Kimse Duymasın

SON DAKİKA

SAĞLIK
Geleceğimiz için geri dönüşümGeleceğimiz için geri dönüşüm

Buca Belediyesi, yiyecek imalatı yapan iş yerlerinde atık yağ denetimi yaparak, sorumlulukları hakkında bilgilendirmede bulundu. İşyerlerinin atık yağ toplamaya yetkili lisanslı bir firmayla sözleşmesi olup olmadığını kontrol eden Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü ekipleri, işletmeleri merdiven altı çalışan toplayıcılara karşı uyardı. Bitkisel Atık Yağlarda insan sağlığını tehdit eden, kimyasal, tıbbi ve endüstriyel atıklar sınıfına alınmasıyla nasıl ve kimler tarafından toplanacağı karmaşa yaratmıştı. Düzenlenen yönetmelikle atık yağların lisanslı geri dönüşüm firmaları tarafından toplanması, denetimlerinin de belediyeler tarafından yapılması yönünde uygulama hayata geçirildi. Buca Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü ekipleri yiyecek imalatı yapan işyerlerini tek tek gezerek atık yağlarını lisanslı geri dönüşüm firmalarına verip vermediklerini kontrol etti. Lisanslı firmalarla sözleşmesi olmayan işyerlerini 10 gün içinde düzenleme yapmaları konusunda uyarıp, tebligat verdi. Dileyen işyeri lisanslı geri dönüşüm firması ile sözleşme imzaladı. Yönetmelik gereği iş yerlerinin çevre lisansı olan geri dönüşüm firmalar ile sözleşme imzalama ve atık yağlarını onlara teslim etme yükümlülüğü olduğu ve yönetmeliğe uymayan iş yerlerine cezai işlem uygulanacağı belirtildi. Yıllardır böyle bir uygulama olmadığını ve biriktirdikleri atık yağların kimler tarafından ne amaçlı toplandığını bilmemekten dolayı endişeli olduklarını söyleyen iş yeri sahipleri de uygulamadan memnun olduklarını dile getirdi. Türkiye’deki iş yeri sahiplerinin bu konu hakkında bilinçli olmadığını söyleyen iş yeri sahibi Ali Hakan Yemişal, “Bu güne kadar bu tür uygulamalar Türkiye’de hep duyuluyor ama yerel anlamda belediyelerin bu işe sahip çıkması, işletmecileri bir şekilde yönlendirmesi gerekiyor. Lisanslı geri dönüşümcülerin bu mamulü toplaması işletmeciler için daha uygun. Ben Buca Belediyesi’ni bu konu için kutluyorum. İşletmecileri bu şekilde yönlendirmesi, resmi hale getirilmesi bizim için de avantaj. Ben faydalı buluyorum” dedi.

“Doğuma Hazırlık Eğitimi” uzmanından alınmalı“Doğuma Hazırlık Eğitimi” uzmanından alınmalı

