ilan edildi. Amaç; her türlü gönüllü hizmetleri desteklemek. *** Dernekler Kanunu’na göre; Üç oda aynı amaçla bir araya gelirse federasyon… 3 federasyon toplanırsa konfederasyon oluyor. Aslında o kadar kolay değil. Nezaket Hanım azmiyle her şeyi aşıyor olmalı ki… Üç yıl sonra… Türkiye Konfederasyonlar Topluluğu Genel Başkanı olarak karşımıza çıktı. Bu kez amaç; Meslekleri örgütlemek, memuru kollamak, sanatçıyı korumak, genç ve kadınları yetkili kılmak vs… Sürücü kursları, eczane teknisyenleri, Kırım Tatarları federasyonları desteklemiş, konfederasyona dönüşerek genel başkan olmuş. *** Genel Başkan Atasoy, aslen Kastamonulu. O tarihte, İzmir’den il genel meclis üyeliğine aday oldu. Tutmadı, gösterilmedi. 2011 genel seçimlerine İzmir’den AKP aday adayı olarak başvurdu. Yoklamada, 35. sırada kaldı. Aynı seçimde Kuşadası’ndaki eşi Kamber Atasoy da, Aydın’da CHP’nin milletvekili aday adaylığına soyundu. Ön seçimi aşamadı. *** Genel Başkan Emine Hanım, o günlerin Başbakanı R.T Erdoğan’ın annesi rahmetli Tenzile Erdoğan’ın ölüm günü 7 Ekim’i “ Dünya Yaşlı Hakları Günü” olarak ilan edilmesini istedi. Kabul görmedi. Ardından İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA) başkanlığına ilk kez adaylığını koydu. Oy çıkmadı. *** Emine Nezaket Hanım… Son olarak, Türkiye Sanayici İşkadınları ve İşadamları Konfederasyonu Genel Başkanı olarak kendini açıkladı. Her siyasi partiye eşit mesafede olarak tanıttı. Bu konfederasyonun amacı; Türkiye’nin ithalat-ihracatı artırmak. Bir diğer hedefi; iş dünyasında kadın-erkek eşitliğini sağlamak. *** Şimdi sıkı durun. Konfederasyon yönetiminde genel başkan tam yetkili. Aldığı kararlara, tüm teşkilatlar kayıtsız-şartsız uymak zorunda. Kuruluşta genel başkandan başka etkili-yetkili birey yoktur. Resmi sitesinde aynen böyle yazıyor. 2012’de olduğu gibi 2015’de de oy birliğiyle seçilmiş. Tek itiraz olmamış. *** Ve Nezaket Hanım’ın konfederasyonunda 100 yönetim kurulu üyesi varmış. TC’nin 81 vilayeti ve dünya ülkelerinde 2 bin yöneticisi bulunuyormuş. Arap-Afrika kıtası falan 100 bin sanayici üye kayıtlıymış. **** Koca konfederasyonların Genel Başkan’ı… Geçen hafta İzmir Kalkınma Ajansı’na yeniden aday oldu. Sondan birinci sırada kaldı! *** İzmir böyle! Dünyaya yayılmış örgütün genel başkanının kıymetini bilmiyor… Bir ajansa bile başkan seçmiyor… Kalkınma hayali kuruyor! Olur mu ya?

Binaenaleyh Demirel!..Binaenaleyh Demirel!..

