Kimse Duymasın

SON DAKİKA

EKONOMİ
İhracatçıların İEF mesaisi yoğunduİhracatçıların İEF mesaisi yoğundu

84. İzmir Enternasyonal Fuarı nedeniyle İzmir’e gelen yabancı ülke bakanlarını ağırlayan Ege İhracatçı Birlikleri, Türkiye’nin ihracatını arttırmak için Ege Bölgesi’nin avantajlarını tanıttı. İlk olarak, Namibya Sanayileşme, Ticaret ve KOBİ Gelişimi Bakan Yardımcısı Pieter Van Der Walt ile bir araya gelen Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Sabri Ünlütürk, daha sonra Sudan Ticaret Bakanı Elsadig Mohammed Ali ve Bosna Hersek Dış Ticaret ve Ekonomik İlişkiler Bakanı Mirko Şaroviç ile bir araya geldi. Ege İhracatçı Birlikleri bünyesinde 12 ihracatçı birliğinde, 8 bin ihracatçının faaliyet gösterdiğini, Ege Bölgesi’nin yıllık 20 milyar dolar ihracat potansiyeline sahip olduğunu belirten EİB Koordinatör Başkanı Sabri Ünlütürk, hazırgiyim, demir çelik, tütün, maden ve doğaltaş, gıda, kimya sektörleri başta olmak üzere Ege Bölgesi’nin tarih boyunca ihracatçı yönünün ağır bastığını ifade etti ve Namibya, Sudan ve Bosna Hersek ile ticari ilişkilerini geliştirmeyi arzu ettiklerini söyledi. Namibya’nın coğrafi ve iklim yapısının Türkiye’ye benzediğini kaydeden Namibya Sanayileşme, Ticaret ve KOBİ Gelişimi Bakan Yardımcısı Pieter Van Der Walt, bağımsızlığını 25 yıl önce kazanan Namibya’nın ekonomisinde özellikle enerji ve tarım sektörlerinin geliştirilecek çok noktaları olduğunu, bu sektörler için Türk yatırımcıları ülkelerine davet ettiklerini ifade etti. Namibya’ya büyük bir liman inşa ederek ülkelerini Afrika’nın ekonomik bir merkezi haline getirmek istediklerini anlatan Walt, “Namibya’da şu an demokratik bir yönetim var, barışçıl bir ortam mevcut. Bu ortam yabancı iş adamları için son derece cazip. Çin'le serbest ticaret anlaşması yaptık. Türk yatırımcıları da ülkemize bekliyoruz” diye konuştu. Sudan ile Türkiye’nin gelişen ticari ilişkilerinden memnuniyet duyduklarını dile getiren Sudan Ticaret Bakanı Elsadig Mohammed Ali, Türkiye ve Sudan arasında gerçekleştirilecek ikili iş görüşmeleri ve ticaret heyetlerinin ticaret ilişkilerimizi geliştireceğine inandığı anlattı. Türk İşadamlarının Sudan’a gerçekleştirecekleri seyahetlerde İstanbul Ticaret Ataşeliklerinin her türlü yardımda bulunacağını vurgulayan Ali, “Özellikle Tekstil ve deri işleme, tabakhane konusunda büyük bir iş gücü potansiyelimiz var. Yatırım yapacak işadamları için uygun bir iş ortamı sunuyoruz. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin Sudan’a ziyaretlerinde Türkiye ile Sudan arasında Serbest Ticaret Anlaşması imzalanması konusunda belli bir noktaya geldik. Anlaşma çok yakın bir tarihte imzalanak” şeklinde konuştu. Bosna Hersek – Türkiye arasındaki dış ticaret hacminin 500 milyon dolar seviyesinde olduğunu belirten Bosna Hersek Dış Ticaret ve Ekonomik İlişkiler Bakanı Mirko Şaroviç, bu rakamı arttırmak istediklerini, iki ülke arasında dış ticaret hacmini arttıracak potansiyel ve isteği iki tarafta da gördüklerini ifade etti. Bosna Hersek’in yaş meyve sebze ithalatını Yunanistan’dan yaptığını dillendiren Şaroviç, yaş meyve sebze ithalatlarını Türkiye’den yapmak istediklerini, buna karşılık Türkiye’ye et ve et ürünleri ihraç etmek istediklerini kaydetti. 2015 yılının son çeyreğinde Bosna Hersek’in ev sahipliği yapacağı Sırbistan-Bosna Hersek-Türkiye ekonomi bakanlarının katılımıyla bir zirve ve zirveyle eş zamanlı iş adamlarının katılacağı ikili görüşmeler organize edileceğini de dile getiren Şaroviç, bu organizasyona Ege İhracatçı Birlikleri üyelerini de davet edeceklerini sözlerine ekledi.

Ekonomi de, demokrasi de sınıfta kaldıEkonomi de, demokrasi de sınıfta kaldı

Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar, ekonomi, siyaset ve terör boyutlarında yaşanan olumsuz gelişmeleri değerlendirdi. Siyasetin varlık nedeninin aksine çözüm değil, sorun üretir hale geldiğini ifade eden Yorgancılar, ekonomik boyuttan bakıldığında; en büyük bedeli yine reel sektörün ödeyeceği, işsizliğin artacağı, hem vatandaşlar hem de şirketler aşırı borçlu olduğu için ekonomik olduğu kadar sosyal maliyetlerle birlikte hem kur, hem de faizlerdeki artışın getireceği ilave yükün çok büyük olacağı bir dönemin bizleri beklediğine dikkat çekti. Yorgancılar, “Bu nedenle siyaset kurumu tarihi bir sorumluluk ile karşı karşıyadır. İdeolojik farklılıkların değil, ortak paydaların yani insanın, yani huzur ve kardeşliğin yani bu güzel ve yalnız ülkemizin yarınlarının ön plana çıkarılması gerekmektedir. Bu nedenle yeni bir seçimle 1 Kasım olarak belirlenen sürecin ve sonrasındaki sürecin ülke menfaatleri doğrultusunda yönetilmesi en büyük beklentimizdir” dedi. Türkiye’nin düşük tasarruf oranı, bilim ve teknoloji alanında oldukça geride kalması, yetersiz ve niteliksiz eğitim, dış girdi ve kaynak bağımlılığı gibi yapısal ekonomik sorunları derinleşmiş bir ülke olduğunu belirten Ender Yorgancılar, “Küresel likidite bolluğunun sağladığı imkanlarla ülkeye gelen sıcak paranın yarattığı düşük reel kur ile gelişmişlik ve gelir düzeyimizin ötesinde tüketim yapabildik. Bu süreçte devlet özelleştirmeler ve borçlanma yoluyla elde ettiği kaynakları yeterince etkin kullanamadı. Özel sektörümüz yüksek faiz ile içeriden borçlanmak yerine daha çok düşük faizle döviz cinsinden dışarıdan borçlandı. Yanlış faiz ve kur politikaları nedeniyle yerli yerine ithal girdi kullanmak zorunda kalması özel kesimin dış borçlanmasını körükledi. Aldığımız borçları da üretken sanayi yatırımlarına değil daha çok konut, rezidans, AVM inşaatında kullandık. Reel sektörü cezalandıran, arazi ve finansal rantları ön plana çıkarak sürdürülmesi mümkün olmayan büyüme yolu izledik” diye konuştu. Tüm bunların sonunda bugün vatandaşların bankalara 377 milyar TL tüketici kredisi borcu bulunduğunu, firmaların ise ülke bankalarına 1 trilyon 36 milyar TL ticari kredi, yaklaşık 280 milyar dolar da dış borcu bulunduğunu vurgulayan Yorgancılar, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Devletin ise 430 milyar TL iç, yaklaşık 114 milyar dolar dış borcu var. Döviz borcu olanların kur artışları, TL borçlarını çevirecek olanların da artacak faizler nedeniyle çok ciddi ilave maliyetlerle karşılaşması kaçınılmazdır. Kısacası tüm ekonomik birimler borçludur. Ekonomimiz içsel dinamikleri itibariyle böylesi bıçak sırtı bir durumda bulunurken dışsal-küresel dinamikler de tersine dönmeye başlamıştır. Nitekim küresel likidite bolluğunda da sonbahara gelinmiş, ucuz ve yeterli dış kaynağa ulaşmanın mümkün görünmediği bir konjonktüre girilmiş, ayrıca adeta küresel kur savaşları dönemi gelmiştir.” Suriye ve Irak'ta devam eden çatışmaların Türkiye'ye de yansıdığını, bu bölgeden Türkiye'ye terör ve belirsizlik aktığını kaydeden Yorgancılar, bu bölgeden daha uzun yıllar kaos ithal edeceğimizin belirginleşmesinin ise yarınlara ümitle bakmamızı zorlaştırdığını söyledi. EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Yorgancılar şu görüşleri dile getirdi: “Dünya ve Türkiye'deki olumsuz ekonomik iklim eşanlı olarak kötüye giderken, ülke olarak adeta ateş çemberinin ortasında kalmışken, siyasetçilerimiz bir eksikliği daha tamamladı ve bu kaotik sürece siyasi belirsizliği ekledi. Zira görüntü olarak demokrasi pratiğinde sınıfta kaldığımız, demokrasinin uzlaşma rejimi olduğunu öğrenemediğimiz ortaya çıkmıştır. Böylece varlık nedeninin aksine siyaset; çözüm değil sorun üretir hale geldi. Bu ortamda birden yoğunlaşan terör eylemleri ve her gün evlere ve gönüllere düşen şehit ateşleri de acımızı ve ümitsizliğimizi derinleştirdi. Bu koşullarda bizler; hangi partiden olursa olsun siyasetçilerin daha sorumlu ve bilge olarak davranmalarını bekliyor, yangın yerine dönen memleketin bir de seçim tartışmaları ve bunun getireceği kamplaşma ortamına atılmamasını diliyoruz.”