Yrd. Doç. Dr. Banu Karaöz, gebelikte sigara içme ve alkol kullanma oranlarını düşüren, egzersiz yapma, dengeli beslenme ve sağlığa olan ilgiyi artıran Doğuma Hazırlık Eğitimi’nin anne adaylarınamutlaka uzman eğitmenler tarafından verilmesi gerektiğini söyledi. İzmir Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Banu Karaöz, özellikle ilk defa anne ve baba olacak çiftlerin gebelik, doğum ve doğum sonrası döneme ilişkin endişelerinin aşılması için Doğuma Hazırlık Eğitimialmalarının büyük yararı olduğunu söyledi. Kadının kendine ve bedenine güvenmesi konusunda farkındalığını arttıran Doğuma Hazırlık Eğitiminindoğum eylemi, doğum ağrılarıyla baş etme ve doğum pozisyonları, doğumda destek, olası girişimler, solunum, ıkınma ve gevşeme egzersizleri, rahatlama teknikleri gibi erken ve geç dönemden başlayarak anne-babalığın ilk aylarına ilişkin bir dizi eğitimi kapsadığını hatırlatan Karaöz, eğitimin mutlaka uzmanından alınması gerektiği konusunda adayları uyardı. Eğitimin gebeliğe etkilerine yönelik yapılan çalışmalarda eğitime katılan kadınlarda katılmayanlara göre sigara içme, alkol alma davranışlarının daha az olduğu, egzersiz yapma, dengeli beslenme ve sağlığa olan ilginin daha fazla olduğunun saptandığını belirten Karaöz, “Çalışmalarda eğitimin doğuma yönelik bilgiyi arttırdığı, doğum deneyiminden memnuniyeti pozitif etkilediği, doğum sırasında yaşanan anksiyeteyi azalttığı, emzirme oranını yükselttiği saptanmıştır” dedi. Doğuma Hazırlık Eğitimiverebilmek için; Doğuma Hazırlık Sınıfları Eğitici Eğitimi almış olmak gerektiğini hatırlatan Yrd. Doç. Dr. Banu Karaöz, eğitimlerine ebe, hemşire, kadın doğum uzmanları ve asistanları, aile hekimleri, sağlık bilimleri hemşirelik ve ebelik bölümü araştırma görevlileri, öğretim görevlileri, yüksek lisans ve doktora öğrencileri ile özellikle doğum rehberliği yapmak, çalıştığı kurumda Doğuma Hazırlık Eğitimi kursları düzenlemek isteyenlerin İzmir Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi tarafından verilen eğitime katılabileceklerini belirtti. Daha önce İzmir Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde “Gebe Eğitim Sınıfları” oluşturduklarını belirten Karaöz, alanında uzman ebe Özgen Özveren Erdenilgen ve uzman eğitmenler eşliğinde Doğuma Hazırlık Eğiticisi yetiştireceklerini belirtti. İzmir Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi’nde Doğuma Hazırlık Eğitici Eğitimiverildiğini hatırlatan Yrd. Doç. Dr. Banu Karaöz, 9 Eylül’de başlayacak ve 3 gün sürecek eğitimde yer verilecek başlıkları şöyle sıraladı: Doğuma Hazırlık Sınıflarının (DHS) önemi, tarihçesi, amaçları ve çeşitleri nelerdir? DHS programında yer alması gereken konular nelerdir? Doğum ve Doğuma Hazırlık Felsefesi-Doğumun Bedende İşleyişi Yaratıcı Drama Nedir? Doğum Korkusu Görüşme Becerileri ve Doğum algısında İletişim Örnekleri Gebe/Loğusa Eğitiminde İletişim ve Danışmanlık Becerisi Gebe/Loğusa Eğitimine Yaklaşım: Yetişkin Eğitimi, Gebe/Loğusa Eğitiminde Sunum Becerileri-Görsel İşitsel Araçları ve İnteraktif Eğitim Tekniklerini Kullanma Anne Sütü Mucizesi ve Emzirme Öz-Yeterliliğini Etkileyen Faktörler Anne Bebek Etkileşimi ve Bağlanması Doğumda Ağrısıyla Baş Etmede Diğer İlaçsız Yöntemler Nefes Teknikleri-Gevşeme Teknikleri-Gebelik ve Doğum Egzersizleri Grupların Beceri Performansları Doğum Öncesi ve Doğum Sürecinde EFT ve Nefes Teknikleri (Akupress noktaları ile gevşeme)

Yağın rengine bakıp aldanmayın…Yağın rengine bakıp aldanmayın…

Zeytindostu Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Tadım Uzmanı DR. Dilşen Oktay, Çeşme’de Küçük Ev Butik Otel’de gerçekleştirilen zeytinyağı tadım eğitiminde zeytinyağı satın alırken aranması gereken kriterleri sıraladı. Son dönemden zeytinyağı fiyatlarının yükselmesiyle birlikte artışa geçen sahtecilik olaylarının tüketicilerin tereddüde düşürdüğünü kaydeden Oktay’a göre, zeytinyağında en yaygın olan yanlış inanış “Zeytinyağının rengi yeşilse kalitelidir” kanısı… “Yağın rengine bakıp aldanmayın” diyen Oktay tüketicilere şu uyarılarda bulundu: “Zeytinyağının rengi duyusal analizde kalite kriteri değildir. Zeytinyağının rengine bakarak kalitesi hakkında karar vermeniz sağlıklı olmaz. Gelişmiş teknoloji sayesinde zeytinyağının rengi değiştirilebilir bir özelliktir. Çoğu tüketici zeytinyağının renginin yeşil olduğunu görünce doğrudan “erken hasat” zeytinyağı alıyorum hissine kapılır. Ancak size kötü bir haberim var. Her yeşil zeytinyağı “erken hasat” olmayabilir.” Üretici ile iletişim kurmaktan çekinilmemesi gerektiğini de kaydeden Oktay, çok kaliteli üretim yapan butik üreticiler olduğuna da değinerek, “Bu üreticiler tasarımlarına, etiketlerine, web sitelerine çok özeniyorlar. Etiketini iyice okuyun. Eğer böyle bir ürün alıyorsanız üretici ile doğrudan iletişime geçebilirsiniz. Emin olun onlar da sizinle görüşmekten büyük mutluluk duyacaklar” diye konuştu. Dr. Dilşen Oktay ayrıca duyusal olarak zeytinyağının kalitesiyle ilgili en önemli kriterin yağın meyvemsiliği olduğunu kaydetti. Hemen her tüketicinin bu küçük testi uygulayabileceğini kaydeden Oktay, yapılması gereken yöntemi ise şöyle tarif etti; “Natürel sızma zeytinyağı satın almadan önce tatma şansınız varsa tadına mutlaka bakın. Eğer kokusunda “meyvemsilik” olarak adlandırdığımız zeytin meyvesi kokusu var ise doğru yoldasınız demektir. Zeytin meyvesinin kokusunu bilmeyenlere önerim; bir zeytin ağacının yakınına gidip daldaki zeytini koklamanızdır. Gerçekten burcu burcu kokan bir meyvedir zeytin. Bu kokunun dışında sizi rahatsız eden herhangi bir koku almıyorsanız zeytinyağının kusursuz olması ihtimali vardır. Ayrıca yağı ağzınıza bir miktar alıp dilinizin üzerinde gezdirip ardından yuttuğunuzda dilin üzerinde acı badem, kahve veya kakao çekirdeği acısı varsa ve buna eşlik edecek şekilde bademciklerin üzerinde veya gırtlağınızda biber gibi yakıcılık hissi uyandırıyorsa antioksidan varlığı olan bir zeytinyağı ile karşı karşıya olabilirsiniz. Zeytindostu Derneği’nin Çeşme’de gerçekleştirdiği tadım eğitimde ayrıca katılımcılara Zeytindostu Derneği Kalite Yarışması’nda dereceye giren zeytinyağları da tattırıldı. Küçük Ev Butik Otel İşletme Sahibi İrem Parlak da tadım eğitimlerinin nitelikli müşteriler anlamına geldiğini kaydetti. Eğitimde ayrıca dört hamile kadının da yer alması dikkat çekti.

