<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Kimse Duymasın</title>
        <link>https://www.kimseduymasin.com/</link>
        <description>Kimse Duymasın Haberin Doğru Adresi</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Denetimin gücü TMOK\&#039;a sahip çıktı</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/denetimin-gucu-tmoka-sahip-cikti-10113</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/denetimin-gucu-tmoka-sahip-cikti-10113</guid>
                <description><![CDATA[Denetimin gücü TMOK\'a sahip çıktı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1908&rsquo;den bu yana T&uuml;rkiyemizin bir numaralı spor kurumu olan T&uuml;rkiye Milli Olimpiyat Komitesi&rsquo;nde 2025&rsquo;te başlayan kaos d&ouml;nemi, bu ay sonu nihayete erecektir. Gen&ccedil; T&uuml;rkiye Cumhuriyeti&rsquo;nin Anayasası hazırlanırken, 59&rsquo;ncu maddesinde spora ve sporculara da yer verilmiş, devletin her biriminde olduğu gibi sporda da yapıcı, koruyucu ve denetleyici rol&uuml; vurgulanmıştı. T&uuml;rkiye Milli Olimpiyat Komitesi&rsquo;nde 2025 yılındaki se&ccedil;im sonrası g&ouml;revi devralan grubun, bir yıl sonunda yapılan denetlemelerinin ışığında; bu dev yapının kurallara, yasallara uygun y&ouml;netilmediği belgelerle ortaya &ccedil;ıkmış bulunmaktadır&hellip;<br />
Sonu&ccedil;: T&uuml;rkiye Milli Olimpiyat Komitesi&rsquo;nin bundan b&ouml;yle yeni bir se&ccedil;imle gelecek, TMOK tarihine uygun bir ekip tarafından y&ouml;netilmesine karar verilmiştir. Yasalara uymayan bu y&ouml;netim hakkında ise yasalara g&ouml;re bir yol se&ccedil;ilecek, bu olay TMOK tarihine &uuml;z&uuml;c&uuml; bir kara leke olarak ge&ccedil;ecektir.<br />
&Uuml;lke sporuna ge&ccedil;miş olsun diyor, bu kutsal g&ouml;revi devralacak olan spor adamlarının başarılı olmalarını &uuml;lke adına diliyoruz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 09:59:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hidayet Karakuş</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/hidayet-karakus-10111</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/hidayet-karakus-10111</guid>
                <description><![CDATA[Hidayet Karakuş]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&quot;Romanları, şiirleri ve &ccedil;ocuk kitaplarıyla uzun yıllardır edebiyatımıza emek veren;<br />
G&uuml;zel T&uuml;rk&ccedil;emize sadakatı, dili, duyarlılığı ve umudu merkezine alan yapıtlarıyla okurların belleğinde yer edinmiş&rdquo; şairdir, yazardır.<br />
İlkeli entelekt&uuml;el, Cumhuriyet aydınıdır Hidayet Karakuş... &quot;Edebiyat vicdan kazandırır!&rdquo; Bu s&ouml;z, Hidayet Karakuş imzalıdır.<br />
Her şairin yazarın; yaşama ilişkin, d&uuml;nyaya, evrene ilişkin s&ouml;yleyeceği s&ouml;z&uuml;n&uuml;n olması&rdquo; gerektiğini anlatmaya &ccedil;alışır. &ldquo;Okumayan insanın konuşmaya hakkı yoktur diyor bir d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r. Okuyarak konuşalım&rdquo; der her sohbetinde de.<br />
Ona g&ouml;re; &ldquo;Şiir yazması da, romandan daha zordur ama insanı daha &ccedil;ok sarhoş eden bir yanı vardır şiirlerin&hellip;&rdquo;<br />
33 yıl &ouml;nceki Sivas katliamından eşi İclal Hanım ile son anda kurtuldu Usta Edebiyat&ccedil;ımız.<br />
O d&ouml;nemi yazarak atlattığını belirterek, Sivas Katliamı&rsquo;ndan sonra, &ouml;nce &lsquo;&#39;Ateş Mektupları&rsquo;&#39; şiirlerini, daha sonra &lsquo;&#39;Şeytan Minareleri&rsquo;&#39; romanını yazdı. &ldquo;Şeytan Minareleri&rdquo;ni de &ldquo;Korku İmparatorluğu&rsquo;na Karşı Duruşun Romanı&rdquo; olarak niteler ve ekler; &ldquo;Daha fazla kişinin bu kitaptan haberdar olması, okuması ve okutturması gerekiyor.<br />
Gericiliğin ne demek olduğunu daha iyi anlayabilmek, anlatabilmek i&ccedil;in&hellip;&rdquo;<br />
&ldquo;S&ouml;zc&uuml;kleri dizelerine inci taneleri gibi dizen bir dil kuyumcusu&rdquo;;<br />
H İ D A Y E T &nbsp; K A R A K U Ş<br />
&ldquo;İyi şiir zamanı aşan bir şiirdir.<br />
K&ouml;t&uuml; şiirden zaten milyonlarca yazılmıştır.&rdquo;( Hidayet Karakuş )<br />
Bir ilkokuldaki imza g&uuml;n&uuml;ne katılır şair-yazar.<br />
Bir &ouml;ğrenci sıradadır, elinde &ldquo;Ateş Mektupları&rdquo; şiir kitabını imzalatacaktır.<br />
&Ouml;ğrenci ş&ouml;yle anlatır o g&uuml;n&uuml;; &ldquo;Sıra bana gelmişti.<br />
&Ccedil;ekinerek kendisinin Sivas&rsquo;ta olup olmadığını sordum o g&uuml;n.<br />
Ondan sonrası aklıma geldik&ccedil;e g&ouml;zlerim doluyor.<br />
Beyaz sa&ccedil;lı adam elimi tuttu, ağlamaya başladı.<br />
&lsquo;Sen Sivas&rsquo;ı Madımak&rsquo;ı biliyor musun?&rsquo; diye sordu ve devam etti; &lsquo;Dumanı hep hissediyorum!&rsquo;.<br />
Beni sıradan &ccedil;ıkarttı, imza g&uuml;n&uuml; boyunca yanında oturttu&hellip;&rdquo;<br />
****<br />
O &ldquo;beyaz sa&ccedil;lı adam, 33 aydınımızın yakıldığı 33 yıl &ouml;nceki Madımak Katliamı&#39;ndan kurtulan şair yazar ve eğitim emek&ccedil;isi Hidayet Karakuş&rsquo;tur!<br />
O &ldquo;beyaz sa&ccedil;lı adam&rdquo;,<br />
&ldquo;Edebiyat vicdan kazandırır.<br />
Bana kalsa b&uuml;t&uuml;n &ouml;ğretimi,&nbsp;<br />
eğitimi edebiyat &uuml;zerine kurarım&rdquo; demiş Hidayet Karakuş&rsquo;tur!<br />
O &ldquo;beyaz sa&ccedil;lı adam&rdquo;, &ldquo;Her s&ouml;ylemini davranışına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rebilen bir eğitimci ve edebiyat&ccedil;ı olarak &ouml;rnek alınacak&quot; bir aydındır!..<br />
xxxx<br />
İlk şiiri ne zaman yazmış?<br />
Kendi ifadesiyle;<br />
&ldquo;Sene 1950&rsquo;lerin sonu:<br />
Radyoda Kıbrıs olaylarını, &uuml;niversiteli ağabeylerimizin sokaklarda &lsquo;Kıbrıs T&uuml;rkt&uuml;r, T&uuml;rk kalacak!&rsquo; diye g&ouml;steriler yaptığını dinlerdik.<br />
Bundan etkilenerek bir Kıbrıs Destanı şiiri yazmıştım.<br />
Şiir, sınıfın duvar gazetesinde yayınlanınca 43 kişilik sınıfta herkes bana bakıyor sanıp, &ccedil;ok heyecanlanmıştım.<br />
O g&uuml;nden sonra yazmayı s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;m.<br />
Şiir kitapları okumaya başladım. İlki Cahit K&uuml;lebi&rsquo;nin benim yaşadığım toprakları, Anadolu&rsquo;yu anlatan &lsquo;R&uuml;zg&acirc;r&rsquo; adlı şiir kitabıydı. Sonra Attila İlhan&rsquo;ı, Dağlarca&rsquo;yı, Cahit Sıtkı&rsquo;yı okudum, şiirlerini tanıdım.&rdquo;<br />
Eğitimine Sel&ccedil;uk Eğitim Enstit&uuml;s&uuml; Edebiyat B&ouml;l&uuml;m&uuml;&rsquo;ne devam ediyor, bitirince de Adana, Manisa ve İzmir&rsquo;de toplam 33 yıl &ouml;ğretmenlik yapıyor.<br />
Karakuş, &ldquo;Biz 11 yaşından itibaren &ouml;ğretmen olarak yetiştirildik.<br />
O sebeple &ouml;ğretmenlik benim &uuml;zerimde ikinci bir ten gibi durur&rdquo; diyor.<br />
Ancak bu sırada yazma tutkusu şiirden romana, &ccedil;ocuk kitaplarına, radyo oyunlarına evriliyor.<br />
&Ccedil;eşitli gazete ve edebiyat dergilerinde şiirleri yayınlanmaya başlıyor.<br />
Ne hakkında yazıyor?<br />
Karakuş, &lsquo;Aşk hakkında, zaman hakkında, aklıma ne gelirse&rsquo; diye yanıtlıyor.(Zeynep Bilgehan r&ouml;portajı-H&uuml;rriyet-23 Mart 2025)<br />
****<br />
Yazar Feyza Hep&ccedil;ilingirler, T&Uuml;YAP 2019 yayını &ldquo;T&uuml;rk&ccedil;em Adresimdir&rdquo;de bakın Hidayet Karakuş&rsquo;u nasıl anlatır?; &ldquo;T&uuml;rk&ccedil;enin &ouml;d&uuml;ns&uuml;z savunucusudur Hidayet Karakuş. Yazdığı onlarca kitap i&ccedil;inde ne Arap&ccedil;a-Fars&ccedil;a kullanma merakına tanık olursunuz ne de kimilerinin &lsquo;entelekt&uuml;el&rsquo; g&ouml;r&uuml;nmenin birinci koşulu saydıkları Fransızca-İngilizce s&ouml;zc&uuml;kler kullanma isteğine kapıldığına.<br />
İster &ccedil;ocuklara yazsın ister b&uuml;y&uuml;klere, ister şiir yazsın ister &ouml;yk&uuml; ve roman &ouml;ncelikle g&ouml;zettiği dilin yakınlığı ve g&uuml;zelliğidir.<br />
Şiirden başlayalım:<br />
Edebiyatın incisidir ya şiir, Hidayet Karakuş da s&ouml;zc&uuml;kleri dizelerine inci taneleri gibi dizen bir kuyumcudur.<br />
Dili aydınlıktır, renklidir, zengindir Karakuş&rsquo;un.<br />
Memleket toprağının rengini taşır, y&ouml;resel s&ouml;yleyişin tatlarıyla zenginleşir.<br />
&Ccedil;ocuk kitaplarında daha da yalınlaşır Karakuş&rsquo;un dili. Atat&uuml;rk&rsquo;&uuml;n &lsquo;insanlığını, dehasını, bilimsel d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ş&uuml;n&uuml;, hi&ccedil;bir şeyi g&ouml;zden ka&ccedil;ırmayan keskin dikkatini, derin duygusallığını, engin &ccedil;ocuk sevgisini, doğa tutkusunu&rsquo; şiirleştirerek onu &ccedil;ocuklara sevdirmeye &ccedil;alışırken ne kadar i&ccedil;tense matematik korkularını yenmeye yardımcı olmak isterken de o kadar sevgi doludur.&rdquo;<br />
****<br />
Son romanı &lsquo;&#39;Bana Bir Resmini Yolla&#39;&rsquo; ile Yunus Nadi Roman &Ouml;d&uuml;l&uuml;&rsquo;ne l&acirc;yık g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml; Hidayet Karakuş.<br />
Her yıl &ldquo;21 Mart D&uuml;nya Şiir G&uuml;n&uuml;&rdquo; nedeniyle verilen PEN Şiir &Ouml;d&uuml;l&uuml; 2026&rsquo;da Hidayet Karakuş&rsquo;a sunulacak.<br />
PEN Yazarlar Derneği a&ccedil;ıklamasını da alıntılayalım; &ldquo;T&uuml;rk&ccedil;enin usta kalemi Hidayet Karakuş&rsquo;un şiir, roman, &ccedil;ocuk kitapları, zengin, renkli, sorunlara ve g&uuml;n&uuml;ne duyarlı bir birikim oluşturuyor.<br />
Yaşadığı toplumsal acılara karşın her zaman &lsquo;umudun belleği&rsquo; olmayı s&uuml;rd&uuml;ren Karakuş, iyiliğin, g&uuml;zelliğin, doğruluğun izindeki edebiyat anlayışından bug&uuml;ne değin hi&ccedil; &ouml;d&uuml;n vermemeyi bildi. T&uuml;rk&ccedil;eye olan &ouml;zeni ve titizliğiyle de &ouml;ne &ccedil;ıkan Karakuş roman, şiir ve &ccedil;ocuk edebiyatı dalında sayısız &ouml;d&uuml;l aldı.<br />
Hidayet Karakuş&rsquo;a daha nice uzun yıllar, yeni yapıtlar dileyerek 80 yıllık yaşamından s&uuml;zd&uuml;ğ&uuml; şiir toplamını, şair emeğini 2026 PEN Şiir &Ouml;d&uuml;l&uuml;yle kutluyoruz.<br />
Hidayet Karakuş&rsquo;a &ouml;d&uuml;l&uuml;, Pamukkale Philharmony Association&rsquo;ın da katılımıyla d&uuml;zenlenecek olan 2. Uluslararası Denizli Şiir G&uuml;nleri&rsquo;nde sunulacaktır.<br />
&Ouml;d&uuml;l t&ouml;reni, 27 Mart 2026 Cuma g&uuml;n&uuml; saat 15:00&rsquo;de Denizli Şiir Otel&rsquo;de yapılacaktır.&rdquo;<br />
****<br />
Tanımaktan, dostu olmaktan onur duyduğum Hidayet Karakuş &Ouml;ğretmenim&rsquo;i kutluyorum. Nicelerine.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 21:57:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TMOK Üyesi Olmanın Onuru ve Sorumluluğu</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/tmok-uyesi-olmanin-onuru-ve-sorumlulugu-10109</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/tmok-uyesi-olmanin-onuru-ve-sorumlulugu-10109</guid>
                <description><![CDATA[TMOK Üyesi Olmanın Onuru ve Sorumluluğu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>T&uuml;m d&uuml;nyada olduğu gibi, bir &uuml;lkenin milli olimpiyat komitesinde &uuml;ye olmak; o &uuml;lkenin spordaki en saygın makamında yer almak demektir. 1908 yılında Osmanlı unvanı ile kurulan, Cumhuriyet y&ouml;netimine teslim edilen T&uuml;rkiye Milli Olimpiyat Komitesi&rsquo;nin ana kitabında, &uuml;ye olabilecekler &ccedil;ok &ouml;zel nitelikleri ile anlatılır. Kısacası T&uuml;rkiye&rsquo;yi her bakımdan temsil edebilecek bir y&ouml;netici ve sportmenin, lekesiz, tertemiz bir TC vatandaşı olması gerektiği vurgulanır.<br />