Fitch'ten İzmir'e geçer not...Fitch'ten İzmir'e geçer not...

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, döviz kurlarının aşırı hareketlendiği şu günlerde yeni kredi analiz raporu daha yayınladı. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin finans durumunu değerlendiren Fitch, "Belediye'nin 2015-17 döneminde cari dengesinin sağlam kalmaya devam edeceği ve yatırım harcamalarının tamamını karşılayacağı" tahmininde bulundu. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin 'AA+' olan ulusal uzun vadeli kredi notu ile 'Yatırım yapılabilir' düzeyindeki yerel ve yabancı para cinsinden uzun vadeli kredi notu (BBB) teyit edildi. Dünyaca ünlü kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, İzmir Büyükşehir Belediyesi kredi notuyla ilgili Haziran ayında yaptığı açıklama ardından, piyasaların aşırı hareketli olduğu şu günlerde, 21 Ağustos Cuma akşamı yeni kredi analiz raporu daha yayınladı. Fitch'in bu son raporunda, olumsuz iç ve dış ekonomik koşullara rağmen İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin güçlü mali yapısını bir kez daha onaylandı. İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin faaliyet marjları ve varlıklı ekonomisi ile güçlü olmayı sürdürdüğü belirtilen Fitch'in açıklamasında, faaliyet dengesinin 2015-2017 yıllarındaki faaliyet gelirlerinin yüzde 60'ı civarında 'Güçlü seviyelerde' kalması beklendiği ifade edilerek, yine güçlü faaliyet performansı sayesinde İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin borç servislerini 'Rahatlıkla karşılayabilecek kapasitede' olduğu kaydedildi. Derecelendirme kuruluşu, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin 2015-17 döneminde cari dengesinin sağlam kalmaya devam edeceği ve söz konusu dönemde Belediye'nin yatırım harcamalarının tamamını karşılayacağı tahmininde de bulundu. Açıklamada, İzmir'in büyük yatırımlar için yeni borçlanmalar yaptığı, borç portföy hareketinin çok uluslu ve uzun vadeli olmasının ise borç profili için hafifletici etkisi olduğunun altı çizildi. Fitch, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin 2014 yılındaki cari dengesinin 'Sermaye harcamalarının yüzde 97'sini karşıladığını' da kaydetti. Bu raporu değerlendiren İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, şöyle dedi: "Olumsuz iç ve dış ekonomik koşullara ve buna bağlı olarak finansal piyasalardaki dalgalanmalara rağmen; şeffaf, istikrarlı ve tedbirli mali yapımızı yatırımlarla birlikte güçlenerek sürdürüyoruz. Bizim çok iyi bildiğimiz bu durum, Fitch'ten gelen 'Yatırım yapılabilir' notuyla bir kez teyit edildi. Ulusal ve küresel finans sistemi ve ekonomiyle ilgili gelişmeler, mutlaka kentimizi de az ya da çok etkileyecek. Belediyemizi bu gelişmelerden azami şekilde korumaya çalışmak, varsa fırsatlardan istifade etmek, iç veya dış piyasadan gelebilecek her türlü olumsuz şok karşısında ekonomimizin hasara uğramamasını sağlamak, bizim hassasiyetlerimizin başında geliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak, ulusal ve küresel gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz."

Japonlara orkinos, levrek ve çipura ziyareti Japonlara orkinos, levrek ve çipura ziyareti