 Ramazan Bayramı’nda Sağlıklı Beslenme kilo artışı tetikleniyor... Ramazan Bayramı’nda Sağlıklı Beslenme kilo artışı tetikleniyor...

Beslenme alışkanlıklarının değiştiği, öğün sayısının azalırken, yiyecek çeşitliliğinin ve besin tüketiminin arttığı Ramazan ayının ardından, herkes bayram ziyaretlerinde sohbetleri tatlandıracak ikramlarla karşılanır. İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Yrd.Doç.Dr.Dilek Ongan, Ramazan ayı sonrası için önemli beslenme önerilerinde bulundu. Geleneksel Bayram ikramlarının enerji ve yağ içeriği yüksek, kan şekerini hızla arttıran tatlılar ve hamur işlerinden oluştuğunu ifade eden Yrd.Doç.Dr.Dilek Ongan, “Bu ikramlardan az miktarda yemek, sütlü ve meyve tatlıları tüketmek, çikolata-şeker yerine kuru kayısı, kuru incir vb kuru meyve tercih etmek en doğru seçimdir.” diye konuştu. Ramazan Bayramı ile birlikte Ramazan öncesi yeme düzenine geri dönmek, kahvaltı öğününü atlamamak, Ramazan boyunca yapılan sahuru gece yemek şekline dönüştürmemek gerektiğini belirten Yrd. Doç.Dr. Ongan, “Güne kahvaltı ile başlanmalı ve öğün atlanmamalıdır. Kahvaltıda peynir veya yumurta, domates, salatalık, yeşilbiber, maydanoz, taze meyve ile tam tahıllı ekmek tüketerek güne sağlıklı başlanabilir. Gün içerisinde ikram edilen tatlılardan tüketileceği için kahvaltıda bal/reçel/pekmez vb. şekerli yiyecekler ile günlük şeker ve enerji alımını arttırmamak gerekir” dedi. Hareketsiz geçen Ramazan ayı ile fazla enerji alımı sonucu kilo artışının tetiklendiğine dikkat çeken Yrd.Doç.Dr.Ongan, “Bayram ziyaretlerine yürüyerek gitmek ve fiziksel aktiviteleri arttırmak fiziksel ve zihinsel sağlığı olumlu yönde etkilemekte, oruç tutma nedeniyle azalan metabolizma hızının artmasını sağlamaktadır.” şeklinde konuştu. Diyabet, kalp ve hipertansiyon hastalarının, uyguladıkları beslenme tedavisine bayram süresince de özen göstermesi gerektiğini hatırlatan Yrd.Doç.Dr. Ongan, bebek ve çocukların, büyüme ve gelişmeye katkısı olmayan, boş kalori kaynağı şekerli besinlerden ve gazlı-şekerli içeceklerden uzak durması uyarısında bulundu. Sağlıklı olmak için yeterli ve dengeli beslenmenin, yaşamın her döneminde önemli olduğunu kaydeden Yrd.Doç.Dr.Ongan, “Ramazan ayının ardından Bayramı da sağlıkla karşılayabilmek için yeterli ve dengeli beslenme kurallarına uymak gerekmektedir. Bu konuda diyetisyenlere danışarak doğru bilgi, uzmanından edinilmelidir” dedi

80 yaşındaki hastaya kök hücre nakli yapıldı...80 yaşındaki hastaya kök hücre nakli yapıldı...