Bu satırları tekrar yazarken, 2025 se&ccedil;iminde oy kullanarak TMOK&rsquo;a tarihindeki en zor d&ouml;nemi yaşatan bazı &uuml;yelerin verdikleri oyları da &uuml;z&uuml;lerek hatırladım. En saygın makamlarda olanlardan, en saygın oylar beklenir. T&uuml;rkiye Milli Olimpiyat Komitesi&rsquo;nin Genel Kurulu&rsquo;nda olanlar ne kadar şerefli iseler, o kadar da sorumluluk y&uuml;klenirler. O kurul, gen&ccedil;liğin Fair Play ruhu ile spor yapmasına, adını taşıdığı yalnız olimpiyata değil, &uuml;lke sporunun geleceğine, onuruna y&ouml;n verir. Bu y&uuml;zden, o Ay Yıldızlı rozeti gururla taşıyanlar; se&ccedil;erken ve se&ccedil;ilirken bir defa değil, bin defa dikkatli olmalıdırlar ve spor d&uuml;nyasına &ouml;rnek olduklarını unutmadan, vatanın malını temiz ellere, temiz y&uuml;reklere teslim etmelidirler.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Mar 2026 21:19:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Orda bir köy var uzakta!</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/orda-bir-koy-var-uzakta-10108</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/orda-bir-koy-var-uzakta-10108</guid>
                <description><![CDATA[Orda bir köy var uzakta!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">B&uuml;y&uuml;kşehir Yasası ile mahalleye d&ouml;n&uuml;şen Akhisar&rsquo;a 10 kilometre uzaktaki, yıllardır &ldquo;Kapaklı K&ouml;y&uuml;&rdquo; olarak isimlendirdiğimiz g&uuml;zel y&ouml;remizde, &ccedil;ocukluk g&uuml;nlerindeki anılar asla unutulmuyor&hellip;<br />
1927 yılında Ahmet Kutsi Tecer tarafından yazılan bir şiir var. Mutlaka bilirsiniz. Ş&ouml;yle başlar: &ldquo;Orda bir k&ouml;y var, uzakta,<br />
O k&ouml;y bizim k&ouml;y&uuml;m&uuml;zd&uuml;r.<br />
Gezmesek de, tozmasak da<br />
O k&ouml;y bizim k&ouml;y&uuml;m&uuml;zd&uuml;r.&rdquo;<br />
Sonra devam eder&hellip; Yıllar i&ccedil;inde şiir memleket hasreti &ccedil;ekenlerin dilinde pelesenk olmuştur&hellip;<br />
Hep derim; &ldquo;O k&ouml;y bizim k&ouml;y&uuml;m&uuml;z. Doğmasam da, gitmesem de, g&ouml;rmesem de, o k&ouml;y bizim k&ouml;y&uuml;m&uuml;z&hellip;&rdquo;<br />
Bug&uuml;n bize miras yoluyla kalan dedemin tarlaları nedeniyle aile b&uuml;y&uuml;klerimizin g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; alanlarda oynadığımız zamanı hayal meyal hatırlamıyor da değilim.<br />
Akhisar&rsquo;a her gittiğimde uğradığım k&ouml;y&uuml;m&uuml; seviyorum.<br />
Bizden &ouml;nceki kuşaktan aktarılanlara g&ouml;re, k&ouml;y&uuml;n adının (rivayet) k&ouml;ydeki kapaklı bir &ccedil;eşmeden geldiği bilinmekte.<br />
1800&#39;l&uuml; yıllarda Baltacı Maria ismiyle Rum&#39;un u&ccedil;suz bucaksız toprağı olan &ccedil;iftliğinin bulunduğu arazi, 1877- 1878 yıllarında y&ouml;reye Yunanistan Yenişehr-i Fenerden g&ouml;&ccedil; etmek zorunda kalan M&uuml;sl&uuml;man T&uuml;rkler tarafından par&ccedil;a par&ccedil;a satın alınarak evler kurulunca da, bug&uuml;nk&uuml; k&ouml;y meydana gelmiş. Bu tarihten itibaren k&ouml;yde Yenişehir muhacirleri yaşam s&uuml;rm&uuml;ş ve bu g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar gelmekle kalmamış, h&acirc;len de Yenişehir muhacirlerinin k&uuml;lt&uuml;r&uuml; h&acirc;kim olduğu g&ouml;r&uuml;lmekte. Bizim atalarımızın da geldiği topraklar orası&hellip;<br />
K&ouml;y 36000 dekarlık bir alandan oluşup verimli bir ova &uuml;zerinde. Ortasından ge&ccedil;en İzmir-İstanbul karayolu, İzmir-Ankara tren hattındaki istasyon (Kapaklı istasyonu) bu y&ouml;reye ulaşımını kolaylaştırmakta.<br />
H&uuml;rriyet Gazetesi İzmir B&uuml;rosunda spor m&uuml;d&uuml;r&uuml; olarak g&ouml;rev yaptığım yıllarda, Kapaklı K&ouml;y&uuml; Muhtarından aldığım &ldquo;Sizi k&ouml;y&uuml;m&uuml;zdeki a&ccedil;ılışa davet ediyor ve mutlaka bekliyoruz&rdquo; demesinin ardından gittiğim k&ouml;yde unutamadığım anımdan bahsedeyim.<br />
A&ccedil;ılış &ouml;ncesi muhtarın &ldquo;kahvede yol yorgunluğunu giderecek bir &ccedil;ay i&ccedil;elim&rdquo; teklifi &uuml;zerine girdiğimiz k&ouml;y kahvesinde muhtarın &ldquo;Selam&uuml;naleyk&uuml;m&rdquo; s&ouml;z&uuml;ne &ldquo;Aleyk&uuml;mselam&rdquo; diye oturdukları yerden cevap veren insanların, yine muhtarın &ldquo;Bakın ağalar size kimi getirdim. Bu gen&ccedil; gazeteci İbrahim Avni beyin torunu&rdquo; dediğinde hepsinin aynı anda sandalyelerinden kalkarak &ldquo;Hoş gelmişsin ağamızın torunu&hellip;&rdquo; deyişini unutmam m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;?<br />
Akhisar&rsquo;a gidip gelirken ge&ccedil;tiğim, &ccedil;oğu kez de ş&ouml;yle bir dolaştığım Kapaklı &lsquo;da hep anılarım canlanıyor&hellip;<br />
Bu kez gidişim, benim i&ccedil;in &ccedil;ok &ouml;nemliydi. Rahmetli eşimin adını yaşatmak i&ccedil;in k&ouml;yde bir &ccedil;ocuk k&uuml;t&uuml;phanesi (Nergiz Erboy &Ccedil;ocuk K&uuml;t&uuml;phanesi) kurmaya karar verdim ve bu konuda da bana destek ve &ouml;n ayak olan muhtar Murat G&ouml;k&ccedil;e ile kardeşi Cesur G&ouml;k&ccedil;e&rsquo;ye &ldquo;geliyorum&rdquo; s&ouml;z&uuml; &uuml;zerine korkun&ccedil; yağan yağmura karşın İzmir&rsquo;den yola &ccedil;ıkarak Kapaklı &rsquo;ya ulaştım. Muhtar Murat, k&uuml;t&uuml;phane i&ccedil;in muhtarlık binasında atıl durumdaki odayı kısa bir s&uuml;rede d&uuml;zenlemiş. Gittiğimde, kapısına da tabelasını birlikte taktık. Şimdi, boya, badana yapılacak ve kitap rafları ile &ccedil;alışma masası gelecek. Ramazan sonrası da nasipse a&ccedil;ılışını yapacağız&hellip;<br />
Murat ve Cesur &ldquo;d&ouml;rt d&ouml;rtl&uuml;k&rdquo; delikanlı&hellip; Her ikisi de k&ouml;yde doğup b&uuml;y&uuml;yen, halen de yaşamlarını orada s&uuml;rd&uuml;ren k&ouml;kl&uuml; aileden&hellip; Babaları Osman k&ouml;y&uuml;n en &uuml;nl&uuml; kasabı. Dedeleri de aynı meslektendi. Sizin anlayacağınız dededen kasap hepsi&hellip; Cesur Osman&rsquo;ın sucukları da olduk&ccedil;a meşhur&hellip; Yurt dışından bile talipleri var. Ağız tadını bilen yol &uuml;st&uuml; lezzet&ccedil;ileri ve tır şof&ouml;rlerinin sucuk ve k&ouml;fte yemek i&ccedil;in durak noktası Cesur&rsquo;un kasap d&uuml;kk&acirc;nı&hellip; K&ouml;m&uuml;r ateşinde bambaşka bir lezzet!..<br />
İki kardeş &ccedil;ok aktif. İkisi de sporcu ve spor hastası&hellip;<br />
Muhtar Murat gen&ccedil;liğinde yağlı g&uuml;reş yapmış. Askere gidinceye kadar 8 yıl dolu dolu &ccedil;ayırlarda rakipleriyle adeta boğuşmuş, şeref k&uuml;rs&uuml;s&uuml;nde yerini alarak evini madalya ve kupalarla m&uuml;ze haline getirmiş&hellip; Başaltına kadar b&uuml;y&uuml;k başarıları bulunuyor.&nbsp; Sporda k&ouml;y&uuml;n adını duyurmuş. Şimdi de b&uuml;y&uuml;k oğlu onun izinden gidiyor. O da yağlı g&uuml;reşte kupa ve madalyalar kazanıyor&hellip; Hedefi Kırkpınar&hellip;<br />
K&uuml;&ccedil;&uuml;k oğlu da amcası gibi futbol sevdalısı&hellip; Yetenek s&uuml;per. &ldquo;Geleceğin Arda G&uuml;ler&rsquo;i&rdquo; diyorlar&hellip;<br />
Muhtar Murat ile kardeşi Cesur, k&ouml;yde sadece k&ouml;y gen&ccedil;lerinin yer alacağı, Kapaklı dışından futbolcu almayacakları spor kul&uuml;b&uuml; kurarak, futbol takımı oluşturmak i&ccedil;in kolları sıvamışlar... Zamanında iyi futbol oynayan, İzmir ve İstanbul takımlarından cazip teklifler alan ne yazık ki, profesyonel olacağı yıl sakatlık yaşadığı i&ccedil;in bu arzusunu ger&ccedil;ekleştiremeyen Cesur, bir t&uuml;rl&uuml; kopamadığı futbol i&ccedil;in &ldquo;Ben profesyonel olamadım ama Kapaklı&rsquo;dan yepyeni yıldız futbolcular yetiştireceğiz, gen&ccedil;lerimizi yıldız yapacağız&rdquo; diye olduk&ccedil;a iddialı konuşuyor.<br />
Muhtar Murat G&ouml;k&ccedil;e k&ouml;y&uuml;n gelişmesi i&ccedil;in olağan &uuml;st&uuml; &ccedil;aba harcıyor. Mesaisi; devlet dairesinde gibi değil. Adeta 24 saat. Kalbi gibi telefonu da a&ccedil;ık. İşi olan muhtarı mutlaka buluyor. K&ouml;yde konuştuğum bazı k&ouml;yl&uuml;ler, &ldquo;muhtarı odasında bulamazsın. Yine k&ouml;yden birisinin işini halletmekle uğraşıyordur&rdquo; dedi. Adeta k&ouml;y&uuml;n, k&ouml;yl&uuml;n&uuml;n derdi, muhtar Murat&rsquo;ın derdi olmuş gibi&hellip; Sorunu &ccedil;&ouml;zmek, &ccedil;are bulmak i&ccedil;in şehir merkezinde kapı kapı dolaşıyor&hellip;&nbsp;<br />
Ne g&uuml;zel, k&ouml;y&uuml;n&uuml; seviyor. Adeta aşık&hellip; Halkının işini &ccedil;&ouml;zmek i&ccedil;in de ter d&ouml;k&uuml;yor. Darısı b&uuml;t&uuml;n g&uuml;n makamında oturan muhtarlara&hellip;<br />
Murat G&ouml;k&ccedil;e muhtar olduktan sonra k&ouml;y&uuml; i&ccedil;in var g&uuml;c&uuml;yle &ccedil;alışmaya başlamış ve ilk olarak k&ouml;ye &ouml;ncelikle d&uuml;ğ&uuml;n yapılacak &ccedil;ok ama&ccedil;lı salonu kazandırmış. Cebinden elektrik, su parasını &ouml;deyen muhtar &uuml;stelik belediyeye de kira veriyor&hellip;<br />
Gen&ccedil;ler bir spor salonu isteyince onlara da spor salonu hazırlamış. İ&ccedil;ine ağırlıklar da alarak hizmete sunmuş. Şimdi kardeşi Cesur ile spor kul&uuml;b&uuml; kuracak, sadece Kapaklı gen&ccedil;lerinin oynayacağı futbol takımı oluşturup lige katılacak. &Ccedil;ocukların i&ccedil;in alternatif sporları yapmaları i&ccedil;in yer arayan Muhtar Murat&rsquo;ın en b&uuml;y&uuml;k hayali sporda k&ouml;y&uuml;nden şampiyon sporcuların yetişmesi. Bunun i&ccedil;in de kolları sıvamış durumda&hellip;<br />
Sadece spor mu? Her alanda k&ouml;y&uuml;n&uuml;n g&uuml;zelleşmesi, k&ouml;yl&uuml;n&uuml;n y&uuml;z&uuml;n&uuml;n g&uuml;lmesi ve mutlu olması i&ccedil;in var g&uuml;c&uuml;yle uğraş veriyor. Biraz aktardığında her bir projesinin harika olduğunu &ouml;ğrenmek mutlu ediyor. İnsanın i&ccedil;ini ferahlatıyor. Biraz destekle harika işler başaracağından kuşkum yok. Ama her yerde olduğu gibi burada da &ldquo;&Ccedil;amur at izi kalsın&rdquo; mantığı işliyor&hellip;<br />
&Ouml;mer Hayyam&rsquo;ın bir s&ouml;z&uuml;n&uuml; &ccedil;ok seviyorum. Bakın ne diyor? &ldquo;Sırtından vurana kızma, ona g&uuml;venip arkanı d&ouml;nen sensin. Arkandan konuşana da darılma, onu insan yerine koyan yine sensin.&rdquo;<br />
Yani&hellip;<br />
Bazen de d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Her yerde olduğu gibi oralarda da, zannedersem tek mesleği; insanın y&uuml;z&uuml;ne g&uuml;l&uuml;p, arkasından iş &ccedil;evirmek olan insanlar bulunuyor!<br />
İnsanlar doğru bildiğini yaptığı, vicdanen m&uuml;sterih olduğu zaman, kulaklarını da tıkamalı.<br />
Bunlar; sporda değil, her kesimde, her d&ouml;nemde yaşandı, yaşanacak da&hellip;<br />
Ne yazık b&ouml;yle tipleri g&ouml;rmek g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde olağan! &Ccedil;oğu da prim yaptığını zannettiğinden huyundan da vazge&ccedil;emiyor.<br />
Sen ne yaparsan yap, nafile!<br />
&Ouml;zdemir Asaf&rsquo;ın s&ouml;z&uuml;n&uuml; unutmayın: &ldquo;İkiy&uuml;zl&uuml;n&uuml;n dilinde tat, kalbinde ise fesat gizlidir.&rdquo;</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 11:51:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’de Kayak Sporu</title>
                <category>Prof. Dr. SEYHAN HASIRCI</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/turkiyede-kayak-sporu-10107</link>
                <author>shasirci@kimseduymasin.com (Prof. Dr. SEYHAN HASIRCI)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/turkiyede-kayak-sporu-10107</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’de Kayak Sporu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>2026 İtalya&rsquo;nın Milano/Cortina kentlerinde yapılan Kış Olimpiyat Oyunları&rsquo;na ilişkin geniş bir yazı yazmış ve yıllarca Kış Olimpiyat Oyunları&rsquo;nda hi&ccedil;bir başarı elde edemediğimizi belirtmiştim. Ne var ki sporumuzu y&ouml;netenleri dinlediğimizde, bizlere her defasında &ldquo;Bu sefer olmadı ama inşallah bir dahaki sefere daha iyi hazırlanacağız.&rdquo; s&ouml;ylemini tekrar edip duruyorlar ve bunu adeta bir alışkanlık h&acirc;line getirmişler (Bu bahar olmazsa gelecek yaza hik&acirc;yesinde olduğu gibi). Bu ve buna benzer başarısızlıklar beni ve kuşkusuz sizleri de her defasında daha fazla &uuml;z&uuml;yor; &uuml;zmekle kalmayıp bu &ccedil;aresizlikle nasıl baş edeceğimizi daha da &ccedil;ok araştırmaya itiyor doğrusu.</p>

