Kimse Duymasın

SON DAKİKA

Aranan Kelime: cafer
Sevdamdır 9 Eylül...Sevdamdır 9 Eylül...

Elif Sorgun, Cemal Süreya’nın kendisi gibi şair eşidir.. ‘’Yazmak yaşamaktır..Yaşamak da yazmak gibi bir şey’’ der. Yazıyla yaşamak, görmek, dokunmak, acılara tutunmak..Düşünmek ..Gülmek.. Yazarak; ‘’Eğilmeyen Baş’’ olmak.. Tutkuyu, duygusallığı, dayanışmayı, öfkeyi..Sevinci, üzüntüyü paylaşmayı yazmak! Özlemin, tasanın, yeisin resmini çizmek! Barış, Tam Demokrasi, temel hak ve özgürlükleri; farklı düşüncelere/seslere saygıyı savunarak yazabilmek… Her türlü bedel(ler) ödeyerek yazmak! Değil kitap kültürü gazete kültüründen bile yoksun kimliklerin ağırlıklı bulunduğu... Savaş çığlıklarını atanların olduğu günümüzde. ‘’Ne ırk ne din ne insan ön yargım var.Tek umursadığım canlı olması’’ demiş. Mark Twain’i anımsayarak yazmak!.. xxx Usta’ya sormuşlar; ‘’ Türkiye’de kaç gazeteci var?’’.. Yanıtı; ‘’Türkiye’de kaç meslek sahibi varsa o kadar da gazeteci var!’’olmuş. Devam etmiş sonra: ‘’Edebiyatın Kaptanı Attila İlhan; ‘Ülkemizde her üç kişiden dördü şairdir(!) der.Türkiye’de gazeteci olmayan, gazetecilik yapmayan kimse yoktur. Eli kalem tutsun/tutmasın öyle beyler, hanımlar vardır ki basın mesleğinde ter döksün, dökmesin ’’Biz gazeteciyken’ diye söze başlarında gerçek basın emekçilerine susmak ya da karşısındakinin ağzının payını vermek düşer. Türkiye’de kaç tür gazeteci var derseniz de iki tür gazeteci vardır: Palto tutanlar, kafa tutanlar!’’ Bizim gibi Kafa tutanlar; öncelikle ‘’muhalif, beynini, yüreğini adayarak Onurla’’ gazetecilik yapanlardır! İlk mesleği gazeteciliktir; bilginin gücünü savunanlardır! Mottosu; ‘’Gazeteciysen boyun eğmeyeceksin! Boyun eğeceksen; Gazeteciyim demeyeceksin!’’ olanlardır. Kalemini ‘’önce insanım’’ diyerek kullananlardır. Böylesi yazmak; ‘’yaşamak’’ olmaz da ne olur? Gelin de katılmayın Şair’in Şair eşine!.. xxx Romancı Gabo gibi ‘’gazeteci, yaşadığı çağın tanığıdır’’dan ayrı düşmemektir 9 EYLÜL’de yazmak!. Sansür, otosansür görmeden her istediğini özgürce… Doğruyu, gerçeği, inandığını, düşündüğünü klavyeden indirmektir 9 EYLÜL’de yazmak. ‘’Gazetecinin varlığı arşivi ve çevresi kadar’’ deneyimiyle yazıda yürümektir 9 EYLÜL’de yazmak. Mustafa Kemal’i, Nazım’ı, Can Baba’yı, Heredot’u, Homeros’u, P.Neruda’yı, G.G.Marquez’i, Halikarnas Balıkçısı’nı… Aziz Nesin, Ahmed Arif, Cahit Külebi, Urlalı Cumalı’yı… Metin Oktay’ı, ‘’Spartaküs’’ Metin Kurt’u… Gökovalı Hocam’ı, Okan Yüksel’li ‘’No Pasaran’’ı, Uğur Dündar Usta’yı, Müjdat Gezen’i.. ‘’Selamlamaktır’’ 9 EYLÜL’de yazmak!.. xxx Ben 9 EYLÜL’e sevdalandım!. Ozanın dediği gibi ‘’Bu sevdayı kurda kuşa yedirmem!" Toplumu kandırmayan, insan hakları, herkes için hukuk mücadelesinde taraf olan, çevreci gazete 9 EYLÜL’ü çok sevdim.. Gazetemin, ‘’kıymetlimiz’’ İGC’nin yeni yaşını kutluyorum!. Nice Yıllara 9 EYLÜL !..Nice Yıllara İGC!.. 9 EYLÜL’ün doğuşuna/yaşamasına katkı koyan; Atila Sertel, Cafer Yarkent, İbrahim Irmak, Nezih Bilger, Misket Dikmen, Murat Attila, Serdar Öztürk; gazetemin emekçilerini... Onurla, meslek/yaşam savaşını sürdürenleri..Vefalı okurları.. Yitirdiğimiz meslektaşları… Tek tek -ayağa kalkarak- selamlıyorum. Birdenbire kapı açılır gibi sevdalandık birbirimize -ansızın- 9EYLÜL!..