İzmir’de, nükseden Hodgkin lenfoma (bir tür lenf bezi kanseri) yüzünden tedavide başa dönülen 80 yaşındaki Erkan Barbüken’e kök hücre nakli yapıldı, ikinci hayat şansı verildi. Yüksek ölüm riski nedeniyle kök hücre naklinde 65-70 yaşın limit kabul edildiğini belirten Prof. Dr. Gürhan Kadıköylü, “Yüksek doz kemoterapi verebilmek için bu nakil şarttı. 4 seansta kök hücre toplayabildik ama sonuç başarılı, hastamız çok iyi” derken, Barbüken, “Çok şanslıyım” dedi. 2 çocuk 3 torun sahibi İzmirli emekli Ziraat Mühendisi Erkan Barbüken’e 2011 yılında Ege Üniversitesi Hastanesi’nde Hodgkin lenfoma tanısı koyuldu. 8 kür kemoterapi alan Barbüken, süreci iyi ve kontrollerle geçirdi. Ancak Temmuz 2014’teki kontrolde hastalığı nüks etti, yeniden kemoterapi başlandı. Ama tedaviden yanıt alınamadı, kök hücre nakline karar verildi. İki kez kök hücre toplama işlemi yapılıp yeterli düzeyde hücre toplanamayan Barbüken, İzmir Kent Hastanesi Kemik İliği Nakli Merkezi’ne başvurdu. Otolog kök hücre nakli için yatırılan Barbüken’den 4 seansta kök hücre toplanabildi. Ve Barbüken’in tedavisi için start verildi. KÖK HÜCRE NAKLİNDE YAŞ LİMİTİ 65-70 Kök hücre toplandıktan sonra 17 Haziran’da Barbüken’e yüksek doz kemoterapiye başladıklarını, 23 Haziran’da da toplayıp dondurdukları kök hücrelerin naklini gerçekleştirdiklerini belirten İzmir Kent Hastanesi Kemik İliği Nakli Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Gürhan Kadıköylü şöyle konuştu: “Bu yöntemle amacımız hastalığın tedavisinde tam yanıt almak ve nüksleri önlemek. Burada önemli nokta 80 yaşındaki bir hastaya otolog kök hücre nakli yapmak. Ancak nakil hem kök hücre toplanmasındaki zorluklar hem de ölüm oranlarının yüksek olması nedeniyle bizim hastamız gibi yaşlılara çok nadir yapılıyor. Kök hücre naklinde yaş limiti 65-70. Çünkü yüksek doz kemoterapilerde enfeksiyona yatkınlık, ilacın yan etkilerinden dolayı kanama ve bunlara bağlı ölüm riski yüksek. Yaşlı hastanın kemik iliği de yaşlı, yaşla birlikte kök hücre de azalıyor. Hastaya kemoterapi veriyoruz, kök hücre toplanmasını engelleyen kemoterapiler bunların hepsi. O nedenle yaşın büyük önemi var. Hasta ne kadar genç olursa hem kök hücrenin toplanması kolay olacaktır hem de hasta nakilden sonra daha çabuk toparlama sürecini girecektir.” NAKİL, YÜKSEK DOZ KEMOTERAPİ VEREBİLMEK İÇİN Toplanıp hastaya verilen kök hücrelerin hastalığı tedavi etmediğine dikkat çeken Prof. Dr. Kadıköylü sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada hastalığı tedavi eden kök hücreler değil. Biz otolog nakilde yüksek doz kemoterapi verebilmek için kök hücreyi kullanıyoruz. Verdiğimiz kök hücreleri kemik iliğine yerleşiyor, tekrar çalışmaya başlıyor sağlıklı bir şekilde. Akraba ya da akraba dışından aldığımız kemik iliğinde ise hem kemoterapinin yararı hem de kök hücrenin yararı var. Avrupa’da da uygulanan kriterleri değerlendirerek hastaya nakil kararı alıyoruz. Nüfus cüzdanı değil biyolojik yaş önemli. Kiminin yaşı 80’dir ama biyolojik yaşı 50’dir. Hastanın performans durumu, yandaş hastalıkları önemli. Buna dikkat etmek ve bu hastalara sonuç alınabilecek tedavi şansı yaratmak gerekir. Biz de böyle yaptık. Hastamızda nakilden sonra 10. günde kemik iliği çalışmaya başladı. Hastamız gayet iyi, birkaç güne taburcu edeceğiz, hastalığın durumunu tekrar bir ay sonra görüntüleme ve fizik muayene ile değerlendireceğiz.” BOMBACIĞIM, BOMBA GİBİ OLACAĞIM Öte yandan kendisi için“çok şanslı biriyim” diyen Erkan Barbüken, hastalığının bir tesadüf sonucu saptandığını söyledi. Ziyaretine gittiği doktor arkadşyının koltuk altında çıkan bezeden biyopsi yaptırdığını ve geç kalınmadan tedaviye başlandığını belirten Barbüken, “Her şey yolunda gitti. Hastalık nüksettiğinde de kök hücre nakli için kesin çözüm dediler. 80 yaşında kök hücre nakli oldum. Şimdi bombacığım, yakında bomba gibi olacağım. Doktorlarıma çok teşekkür ediyorum” dedi.

Sivrisinek'ten kurtulmak için ne yapmalı?..Sivrisinek'ten kurtulmak için ne yapmalı?..