<p>T&uuml;rkiye&rsquo;de kayak sporu (&ouml;zellikle alp disiplini ve kuzey disiplini) gelişmekte olsa da bir s&uuml;r&uuml; yapısal, eğitimsel, ekonomik ve yetersiz altyapı gibi sorunlarının olduğu g&ouml;zlerden ka&ccedil;mamaktadır. Kaldı ki artık kayak, buz sporları ve diğer kış sporları sadece alp ve kuzey disiplininden &ccedil;ok &ouml;teye ulaşmıştır. Kış Olimpiyat Oyunları&rsquo;nı izlediğimizde bunu a&ccedil;ık bir şekilde g&ouml;rebilmekteyiz.</p>

<p>Dolayısıyla kısaca baktığımızda; Kayak Sporları; Alp Disiplini, Kuzey Disiplini, Kayaklı Koşu (Cross-country), Kayakla Atlama, Kuzey Kombine, Serbest Stil Kayak (Freestyle), Snowboard, Biatlon (kayaklı koşu + atıcılık) dallarından oluşurken; Buz Sporları; Artistik Patinaj, S&uuml;rat Pateni, Kısa Kulvar (Short Track), Uzun Kulvar, Buz Hokeyi, Curling, Bobsleigh, Skeleton, Luge dallarından oluşmakta. Tabii ki bununla da kalınmamış; Diğer Kış Sporları da; Snowkiting, Buz Tırmanışı, Kar Raftingi, Snowmobile yarışmaları olmak &uuml;zere i&ccedil;erisinde onlarca branşı barındırmaktadır. Bizler de kocaman bir T&uuml;rkiye olarak 2026 yılında sekiz kişilik bir sporcu kafilesiyle bir Kış Olimpiyat Oyunları&rsquo;na katılıyoruz ve sonu&ccedil;: Kocaman bir hi&ccedil;! Bana sorarsanız b&ouml;ylesine hazırlıksız (ki bunu sporcuların kendileri ifade etmişlerdir) bir şekilde gitmektense, gitmemek daha doğru olurdu!</p>