Dünya’da en çok su ürünleri tüketen Japonların balık sevgisi Su Ürünleri Tanıtım Grubu’nun iştahını kabartıyor. Yıllık 14 milyar dolar su ürünleri ithalatı yapan Japonya’ya Türkiye’nin su ürünleri ihracatını arttırmak isteyen STG, 19-21 Ağustos 2015 tarihlerinde düzenlenen 17. Japonya Uluslararası Su Ürünleri ve Teknolojisi Fuarı’na ikinci kez katılarak Türk su ürünlerinin tanıtımını yaptı. FAO verilerine göre, Japonya’nın yıllık kişi başı 54 kg’lık su ürünleri tüketimiyle dünyada en yüksek su ürünleri tüketen ülke olduğuna dikkati çeken Su Ürünleri Tanıtım Grubu Başkanı Melih İşliel, Japonya’nın yıllık 4.265.654 ton üretimine rağmen 14 milyar dolar karşılığı 4 milyon ton civarında su ürünleri ithal ettiğini, bu ithalatta Türkiye’nin payını arttırmak için çaba gösterdiklerini söyledi. Dünya’nın üçüncü büyük su ürünleri üreticisi olan Japonya’nın kendi üretimin tüketimini karşılamadığını anlatan İşliel, “Japonya dünya su ürünleri ithalatında yüzde 15’lik paya sahip. Deniz ürünleri, Japon tüketicilerin en önemli besin kaynağı, Japonya’da su ürünlerine olan talep, geleneksel beslenme alışkanlıkları sebebiyle oldukça yüksek seviyede, tipik geleneksel bir Japon sofrası, taze balık, sebze ve meyvelerden oluşuyor. Japonya, ülkemizden genelde taze/soğutulmuş fileto olarak mavi yüzgeçli orkinos ithal ediyor” diye konuştu. Japon tüketicilerin yüksek kaliteli ürün talebi ve pazarda iş yapabilme güçlükleri açısından Japonya’nın, zor bir pazar özelliği taşıdığına dikkati çeken İşliel şöyle devam etti: “Japonya, gıda ürünleri ihtiyacının büyük çoğunluğunu ithalat yoluyla karşılıyor. En yüksek ithalat değerine sahip orkinosun tüketim şekli pişmişten ziyade, sashimi (dilimlenmiş çiğ balık) veya sushi şeklindedir. Balıklar, genelde toptancı pazarları aracılığıyla temin edilmektedir. Japonya’da yaklaşık bin adet balık pazarı faaliyet gösteriyor. Orkinos dışındaki çeşitlerde de Japonya’ya yönelik ihracat stratejisinin geliştirilmesi, ihracatımızda ürün çeşitlendirmesi bakımından önem arz ediyor. Japonlar geleneksel olarak daha çok taze balık tüketiyorlar ve kırmızı renkli balıkları tercih ediyorlar.” Biz de STG standında üç yerel aşçıyla hem orkinostan, hem levrekten yapılan suşi/sashimi yanında değişik soslarla pişirilen levrek, çipura gibi balıklarımızdan 3 bin kişiye ikram ettik.” Daha sonra söz alan Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı ve STG Yönetim Kurulu Üyesi Sinan Kızıltan, Türkiye'de orkinosa yönelik büyük yatırımlar yapıldığını, ülkemizden Japonya’ya 2014 yılında 3 bin 446 ton su ürünleri ihracatı karşılığı 54 milyon 307 bin dolar döviz elde ettiğini, bu ihracatın yüzde 93’lük dilimini mavi yüzgeçli orkinos ihracatı oluşturduğunu ifade etti. 2015 yılı Ocak-Temmuz döneminde Japonya’ya Türkiye’den su ürünleri ihracatının 20 milyon dolara ulaştığını anlatan Kızıltan, “Bu ihracatında yüzde 99'luk kısmını orkinos ihracatı oluşturdu. Japonya Uluslararası Su Ürünleri ve Teknolojisi Fuarı’nda Ülkemiz denizlerinde yetişen orkinos başta olmak üzere levrek ve çipurayı 3 Japon şefin çeşit çeşit soslarıyla yaptıkları lezzetleri Japonlara sunduk. STG standı fuarda en çok ilgi gören stantlardan biri oldu” diye konuştu. 13 ülkeden 1.200’ün üzerinde firmanın katıldığı 15. Japonya Uluslararası Su Ürünleri ve Teknolojisi Fuarı’na Türkiye’den Su Ürünleri Tanıtım Grubu dışında, KLC Gıda Ürünleri İth. İhr. ve Tic. A.Ş. ve AGROMEY Gıda Yem San. Tic. A.Ş. stant ile katılırken, Özer Fish-İlker Özer firması ise ziyaretçi olarak fuarda yerlerini aldı. Fuarda, STG’yi STG Yönetim Kurulu Başkanı Melih İşliel, STG Yönetim Kurulu Üyeleri Sinan Kızıltan, M. Taner Ciğer, İsmail Aksoy, Abdülkadir Yeniçıkan ve Ege İhracatçı Birlikleri Şefi Serap Ünal’dan oluşan heyet temsil etti. STG standını, Türkiye’nin Tokyo Ticaret Müşaviri S. Mete Özbalaban’da ziyaret etti.

Balıkçı da tüketici de av yasağının sonunu bekliyor…Balıkçı da tüketici de av yasağının sonunu bekliyor…

Balıkçılar, 1 Eylül’de av yasağının kalkmasıyla başlayacak yeni sezon için son hazırlıklarını yapıyor. Son 51 yılın en sert kışının yaşandığı geçen yılzor bir av sezonu geçiren balıkçılar, bu yıl verimli bir sezon geçirmeyi ümit ediyor. Balıkçılar, denizdeki ilk işaretlere göre sezonun bereketli geçeceğini ifade ediyor. Artan kırmızı et ve tavuk eti fiyatından eli yanan tüketiciler de balığın tezgahta yerini almasını bekliyor. İMEAK Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Öztürk, denize açılmak üzere son hazırlıklarını yapan balıkçılara bereketli ve bol kazançlı bir sezon diledi. Balıkçıların bu sezon denize ‘Vira Bismillah’ diyerek umutlu bir başlangıç yapmak istediğini belirten Öztürk, “Aldığımız ilk bilgilere göre geçen sezona göre palamut çok. İstavrit vesardalya biraz az görünüyor ancakhava şartları iyi gidiyor. Umarız balığın bol olduğu bir sezon yaşarız. Balığın tezgaha inmesi ile beraber halkımız da uygun fiyata balık tüketebilecek. Sağlıklı bir nesil yetişmesi için daha fazla balık yememiz gerekiyor. İnşallah bu sene hem balıkçının hem vatandaşın yüzü güler” dedi. Balıkçılığın en büyük sıkıntılarından birinin kaçak avcılık olduğunu dile getiren Öztürk, ekmeğini denizden çıkaran balıkçıların denizlere sahip çıkmasını istedi. Geçen sezon son 51 yılın en soğuk kışının yaşandığını hatırlatan Öztürk, denize çıkamayan balıkçının banka kredilerini ödemekte zorlandığını söyledi. Karadeniz, Marmara ve Ege’de doğrudan ve dolaylı olarak yüzbinlerce kişinin geçimini denizden sağladığını vurgulayan Öztürk, devletin su ürünleri avcılığı kooperatifleri başta olmak üzere balıkçılık sektörünü desteklemesi gerektiğini ifade etti. Yeni sezona umutlu hazırlanan balıkçılar da en büyük endişenin yunus ve orkinos popülasyonundaki artış olduğunu vurguluyor. Kuşadası Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Ahmet Susam, bereketli bir sezon umut ettiklerini belirterek, “Hazırlıkları tamamlayıp denize açılacağız. Yakaladığımız balığı bir an önce değerlendirmek istiyoruz. Ancak yunuslar ve orkinoslar sıkıntı veriyor. Yunuslar sürüyü bozuyor, balıkları yemese dahi lambalara zarar veriyor. Bu konuda önlem alınmasını bekliyoruz” diye konuştu.İzmir Balık Avcıları Su Ürünleri Kooperatifi Başkanları’ndan Reşat Yıldırım ise, bereketli bir sezon için av yasaklarına uyulmasını istedi. Kaçak avcılık yapanların sektöre zarar verdiğini belirten Yıldırım, geçtiğimiz yıllarda Ziraat Bankası’ndan kredi kullanan büyük teknelerin zor durumda olduğunu, bu konuda destek istediklerini söyledi.