Demirci'nin Mehmet Efesi, Mehmet Akdere...Demirci'nin Mehmet Efesi, Mehmet Akdere...

"Demokrasi de kavuna benziyor. İnsanları aday olarak belirlerken kavun gibi seçiyoruz. Koklanacak yeri yok ki koklayasın. Kısmetine ne çıkarsa. Aday adaylıkları açıklandığında hep kavun kokusu gelir burnuma.” Demirci’de havanın açık olduğu bir gün, Yukarı Kıran semtinden etrafınıza baktığınızda, her yeri, her şeyi görebilirsiniz. O kadar yüksekte ki Demirci. Yöresel ifadeyle “Obuuu” demek geçer içinizden. “Obu” sözcüğü, ay, aman, of anlamında hayret ifade eden bir sözcük olarak kullanılır. Demircililer Mehmet demezler, kısaltıverirler sözcüğü, durur “Mamet” olur. “Ciba” çocuk demektir. Aptal’a “Parpıl”, terbiyesize “Kapaksız” derler. Demirci’de “Sıtarasız” demek şımarıklık yapmaktır. Çamaşır yıkayacağı zaman köylü kadını, “Geycek Yucen” der. Yukarı Kıran semtinden doğuya baktığınızda, Sıtma Pınarı, Parsımaz ve Demirci dağlarını görürsünüz. Güneydoğu’da mezarlıklar vardır, kıbleye doğru uzaklardan yağcı dağının tepeleri görülür ve akşam karanlık bastığında, Durhasan, Reisler, Kamçılı Sultan ve Asi Tepe yerleşimlerinin ışıkları göz kırpar Demirciye doğru. Güneybatı’da Hamazlık, Salihli asfaltı, Alaşehir’in ardındaki Bozdağlar, Batı’da, bağlar vadisi, Çap Değirmeni ve uzaklardan Çomaklı Dağları görünür. Kuzey Doğuda Akdere köyünü, Simav Demirci asfaltını ve İstiklal Savaşı kahramanlarından Tavaklı’nın Mehmet Efe, Cafer’in Kadir Efe, sünnetçi oğlu Ahmet Çavuş ve İsmavlı oğlu İsmail Çavuş’un köyleri art arda sıralanır dağların eteklerin de. Aklınızdan “Bu nedir, kim yapmış, nasıl olmuş?” sorusu geçse, karşı dağlardan, “Türk’ün bildiğini tilki bilmez” yöresel özdeyişi yankılanır kulaklarınızda. Mehmet Akdere İlçesini anlatıyor övünerek. Uzun Yayla Mağaralarını, Fadıllı’daki derinliği bilinmeyen sarnıçları, Çatoluk’taki Delikar Müstahkem Mevkilerini, Firikyalıları, Lidyalıları, Persleri, Ulusal Kurtuluş Savaşındaki kahramanları sıralıyor art arda. Ne güzel şeydir tarihine sahip çıkmak. Anadolu’da insanlar tanımadıklarına Ağa, Abi, Ağabey diye seslenirler. Biraz yaşlısı, genç birine Efe, Zeybek diye seslenir. Ağa denince geniş topraklara, köylere, ekonomik güce sahip toprak ağası geliyor. Sözlükler Ağa‘yı, büyük kardeş ağabey diye tanımlıyor. Osmanlılarda ağa sarayda, askerlikte ve yönetim örgütlerinde yetkili görevlerde bulunanlara verilen bir unvan. Anadolu’da Ağababa, en büyüklerine verilen unvan. Ağa bölükleri var, Ağa çırağı ve Ağa divan var ki; Yeniçeri ocağında yüksek aşamalı Yeniçeri subaylarından kurulan divanı anlatır. Ağa gedikleri var, ağanın yanında görevli 19 yardımcısını anlatıyor. Ağa kapısı, Toprak ağasının evini tanımlıyor. Ağa Paşa, vezirlik aşamasına yükselen Yeniçeri ağasının şanı oluyor. Ağa sancağı ise onun bayrağı, sancağı… “Ağa borç eder, uşak harç“ demişiz, ağa para sıkıntısı çekse de, uşak harcamaları sürdürür demeye getirmişiz. “Ağanın alnı terlemezse, ırgatın burnu kanamaz.” Demişiz, işveren işçisinden yapabileceğinden fazlasını isterse, denetlemek onunla birlikte çalışmak zorundadır. Anlamını yüklemişiz sözcüklere, deyişlere, atasözlerine sorumluluk vermişiz. “Ağanın gözü, aktımardır.