Sivrisineklerden kurtulmanın 12 doğal yöntemi 1. Kendinize ait bir bahçeniz varsa bu bitkileri ekmekte fayda var. Kendinize ait bir bahçeniz varsa bu bitkileri ekmekte fayda var. İdris Otu: Oldukça güçlü bir kokuya sahip olan idris otu, sadece sivrisinekleri kovmakla kalmıyor, yağı aynı zamanda böcek ilaçlarında da kullanılıyor. Kolay bakımı ve yapısıyla baharda bahçenizde yetiştirebileceğiniz bir bitki. Yalancı Melisa: Kimi zaman sivrisinek otu olarak da bilinen yalancı melisa, güçlü narenciye kokusuyla sivrisinekleri yaklaştırmıyor. Bu bitki aynı zamanda Asya yemeklerinde de kullanılıyor. Mide ağrılarını ve boğaz ağrısını geçirme özelliği olduğu biliniyor. Yalancı melisayı da kolaylıkla yetiştirebilirsiniz. Kedi Nanesi: Naneye bağlı bir bitki olan kedi nanesinin birçok sinek ilacından daha etkili olduğu saptanmıştır. Yetiştirilmesi de oldukça kolay. Biberiye: Yenilebilen bir bitki olarak yetiştirilen biberiye aynı zamanda kokusuyla sivrisinekleri de uzaklaştırıyor. Bahçenizde su birikintisi olmamasına dikkat edin. Durgun sular sivrisineklerin yaşam alanıdır. Çatınızdaki yağmur kanallarını düzenli olarak temizletin. Saksıların dibinde su birikmemesine özen gösterin. 2. Odaya taze fesleğen alın. Odaya taze fesleğen alın. Fesleğen kokusu sivrisinekleri uzaklaştırır. Başucunuza bir saksı fesleğen ya da bir tutam reyhan koyarsanız, odanıza sivri sinek gelmez. 3. Koyu renk elbise giymeyin. Koyu renk elbise giymeyin. Sivrisinekler genellikle koyu renkleri barınağı olarak görür. Koyu renkteki nesneleri evinizde bulundurursanız, sivrisinekler sizin yanınıza uğramayacaklardır. 4. İçinde sirke bulunan bir bardağı pencerenin yanına koyun. Güçlü kokusu sinekleri yaklaştırmayacak ve içeri sokmayacaktır. İçinde sirke bulunan bir bardağı pencerenin yanına koyun. Güçlü kokusu sinekleri yaklaştırmayacak ve içeri sokmayacaktır. 5. Kokusu rahatsız etmeyecekse sarımsak ya da soğanı ikiye bölüp başucunuza koyarak da sineklerden korunabilirsiniz. Kokusu rahatsız etmeyecekse sarımsak ya da soğanı ikiye bölüp başucunuza koyarak da sineklerden korunabilirsiniz. 6. Her gün bolca C vitamini tüketin. C vitamini suda eriyebilen bir vitamin olduğundan vücudunuzda birikmez, fazla terlemeyi önler, sivrisinekler de bundan nefret ederler. Her gün bolca C vitamini tüketin. C vitamini suda eriyebilen bir vitamin olduğundan vücudunuzda birikmez, fazla terlemeyi önler, sivrisinekler de bundan nefret ederler. Mercimek, badem ve mantar gibi B vitamininden zengin gıdalarla beslenin. Tuzlu gıdalardan ve potasyumlu yiyeceklerden uzak durmalısınız. Çünkü laktik asitler sivrisinekleri size doğru çeker. 7. Lambanızın üzerine bir poşet su asın Lambanızın üzerine bir poşet su asın Karadenizli vatandaşlarımızın denediği ve başarılı olduğu görülmüş olan bir yöntemde; gerekli olan malzeme 1 adet poşet biraz su ve bir de evimizdeki yanan lamba. İçine su doldurulan bir poşet, ağzı bağlanarak yanmakta olan lambamızın hemen yanında tavana asılı şekilde bırakılıyor. Çok ilginç de olsa sivrisinekler bu bölgeye yaklaşmıyor. 8. Doğal sivrisinek kovucu 1: Süper Güçlü Kovucu Doğal sivrisinek kovucu 1: Süper Güçlü Kovucu 1 su bardağı elma sirkesi, birer tutam kurutulmuş Adaçayı, Biberiye, Lavanta, Kekik ve Nane, 1 adet kapaklı cam kavanoz Cam kavanoza sirke ve otları koyun, ağzını sıkıca kapatın. 2 hafta boyunca her gün çalkalayarak, buzdolabında muhafaza edin. 2. Haftanın sonunda otları süzün ve geriye kalan sıvıyı yarı yarıya sulandırarak, gönül rahatlığıyla cildinize sürebilirsiniz. 9. Doğal sivrisinek kovucu 2: Nane Limon Spreyi Doğal sivrisinek kovucu 2: Nane Limon Spreyi 1 su bardağı su, 5 damla limon yağı, 10 damla fesleğen ya da nane yağı Tüm malzemeleri şişenin içine koyup çalkalayın ve sivrisineklerden korunmak için cildinize tatbik edin. 10. Doğal sivrisinek kovucu 3: Limonlu karanfil Doğal sivrisinek kovucu 3: Limonlu karanfil 1 adet olgunlaşmamış limon ya da lime limonu, 10 adet karanfil Olgunlaşmamış limonu avuç içinizde bastırarak sulandırın. Ortadan ikiye keserek, içine karanfiller saplayın ve masanın ortasına yerleştirin. Sivrisinekler limon ve karanfil esansının kokusunu sevmedikleri için odanıza yaklaşamayacaklardır.