ZZTK, EXPO Milano’ya damgasını vurduZZTK, EXPO Milano’ya damgasını vurdu

Türk zeytin ve zeytinyağının dünya genelinde tanıtımını yapan ve Türkiye’nin zeytin ve zeytinyağı ihracatını arttırmayı hedefleyen Zeytin ve Zeytinyağı Tanıtım Komitesi (ZZTK) tanıtım halkasına EXPO 2015 Milano’yu da ekledi. 15 Ağustos'ta EXPO 2015 Milano’da Türkiye pavyonunda tanıtım etkinliklerine başlayan ZZTK, 31 Ağustos'a kadar 15 gün boyunca Türk zeytin ve zeytinyağını ziyaretçilere tattırarak tanıtmaya devam edecek. Günde yaklaşık 200 bin kişinin ziyaret ettiği EXPO Milano fuarındaki ZZTK standında, İtalyanların yanı sıra Dünyanın dört bir yanından ziyaretçilere Türk zeytin ve zeytinyağı tadımı yaptırılıyor. İtalya’nın dünya zeytin ve zeytinyağı piyasasında İspanya ile birlikte zirvede yer aldığını belirten ZZTK Başkanı M. Kadri Gündeş, EXPO Milano’da İtalyan, İspanyol zeytin ve zeytinyağlarının yanında Türk zeytinyağının tanıtımını gerçekleştirdiklerini, zeytin ağacının anayurdunun Anadolu olduğunu tüm dünyaya anlattıklarını kaydetti. Yeryüzünde bilinen en eski (M.Ö. 6. yüzyıl) zeytinyağı üretim işliği Klazomenai’nin İzmir – Urla’da bulunduğuna işaret eden Gündeş şöyle devam etti: “Klazomenai işliği zeytinyağının Anayurdunun Anadolu olduğunu gösteriyor. Bunu destekler nitelikteki Türkiye'de türünün ilk örneği olan ve Çanakkale'de 2001'den beri yerli yabancı onbinlerce ziyaretçiyi ağırlayan Adatepe Zeytinyağı Müzesini ve Kuşadası'nda 2011 yılında ziyarete açılan, Avrupa'nın en büyük zeytinyağı müzelerinden Oleatrium Zeytinyağı Müzesini tanıtıcı videolar ZZTK standında gösterildi. Ayrıca, ZZTK standına uğrayan ziyaretçilere promosyon anahtarlıklar ve Türk zeytin ve zeytinyağını tanıtıcı bilgiler içeren broşürler dağıtıldı.” Türkiye’nin 2023 yılında 1 milyon 200 bin ton sofralık zeytin rekoltesiyle dünya liderliğini, 650 bin ton zeytinyağı üretimiyle ise dünya ikinciliğini hedeflediğini dile getiren Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Emre Uygun ise; “Türkiye’de yakın geçmişte dikilen zeytin ağaçlarının veriminin artması ile birlikte artacak olan zeytin ve zeytinyağının katma değere dönüşmesi ve dünya pazarlarında yer bulabilmesi için tanıtım çalışmalarımızı kesintisiz sürdürüyoruz. EXPO Milano bu anlamda çok doğru bir kulvar. EXPO Milano’nun ana teması “Dünyayı Beslemek ve Yaşam için Enerji” olduğu için adeta zeytinyağını tarif ediyor. EXPO Milano’da Türk zeytin ve zeytinyağının tanıtımı için özel stant hazırlattık, özel tanıtım ve aktivitelerle en çok ziyaretçi alan stantlardan biri olduk. Bizim açımızdan çok başarılı bir tanıtım etkinliği oldu” diye konuştu.

Domateste fiyat dibe vurdu!..Domateste fiyat dibe vurdu!..

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, salçalık domateste fiyatın dibe vurduğunu ve üreticinin mağdur olduğunu belirtti. Bayraktar yaptığı açıklamada, Türkiye'de 2014 yılı itibarıyla toplam domatesüretiminin 11 milyon 850 bin ton olduğunu, rakamın bu yıl yüzde 5,5 artışla 12 milyon 500 bin tona ulaşmasının beklendiğini ifade etti. Toplam domates üretiminin yüzde 67'sini sofralık, yüzde 33'ünü ise salçalık domatesin oluşturduğuna işaret eden Bayraktar, ülke ekonomisinde yaş sebze ve meyve içinde domatesin hem ihracatta hem de üretimde öne çıktığını kaydetti. Domatesin de içinde yer aldığı sebze işleme sanayisinde sektörde kurulu işletmelerin büyük bir kısmının özel sektöre ait anonim şirketler olduğuna dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti: "Salçalık domates üretimi de bu firmalar tarafından yapılan sözleşmeli üretim kapsamında üreticilerimizce gerçekleştirilmektedir. Ancak bugün gelinen noktada salçalık domates üretimi yapan üreticilerimiz firmaların uyguladıkları alım politikaları yüzünden düşük fiyat nedeniyle mağdur olmaktadır. Yapılan sözleşmede 1 kilogram salçalık domatesin alım fiyatı 25 kuruş olarak belirlenmesine rağmen, firmalar fiyatı 12-13 kuruşa kadar indirdi. Bu, üreticinin emeğine saygısızlıktır, fırsatçılıktır. Firmalar tarafından 'Sözleşmeli Üretim İle İlgili Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik' hükümlerine de aykırı hareket edilmektedir. Ziraat Odalarımız bu haksızlığı yargıya taşıyacaktır. Sanayici fiyatı düşürmek için, fire oranlarını yüksek göstererek üreticimizin mukaddes emeğini gasbetmektedir." Firmaların üreticilere verdikleri avans miktarına denk gelecek tutardaki ürünü aldığını belirten Bayraktar "Ürünün alınması için gerekli nakliye aracının sözleşme gereğince üreticiye göndermesi gerekirken 'araç yok' gibi gerekçelerle ürün almamakta, üreticilerimizi ürünü ile baş başa bırakmaktadır" ifadelerini kullandı. Firmaların, sözleşme yaptığı üreticinin ürün almayıp, sözleşmesi olmayan üreticiden daha düşük fiyatla ürün aldığını ifade eden Bayraktar, sözleşmelerin tek taraflı hazırlanmasının önlenmesi, üreticilerimizin hak ve menfaatlerinin korunması bakımından sözleşmelerin Ziraat Odaları marifetiyle yapılması gerektiğini vurguladı. Üreticilerin kendi ürettiği üründe söz sahibi olabilmesi, sahip oldukları hakları etkin bir şekilde kullanabilmesinin ancak örgütlenmeyle mümkün olduğuna işaret eden Bayraktar, Tarımsal Üretici Birliklerine gerekli kaynak aktarılarak finansman bakımından güçlendirilmesi, birliklerin bu şekilde fonksiyonel hale getirilerek bir müdahale kurumu gibi çalışmalarının sağlanması gerektiğini kaydetti.

Mustafa Kemal Sahil Bulvarı'na güneş enerjili aydınlatma...Mustafa Kemal Sahil Bulvarı'na güneş enerjili aydınlatma...

Mustafa Kemal Sahil Bulvarı'na güneş enerjisiyle çalışan aydınlatma direklerinin montajına başlayan İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu uygulamayı kent merkezindeki park ve yeşil alanlarda da yaygınlaştıracak. Daha yaşanabilir ve sürdürülebilir kent hedefi doğrultusunda önemli adımlar atan İzmir Büyükşehir Belediyesi, yeni bir çevreci uygulamaya daha başladı. Mustafa Kemal Sahil Bulvarı'nın aydınlatma olmayan kara tarafındaki bölümlerinde kalan kaldırım, park, yeşil alanlar, orta refüjler ve otoparklara güneş enerjisi ile çalışan fotovoltaik panelli aydınlatma armatürleri ve direkleri monte ediliyor. Hem çevreci hem de tasarruflu olan bu uygulamayı kent genelindeki yeşil alanlara yaymak için de çalışmalar gerçekleştiren İzmir Büyükşehir Belediyesi, Mustafa Kemal Sahil Bulvarı'nda şimdiye kadar 70 adet direk montajı gerçekleştirdi. Söz konusu güzergah üzerinde toplam 600 adet temiz enerji ile çalışan armatür ve direk montajı yapılacak. Böylece hızlı, pratik, ekonomik bir şekilde; altyapı, kablo kazıları, döşeme çalışması yapılmadan ve çevreye rahatsızlık vermeden bulvar aydınlatılmış olacak. Çevreci ve ekonomik bir uygulama olan "yenilenibilir enerji" ile aydınlatma, İzmir genelindeki park ve yeşil alanlarda da yaygınlaştırılacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, aynı uygulamayı daha önce Karşıyaka Naldöken kavşak refüjünde gerçekleştirmişti.

