Kim ne derse desin, şartlar ne olursa olsun. İnsan yüreğini ortaya koyduğunda başaramayacağı hiçbir olay yoktur.
Bazıları yalnız adam/kadın olur ama bu bile yeter…
O çocuklara inanır ve tarih yazar. Üstelik önce çalıştığı ekibi, sonra mahalleyi ve ardından da bir beldeyi ayağa kaldırır…
Kupalardan, madalyalardan önce çocukları kazanır. Sahada sadece takım değil karakter yetiştirir. O, bahane değil başarı üretir ve küçük imkânlarla büyük destanı yazar. Bir avuç çocuğun hayalini, bir şehrin gururuna dönüştüren adam haline gelir.
Kimsenin bilmediği, belki de ilk kez gördüğü, ilk kez duyduğu ve inanmadığı yerde şampiyonluklar yaratan, kupadan önce çocuğa inancı aşılayan adam, bahane değil başarı üretir.
Yapayalnız olsa bile; önce kendisine inandı…
Ve inancını çocuklara aşıladı. Sonra bir küçük inananlar ordusu yarattı, sonunda da bir şehri arkasına aldı.
Önceleri; gülenler, dalga geçenler, “Haydi oradan be…” Diyenlere kulak asmadı.
“İmkânsız, burada olmaz. Yapamazsınız, bugün başlar yarın bırakırsınız” laflarına inat çok çalıştı… Çalıştırdı…
Onun yüreğindeki ışık sayesinde, sahada sadece maç kazanmadı; bir hayat değiştirdi. Kırsalda, küçük yerden büyük şampiyonluklar çıkardı.
Sonuçta; bir adam geldi… Çocuklar ona, o çocuklara inandı… Ve belde de sporun geleceği bir anda değişti…
Ardından kupalar, madalyalar, şampiyonluklar pey der pey geldi…
Sadece o mu?
Büyük bir umut doğdu. İşte o yoklukta zafer yaratanlar; sadece takım değil, gelecek kurdu…
Kim mi bunlar?
Şimdilik iki kişiden bahsedeceğim.
Öncelikle Özgür Morbel…
Sonrasında Fehmi Yaman…
İkisi de Akhisarlı. Birisi oryantiring de, diğeri bocce de bir şehrin kaderini değiştirdi.
Özgür Morbel judo kökenli milli sporcu.
Fehmi Yaman güreşçi o da millilerden…
Yıllarca minderde mücadele eden iki spor adamı şehirlerinde hiç bilinmeyen iki sporda zirveye çıkardıkları sporcuları madalya ile tanıştırırken, onların dünya görüşünü de değiştirdi.
Çoğu tarlada, zeytin ağaçlarının arasında çalışan anne ve babalarının yanı başında olan çocuklara bu sporları öğreterek inanılmazı başarmalarını sağladı…
Özgür Morbel öğretmen…
Judoda milli olup başarılarıyla göğüslerimizi kabarttı. İzcilik de önemli görevler aldı. Sonra futbol hakemliği yaptı ve oryantiring ile tanıştıktan sonra da federasyon bünyesinde önemli görevler üstlendi. Başarılı oldu. Şimdi de MHK Başkanı.
Oryantiringi Akhisar’da başlattığında “ellerinde kâğıt sağa sola bakıp bakıp koşuyorlar. Deli mi bunlar” diyenleri duymadı… Hepsini doğru yoldan saptırmadan çalıştırdı. Ve şimdi Akhisar Oryantiring de 4 kulübü ile şampiyonluklara abone ve Türkiye’de söz sahibi…
Şimdi o; sporcularının gözünde “Efsane Hoca.”
Ama şöyle diyebiliriz: Altın dokunuşlu, sessiz kahraman…
Bir başka gerçek hikâye de şöyle:
İstiklal İlkokulu’nun 3x5 ebadındaki kum havuzunda başlayan, Türkiye çapında sekiz madalyaya uzanan bir serüvenin kahramanı Fehmi Yaman…
Biliyor musunuz, bilemem ama… Yabancısı olmadığım, tarihi çok eski olan bir köy okulu İstiklal İlkokulu… Akhisar’ın Seyit Ahmet Köyünde… Şimdilerde şehir planlamasında imarın içine alınmasıyla Seyit Ahmet Mahallesi olan köy ile merkez arası yaklaşık 5-6 kilometre… Nereden biliyorum derseniz, eskiden bağ, su bitince zeytinlik olan yere çocukluğumuzdan beri gidip geldiğimizden… O nedenle alışkın olduğumuz okulun önünden geçtik, gidiş gelişlerde…
Köyün adı, yöre halkı tarafından evliya olarak kabul edilen ve Kurtuluş Savaşı döneminde görev yapan din adamının kabrinin bulunmasından geliyor.
İşte buradaki o ilkokulun 3. Ve 4. Sınıf öğrencilerini toplayan, şu anda Gençlik Spor Akhisar İlçe Müdürlüğünde antrenör olarak görevli Fehmi Yaman, “Hepiniz bilye (meşe-misket-cincibir) oynadınız. Bu toplar onların büyüğü. O nedenle hiç zorluk çekmeyecek ve gösterdiğim şekilde atış yapacaksınız” diyerek çocukları bocce sporu ile tanıştırarak, buluşturdu.
Önce atamayan, hedefi şaşıran, ağlayan, üzülen çocuklar 2 yılda Türkiye Şampiyonluklarına damga vurur hale geldi. Ve Nevşehir’in Gülşehir İlçesindeki Türkiye Şampiyonasında tam 11 sporcusundan 8’ini kürsüye çıkarak madalya ve kupa aldı…
“Yokluktan zafer yaratanlar” zannetmeyin ki, harika malzemelerle mücadele etti… Yine yokluklarla savaştı ve tek kişilik ordu bugün çığ gibi büyüdü…
Derseniz ki; malzemeleri nasıl? Eski köye yeni adet gelmemiş… Halen eski…
Bu inancın zaferiydi…
Tanınmayan, ilk kez gördükleri spora, “imkânsız yapamazlar” dedikleri an başladılar…
Morbel ve Yaman; çocuklara inandılar. Sahada sadece madalya, kupa, şampiyonluk kazandırmadılar. Onların hayata bakış acısını değiştirdiler. Ufuklarını açtılar. Dünya görüşlerinde farklılık yaratırken, eğitimde de hedeflerini büyüttüler…
Küçük yerden büyük şampiyonlar yetiştiren Özgür Morbel ve Fehmi Yaman “Altın dokunuş”u nasıl yaptı bilemem ama imkânsız ile başlayan, küçük dokunuşlarla devam eden “başarı hikâyesi”nin her yere yayıldığını ve örnek olduğunu gördüğümüzü, duyduğumuzu söyleyebilirim…