Selüit bir hastalık...Selüit bir hastalık...

Dermatoloji Uzmanı Dr. Arzu Eraslan, özellikle kadınlara estetik kaygı yaşatan selülitin 'portakal kabuğu' görünümünün buzdağının görünen kısmı olduğunu, altında hastalık bulunduğunu belirti. Dr. Eraslan, "Selülit zamanla duruş bozuklukları, varis, çabuk yorulma, sırt, bel ağrıları, ciltte sarkma ve çatlamalara neden oluyor. Estetik kaygı olarak değil bu şikayetlere yol açan bir hastalık olarak görülüp tedavi olunmalı" dedi. Vücudun belli bölgelerinin, yağ birikmesi sonucunda 'portakal kabuğu' görünümü almasına selülit denildiğini, bunun tıpta 'lipodistrofi' olarak isimlendirildiğini söyleyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Eraslan, kadınların bu kabustan kurtulmak için çok ciddi paralar harcadığına dikkat çekti. Bu harcamaların bazılarının bilimsel olarak etkisi bile gösterilmemiş ürünlere yapılıp hiç de sonuç alınamadığını kaydeden Uzm. Dr. Erslan, selülitin kozmetik bir sorun gibi görünse de ileri durumlarda buna tıbbi ve psikolojik boyutun eklendiğini belirtti. Çoğu kadının her yıl bahar döneminde selülitten kurtulma kararı alarak mücadeleye başladığını, yeni yöntemler ve ürünler denediğini ifade eden Uzm. Dr. Eraslan, "Kısa süreli düzelmeler sağlanır. Bazen de selülit hızla eski haline döner. Bu zamanla mutsuzluğa ve ümitsizliğe neden olur" diyerek, selülitin atlanan hastalık boyutuna dikkat çekti. Eraslan şunları söyledi: "Selülit şişmanlık yani 'obezite'den farklıdır. Obezitede yalnızca yağ dokuda artış vardır. Selülitte ise yağ doku ve dolaşımda yapısal bozukluklar eşlik eder. Bu nedenle yalnızca kilo vermek problemi çözmeye yetmez. Selülitte önce yağ birikimi olur. Zamanla biriken yağlar damarları sıkıştırarak dolaşımı bozar. Bu bölgede sıvı birikimi olur, dokular beslenemez ve yapıları bozulur. Zaman içinde kısır döngü başlar. Dokulardaki yağ birikimi zamanla lenfatik dolaşım ve beslenme bozukluklarına, su tutulmasına ve deformasyonlara neden olur. Estetik bir problem olmaktan çıkar ve tıbbi bir sorun haline gelir. Yani kadınlara estetik kaygı yaşatan selülitin portakal kabuğu görünümü buzdağının görünen kısmıdır. Görünmeyen kısımda hastalık var. Selülit ve obezite zamanla duruş bozuklukları, varis, çabuk yorulma, sırt, bel ağrıları, ciltte sarkma ve çatlamalara neden olur. Estetik kaygı olarak değil bu şikayetlere yol açan bir hastalık olarak görülüp tedavi olunmalı." Uzm. Dr. Eraslan, selülitin oluşmasında genetik mirasın, kötü beslenme, alkol, sigara kullanımı ve hareketsiz yaşam, bazı ilaçlar, kabızlık, gebelik gibi faktörlerin rolü olduğunu söyledi. Selülit kremlerinin kanıtlanmış kesin etkisi bulunmadığını sözlerine ekleyen Eraslan, bu konuda en son ve etkili yöntem akustik dalga terapisi tedavisini uyguladıklarını kaydetti. Eraslan, "Tedavi tek başına yetmez, selülitsiz bir yaşam için beraberinde yaşam tarzı değişikliği de şart" dedi. Selülitlerinden kurtulmak için akustik dalga terapisi yöntemine başvuran Nilgün Mastar, "Beslenmeme dikkat ediyor, sporu aksatmıyorum. Buna karşın genetik olarak bu sorunla mücadele ediyorum. Tedavi çok iyi sonuç verdi" diye konuştu.

Kimler evlenemez biliyor musunuz?Kimler evlenemez biliyor musunuz?