Kayısının üretim merkezi Malatya, ihracat merkezi İzmirKayısının üretim merkezi Malatya, ihracat merkezi İzmir

Kuru kayısı ihracatını stoktaki ürünler kurtardı. Türkiye, 01 Ağustos 2014 – 31 Temmuz 2015 tarihleri arasındaki 2014/15 sezonunda 8 bin 120 ton’luk kuru kayısı rekoltesine rağmen, 50 bin 782 ton kuru kayısı ihraç etti. İhracatçılar, 2014/15 sezonunda Türkiye’nin bir önceki sezondan kalan kuru kayısı stoklarını eritti ve 298 milyon 7 bin dolar dövizi ülkemize kazandırdı. İhracatta, ilk üç ülke Fransa, İngiltere ve Almanya oldu. Türkiye, tarihinin en düşük kuru kayısı rekoltesiyle girdiği 2014/15 sezonunda, 41 bin 731 ton bütün kuru kayısı, 3 bin 695 ton endüstriyel kuru kayısı ve 5 bin 356 ton kesilmiş kuru kayısı olmak üzere 50 bin 782 ton kuru kayısı ihraç etti. Türkiye’nin kuru kayısıda iç tüketimi ise 10 bin ton civarında tahmin ediliyor. Türkiye, 2013/14 sezonunda 111 bin 537 ton kuru kayısı ihraç etmiş, buna karşılık 339 milyon 972 bin dolar döviz geliri elde etmişti. İngiltere, 55 milyon 564 bin dolarlık tutarla birinci ülke olurken, Almanya 33 milyon 72 bin dolarlık kuru kayısı ihracatı ile ikinci sırada yer almıştı. Fransa ise 27 milyon 422 bin dolarlık ihracatla üçüncü ülke olmuştu. 8 bin 120 ton olarak açıklanan 2014/15 sezonu kuru kayısı rekoltesinin Türkiye’nin tarihindeki en düşük rekolte olduğunu belirten Türkiye Kuru Meyve İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Osman Öz, rekoltenin açıklanan rakamdan daha iyi gerçekleşmiş olmakla birlikte, geçen sezondan kalan 50-60 bin ton arası kuru kayısının sektörün can simidi olduğunu, bu sayede Türkiye’nin kuru kayısı ihracatını sürdürebildiğini ifade etti. 2015/16 sezonu kuru kayısı rekoltesinin 84 bin 500 ton olarak öngörüldüğüne işaret eden Öz, “Türkiye’nin elinde geçen sezondan kalan 5-6 bin ton civarında kuru kayısı stoku var. Geçen sezondan daha iyi ama yine de zor bir sezon olacak. Yeni rekolte ile birlikte 80 bin ton civarında bir ihracat hedefliyoruz” diye konuştu. Kuru kayısı üretiminde Malatya merkez konumunda. 2015/16 sezonunda 84 bin 500 ton olarak öngörülen kuru kayısı rekoltesinin 69 bin ton’u Malatya’da üretilecek. Kuru kayısı ihracatında ise İzmir öne çıkıyor. 2014/15 sezonunda Türkiye’nin gerçekleştirdiği 298 milyon 7 bin 494 dolarlık kuru kayısı ihracatının yüzde 47’lik dilimini oluşturan 140 milyon 120 bin 243 dolarlık kuru kayısı ihracatını Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği üyesi ihracatçılar yaptı. Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 77 milyon 968 bin 447 dolarlık kuru kayısı ihracatı kayda alırken, Akdeniz İhracatçı Birlikleri 60 milyon 483 bin dolar ile GAİB’i izledi. İstanbul Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği ise 41 milyon 732 bin dolarlık kuru kayısı ihracatı gerçekleştirdi.

İran, Türkleri yatırıma davet ediyorİran, Türkleri yatırıma davet ediyor

İran’a, uygulanan ambargonun kaldırılmasına yönelik en önemli adım olan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi`nin daimi üyeleri ABD, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa ve İngiltere ile Almanya`dan oluşan P5+1 ülkeleri ve İran arasındaki 14 Temmuz 2015 tarihli antlaşma Türk iş dünyasını harekete geçirdi. Ekonomi Bakan Yardımcısı Adnan Yıldırım Başkanlığı’ndaki Türk İş Heyeti, 8-11 Ağustos 2015 tarihleri arasında İran’ı ziyaret etti. Ziyarette İzmir’i, Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı Nurettin Tarakçıoğlu temsil etti. İran’da Türk heyetinin çok sıcak karşılandığını belirten Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Nurettin Tarakçıoğlu, İran’a ambargonun kaldırılması kararı sonrasında Türkiye’den yapılan ilk üst düzey ziyaret olması açısından hem Türk tarafı, hem de İran tarafı açısından tarihi bir ziyaret olduğunu kaydetti. İran’ın 80 milyonluk nüfusu, 400 milyar doları aşan gayri safi milli hasılası ve yaklaşık 35 yıldır ambargo nedeniyle tüketime aç bir konumda olması nedeniyle büyük fırsatlara gebe olduğuna işaret eden Tarakçıoğlu, “İran’ın 80 milyon nüfusunun yüzde 55’i 30 yaşının altında genç bir nüfusa sahip. Bütün sektörler açısından potansiyel tüketici konumundalar. Özellikle İran’da olmayan yeni teknoloji tabanlı sektörlere ilgi duyuyorlar” dedi. İran’ın yeniden yapılanma sürecine gireceğini anlatan EİB Koordinatör Başkan Yardımcısı Nurettin Tarakçıoğlu şöyle devam etti: “İran’da havaalanları, yollar, barajlar, limanlar inşa edilecek. İnşaat sektörü başta olmak üzere bir çok sektör İran’da yeni iş bağlantıları fırsatı yakalayacak.” Türkiye ile İran arasında 30 milyar dolar dış ticaret hacmi hedeflendiğini ifade eden Tarakçıoğlu, bu hedefe ulaşmak için iki tarafında istekli olduğuna şahit olduklarını söyledi. Tarakçıoğlu, Ege Bölgesi’ndeki gıda sektörü başta olmak üzere tüm sektörlerin İran pazarında önümüzdeki süreçte konumlarını güçlendirebilecekleri bir ortamın oluştuğunu, İran’da Türk sanayicilerinin yapacakları yatırımla sadece İran’da değil, tüm Ortadoğu pazarında pazar paylarını arttırabileceklerini sözlerine ekledi. Ekonomi Bakan Yardımcısı Adnan Yıldırım Başkanlığı’ndaki Türk Heyeti, İran İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Sayın Mahmud Vaizi Başkanlığı’ndaki İran Heyeti ile bir araya geldi. İran’da Türkiye’den sorumlu bakan olan Vaizi, Türk işadamlarını İran’da yatırıma davet etti. Türk Heyeti, İran’ın Türkiye Özel Temsilcisi ve Karma Ekonomik Komisyon Eş Başkanı olan İran İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanı Mahmud Vaizi dışında; İran Sanayi, Maden ve Ticaret Bakan Yardımcısı Valiollah Afkhami Rad; İran Yol ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Amir Amini ve İran Ticaret, Sanayi, Madenler ve Tarım Odaları Başkanı Mohsen Jalalpour ile görüşmeler gerçekleştirdi. İran’da düzenlenen en büyük ve önemli fuarlardan biri olan Tahran Confair 2015 Yapı ve Yapı Malzemeleri Fuarı’na Türkiye damgasını vurdu. Türkiye’nin 53 firma ile en büyük uluslar arası katılımcı ülke olduğu fuarı ziyaret eden Ekonomi Bakan Yardımcısı Adnan Yıldırım ve Türk Heyeti, Türkiye’den fuara katılan 53 firmanın stantlarını ziyaret etti. Ekonomi Bakan Yardımcısı Adnan Yıldırım Başkanlığı’ndaki İran Ticaret Heyetine, Türkiye – İran İş Konseyi Başkanı Rıza Eser, Türkiye – İran İş Konseyi Başkan Yardımcısı Osman Aksoy ve Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkan Yardımcısı Nurettin Tarakçıoğlu’nun yanı sıra Vestel Dış Ticaret A.Ş., Gübretaş, STFA İnşaat, Yüksel İnşaat, Eser Taahhüt, Cengiz İnşaat, Kalyon İnşaat firmaları yetkilileri ve Ekonomi Bakanlığı bürokratları katıldı.