<p>Peki kayak sporumuzdaki bu durum nerelerden kaynaklanıyor? Asıl sorun da bu olsa gerek! Aşağıda tek tek belirteceğim nedenleri; yine &uuml;lkemizde kayak sporu i&ccedil;erisinde aktif ve inaktif g&ouml;rev yapan, kayak sporunun i&ccedil;inden gelen emek&ccedil;i arkadaşların da bilgilerine dayanarak yazmaya &ccedil;alıştım. Bu bilgilerini benimle paylaşan arkadaşlara buradan teşekk&uuml;r ediyorum.</p>

<p>T&uuml;rkiye&rsquo;de kayak sporunun sorunlarına girmeden &ouml;nce, &uuml;lkemizde kayak sporu yapılan yerlere bakmakta yarar g&ouml;rmekteyim. Verilere g&ouml;re son yıllarda bir&ccedil;ok b&ouml;lge ve şehirlerimizde kayak merkezleri a&ccedil;ılmıştır ve bunların sayıları 20 civarına ulaşmış olsa da kayak sporunun yapıldığı &ouml;nemli merkezlerimizin en belli başlıları şunlardır: Erzurum (Paland&ouml;ken), Bursa (Uludağ), Kayseri (Erciyes), Kars (Sarıkamış), Bolu (Kartalkaya), Kastamonu/&Ccedil;ankırı (Ilgaz Dağı kayak merkezleri), Isparta (Davraz), Sivas (Yıldız Dağı Kayak Merkezi). Ancak bu merkezler &uuml;lke geneline dengeli dağılmış değildir.</p>

<p>Başlıca sorunları sıralayacak olursak; tesis ve altyapı yetersizliği başı &ccedil;ekmektedir. Kayak merkezlerinin sayısının sınırlı olması ve yarışma sporuna uygun olmaması, mevcut merkezlerin bir kısmında modern pist, lift ve g&uuml;venlik altyapısının bulunmaması, kar garantisi olmayan b&ouml;lgelerde tesis a&ccedil;ılması (sezon s&uuml;resinin kısa olması nedeniyle) &ouml;nemli sorunlardır.</p>

<p>İklim ve sezon s&uuml;resinin kısa olması da ayrı bir sorundur. K&uuml;resel ısınma nedeniyle kar sezonu kısalmakta, yapay kar sistemleri her merkezde yeterli olmamakta ve sporcular yılın b&uuml;y&uuml;k b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde antrenman yapamamaktadır. Kayak sporunun ekonomik maliyeti de olduk&ccedil;a y&uuml;ksektir. Ekipman (kayak, bot, kıyafet) pahalılığı, sezonluk masrafların y&uuml;ksek oluşu, bu merkezlere ulaşım ve konaklama maliyetlerinin &ccedil;ok y&uuml;ksek olması aileleri zorlamakta, dolayısıyla bu durum sporun tabana yayılmasını engellemektedir.</p>

<p>Sporcu havuzunun &ccedil;ok kısıtlı olması da &ouml;nemli bir problemdir. Okullarda kayak k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n zayıf olması, erken yaşta sporcu se&ccedil;imi ve y&ouml;nlendirme sisteminin yeterince gelişmemiş olması, &ccedil;oğu sporcunun sadece b&ouml;lgesel merkezlerden &ccedil;ıkıyor olması bu sorunu derinleştirmektedir. Antren&ouml;r ve uzman eksikliği de dikkat &ccedil;ekmektedir. Uluslararası d&uuml;zeyde deneyimli antren&ouml;r sayısı azdır. Spor psikoloğu, kondisyoner ve performans analisti desteği sınırlıdır. Uzun vadeli sporcu gelişim planlaması yeterince sistematik değildir.</p>