“ demişiz. İşverene gözdağı vermişiz. İşlerinin iyi gitmesini isteyen işveren, işinin başında durmalı, işini denetlemelidir demişiz. “Ağanın gözü öküzü semiz eder.“ demişiz, insanlar gelişmesini istedikleri konularla yakından ilgilenmelidirler biçiminde bir sorumluluğu, pazara çıkarmışız. Sorumluluğu üstlenecek bir adam bulalım diye: “Ağanın gözü, yiğidin sözü“ demişiz, büyük, iyi bir denetleyiciyse, yiğit de sözünün eri olur, saygıdeğerdir anlamı yüklenmiş özdeyişe. “Ağanın malı çıkar, uşağın canı“ diyerek de, işveren mal mülk sahibi olur, işini canı çıkar diye yoruma ulaşmışız sözlerine göre. Ağabey, kardeş olmadıkları halde, saygılı olan, saygılı duyulan, ağabeyi olmadığı halde göbek bağı, kan bağı olmadığı halde saygı duyulan kötü söz söylemesinden korkulan kişiye verilen ad oluvermiş. Ve sonra ağabey, ağabey gibi davrananları kendinden küçükleri, yaşça, siyasetçe, ekonomik güçte yeterli güce erişmemiş olanları koruyan, kollayan, gözetenleri kapsayan bir deyim olarak yerleşivermiş, sözlük ve sözcüklerimize durmuş,“ Abi “ oluvermiş. Ve sonra, Anadolu dağlarında Yörükler ağayı, “Aga” yapmışlar, ağalık yapan Batı Anadolu köy yiğitlerine, Ağabey, Ağa, Aga yerine, “ Zeybek”, “ Efe “ demişler. Gün gelmiş efelik adabı bozulmuş. Kadına, çocuğa, güçsüze zarar vermeyen fakire yardım eden, askere silah çekmeyen, mertliği şiar edinmiş, hayır hayrat işine soyunmuş bir kültür yer almış kalıtsal mirasımızda. Çakıcı Efe, Gökçen Efe, Koca Mehmet Efe, Demirci Mehmet Efe, Mursallı İsmail gibi efelerde dost olan Celal Bayar Gökçen köyünde Kuvayi Milliye Aydın ve havalisi direniş güçlerini oluşturmuşlar. Yörük Ali Efe, Hacı Ali İlk kurşun, Kara Erkek Mehmet Efe, Yunan işgaline karşı direniş öncüleri olmuşlar ve sonra; O dönemler, bir Kurtuluş Savaşı yaşayanlarının dönemi olduğu için Cumhuriyetle yazılı olanlar kızan, zeybek, efe adını almamış halk onlara sözlüklerindeki “ Abi “ sözcüğünü yakıştırmış. Sözcükler ardı ardına sıralanıyor beynimde. Yaşı benden küçük olmasa ”Abi” diyeceğim. Olmuyor. “Efe Memet” diyorum. “Bire kardeşim, bu kadar aydınsınız, ilericisiniz de, neden, Cumhuriyet Halk Partisi seçim kazanamaz bu yörede?” Suratı düşüyor Efe Mehmet’in canı sıkılıyor: “Bak Dan Mamet gardaşım. Bak ben sana bi yöresel deyişle cevap verem. İster künge (çöpe) at, ister al koy biyerlire lazım olur. Bizim buralarda deler ki; “Ürümesini bilmeyen kelp (köpek) ağıla kurt düşürür.” Eee, biz havlamayı bilmiyoz ağılı da gorumuyoz kabahat kimde ki, kabahati kendimizde arayalım.” Demirci’den Manisa’ya uzanan iki yüz kilometre yol Ahmet’in çiftçilik hikâyeleri, siyasal öyküleri ve fıkralarla, toplantı değerlendirme konuşmalarıyla bize kısacık geliyor. Gördes dağlık bir