“Çoban Sülü”, “Barajlar Kralı”, “Kurtar Bizi Baba”, “Fötr Şapka”, “Binaenaleyh” ile yarım asır siyaset yaptı…Yıllarca solun düşmanı oldu! “Bizde sosyalist geçinen, komünisttir” dedi, “Solculuk yokken Türkiye rahattı” şeklinde konuştu; “Komünistler Moskova’ya” onun zamanında tavan yapan(!) slogan oldu… Deniz Gezmiş, “Süleyman Demirel’in Anayasa’yı ihlaline, despotizmine ve ülkeyi ABD’ye satmasına ses çıkartılmadı. Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek zorunda kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteği ile buraya getirildik” savunmasını yaptı 43 yıl önce. O gençlerin idamına; TBMM’de iki eliyle el kaldırdı Demirel!.. Dönemin bazı CHP’lileri de imza koydu idamlara (!) “Edebiyatın Kaptanı” da “O mahur beste çalar/Müjganla ben ağlaşırız”ı yazdı Denizler’e… Yedi kez iktidar koltuğuna oturdu!.. Faşistlerin işlediği cinayetlerin ardından (Maraş Katliamı-1978) “Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz” özlü (!) deyişi, “Yeğen/Yiyen/Yahya”; “Sunta/Hayali İhracat”, 70’li yıllar muhalefetinin de, Uğur Mumcu’nun da hedefiydi. “Teokratik rejim olmaz deyip de peşinden Müslüman görüntülüsün” yazıvermişti ona yıllar önce Necip Fazıl da! MC’ler (Milliyetçi Cephe), onun şahaserleri (!) arasında yer almıştı. O günlerde Asker izin verse -belki de- diktatör olur muydu ne??? Yasaklandı birara… Siyasete küsmezdi; varolmayı bilirdi her dem! Son devrinde -nasılsa- “oluverdi demokrat” Süleyman Demirel! Aziz Nesin de deyivermişti; “Süleyman Bey her darbede biraz sola kaydı, birkaç darbe daha görse bizi geçecek!” *** Siyasette akılda kalan bazı sözler sarf etti. “Süleyman Demirel İncileri” denirdi onlara; -Yollar yürümekle aşınmaz! -GAP’ı kimseye gap diye gaptırtmam. -Benzin vardı şeker vardı, şerbet yapıp biz mi içtik? Mizahçıların “en çok kullandığı” siyasiydi… Gazetecilerle arası iyiydi. Davacı olduğu, tehdit ettiği, işinden attırdığı, “terörist” yaptığı olmamıştı hiç! Bir anı; 12 Adalar sorunu sözkonusudur “Komşu” ile… Hükümet toplanmıştır, açıklama yapmaktadır. Meslektaşımız sorar: - Sayın Başbakan, Yunanistan Ege Denizi’nin Yunan Gölü olduğunu savunuyor, cevabınız? Demirel yanıtı: - Ege bir Türk gölü değildir, Ege bir Yunan gölü de değildir. Binaenaleyh Ege bir göl değildir! Bir tane daha…Yaşadığım bire bir; yıl 1987… ANAP iktidar. Yasakların kaldırılması için Süleyman Demirel İzmir’deydi. GÜNAYDIN Gazetesi adına izliyorum. Torbalı Meydanı’nda konuşmasını bitirdi. Koruması Hayri Bey; yanına, püsküllü poşili bir kişiyi getirdi. Vatandaş mektup verdi Demirel’e. Zarfa da sadece “Uğur Dündar’a verilecek” yazmıştı.. Demirel’in yorumu şöyleydi: “Çocuklar! Ahali sıkıntı içinde. Bizi de yeterince çare müessesesi olarak görmüyor… Bu hadiseden ders çıkarmamız lazım. Vatandaş sorununun çözümünü bile Uğur Dündar’dan bekliyor” *** Bir siyasi pozisyondan diğerine -ustalıkla ve seri- geçen, Klasik Türk politikacısıydı. İzahını da “Dün dündür bugün bugündür” ile yapardı.. Şapkasız gitti! Günümüzün siyaset(çis)ine yol(lar) açarak!..

Olmadı Atilla...Olmadı Atilla...

“İster içgüdü… İster altıncı his… İster güçlü sezgi… İster içime doğan… İster Devaju… Demiş olayım. Adaletin değişmez terazisi varsa… Atilla Sertel, yerine geri dönecek, TBMM rozetini takacaktır” *** CHP İzmir’de ön seçime girerek bileğinin hakkıyla oy alarak seçilebilir 6.b sıraya yerleşen Atilla Sertel için bu kadar iddialı yazmıştım. Yüksek Seçim Kurulu’nun adaylıktan düşürme kararı eksik bilgi, belgelere dayanıyordu. Hukukçularla savunmasını hazırladı. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurusunu yaptı. Raportörler, başvuruyu olumlu değerlendirerek görüşü genel kurula sunuldu. Ancak… Yüksek Mahkeme’nin gündemine giremedi. “ Süresi belli ve kısıtlı” olmasına rağmen, görüşme sırasına konulmadı. Geçen hafta sonu bir umuttu. Dosyası incelense belki yeniden adaydı. Bitti. *** Artık geriye dönüş yok. 30 yıldır inatla, hırsla, azimle verilen siyasi mücadele, bu dönem böyle kapandı. Sertel, sandığa girecek listeye dönemedi. İddiam da havada kaldı! *** Atilla üzülmemeli. Böyle kayıp, aslında büyük kazançtır. Tarihe geçen hakkındaki bu karar… Torunlarına bırakacağı onur anısıdır. Yaşamın adaleti var ise- ki var- bir gün hakkını yeniden verecektir. *** Üzüntü veren, düşündüren mesele... Yalnız kalmasıdır. “ Milletvekilliği kesin” döneminde alkış tutanların… Buhar misali kaybolmasıdır. *** Ama… Politikanın fıtratında, özünde bu döneklik vardır. Adaletsizliğin ötesinde… İnsanı çürüten acıdır!