<p>Uluslararası başarı eksikliği de bir başka &ouml;nemli sorundur (nasılsa başarılı olamayacağım, neden bu sporu yapayım diyen &ccedil;ok sayıda insan var!). D&uuml;nya şampiyonası ve Olimpiyat seviyesinde başarı olduk&ccedil;a sınırlıdır. Avrupa &uuml;lkeleriyle kıyaslandığında teknik ve taktik gelişim olduk&ccedil;a geridedir. Yukarıda belirtilen sorunların &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;nde birinci derecede T&uuml;rkiye Kayak Federasyonu &ouml;nemli rol oynar. Federasyonumuza buradan a&ccedil;ık ve dost&ccedil;a &ouml;nerilerimizi hatırlatmak isteriz.</p>

<p>&Ccedil;&ouml;z&uuml;m &ouml;nerilerine gelince; altyapı yatırımlarının artırılması gerekmektedir. Yapay kar sistemlerinin yaygınlaştırılması, b&ouml;lgesel kayak akademilerinin zaman kaybedilmeden kurulması ve aktif h&acirc;le getirilmesi, 12 ay boyunca antrenmanların aksatılmaması i&ccedil;in kuru zemin ve roller ski pistlerinin kurulması gerekmektedir. Okul&ndash;kul&uuml;p entegrasyonu sağlanmalıdır. Kayak yapılan illerde okul spor projeleri hayata ge&ccedil;irilmeli, yetenekli sporcu tarama ve geliştirme programları zaman kaybetmeden başlatılmalı, spor liselerinde kayak branşının yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.</p>

<p>Ekonomik destek mekanizmaları geliştirilmelidir. Malzeme ve sponsorluk sistemleri g&uuml;&ccedil;lendirilmeli, belediye destekli &uuml;cretsiz başlangı&ccedil; kursları yapılmalı, başarılı sporcular burslarla teşvik edilmelidir. Antren&ouml;r eğitimi ve bilimsel destek de b&uuml;y&uuml;k &ouml;nem taşımaktadır. Yurt dışı eğitim programları (hem sporcular hem de antren&ouml;rler i&ccedil;in) d&uuml;zenlenmeli, spor bilimi desteği (antrenman bilimi, biyomekanik, psikoloji, beslenme) sağlanmalıdır. Uzun vadeli sporcu gelişim modeli oluşturulmalıdır. Mevcut antren&ouml;rlerin sosyeteye d&ouml;n&uuml;k kayak &ouml;ğretmelerinin yanı sıra kendi branşlarına hizmet etme felsefesi teşvik edilmeli, kayak sporundaki tekelleşmeye son verilmeli ve bu antren&ouml;rlere maddi a&ccedil;ıdan yeterli destek sağlanmalıdır. Kuşkusuz bu model t&uuml;m spor dallarında ge&ccedil;erlidir ve uygulanmalıdır. Ayrıca erken yaşta uzmanlaşma ve teknik m&uuml;kemmellik kayak sporunda &ccedil;ok &ouml;nemli bir kriterdir. Uluslararası iş birliği kapsamında Avrupa&rsquo;da bu sporda gelişmiş &uuml;lke kul&uuml;pleriyle kamp programları yapılmalı, ortak yarış organizasyonları d&uuml;zenlenmeli, gen&ccedil; sporcuların erken yaşta yurt dışı yarış deneyimi kazanması sağlanmalıdır.</p>

<p>Kısaca &ouml;zetleyecek olursak; T&uuml;rkiye&rsquo;de kayak sporunun gelişememesinin temel sorunları; kayak sezonunun &ccedil;ok kısa olması, materyal ve malzemelerin y&uuml;ksek maliyetli olması, yetersiz ve hatta yok denecek kadar az sporcu havuzumuzun bulunması, bu sporu y&ouml;netenlerin bu sporun i&ccedil;inden gelmemiş olmaları, daha da &ouml;nemlisi yetersiz teknik eleman ve uzman kadrosuna sahip olmamamızdır. Gelişim i&ccedil;in ise altyapı + eğitim + ekonomik destek + bilimsel yaklaşım ve liyakat her zaman olduğu gibi burada da &ouml;nemli bir yer tutmaktadır. T&uuml;m bu s&ouml;ylediklerimiz dikkate alınırsa sanırım &ccedil;&ouml;z&uuml;m kendiliğinden gelecektir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 11:49:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-seyhan-hasirci-1601986737.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk Basınının Yüz Akı TSYD’nin Ayağa Kalkma Vakti Geldi</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/turk-basininin-yuz-aki-tsydnin-ayaga-kalkma-vakti-geldi-10106</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/turk-basininin-yuz-aki-tsydnin-ayaga-kalkma-vakti-geldi-10106</guid>
                <description><![CDATA[Türk Basınının Yüz Akı TSYD’nin Ayağa Kalkma Vakti Geldi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&Uuml;lkemizin yazılı basın tarihinde yer alan spor yazarlarını şerefle temsil eden T&uuml;rkiye Spor Yazarları Derneği, 2025&rsquo;te beklenmeyen kara bulutun sebep olduğu bir duraklama d&ouml;nemi yaşıyor. G&uuml;vendiğimiz T&uuml;rk adaleti mart ayında bu d&ouml;nemi sonlandıracaktır. Ardından spor yazarlığında mevcut olan branş zafiyeti, iş başı yapacak olan TSYD Y&ouml;netimi tarafından masaya yatırılacaktır.<br />
T&uuml;rk basın d&uuml;nyasında spor yazarlığı yoktur, futbol yazarlığı vardır. İlk sıcak &ouml;rnek d&uuml;nyanın bir numaralı spor oyunlarından kış olimpiyatları bitti. T&uuml;rk basınında organizasyon, teknik yapı konusunda bir uzman yazara rastlamadık. Olimpiyatlara g&ouml;nderilen spor yazarları konusunda ise T&uuml;rkiye grafikte g&ouml;r&uuml;nm&uuml;yor.<br />
Diğer bir &ouml;rnek de; ge&ccedil;tiğimiz g&uuml;nlerde iki kısa s&uuml;tuna boğulmuş bir haber: Tiflis&rsquo;te yapılan Avrupa Eskrim Şampiyonası&rsquo;nda Alara Atmaca adlı kızımız fl&ouml;re dalında Yıldızlar Avrupa Şampiyonu oldu. T&uuml;rk basınında bir değerlendirme, bir teknik eleştiriye rastlamadık. Yazacak yapıya sahip olan spor yazarı yok. B&uuml;y&uuml;k sorun bu. G&ouml;revli gittiğim 1980 Roma&rsquo;daki ilk Yaz Olimpiyatında, yabancı bir spor yazarlarının sorduğu soruyu hi&ccedil; unutmuyorum. Tanıtımda spor yazarıyım deyince, hangi spor dallarında uzmansınız? diye sormuşlardı. Bug&uuml;n T&uuml;rkiye&rsquo;de bilinen ve yapılanlar olimpik sporlar dahil uzman ka&ccedil; spor yazarı var? Biraz basketbol, voleybol g&uuml;reşte vardı, rahmetli oldular. Belki de tenis spor sayfalarında y&ouml;neticiler yer verirse yılda birka&ccedil; kez g&ouml;r&uuml;n&uuml;yorlar.<br />
T&uuml;rkiye Spor Yazarları Derneği&rsquo;nin (TSYD) bir an &ouml;nce kapılarının a&ccedil;ılması, y&ouml;netin kurulunun Spor Bakanlığı ve federasyonlarla iş birliği yaparak spor branşları kursları a&ccedil;ması, gerekirse yabancı uzmanları da davet ederek &uuml;lkemize diplomalı branş uzmanı spor yazarlarını kazandırması, en &ouml;nemli g&ouml;revi olacaktır. D&uuml;nyada hi&ccedil;bir toplum kitapsız, eğitimsiz ilerleyemez. Her konuda başarı yollarına ışık tutacak liderlerin yetiştirilmesinin yolu budur. Sporda da konusunu bilen, anlayan, tarafsız g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; a&ccedil;ıklayan spor yazarları &uuml;lke sporuna ışık tutacaktır. Bu bir vatan g&ouml;revidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 11:48:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Berlin’den İstanbul’a 100 yıl...</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/berlinden-istanbula-100-yil-10105</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/berlinden-istanbula-100-yil-10105</guid>
                <description><![CDATA[Berlin’den İstanbul’a 100 yıl...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Durduk yerde Berlin ve İstanbul&rsquo;dan s&ouml;z etmenin ne anlama geldiğini a&ccedil;ıklamaya &ccedil;alışacağım. Adolf Hitler&rsquo;in 1936&rsquo;daki Olimpiyat Oyunlarını desteklemesinin &uuml;zerinden 2036&rsquo;ya gelindiğinde tam y&uuml;z</p>

<p>yıl ge&ccedil;miş olacak. İlgin&ccedil;tir, İstanbul ve Berlin, 2000 yılı Yaz Olimpiyat Oyunları i&ccedil;in aday olmuşlar ancak meşaleyi Sydney&rsquo;e kaptırmışlardı.</p>

<p>2000 yılının adayları arasındaki Berlin&rsquo;in o zamanki tanıtım videolarında, o kentte yaşayan T&uuml;rklerin d&uuml;ğ&uuml;nlerinden bazı kesitler yanında Mozart&rsquo;ın Saraydan Kız Ka&ccedil;ırma operasından bazı b&ouml;l&uuml;mlerin yer alması benim ilgimi &ccedil;ekmişti. İstanbul&rsquo;un muhteşem g&ouml;r&uuml;nt&uuml;leri enfesti ama tesis ve trafik konusunu bildiğimden fazla yorum yapamamıştım.</p>

