Tatlıcıya gittik. İki farklı ama tadı enfes şaheserleri satın aldık. Miktarını söylemem, eğer gelirseniz sınırsız sayıda

deneyebilirsiniz. Sonra kuruyemiş alalım derken kendimizi pazarda bulduk. Pazarlık yapmadan ceviz, fındık ve

kurutulmuş özbek üzümü aldık. Yemek öncesi açlığını bastırmak isteyenlere duyurulur.

Evde en az iki file olmasına rağmen Emine hanımdan limon almazsak olmazdı. Kasa dedi, sulu dedi bir torba

limonu elimize verdi. Taze Sarımsak için epeyce dil döktü ama bizi ikna edemedi. Henüz taneleri büyümemiş

olanları satılıyor. Oysa bir-iki hafta içinde müthiş olacaklar. Ama bu defa onun elemanlarından birine yakalandık.

İki demeti sepetimize koyduk.

Bayram öncesi olduğu için Meyve-Sebze Pazarı biraz sakin idi. Bayram için tatile gidenler kadar, tezgâh

açmayanlar vardı. Klasik olarak peynircimizi ziyaret ettik. Bergama Tulumu, Koyun-Keçi karışımı ve İnek

peynirlerini her biri 500 gramı geçecek şekilde aldık. Buzdolabına baksanız bir o kadarının var olduğunu

göreceksiniz. Sanıyorum benim gözüm aç. Ama Bayramda evdeyiz, kahvaltıya gelen olur diye peynir tabaklarını

güçlendirelim dedik.

Bu zamanda portakal alınır mı diyenleriniz olacaktır ama bir yerde gördüm ve pazarlık etmeden 2 kg aldım. Ne

mi aldım, gerekirse reklam olsun, sanıyorum Finike Çavdır bölgesinden gelen Sarıçoban… Arada sahte kasalar

içinde satıldığını biliyorum ama henüz yemedim, hakikisi mi yoksa değil mi bilemiyorum. Konuyu bir başka

yazımda paylaşırım.

Domates için verdiğim parayı sakın sormayın. Kimileri pembe, kimileri Çanakkale diyor ama satıcısı yerli tohum

diye bize bir buçuk kilo domates satmayı başardı. Tadını yarın sabah test edeceğim. Domates rengindeki çilekler

için iki farklı yerde üretilmiş olanlarını gördük. Daha kocaman olduklarına aldanarak sera olanlarından satın

aldık. Ama diğerleri için organik derken buna ne isim verelim diye düşündük ve bulduk: Mekanik… Tavsiyem,

organik olanı seçmeniz…

Fasulyede benim tercihim Boncuk Ayşe’dir. Ama çalı fasulyesi ile yetindik. Birkaç hafta sonrası pazara gelir diye

düşünüyorum. Roka, maydanoz, kıvırcık marul ve taze soğanı dikkatle inceleyerek aldık. Yeşilliksiz olmazdı tabi.

Elma konusunda benim sürekli tercih ettiğim cins Golden’dir. Ama artık zamanı geçti gibi. Hep aynı tezgâhtan

almayı planlarım. Bu defa da aynısı oldu. Fuji cinsi elmaları torbamıza yerleştirdik. Hisareyn’deki dostlarıma

selam gönderdim.

Soğan konusunu açmazsam bu yazı eksik kalırdı. Genelde FB taraftarı olduğunu bildiğim patates ve soğan

satıcısı gençler bu defa TS’un şampiyonluğundan söz ettiler. Antalya’nın penaltı kaçırmasına takmışlar. Bu arada

3 kg soğanın 20 TL’ye satıldığını yazayım. Bugün bu para çok gibi gelse de seneye bu fiyattan satın alabilir miyiz

diye sormadan edemiyorum. Merak etmeyin çok alıp dolapta bekletmenin alemi yok. Bir kilo aldık ve

turşucumuza doğru yöneldik.

Tombik biber, kornişon ve bir miktar lahana turşusunu el kararı ile torbaya koyduktan sonra acılı olan suyu

ekledi Gedelek Turşucumuz. Havanın rüzgârlı olduğundan şikayetçi oldu. Neden şapka giymediğini sordum.

“Bugün de bu kadar soğuk olur mu hocam?” diye hayıflandı. Gelecek defa ona bir şapka hediye edeceğim.

Eşimle birlikte yaptığım bugünkü Pazar ziyaretimiz bir bayram tadında idi. Bu tatdan küçük parçaları sizlerle

paylaşayım dedim. Sağlık, mutluluk ve şans dolu bayramlar olsun…