Sandığın üzerine oturmak!..Sandığın üzerine oturmak!..

Herkes endişeli. Milletin çoğu pimpirik olduğundan her gün senaryolar yazılıyor. Seçim sayım gecesi elektrikler kesilecek… Sandıklar karışacak… Oylar çalınacak… Neticeler değişecek. Tüm bu hareketler… Devlet kurumları tarafından yapılacak. *** Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız dedikodulardan usandığından garanti verdi: “Sıkıntı, sorun olmayacak” Espride olsa… Geçen seçimdeki gibi kedi-trafo muhabbeti yapılmayacak. Aydınlatma ve enerjiyle ilgiline ne kadar hat varsa… Aksama olmayacak. Memlekette 8 bin ekip hazır bulunacak. İzinler yapılmayacak. *** Yüksek Seçim Kurulu ilan etti: “Jeneratörler tamam” Adliyelerde eksik kalmamış. Adalet Bakanlığı, olmayan yerleri tamamlamış. *** İçişleri Bakanlığı, valilere genelge gönderdi: “ Önleminizi alın” Sandıkları sivil-resmi polisler koruyacak. Özellikli bölgelerde sandıkları Toma’lar taşıyacak. Seçim kurulları önünde sevinç-protesto gösterileri yapılmayacak. Duygusuna hâkim olamayanlar anında, paketlenip götürülecek. *** Tüm bunlara rağmen… CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, tatmin olamamış ki… Partinin sandık başı görevlilerine talimat verdi: “Elektrik kesildiği anda, sandıkların üzerine oturun” Sandığa oturan partili, elektrik gelinceye kadar yerinden kalkmayacak. Masadaki sandığın üzerine nasıl oturulur? Muamma. Eğer görevli kadınsa ayrı bir macera! *** Karanlıkta sandığın üzerine nasıl oturulur? Kafamda canlandıramıyorum. Ancak… Böyle olaylar rüyada görülürmüş. Sandık üzerine oturmak! *** Merakla rüya tabirlerini okudum. Rüyada sandığın üzerine oturmak… Bakın, neymiş? Cefa çektikten sonra daha iyi kazanca… Zorluklar sonrası hak ettiği nimete… Sıkıntı sonrası ümit ettiği müjdeye… Meşakkatle birlikte arzulanan huzura… Uzun süre beklediği güce… Kazanılacak büyük takdire işarettir. *** Temenni ederiz ki… Oyların sayımı sırasında sandığın üzerine oturmak gerekmez. Ne var ki… Rüyası görenlere güzel. Gönüllere göre!

Kent ve Dönüşüm - Çözüm...Kent ve Dönüşüm - Çözüm...