<p>Şimdi ge&ccedil;mişe bakıp 2036 i&ccedil;in hazırlık yapma zamanı gelmiştir. Ama bu y&uuml;z&uuml;nc&uuml; yıl hazırlığını Yunanlıların 1996 i&ccedil;in yaptıkları tanıtımlarına, hazırlıklarına benzememesi gerekir. Bunun detaylarını</p>

<p>&ccedil;ok sonra sizlerle paylaşacağım. &ldquo;Golden Olympics&rdquo; şeklinde akıllarda kalan bu oyunları, hepinizin bildiği gibi Atlanta kapmış (!) idi. Ne de olsa Coca Cola&rsquo;nın keşfedildiği, Ted Turner&rsquo;in 24 saat yayın yapan CNN&rsquo;i, Jane Fonda&rsquo;nın Aerobik Cimnastik kasetlerinin t&uuml;m d&uuml;nyaya sardığı bir kent olan Atlanta, s&ouml;z&uuml;n&uuml; ettiğim şu basit birka&ccedil; parametre ile yarışı kazanmıştı.</p>

<p>Biliyorum bu yazımı okuyanlarımızın &ccedil;oğu İstanbul&rsquo;un trafiğinden, pahalılığından, kontrol edilemez sanılan keşmekeşliğinden s&ouml;z edecek. Ama biliyor musunuz, bu durum bile İstanbul&rsquo;un &ouml;nemli zenginliklerinden birisidir. Trafiği &ccedil;&ouml;zmek &ccedil;ok basittir. İstanbulluları Akdeniz&rsquo;e tatile g&ouml;nderirsek bu sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Pahalılık sizde para yoksa ortaya &ccedil;ıkar. Parayı bulmak zor değildir, yeter ki iyi bir planlama yapalım&hellip; Keşmekeşlik dediğimiz şey kentin ruhudur. O ruh, i&ccedil;inde gizli bir g&uuml;&ccedil; oluşturur.</p>

<p>G&uuml;&ccedil; kontrol edilirse ortalık durulur.</p>

<p>Benim sorun olarak g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m noktalar, sportif tesisler ve olimpik k&ouml;y olasılıklarıdır. Bunun dışındaki en &ouml;nemli problem ise Olimpizm ve olimpik oyunların halkımıza gen&ccedil;lerimize, insanlarımıza aşılanmasıdır. Bu konu okullarımızda, medyada, spor teşkilatında, kul&uuml;plerimizde &ccedil;ok farklı kampanyalar ile aktarılmalıdır. Burada</p>

<p>Mill&icirc; Eğitim Bakanlığı, Gen&ccedil;lik ve Spor Bakanlığı ve TMOK doğrudan devreye girmelidir. Kenarda duran b&uuml;y&uuml;k bir dev&rsquo;in varlığını unutmuş değilim: Y&Ouml;K ve &Uuml;niversitelerimiz&hellip;&nbsp;</p>

<p>Asıl g&ouml;rev bu kuruluşlara d&uuml;ş&uuml;yor. Gen&ccedil;lik orada, sporcular orada, antren&ouml;rler, y&ouml;neticiler orada&hellip;</p>

<p>&Ccedil;ok uzattım sanırım. Bazı okurlarım uzun yazdığımdan şik&acirc;yet ediyorlar. Onları kızdırmamak i&ccedil;in burada kesiyorum. Milano-Cortina (İtalya) 2026 Kış Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği yapıyor. Bir&ccedil;ok TV kanalından yarışmaları izleyebiliyoruz. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni&rsquo;ye destekleri i&ccedil;in ben de bir teşekk&uuml;r g&ouml;ndersem fena olmaz sanırım. Politikacılar olmaz ise spor olur mu bunu tartışmaya sunuyor ve k&ouml;şemden ka&ccedil;ıyorum&hellip;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 28 Feb 2026 23:04:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2025’te Başlayan, 2026’da Biten Bir Kağıt Fener Hikayesi</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/2025te-baslayan-2026da-biten-bir-kagit-fener-hikayesi-10104</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/2025te-baslayan-2026da-biten-bir-kagit-fener-hikayesi-10104</guid>
                <description><![CDATA[2025’te Başlayan, 2026’da Biten Bir Kağıt Fener Hikayesi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1908&rsquo;den, Osmanlı&rsquo;dan kalan, se&ccedil;kin, saygıdeğer spor adamları tarafından temeli atılan, gen&ccedil; T&uuml;rkiye&rsquo;ye hediye edilen, d&uuml;nyaca saygı duyulan T&uuml;rkiye Milli Olimpiyat Komitesi, 2025&rsquo;te nereden estiği belli olmayan bir r&uuml;zgarla ana yapısını değiştiren bir se&ccedil;im yaşadı. Bu r&uuml;zgar Ataların &ldquo;İş yaparken bir bilene sorun&rdquo; s&ouml;z&uuml;n&uuml; silip attı. Eskileri, zengin tecr&uuml;beyi, danışma kitaplığını yıktı, pozitif hi&ccedil;bir şey ve tarihe saygı bırakmadı. En kıdemli &uuml;yesi olduğum T&uuml;rkiye Milli Olimpiyat Komitesi&rsquo;nin değerli &uuml;yeleri, yeni bir g&uuml;neşin doğmasını bekliyordu. Bu olay ve hikayenin benim ge&ccedil;en yıllar T&uuml;rk edebiyat k&uuml;t&uuml;phanesinde yer alan KAĞIT FENER adlı kitabımdaki ilk şiire benzer diyorum.<br />
Bakın Kağıt Fener&rsquo;in haline:<br />
<strong><em>KAĞIT FENER<br />
&lsquo;&rsquo;D&uuml;nyayı aydınlatmak emeli<br />
B&uuml;y&uuml;k m&uuml; b&uuml;y&uuml;k.<br />
Karanlıklar i&ccedil;inde, ışık ışık bir d&uuml;ş&uuml;nce,<br />
Bir bakımlık mavi g&ouml;k kadar&hellip;<br />
Ah Kağıt Fenerler!<br />
Neden bir gecede biter &ouml;mr&uuml;n&uuml;z?<br />
Bari g&uuml;neşi, sabahı aydınlığı g&ouml;r&uuml;n&uuml;z.&rdquo;</em></strong><br />
İşte d&uuml;nyayı aydınlanmak iddiasını taşıyan bu r&uuml;zgar sona geliyor, g&uuml;neşi g&ouml;r&uuml;nce geldiği yere doğru yola &ccedil;ıkıyor.<br />
Netice: Son TMOK Y&ouml;netimi T&uuml;rk spor tarihine yanlış, hatalı ve kendini bilmeme &ouml;rneği, g&uuml;neşte s&ouml;nen bir kağıt fener olarak ge&ccedil;iyor. T&uuml;rkiye Milli Olimpiyat Komitesi&rsquo;nin tarihteki &ouml;rnekleri gibi, yolu a&ccedil;ık olsun&hellip;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 09:47:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hep zirvedeydi, bir Türkiye hafızasıydı, Halit Kıvanç...</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/hep-zirvedeydi-bir-turkiye-hafizasiydi-halit-kivanc-10103</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/hep-zirvedeydi-bir-turkiye-hafizasiydi-halit-kivanc-10103</guid>
                <description><![CDATA[Hep zirvedeydi, bir Türkiye hafızasıydı, Halit Kıvanç...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ona; &ldquo;Altın Spiker&rdquo;, &ldquo;Mikrofona H&uuml;kmeden Adam&rdquo;, &ldquo;Konuşma Ustası&rdquo;, &ldquo;, T&uuml;rkiye&rsquo;ye Sesiyle Diliyle Sporu Sevdiren Usta&rdquo;, &ldquo;Muhteşem Medya ve Sahne Profesyoneli&rdquo; derlerdi.<br />
Yıllarca radyo mikrofonlarından dinledik, televizyonda izledik. Televizyon tarihinin ilk bilgi yarışması programı &quot;Bildiklerimiz G&ouml;rd&uuml;klerimiz Duyduklarımız&quot;ı sunandı.<br />
Hep zirvedeydi, bir T&uuml;rkiye hafızasıydı, yaşarken efsane olmayı başarabilmişti.<br />
Kendi ifadesiyle,<br />
&ldquo;Bizim televizyonun doğduğu, emeklediği, y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml;, konuştuğu, yuvaya gittiği, okula başladığı g&uuml;nlerde, onun yanında, &ccedil;ok yakınında oldu.<br />
Televizyonun geliştiğinde, iş sahibi &ccedil;oluk &ccedil;ocuk sahibi olduğunda da ayrılmadı ondan. Daha sonra televizyonumuz alkışlandığı ya da eleştirildiği g&uuml;nleri, geceleri onunla yaşadı. Hep g&uuml;zelliklerde buluşmayı, y&uuml;z&uuml;m&uuml;n g&uuml;lmesini diler ve son s&ouml;z&uuml;n&uuml; de &lsquo;Ti-Vi-Ci&rsquo; deyimiyle &ldquo;Sakın bizden ayrılmayın&rdquo; ile bitirirdi.&rdquo;</p>