Ege Bölgesi’nin ihracatının ithalatı karşılama oranı yüzde 104 olduEge Bölgesi’nin ihracatının ithalatı karşılama oranı yüzde 104 oldu

Türkiye’de ihracatın başlama noktası olan Ege Bölgesi, ihracatçı kimliğini koruyor. Ege Bölgesi’nden 2015 yılının ilk yarısında ihracat, ithalat rakamlarını geçti. Egeli ihracatçılar, 1 Ocak – 30 Haziran 2015 döneminde Türkiye’ye 8 milyar 102 milyon dolar döviz kazandırırken, Ege Bölgesi’nin ithalatı 7 milyar 755 milyon dolarda kaldı. Ege Bölgesi’nin ihracatının ithalatını karşılama oranı yüzde 104.4 oldu. Ege Bölgesi’nin 2015 yılının ilk yarısında dış ticaret hacmi 15 milyar 857 milyon dolar olarak istatistiklere geçti. Ege Bölgesi’nin 2014 yılı ilk yarısındaki dış ticaret hacmi ise 18 milyar 310 milyon dolar olmuştu. Ege Bölgesi’nin dış ticaret hacmi yüzde 13.3 daraldı. 2015 yılının ilk yarısında Türkiye, 106 milyar 746 milyon dolarlık ithalat yaparken, 73 milyar 512 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi ve ihracatının ithalatını karşılama oranı yüzde 66 olarak kayıtlara geçti. Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye İhracatçılar Meclisi verilerinden yapılan derlemeye göre, Ege Bölgesi’nde İzmir ve Uşak dış ticaret açığı verirken, Manisa, Denizli, Aydın, Balıkesir, Muğla, Afyon ve Kütahya dış ticaret fazlası veren iller oldu. Ege Bölgesi’nin dış ticarette lokomotifi olan İzmir, 2015 yılının Ocak – Haziran döneminde 2014 yılının aynı dönemine göre yüzde 18’lik gerilemeyle 4 milyar 121 milyon dolar ihracat yaparken, ithalatı ise yüzde 11’lik düşüşle 4 milyar 523 milyon dolar oldu. İzmir’in ihracatının ithalatını karşılama oranı yüzde 91.1 seviyesinde kaldı. İzmir’in dış ticaret hacmi 8 milyar 644 milyon dolar oldu ve Ege Bölgesi dış ticaret hacminin yüzde 55’ini tek başına gerçekleştirdi. Ege Bölgesi’nde dış ticaret rakamlarında İzmir’i Manisa izledi. Manisa 2015 yılının ilk yarısında 1 milyar 616 milyon dolar ithalat yaparken bu karşılık 1 milyar 697 milyon dolar dövizi ülkemize kazandırdı. Manisa’nın dış ticaret hacmi 3 milyar 313 milyon dolar olurken, ihracatının ithalatını karşılama oranı yüzde 105 oldu. Türkiye’de en fazla ihracat yapan iller sıralamasında ilk 10’un gediklisi Denizli, 2015 yılının Ocak – Haziran döneminde 1 milyar 171 milyon dolar ihracat yaparken, aynı dönemde 969 milyon dolar ithalat yaptı. Denizli’nin dış ticaret hacmi 2 milyar 140 milyon dolar olurken, Denizlili ihracatçılar her 100 dolarlık ithalata karşılık 120 dolar ihracat yapma başarısı gösterdi. TÜİK verilerine göre, 2015 yılının ilk yarısında Aydın, 320 milyon dolar ihracata karşılık, 139 milyon dolar ithalat yaptı. Aydın’ın ihracatının ithalatını karşılama oranı yüzde 230’a ulaştı. Balıkesir ise, 231 milyon dolar ithalata karşılık 271 milyon dolar ihracat yaptı ve ihracatının ithalatını karşılama oranı yüzde 117 oldu. Ege Bölgesi’nde 2015 yılının ilk yarısında ihracatını arttıran tek il konumundaki Muğla, 180 milyon dolar dışsatıma imza atarken, ithalatı 64 milyon dolarda kaldı. Muğla’nın ihracatının ithalatını karşılama oranı ise yüzde 280’e ulaştı. Ege Bölgesi illeri içerisinde Afyon yüzde 644 ihracatın ithalatı karşılama oranı ile rekor kırdı. Doğaltaş ve yumurta ağırlıklı 157 milyon dolar ihracat yapan Afyon, 24 milyon dolar ithalat ile Ege Bölgesi illeri içinde ithalatı en az il olarak da kayıtlara geçti. İzmir ile birlikte dış ticaret açığı veren Uşak 102 milyon dolar ihracata karşılık, 108 milyon dolar ithalat yaptı. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 94’te kaldı. Kütahya ise 80 milyon dolar ihracat, 78 milyon dolar ithalat rakamı ile Ege Bölgesi illeri içinde dış ticaret sıralamasında son sırada yer aldı. Ege Bölgesi’nin yüzyıllara dayanan ihracat tecrübesiyle ihracatçı kimliğinin her zaman ağır bastığını ifade eden Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Sabri Ünlütürk, Türkiye’nin ihracatının ithalatını karşılama oranının yüzde 66 seviyesinde olduğu süreçte, Ege Bölgesi’nin ihracatının ithalatını geçmesinden gurur ve mutluluk duyduklarını söyledi. Ege Bölgesi’nin geçtiğimiz yıllarda da dış ticaret fazlası verdiğini hatırlatan Ünlütürk, “Darısı Türkiye’nin başına diyoruz. İnovasyon, Ar-Ge, Tasarım ve Markalaşmaya yapılacak yatırımla Türkiye’nin de dış ticaret fazlası vermesi mümkün. İhracatımızda yüzde 4 seviyesinde olan ileri teknoloji ürünlerinin payını yüzde 25’e çıkarmayı, 1.6 dolar seviyesinde olan ortalama ihraç fiyatımızı 3 dolara yükseltmesi başarmayı hedefliyoruz. Bu hedefleri tutturduğumuzda dış ticaret açığımızı kapatabilir, dış ticaret fazlası veren ülke konumuna geçebiliriz” diye konuştu.

Su ürünleri sektöründe yetiştiricilik zirveye göz diktiSu ürünleri sektöründe yetiştiricilik zirveye göz dikti