İzmir İl Halk Sağlığı Müdürü Mehmet Nil Hıdır, evlilik öncesi sağlık raporu almanın zorunlu olduğunu söyledi ve ekledi: "Frengi, bel soğukluğu, yumuşak şankrı, cüzzam ve akıl hastalığı olanlar evlenemez." Düğün mevsiminin başlaması ile birlikte çiftleri evlenme telaşı sardı. Evlilik hazırlığı yapan çiftlere uyarıda bulunan İzmir İl Halk Sağlığı Müdürü Mehmet Nil Hıdır, evlilik öncesi sağlık raporu almanın zorunlu olduğunu söyledi. Geçen yıl yürürlüğe giren "Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nda evlenecek adaylara kapsamlı sağlık raporu zorunluluğu getirildiğini hatırlatan Hıdır, mevcut yasalar çerçevesinde frengi, bel soğukluğu, yumuşak şankrı, cüzzam ve akıl hastalığı olanların evlenemeyeceğini, Hepatit B, Hepatit C, AİDS gibi hastalık ve taşıyıcılığa sahip olan vatandaşlar için ise evlenmeye engel bir durum olmadığını söyledi. Hıdır, "Vatandaşlarımız Aile Sağlığı ve Toplum Sağlığı merkezlerimize başvurarak, ekiplerimizin yapacağı kapsamlı sağlık testlerinden geçmelidirler" dedi. Hıdır, yapılacak olan muayenelerde kişilerin genetik hastalıkları olmak üzere çeşitli sağlık taramalarından geçeceğini söyleyerek, "Bu testler sonucunda vatandaşlarımıza olası hastalıklarda erken tanı da konulabilecektir" dedi. Merkezlere başvuran evlilik adaylarına ücretsiz danışmanlık hizmetinin de verileceğini söyleyen Hıdır, "Konu ile ilgili bilgilendirmeler sonrası gerekli araştırmalar için çiftlerimizi uygun merkezlere yönlendiriyoruz. Aldığımız önlemler sayesinde, evli çiftlerde oluşabilecek hastalık, sakatlık ve ölüm gibi olayların önlenmesini amaçlıyoruz" diye konuştu. Yapılan muayenelerin olası hastalıklarda erken tanı fırsatı doğurduğunu belirten Hıdır, "Muayene ve tetkikler sonrası kişiler ilgili yasal mevzuatlar kapsamında bilgilendiriliyor. Örneğin her ikisi de talasemi taşıyıcısı olan çiftlere bu durumun evliliklere engel bir durum olmadığı anlatılıp, kişiler uygun merkezlere yönlendiriliyor. İnsanların hangi hastalığın evliliğe engel, hangisinin olmadığını bilmeleri açısından güzel bir uygulama" diye konuştu.

“Yaşamak Yetmez, Yaşatmak da Lazım” projesi başarı ile sonuçlandı“Yaşamak Yetmez, Yaşatmak da Lazım” projesi başarı ile sonuçlandı

İstanbul ve İzmir’de 150 ALS hasta ve yakınlarına eğitim ve sosyal bakım desteği sağlan “Yaşamak Yetmez, Yaşatmak da Lazım” projesi başarı ile sonuçlandı. Ortalama 55-65 yaşları arasında görülmeye başlanan ve bakım şartlarına bağlı olarak yaşam süresi farklılıklar gösterebilen AmiyotrofikLateral Skleroz (ALS)/ Motor Nöron Hastalığı, son yıllarda Türkiye’de önemli bir artış gösteriyor. Amerika’da 20 bin tanılı hastası bulunan ve her yıl 5 bin yeni hastaya tanı konulan bu önemli sağlık sorununa sahip kişi sayısı Türkiye’de 8 bine yaklaştı. Genellikle kişinin bilişsel fonksiyonlarını etkilemeyen ancak ayakta duramayacak veya yürüyemeyecek, tek başlarına yataklarına yatamayacak veya yataklarından kalkamayacak, ellerini veya kollarını kullanamayacak derecede yaşam konforunu kısıtlayan bu hastalık için yapılan çalışmaların önemi de her geçen gün artıyor. Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Hibe Programı kapsamında ALS-MNH Derneği ve “Evde Bakım Derneği” tarafından, İzmir Üniversitesi, Türkiye Kas Hastalıkları Derneği, Bilim Üniversitesi Evde Hasta Bakımı ve Yaşlı Bakım Programı, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Nöroloji Hemşireleri Derneği desteği ile yürütülen “Yaşamak Yetmez, Yaşatmak da Lazım” projesi başarı ile sonuçlandı. ALS hastalarına ve bakımını üstlenen aile bireylerine tıbbi ve sosyal destek sağlanarak yaşam kalitelerinin yükseltilmesi hedefiyle çalışmalar yapılan ve aynı zamanda ALS hastalığı hakkında toplumsal farkındalığın oluşturulması amaçlanan proje için İstanbul ve İzmir’de 150 ALS hasta ve yakınlarına eğitim ve sosyal bakım desteği sağlandı. Türkiye’de evde bakım konusunda ve ALS alanında gerçekleştirilen ilk çalışma olmasıyla öne çıkan proje kapsamında evde yapılan ziyaretler ve eğitimlerle, bakımını üstlenen aile bireylerinin yalnızlık duygusu, depresyon ve anksiyete seviyelerinde önemli bir azalma olduğu kaydedildi. Evde Bakım Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Öğretim Görevlisi Aynur Dik’in proje koordinatörlüğünde, ALS - MNH Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Yardımcısı Dr. Alper Kaya’nın yürütücülüğünde ve multidisipliner bir ekibin desteğiyle sürdürülen proje süresince ALS hastalarının yüzde 88,5’inin psikoterapi ve rehabilitasyon desteğinden yoksun olduğu, yüzde 82,6’sının iletişim olanaklarından yararlanamadığı, yüzde 78,3’ünün profesyonel düzeyde evde bakım desteği almadığı, hastaların hemen hemen yarısında derin bir ümitsizlik ve yalnızlık duygusu olduğu saptandı.Hastanın bakımını üstlenen aile bireylerinin zamanının yüzde 75’inden fazlasını bakım için harcadığı, yüzde 86’sının önemli düzeyde bakım yükü ile karşı karşıya olduğu ortaya kondu Ayrıca, bakımı üstlenen aile bireylerinin yarısından fazlasında yüzde 57 depresyon, yüzde 52 anksiyete olduğu tespit edildi. Projenin İzmir Üniversitesi adına ortaklığını ve eğitmenliğini yürüten Hemşirelik Bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Naile Alankaya, Türkiye’de henüz ALS hastalarına yönelik özel merkezler bulunmaması nedeni ile hastaların bakımlarının evde çocukları, eşleri veya ücretli bakıcıları tarafından yapıldığını söyledi. ALS hastalarının erken dönemden itibaren hekim, hemşire, sosyal hizmet uzmanı, diyetisyen ve psikologdan oluşan bir palyatif bakım ekibine yönlendirilmesi gerekliliğini dile getiren Alankaya, “Özellikle bu tür hastaların bakımını ve rehabilitasyonunu üstlenecek kişilerin hastalıkla ve bakımla ilgili profesyonel kişilerden iyi bir eğitim almalarının önemi proje ile bir kez daha ortaya konmuş oldu. Proje sayesinde hasta ve yakınları istediği zamanlarda yaşam sonu ve yaşam destek seçenekleri konusunda bilgi alabilecekleri, tercihleri ile ilgili değişiklikleri sorgulayabilecekleri bir fırsat elde etti” dedi ve Türkiye’de bu konuda daha fazla çalışma yapılması gerekliliğine bir kez daha dikkat çekti.