yöre olmasına rağmen çamlık alanlar arasında ekime ayrılmış bölümler var. Ekim alanları birbirinden uzak, sulama yapmak neredeyse imkânsız. Ancak beş altı metreden yeraltı sularını çıkartmak mümkün, bunun içinde elektriğe ihtiyaç var. Yörede zeolit madeni var. Zeolitten tavuk yemi, hayvan yemi, yapılıyor. Sebze meyve dikim aşamasında gübre niyetine kullanılıyor. Bu madenin işlenmesi ile elde edilen karışım keçi gübresi ile birlikte domates tarlalarına verilirse yetiştirilen domates on beş gün diri kalabiliyor. Dolaba bile konulmadan tazeliğini hiç yitirmiyor. Kimi çiftçi kendi olanaklarıyla gübre karışımını yapıyor. Kimi de bilimsel teknik araştırmalar yapmak için üniversitelere maden teknik aramaya başvuruyor. Yöredeki zeolit madeninin saflık oranı yüzde doksan sekiz olarak ifade ediliyor. Zeolit ısıtıldığında patlayarak parçaları ayrılması sebebiyle kaynayan taş olarak da bilinen çok küçük gözenekli yapısıyla amonyak ve sülfürü tutabilen iyi bir filtrasyon malzemesi. Volkanik kayalıklarda ve kül tabakalarında bulunuyor. Bilinen 48 doğal türünden üretilmiş, 150 türü olan zeolit, su arıtma sistemlerinde, petrol, kimya, nükleer sanayide, tarımda, ısıtma ve soğutma sistemlerinde, inşaatlarda kullanılıyor. Mikro gözenekli yapısı ile toz halindeyken solunursa akciğer hastalıklarına, kansere yol açabiliyor. Türkiye'de ticari anlamda kayda değer miktarda Gördes'te çıkarılıyor. Dağ taş zeolit ama tüccara yararı var, Gördesliye pek yok. Demirci’de Mehmet Efe’nin verdiği örnek Ahmet’e çok koymuş siyaseten. Suçlu olarak parti yöneticilerinin gösterilmesi ya da verilen yöresel örnek deyim, ağırına gitmiş. Suratı biraz asık. “Ahmet hayırdır durgunsun biraz” diye sataşıyorum. “Efenin lafına takıldım. O yörede “Serçeden korkan darı ekmez” diye bir söz daha var. Siyaseti seçimden seçime, köye giderek yaparsak, oy istemeye yüzümüz olmaz. Tarlada emeği olmayanın harmanda yüzü gülmez, gözü de olamaz üründe. Politika insanla yapılır insanın sırtına basarak değil. Her şeyi başkalarından beklemek doğru değil ki. Ağıl da bizim, ürüyüp, havlayıp, bağırıp çağırarak ahırdaki, damdaki hayvanları koruyacak olan köpek de bizim. Siyasette çakallık yapılmaz, herkes aslanlar gibi çıkıp politika öğretecek. Olayı basite indirgersek, kaybetmeye mahkûm oluruz. Siyaset sık ağaçları bol bir ormanda yapılır. Orada yaşayan herkes payına düşeni, gücü ve emeğinin karşılığı olarak alır. Yine Demirci’ye özgü bir özdeyişle sana hatırlatmak istiyorum. Oralarda derler ki; “Eşek eşeği ödünç kaşır.” Eğer yöre böyle diyorsa kimseye, kaşımak için, ya da kaşıtmak için fırsat vermeyeceksin. Mehmet Efe’nin kendi kişisel gayreti ile ancak oyları arttırırız. Ama birinci parti olmamız için daha fazla gayret gerekir. Mehmet Efe yılların politikacısı örgütsel eksiklikleri gidermek de oyu arttırmak da onun görevi ama bu tek başına yapılamaz. Efenin örgütünü çok iyi oluşturması lazım.

Kimse Duymasın
Tüm Hakları Saklıdır.

Top