Türkiye’de su ürünleri sektöründe kültür balıkçılığının payı her yıl artıyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2014 yılında Türkiye’de 537 bin 345 ton su ürünleri üretimi gerçekleştirildi. Kültür balıkçılığı ise 235 bin tonluk üretimle en büyük dilimi oluşturdu. Kültür balıkçılığını, 231 bin ton ile deniz balıkları, 35 bin ton ile diğer deniz balıkları, 36 bin ton ile iç su balıkları izledi. Su ürünleri sektöründe avcılık yoluyla elde edilen üretim yüzde 19 azalırken, yetiştiricilik yüzde 1 seviyesinde arttı. Avcılıkla yapılan üretim 302 bin 212 ton olurken, yetiştiricilik üretimi ise 235 bin 133 ton olarak gerçekleşti. Türkiye’de su ürünleri sektöründe kültür balıkçılığının payının yüzde 43.8 seviyesine ulaştığını belirten Su Ürünleri Tanıtım Grubu Başkanı Melih İşliel, 2023 yılında Türkiye’de su ürünleri üretiminde yetiştiriciliğin payının yüzde 50’yi geçmesini hedeflediklerini kaydetti. Özellikle 2000’li yılların başından itibaren Türkiye’nin su ürünleri yetiştiriciliğine büyük yatırımlar yaptığına değinen STG Başkanı İşliel, “Su ürünleri sektörünün geleceğini yetiştiricilikte görüyoruz. Türkiye’nin 1986 yılında 3 bin ton seviyesinde olan su ürünleri yetiştiriciliği sonraki yıllarda sürekli artarak 2000 yılında 79 bin tona ulaştı. Su ürünleri yetiştiriciliği 2000 yılı sonrasında Türkiye’de yapılan büyük yatırımlarla üretim artışını devam ettirdi ve 2014 yılı sonunda 235 bin tona ulaştı. Toplam su ürünleri üretimindeki payı yüzde 43.8 seviyesine ulaştı. Yetiştiricilik sayesinde doğadaki av baskısı azalıyor ve doğal stokların korunması da sağlanıyor” diye konuştu. Su ürünleri yetiştiriciliğinde iç sularda alabalık en fazla üretilen balık olurken, denizlerde ise levrek ilk sırada yer aldı. Levrek üretimini ise çipura izledi. Su ürünleri yetiştiriciliğindeki büyük artışın Türkiye’nin su ürünleri ihracatına da yansıdığına dikkati çeken Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan ise, Türkiye’nin 2000 yılında 59 milyon 655 bin dolar olan su ürünleri ihracatının sürekli artarak 2014 yılı sonunda 692 milyon 847 bin dolara ulaştığını, en büyük ihracat pazarımız olan Avrupa ülkelerinde daha sağlıklı olduğu için kültür balığının tercih edildiğini, 2023 yılı için sektörün ihracat hedefinin ise 1.5 milyar dolar olarak belirlediğini vurguladı. İhracatta Türkiye’nin gururu sektörlerin başında gelen su ürünleri sektörü, 2015 yılında ihracatını arttırmasına rağmen, Avro/Dolar paritesinde Avro aleyhine gelişen tablodan olumsuz etkilendi. 2015 yılının ilk yarısında ihracatlarını miktar bazında yüzde 8 arttırarak 59 bin 616 ton’a çıkardıklarını anlatan Kızıltan, “Su ürünleri ihracatımız, Avro bazında ise 248 milyon 114 bin Avro’dan yüzde 22’lik artışla 303 milyon 64 bin dolara yükseldi. İhracatımız dolar bazında ise 339 milyon dolar ile geçen yılki seviyesinde kaldı. Yılın ikinci yarısında Avro/Dolar paritesinin etkisinin azalacağını ve ihracatımızın dolar bazında da artıya geçeceğini umuyoruz” diye konuştu. Türkiye’nin su ürünleri ihracatını arttırmak ve iç tüketimi yükseltmek amacıyla 2008 yılında kurulan Su Ürünleri Tanıtım Grubu, ihracatı arttırmak için her yıl 15-20 arasında fuara katılırken, iç tüketimi arttırmak içinde okullarda balık-ekmek şenlikleri düzenliyor. Büyümeyi ve gelişmeyi kolaylaştıran, kemiklerin gelişmesine yardımcı olan, Omega 3 deposu, kalsiyum, demir, fosfor, iyot ve vitamin yönünden zengin, merkezi sinir sisteminin gelişimine yardım eden, zihinsel sağlığa olumlu etki eden, öğrenim başarısını, beyin gelişimini destekleyen, kan ve dolaşım sistemi konusunda koruyucu etkisi olan, algılama ve dikkat yetisini güçlendiren, kilonun sağlıklı düzeyde tutulmasına yardımcı olan balığın iç tüketimini arttırmak ve bu çalışmalar sonucunda iç tüketimin kişi başı 15 kg.’a çıkması amaçlanıyor.

İZKA'nın yakın takibindeler...İZKA'nın yakın takibindeler...

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kalkınma Ajansı’na proje sunan 4 kooperatifi yakın takibe aldı. Kınık, Bademler, Kuşçular ve Hıdırlık tarımsal kalkınma kooperatiflerinin projeleri İZKA’dan onay alırsa, Büyükşehir de devreye girerek finans desteği sağlayacak. Türkiye’de “sözleşmeli üretim” modelini uygulayan ilk yerel yönetim olan İzmir Büyükşehir Belediyesi, tarım kesimine verdiği destekleri çeşitlendirmeye devam ediyor. Üretici örgütleriyle alım garantili sözleşmeler imzalayan; ücretsiz meyve fidanı, sebze fidesi, arılı-arısız kovan, kıl keçisi-tekesi ve sakız koyunu-koçu dağıtan; bedelsiz toprak analizleri ve organik tarım destekleriyle kırsal kesime yol gösteren Büyükşehir Belediyesi, şimdilerde Türkiye'deki yeni bir modele öncülük etmeye hazırlanıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yeni uygulaması, İzmir Kalkınma Ajansı’nın Mali Destek programlarına proje başvurusunda bulunan tarımsal kalkınma kooperatiflerini kapsıyor. Bademler Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Kınık İlçesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Kuşçular Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi ve Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin İZKA’ya yolladığı projelerle yakından ilgilenen Büyükşehir Belediyesi, mali destek almaya hak kazanması halinde bu projelere finans, tesis ve ekipman desteği vermeyi planlıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yakından ilgilendiği projeler şunlar: Yarımada Çiçek Açıyor: S.S Bademler Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin yürüttüğü bu proje kapsamında, çiçek fidesi yetiştirmek için harç karma makinesi ve fide dikim makinesi satın alınacak. Süt Soğuk Zincirinin Mobilize Edilmesi: S.S Kınık İlçesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin bu projesi kapsamında, mobilize soğuk süt tankı ve slaj rulo makinesi satın alınacak. Çok Amaçlı Soğuk Hava Deposu: Projeyi Urla’daki S.S Kuşçular Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi yürütüyor. Seferihisar Yerel Üzümünün, Pekmez Üretimi İle Katma Değerinin Artırılması, Satış Pazarlama Olanaklarının Geliştirilmesi: S.S Hıdırlık Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin hazırladığı proje, pekmez üretim tesisinin kurulmasını öngörüyor.

Bayram öncesi üç müjde...Bayram öncesi üç müjde...