<p>D&ouml;rt yıl &ouml;nce aramızdan ayrılan Halit Kıvan&ccedil;&rsquo;ı en iyi anlatan ifadeler &ndash;bence- Spor Yazarı İslam &Ccedil;upi&rsquo;dendir; &ldquo;Halit Abi yazarlık yaşamımın ilk durağında benim i&ccedil;in bir &#39;Kıvan&ccedil;&#39; daktilosuydu<br />
&#39;Abi-Kardeş&#39;, daha doğrusu ile &#39;Usta-&Ccedil;ırak&#39; olarak aynı gazete s&uuml;tunlarını, aynı odayı paylaşmak hoşg&ouml;r&uuml;s&uuml;n&uuml; yakaladığım yıllar, o tuş dansından, o daktilo g&uuml;r&uuml;lt&uuml;lerinden &ccedil;ok şey &ouml;ğrendim.<br />
Halit Kıvan&ccedil; daktilosu ile Babıali&#39;de kalan, sesi ile &#39;T&uuml;rkiye &#39; o, aramızdaki ilk ve son dev adamdır.<br />
T&uuml;rkiye Radyoları&#39;nda, TV mikrofonlarında futbola T&uuml;rk&ccedil;e&#39;nin en nefisini, espri ve dialekin en ince ve nezih kılıklarını giydirdi.<br />
T&uuml;rkiye &#39;de kimse onun kadar, t&uuml;m mikrofonla &#39;Kıvan&ccedil; Marka&#39; yapmadı, yapamadı.&quot;<br />
&quot;Radyo, TV ve G&uuml;zel T&uuml;rk&ccedil;e Efsanesi :<br />
İşte H A L İ T K I V A N &Ccedil;<br />
&quot;Mesleğinde doruğa &ccedil;ıkmış en &uuml;nl&uuml;yd&uuml; Halit Kıvan&ccedil;.<br />
Bir medya profesyoneliydi, bir tarih, yaşayan efsaneydi o!<br />
Radyoyu, televizyonu ve futbolu, zarif diksiyonuyla kusursuz T&uuml;rk&ccedil;esi&#39;yle g&uuml;zelleştirendi o!<br />
Ma&ccedil; anlatırdı, bayılırdık. Nice unutulmaz ma&ccedil;ları onun sesiyle yaşadık.<br />
&Ccedil;ocuktum; 1966&#39;da Yavru Ayhan ve Buldozer Fevzi&#39;nin golleriyle futbol tarihimize ge&ccedil;en Milli Takımımızın &ldquo;Moskova Zafer&#39;&rsquo;ini radyoda onun sesinden dinlediğini &ccedil;ık iyi anımsarım.<br />
Meksika&rsquo;daki 1970 D&uuml;nya Kupası final ma&ccedil;ı Brezilya-İtalya ma&ccedil;ını da o nakletmişti bize, hem de telefonla. 4-1&rsquo;le Siyah İnciler&rsquo;in kupayı kaldırdığını o kadar g&uuml;zel anlatmıştı ki; unutamam.<br />
İzmir&rsquo;deki 1971 Akdeniz Olimpiyatlarını kusursuz radyo ve TV&rsquo;den anlatandı da.<br />
Oyunların a&ccedil;ılış sununumu o yapmıştı.<br />
G&ouml;ztepe&rsquo;nin 1967&rsquo;de Avrupa Fuar Şehirleri Kupası&rsquo;nda İspanyol Devi Atletico Madrid&rsquo;i 3-0&rsquo;la elediği muhteşem zaferi Alsancak Stadı&rsquo;nda saha kenarından yine o nakletmişti radyo dinleyicilerine.</p>

<p>MİLLİYET&rsquo;İN YERİ AYRIYDI</p>

<p>Televizyonda bir bakarsınız eğlence, bir bakarsınız yarışma, bir bakarsınız defile sunmuş. Gelmiş gazetede yazısını yazmış.<br />
Yıllarca Milliyet&#39;te, H&uuml;rriyet&#39;te yazılarını keyifle okuduk.<br />
Milliyet&rsquo;te unutulmaz gazeteci Abdi İpek&ccedil;i&rsquo;nin yazı işlerindeki &uuml;&ccedil; yardımcısından biri olarak mutfaktaki adamları arasındaydı. Spor ve Magazin haberlerinden sorumluydu &ccedil;ok sevdiği Milliyet&rsquo;te.<br />
1955&rsquo;ten 1968&rsquo;e kadar kesintisiz Milliyet&rsquo;teydi.<br />
Her Pazar g&uuml;n&uuml; yayımlanan Altan Erbulak&rsquo;ın karikat&uuml;rlerinin de yer aldığı &ldquo;Pazarlık&rdquo; k&ouml;şesi vardı. Elbette r&ouml;portajları da yer alırdı gazetede.<br />
Daha sonra aralıklı &ccedil;alıştı gazetede.</p>

<p>TRT&rsquo;TE BİR İLKE İMZA ATTI</p>

<p>T&uuml;rk televizyon tarihinin ilk bilgi yarışması programı &quot;Bildiklerimiz G&ouml;rd&uuml;klerimiz&nbsp;Duyduklarımız&quot;ı sunandı.<br />
Bu yarışma, T&uuml;rk TV Tarihinin ilk yarışmasıydı.<br />
Yarışma, aynı zamanda TV&#39;de de en uzun s&uuml;ren ilk yarışmasıydı.<br />
50.kez yayınlan program olma rekorunu elde edecek, sonra da tam beş yıl s&uuml;rme rekoruna ulaşacaktı. 1969&rsquo;dan 1973&rsquo;e kadar.<br />
Yarışmanın ismi uzundu ama s&uuml;resi normaldi.<br />
Halk ismi kısaltıp &ldquo;Bildiklerimiz Yarışması&rdquo; derdi.<br />
Bir kısmı da &#39;&#39;Bildik, G&ouml;rd&uuml;k Yarışması&rdquo;.<br />
Aslında ismi uzun olunca bir &ccedil;ok kişi de &ldquo;Halit Kıvan&ccedil;&rsquo;ın Programı&rdquo; demeyi tercih ederdi.<br />
Yarışmaya başvuru da mektuplaydı.<br />
Kazananların &ouml;d&uuml;l&uuml; -genellikle- televizyon alıcısıydı.<br />
Bir de ger&ccedil;ek bir kuşun yarışmacıları belirlediği<br />
&ldquo;Talih Kuşu&rdquo; vardı.<br />
&ldquo;Mini-Gol&rdquo; adlı penaltı yarışması da yapıyor, her hafta ekrana getiriyor, tahtadan yapılmış kaledeki delikten topu en &ccedil;ok ge&ccedil;iren kazanıyordu.<br />
1974, aynı zamanda &quot;Spor St&uuml;dyosu&#39;&rsquo;nun başladığı yıldı. G&uuml;ng&ouml;r Sayarı, Tansu Polatkan, Tuna Huş&rsquo;la beraber &ccedil;ok program sunmuştu.</p>

<p>BBC&rsquo;DE DE &Ccedil;ALIŞTI</p>

<p>BBC&#39;de &ccedil;alışan Halit Kıvan&ccedil;&#39;a 1963&#39;te 5 yıllık s&ouml;zleşme teklif edilmiştir.<br />
T&uuml;rk dostu yazar Andrew Mango y&ouml;netimindeki BBC T&uuml;rk&ccedil;e Servisi&rsquo;&#39;nde Can Y&uuml;cel, Feyyaz Kayacan, M&uuml;beccel Argun, Tektaş Ağaoğlu, &Ouml;mer Umar, Leyla Umar, Mehmet Refiğ gibi ustalarla &ccedil;alışmıştır hem de.<br />
Temelde radyo elemanı olsa da Mango&rsquo;nun katkısıyla BBC&rsquo;nin TV b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde de d&uuml;nya &ccedil;apındaki programcılarla beraber olmuştur.<br />
Halit Kıvan&ccedil; &quot;Ben &ouml;ğrendiklerimi memleketimde uygulamak i&ccedil;in gitmek istiyorum&quot; demiş ve T&uuml;rkiye&#39;ye d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;r.<br />
Her fırsatta BBC&rsquo;nin radyo TV yaşamına &ccedil;ok şey kattığını paylaşırdı Halit Kıvan&ccedil;...</p>