Yaşamın ve sağlığın vazgeçilmez unsuru su, Fuar İzmir’de ele alınacakYaşamın ve sağlığın vazgeçilmez unsuru su, Fuar İzmir’de ele alınacak

Türkiye’nin dört bir yanından ve pek çok ülkeden konusunda uzman değerli bilim insanları, kamu ve özel sektörün yöneticileri, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler, su ve kanalizasyon idareleri, bu alanda faaliyet gösteren firmalar ve akademisyenler Uluslararası Sürdürülebilir Su Yönetimi Kongresi için 8 Ekim’de İzmir’e geliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde İZFAŞ ve İZSU Genel Müdürlüğü işbirliğinde düzenlenecek Uluslararası Sürdürülebilir Su Yönetimi Kongresi, 08 – 10 Ekim 2015 tarihlerinde Fuar İzmir’de gerçekleştirilecek. Kongrenin başkanlığı İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu tarafından yürütülecek. Öte yandan Uluslararası Sürdürülebilir Su Yönetimi Kongresi ile eş zamanlı olarak Kent Expo - Şehircilik ve Kent İhtiyaçları Fuarı 3. kez İZFAŞ tarafından gerçekleştiriliyor. Su yönetiminin küresel, bölgesel ve bireysel boyutlarının ele alınacağı kongrede; su kaynakları, su tasarrufu, sel sularının kontrolü/yönetimi, geri kullanım, su stratejileri, sürdürülebilir altyapı ve kamu hizmetleri, enerji verimliliği konularına yer verilecek. Ayrıca, etkinliğin ikinci günü kongreye davetli olan Büyükşehir Belediyeleri Su ve Kanalizasyon İdareleri Genel Müdürlerinin (ESKİ, İSKİ, İSU, MUSKİ) katılımı ile su yönetimine İdarelerin yaklaşımı ve farklı bakış açılarının tartışılacağı bir panel de gerçekleştirilecek. Bu kongre ile su yönetiminde yetkili kurumların, su kaynaklarının belirlenmesi, geliştirilmesi, işletilmesi, bakımı ve korunması, yönetim kademelerindeki sorunların belirlenmesi, tartışılması ve çözüm yöntemlerinin araştırılması konularında elde ettikleri deneyim, bilgi ve çözüm birikimlerini paylaşacakları, ortak değerlendirme ve çözüm önerilerini sunacakları bir platform oluşturulması hedeflenmektedir. Kongrede sunum yapmak isteyen katılımcıların öncelikle bildiri özetleri ile başvuru yapmaları ve bildiri tam metinlerini 27 Ağustos 2015 tarihine kadar http://www.izmirsukongresi.org adresi üzerinden online olarak yüklemeleri gerekiyor.

Kimse Duymasın
Tüm Hakları Saklıdır.

Top