İşte müjdeler... 1 - Emeklilere zamlı maaşları bayramdan önce ödenecek 2 - Esnafın prim borcu dondurulacak 3 - Bayramda köprü ve otoyollar ücretsiz olacak Hükümetten Ramazan Bayramı öncesinde üç müjde birden geldi. Emeklilere zamlı maaşları bayramdan önce ödenecek. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, temmuz zamlı maaşlarının 14 Temmuz'da ödeneceğini belirterek, "SGK tarafından yapılan çalışmalar sonucu SSK- Bağkur emeklilerinden 5 milyon 125 bin kişinin 1 ile 100 TL arasında değişen tutarlarla bu artıştan yararlanacağı ortaya çıkmış bulunmaktadır. Aylık TÜFE zammı yüzde 4.76 tutarında olacak. Seyyanen zam ile birlikte en düşük SSK emeklisi işçi kardeşimize gerek Ocak 2015'teki yüzde 2.33'lük TÜFE gerek Temmuz'daki 4.76'lık TÜFE seyyanen zam ile birlikte en düşük SSK maaşında en düşük yüzde 9,2, SSK tarım aylığında yüzde 18.2, Bağkur esnaf aylığında yüzde 19.4, Bağkur tarım aylığında ise yüzde 23.7 oranında maaşlarında aylıklarında bir artış olacağını belirtmiş oluyorum" diye konuştu. Çelik'in verdiği bilgiye göre, 2 milyon 530 bin Bağ-Kur esnaf ve Bağ-Kur tarım emeklisinin aylıkları 14 Temmuz'da, 6 milyon 699 bin SSK işçi ve SSK tarım emeklisinin aylıkları ise tahsis numaralarının son rakamı tek olanlar için 15, çift olanlar için ise 16 Temmuz'da ödenecek. Çelik, Emekli Sandığı mensubu emeklilerin TÜFE farklarının da 1-5 Ağustos tarihleri arasında ödeneceğini söyledi. Memurlar da yüzde 3 toplu sözleşme zammı ve yüzde 1.76'lık enflasyon farkıyla birlikte zamlı maaşlarını 15 Temmuz'da alacak. Maaşlara 15 günlük de fark eklenecek. 1.3 milyon esnaf yararlanacak Bakan Çelik ayrıca tüm Emekli Sandığı, işçi, Bağ-Kur emeklilerine temmuz ayında yapılacak ödeme toplamının 13 milyar lira olduğunu bildirdi. Çelik, bir yıldan daha fazla prim borcu bulunan esnaf sayısının 1 milyon 300 bin olduğunu belirterek, "Bunlar 2 ay prim borcu olunca sağlıktan yararlanamıyorlardı. Bu vatandaşlarımızın borçları 31 Temmuz'da resen dondurulacak. Kurumumuzla irtibatlı olurlarsa ödeme durumları varsa ödeyeceklerini beyan etmeleri gerekiyor" dedi. Bu arada Ramazan Bayramı'nda köprü ve otoyolların ücretsiz kullanılabilmesine imkan tanıyan Bakanlar Kurulu Kararı, Resmi Gazete'de yayımlandı. Söz konusu karara göre, 16 Temmuz Perşembe saat 00.00'dan, 20 Temmuz Pazartesi saat 07.00'ye kadar otoyollar ve boğaz köprülerinden ücretsiz yararlanılabilecek. Belediyelerde de geçerli Karar kapsamında ayrıca, belediyeler ile bunların kurdukları birlik, müessese ve işletmelerce yürütülen toplu taşıma hizmetleri de 17 Temmuz Cuma saat 00.00'dan başlayarak, 19 Temmuz Pazar gece yarısına kadar ücretsiz veya indirimli olacak.

Kilosu 10 TL'nin altındaki tatlıya aman dikkat!..Kilosu 10 TL'nin altındaki tatlıya aman dikkat!..

İzmir Şekerciler ve Pastacılar Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Yapıcı, Ramazan Bayramı öncesi tatlı ve şeker alımının arttığını belirterek, merdiven altında üretilen, hijyensiz ortamlarda satılan ürünleri almamalarını söyledi. Özellikle baklavalarda hileye sıkça rastladıklarını belirten Yapıcı, "Yeşil fıstık yerine soya fasulyesini yeşile boyayla boyayarak, baklavanın içerisine yeşil fıstık görünümü vermek için öğütüp koyuyorlar. Bu mamullerle işportada ve merdiven altı üretim yapılan yerlerde karşılaştık. Şeker yerine glikoz kullanıyorlar bu da sağlığımızı bozuyor. Bu gibi yerlerden tahlil alma şansları da yok. Şikayet etsen gidiyorsun Tarım İl Müdürlüğü'ne tahlil almaya, adam yerinde yok zaten. Vatandaşlardan merdiven altında imalat yapılıp sarılan yerlerden, işportadan tatlı ve şeker almamalarını rica ediyorum. Buna çok iyi dikkat etmeleri gerekiyor dedi. Şekeri şekerciden tatlıyı tatlıcıdan almak gerektiğini vurgulayan Yapıcı, sokaktan geçen işportadan, sokakta açılan tezgahlardan tatlı ve şeker alınmaması gerektiğini söyledi. Kaliteli şeker ile kalitesiz şekeri ayıran en belirgin özelliğin fiyat olduğunu anlatan Yapıcı şunları söyledi: "7-8 TL'ye tatlı satılıyorsa bunlara çok iyi dikkat etmeleri lazım. Çünkü bir tatlının içine konan malzeme ile birlikte fiyatı otomatik olarak yükseliyor. 10 TL'nin altında satılan tatlıları kesinlikle almasınlar. Evine bir kilo alıyorsa yarım kilo alsın ama hijyenik olarak alsın, sağlığını dikkate alarak alsın. " Bayram öncesi alışverişe çıkan vatandaşlar da alacakları tatlı ve şekerlerin tatlarına bakıp güvenilirliğini kontrol ediyorlar. Ramazan tatlısı ile şekerini almaya gelen vatandaşlar ise şunları söyledi: "Bayram şekerlerinin tadına bakıyorum, içinin kalitesine bakıyorum. Bakmak zorundayım, sahte de olabiliyor biliyorsunuz. Kesemize uygun bakıyorum. Fiyatları gayet güzel zaten biliyorsunuz kaliteli mal her zaman için standardın üstünde oluyor ama ağız tadıyla bir şeyi yemek daha güzel."

6 Milyon Üniversitesi öğrencisine müjde...6 Milyon Üniversitesi öğrencisine müjde...

Hükümet, yeni projelerle işsizlere yeni iş fırsatları yaratmayı sürdürürken, 6 milyon üniversite öğrencisine de gün doğdu. Türkiye İş Kurumu, üniversite öğrencilerine deneyim kazandırmak ve gelir elde etmelerini sağlayan yeni bir projeyi yaşama geçirdi. Gençler, Türkiye'nin dört bir yanında bütün illerde çalışabilecekleri iş bulacak ve yaklaşık bin lira gelir elde edecek. İŞ-KUR Genel Müdürü Nusret Yazıcı, gençlerin deneyim kazanacakları bu program sayesinde daha kolay iş bulabileceklerini belirterek, "Mezun olduklarında iş tecrübeleri olacak. Genç işsizliğin azaltılması için önemsiyoruz" dedi. Bu yılın sonuna kadar yaklaşık 3 milyar lira bir maliyet öngörülen "üretim ve istihdama destek paketi" ile gençler için nitelikli istihdam imkanları yaratılıyor. İŞ-KUR, istihdam yelpazesini çeşitlendirirken, açık işler etkinleştirildi, temel ve mesleki becerileri geliştirme programları artırıldı. İki yıllık dönemde yaklaşık 2 milyon istihdam artışı hedeflenirken, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi gençlere yönelik kısa süreli işler de yaygınlaştırılıyor. Kurum'un başlattığı eğitim programı ile üniversite öğrencileri bulundukları illerde iş deneyimi kazanacak bunun kaşlığında da bin liraya yakın gelir elde edebilecek. Maaşını devlet güvencesiyle alan gençler 160 gün boyunca programdan faydalanabilecek. Kendilerine en yakın İŞ-KUR birimine giderek başvuruda bulunan gençlerin çalışma süresini de kendisini ve işveren belirleyecek. İster bir ay isterse 3 ay çalışabilecek. Program sonrası aldıkları sertifika ile de yeni iş fırsatları yakalayabilecekler. Program gençlere eğitim aldıkları meslekte ya da başka bir alanda mesleki deneyim ve beceri kazanma şansı sunuyor. Öğrenciler zorunlu stajlarını bu program aracılığı ile yaparak iş arama sürecinde CV'lerine yer vermek suretiyle deneyim eksikliği engelini de aşabiliyor. Programa katılan öğrencilerin burs ya da öğrenim kredileri kesilmeyecek. İşbaşı eğitim programları ile işveren de aradığı elemanı maliyetsiz bir şekilde bulabiliyor. Programın işverene de herhangi bir maliyeti bulunmuyor. Bu programdan yararlanabilmek için bir işyerinde en az 2 sigortalı çalışanın olması gerekiyor. Eğer 10'dan fazla çalışan varsa her 10 kişiye karşılık bir kişi için destekten yararlanılabiliyor. Bu programdan yararlanacak gençlerin de Kurum'a kayıtlı işsiz olması gerekiyor. İşverenin birinci dereceden akrabası ve öğrenci olmaması gerekiyor.

Kimse Duymasın
Tüm Hakları Saklıdır.

Top