Türkiye’de uzun bir süredir merkezi yönetim, kültür ve doğa değerlerini metalaştıran ve kentleri rant merkezi olarak gören imar politikaları yürütmektedir. Yerelleşme ve demokratikleşme söylemlerine karşın, yetkiler daha da fazla merkezde toplanmıştır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığına olağanüstü yetkiler verilmiş, yetkileri çeşitli yasalarla elinden alınan yerel yönetimler; planlama süreçlerinde devre dışı bırakılmışlardır. Demokrasi ve kentleşme bakımından bu durum çok ağır sonuçların yaşanmasına neden olmaktadır. Güvenli konutlarla, kentsel mekân standartlarında sağlıklı yaşam alanlarını oluşturmak, değer yaratan bir süreçtir. Bu nedenle, yaratılan değerin paydaşlar arasındaki bölüştürme biçimi büyük önem taşır. Evi dönüşen aile, bölgesi dönüşen toplum, dönüşümü gerçekleştiren yapımcıdır bunu bölüşenler. Kurallar, kuralları uygulayanlar, kuralları yapanlar bu konuda sonuçta etkilidirler. Paylaşım, sağlıklı bir biçimde hakça yapılırsa eğer; “kentsel” dönüşüm, aksi halde ise “rantsal” dönüşüm olmaktadır. Kentsel dönüşümde yaratılan değerin paylaşımı, doğrudan doğruya politik bakışla ilgilidir. Bu nedenle, kentsel dönüşümün ulusal bir proje olarak ele alınması ve günlük politik tartışmalara kurban edilmemesi yönündeki öneriler yanlıştır. Hakça paylaşıma dayalı bir kentsel dönüşüm siyasal bir süreçtir. Sosyal demokrat bir yönetimin iktidar olması ile bu konunun sağlıklı yürümesi doğrudan ilişkilidir. Merkezi yönetimin, kentsel dönüşüm süreçleri üzerindeki geciktirici tutumları, uygulamalarının yarattığı mutsuzluklar, yerinden olma, hakkını alamama, inşaatların kalitesiz ve pahalı oluşu, sonradan çıkarılan borçlar, kısa sürede harap olan konutlar, uzlaşma yerine dayatma politikaları, yasal düzenlemelerle çok sayıda acele kamulaştırma, imar planı yapma yetkisin çok kuruma verilmesi, yandaşlara rant yaratan tutumlar vb. haksız uygulamaları ile toplumu bezdirmiştir. Olması gereken ise, projeye katılımın sağlanması, görüş, beklenti ve gereksinmelerin saptanması, dönüşümden en çok etkilenecek olan kişilere, kadın ve çocuklara, kentin ve kent olanaklarının doğru bir şekilde anlatılması, sosyal altyapının, toplumsal ve ekonomik gelişmeye yönelik etkenlikleri ile projenin oluşturulup, geliştirilmesidir. Sosyal demokrasinin olduğu yönetimlerde, insanı dışlayarak, dönüştürülen alandan uzaklaştıran değil, yerinde dönüşümü ve dönüşüm yapılan yerlerde ekonomik olanakların artırılmasını öngören “insan odaklı” yaklaşımlar temel alınacaktır. Rant oluşturma değil, tüm paydaşlar arasında hakça bölüşülen değer yaratma hedeflenecektir. Kentin planlanmasını ve yaşanacak bir yer haline gelebilmesi sorununun yanıtını, öncelikle etkilenecek olan halkın talep ve istekleri belirleyecektir... Bütün yaşam değerlerini pazara sunmakta olan, önünde engel olarak görülen ne varsa her tür hukuksuzluk ve anti-demokratik yöntemler kullanarak aşılmasını hedefleyen yönetim, artık daha geç olmadan gitmelidir. Yapı sektörü üzerinden rant elde etmek amacıyla imar yoğunluğu artışı öngören girişimlerle kentsel dönüşüm, rantın yanında, baskı aracı haline de gelmiştir. Önümüzde çok önemli bir seçim vardır. Bu seçimde pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da geleceğimizi oluşturacağız. CHP’nin 2015 seçim bildirgesinde var olan konuyla ilgili maddelerden bazı alıntılar yaparak yazımı bitirmek istiyorum. Kentsel dönüşümde yetki, yerel yönetimlere verilecek. Kentsel dönüşüm, kent rantını değil, kent sakinlerinin refah düzeyini artırmanın bir aracı olarak görülecek. Kentsel dönüşümde uzlaşmacı bir yaklaşım benimsenecek. Yurttaşlarımızın örgütlenmeleri ve kendi seçtikleri temsilciler aracılığıyla kentsel dönüşüm projelerinin karar süreçlerine katılımı sağlanacak. Kentsel dönüşümün mekân ve yaşama dair olumsuz etkileri; kent sakinlerinin katılımıyla oluşturulacak projelerle en aza indirilecek. Asgari yer değiştirme için, yerinde dönüşüm modelleri geliştirilecek. Kentsel dönüşümde aidiyet ve komşuluk ilişkileri gözetilecek. Yer değiştirmenin kaçınılmaz olduğu hallerde, kayıpları tazmin edecek finans sistemleri geliştirilecek. Kentsel dönüşüm projelerinde, ÇED’in yanı sıra Sosyal Etki Değerlendirme (SED) raporları da zorunlu kılınacak. Kentsel dönüşümde yeni finansman modelleri geliştirilecek. Dönüşümün finansmanını sağlamak üzere “Kentsel Dönüşüm Fonu” kurulacak. Haziran 2015 seçimleri hepimiz için aydınlığın başladığı tarih olsun. Hayırlı olsun.

Kimse Duymasın
Tüm Hakları Saklıdır.

Top