<p>&nbsp;HOŞ SEDA BIRAKMAK İSTEYENDİ</p>

<p>Halit Kıvan&ccedil; hep &quot;D&uuml;nya&rsquo;da bir &#39;hoş seda&#39; bırakmak istiyorum. &Ouml;tekileri ise &#39;boş seda&#39; kısmına koyuyorum.<br />
Bak &#39;k&ouml;t&uuml; bile&#39; demiyorum, sadece &#39;boş seda&#39; diyorum&quot; derdi!<br />
Bizi duygulandırdı, d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;rd&uuml;, g&uuml;l&uuml;msetti, eğlendirdi, heyecanlandırdı, sevindirdi Halit Kıvan&ccedil;...<br />
Hemen bir anekdot; spor spikerliği, spor gazeteciliği ile ilgili...<br />
1969&#39;da T&uuml;rkiye Futbol Federasyonu (TFF) ona g&uuml;m&uuml;ş madalya vermiştir.<br />
Anlatıyor Halit Kıvan&ccedil;;<br />
&quot;Bence bu futbol ve yayıncılık tarihimizde bir ilk ve sondur.<br />
Orhan Şeref Apak TFF Başkanı&#39;ydı. Milli takım forması giyen futbolcular i&ccedil;in altın g&uuml;m&uuml;ş ve bronz madalyalar veriyorlardı.<br />
50 kez giyen Altın, 25&#39;e ise g&uuml;m&uuml;ş madalya veriliyor.<br />
Bir yurt dışı seyahattan d&ouml;n&uuml;yorum.<br />
Apak, &#39;Senin ka&ccedil;ıncı milli ma&ccedil;ın oldu?&#39; diye sordu.<br />
&#39;25&#39;i ge&ccedil;tim, 29 mu ne oldu&#39; dedim.<br />
O da &#39;Futbolcu Ay-Yıldız&#39;ı temsil ediyor, sen de bunu T&uuml;rkiye&#39;ye duyuruyorsun, milli futbolcu kadar hizmet etmişsin.<br />
Ben de madalya vereceğim sana.&#39;<br />
Medya da destekledi. Ankara&#39;daki Polonya ma&ccedil;ında g&uuml;m&uuml;ş madalya verildi.&quot;<br />
Peki 1954&#39;ten beri D&uuml;nya kupası finallerini TRT&#39;de anlatan Halit Kıvan&ccedil;&#39;ın, 2002&#39;de onu &ccedil;ağırılmayarak &quot;vefasızlıkla&quot; &ouml;d&uuml;llendirildiğini(!) bilir misiniz?<br />
Oysa o TRT i&ccedil;in bakın Aydın Engin&#39;e verdiği &quot;nehir s&ouml;yleşide&quot; neler demiş?;<br />
&quot;TRT benim okulumdu. Anaokulum, ilkokulum, ortaokulum, lisem, &uuml;niversitemdi.<br />
Ben okulda hem &ouml;ğrenciydim, hem profes&ouml;rd&uuml;m.<br />
Biz hem birbirimize &ouml;ğrettik, hem de kendi kendimize &ouml;ğrendik bir&ccedil;ok şeyi...&quot;</p>

<p>USTALAR USTASI</p>

<p>Acı ve tatlı deneylerinden s&uuml;z&uuml;lm&uuml;ş dersleri benliğine sindirmiş &quot;ustalar ustası&quot;ydı Halit Kıvan&ccedil;.<br />
Titiz, dikkatli ve tedbirli...<br />
Yine Aydın Engin&#39;in kitabından bir alıntı;<br />
&quot;O bir tv programında konuşacak olsa, bir spor programına katılacak da olsa, defile sunsa da bedeninin doğal bir uzantısına d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş &ccedil;antasında minik bir ila&ccedil; kutusu taşır.<br />
İla&ccedil;lar mı?<br />
Baş ağrısına, ishale, baş d&ouml;nmesine, soğuk algınlığına, ses kısılmalarına karşı &#39;ani etkili&#39; haplar.<br />
Bu ila&ccedil;ları mutlaka taşır.<br />
&Ccedil;&uuml;nk&uuml; bilmektedir;<br />
Sunucu, gazeteci, spiker, showman, yorumcu, yazar hasta da olsa, soğuk algınlığından bedeninin her yanı kırılmakta da olsa, ateşi &ccedil;ıkmış olsa da, dişi ağrısa da, &ouml;ks&uuml;rse de sahnenin perdesi a&ccedil;ılacak, gazete mutlaka basılacak, ekran mutlaka aydınlanacak, radyo hi&ccedil; susmayacaktır.<br />
Bunu her profesyonel bilir.&quot;<br />
Onu dinledik, okuduk, izledik; TRT&#39;de.TV&#39;de. Radyoda...<br />
Zaman zaman &ouml;zel kanallarda...<br />
Keyifle yıllarca...<br />
Futbolu her şeyden &ouml;nce &quot;dostluk, kardeşlik, arkadaşlık ve ger&ccedil;ek bir aşk gibi&quot; d&uuml;ş&uuml;nmesine katıldık...</p>

<p>MİKROFON UZATMADIĞI YOKTU</p>

<p>Halit Kıvan&ccedil;&rsquo;ın mikrofon uzatmadığı kimse yoktur!<br />
Brezilyalı &quot;Siyah İnci&quot; Pele ile daha &uuml;nl&uuml; değilken r&ouml;portaj yapan ilk gazeteci olduğunu, Alman gol kralı Gerd M&uuml;ller&rsquo;den &quot;İmparator&quot; Franz Beckenbauer&rsquo;e kadar bir&ccedil;ok isimle yakın dostluğu bulunduğunu, ter&ouml;r saldırısı ile lekelenen 1972 M&uuml;nih Olimpiyat Oyunları&rsquo;nı Uğur D&uuml;ndar ile birlikte anlattığını, 10 tane D&uuml;nya Kupası&rsquo;nı yerinde g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; ekleyelim.<br />
TRT&#39;deki 23 Nisan programlarındaki sesinin bizi &ccedil;ok mutlu ettiğini de unutmadan.<br />
M&uuml;nih Olimpiyatları&rsquo;na d&ouml;nelim. Ter&ouml;ristlerin İsrail kampını basıp sporcuları &ouml;ld&uuml;rmesini, oyunların durmasını ve Genel Yas il&acirc;nını unutamamıştır;<br />
&ldquo;Sporcular i&ccedil;in bir anma t&ouml;reni d&uuml;zenlendi.<br />
M&uuml;nih&rsquo;te g&ouml;revli t&uuml;m d&uuml;nya TV&rsquo;leri t&ouml;reni kesintisiz ilettiler &uuml;lkelerine.<br />
TRT de bu g&ouml;revi en iyisiyle yerine getirdi.<br />
T&ouml;renin naklen sunuculuğu g&ouml;revi, bana ve Uğur D&uuml;ndar&rsquo;a verilmişti.<br />
Sabah erkenden bize ayrılan kabindeydik.<br />
Kulaklık ve mikrofonları taktık.<br />
Dinsel ağırlığı olan bir t&ouml;rendi.<br />
Uğur&rsquo;la ikimiz i&ccedil;in g&uuml;&ccedil; g&ouml;revdi.<br />
Az konuşarak o &ouml;l&ccedil;&uuml;de hatadan ka&ccedil;ma &ccedil;abasındaydık.&rdquo;<br />
(Telesafir-Bizde TV B&ouml;yle Başladı, 2002)</p>

<p>EN B&Uuml;Y&Uuml;K &Ouml;D&Uuml;L&Uuml;</p>

<p>Mikrofonda s&ouml;zleri ve ekranda y&uuml;z&uuml;yle &ccedil;ok sevdiğimiz, yazar ve sunucu olarak y&uuml;zlerce &ouml;d&uuml;l kazanan Halit Kıvan&ccedil;, &#39;&#39;Bug&uuml;ne kadar aldığım en b&uuml;y&uuml;k &ouml;d&uuml;l herkesin bana &#39;Halit Ağbi&#39; diye hitap etmesi&#39;&#39; derdi ve devam ederdi;<br />
&ldquo;Hayatım boyunca kimseyle kavga etmedim, kimseye bağırmadım, kimseye vurmadım. Kimseye g&uuml;cenmedim.<br />
Kimseyi de kırdığımı d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;yorum.<br />
Belki incitmişimdir ama hemen de g&ouml;nl&uuml;n&uuml; almışımdır.<br />
Hayata ve futbola b&ouml;yle baktım.&rdquo;<br />
Ben de Halit Abi ile tanışma onurunu yaşayanlardanım.<br />
T&uuml;rkiye Spor Yazarları Derneği-TSYD genel kurullarında, Milli Ma&ccedil;ları anlatmak i&ccedil;in İzmir&#39;e geldiğinde &ccedil;evresini saranlardan biriydim.<br />
Sohbeti ger&ccedil;ekten &ccedil;ok lezzetliydi.<br />
Bir o kadar da i&ccedil;ten ve m&uuml;tevazıydı.<br />
En son 8 yıl &ouml;nce yakın dostu M&uuml;jdat Gezen&#39;in &ldquo;Şarkılar Seni S&ouml;yler&rdquo; m&uuml;zikalinin galasında bir araya gelmiş, fotoğraf &ccedil;ektirmiştik..</p>

<p>İYİ Kİ VARDINIZ HALİT ABİ</p>

<p>Son S&ouml;z Yerine;<br />
Genellikle değerli ve &ouml;nemli isimleri vefat yıllarında değil doğum g&uuml;n&uuml;nde anmak daha doğru gibi geliyor bana.<br />
Bu yazı da &ouml;yle.<br />
Bir efsane, kendi destanını yazmış bir efsaneydi Halit Kıvan&ccedil;.<br />
Anılarımıza ve onu tanıyan seven kalplere g&ouml;m&uuml;ld&uuml;.<br />
Harika T&uuml;rk&ccedil;enizle iyi ki vardınız Halit Kıvan&ccedil; Usta ve iyi ki sizin gibi bir değer hep hayatımızda oldu.<br />
Sizi &ccedil;ok sevmiştik.<br />
Ruhunuz şad olsun...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 22:30:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Efsane olmak kolay mı?</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/efsane-olmak-kolay-mi-10102</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/efsane-olmak-kolay-mi-10102</guid>
                <description><![CDATA[Efsane olmak kolay mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sıkıntılı g&uuml;nlerimizi aşabilmek ve hayatın devam ettiğini yeniden idrak ettikten sonraki ilk hedef; Akhisar&rsquo;da yarım kalan işlerimizi &ccedil;&ouml;z&uuml;mlemek olacak&hellip; Akhisar&rsquo;ı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;zde, nereden bakarsak bakalım aklımıza Akhisarspor geliyor&hellip;<br />
Elbette doğum yeri Alaşehir olsa bile, hayat dersini aldığımız kent Akhisar&rsquo;ın olduğunu bir kez daha itiraf etmeliyim. 50 yıla yaklaşan Karşıyaka ikametimizdeki anılarımızın &ouml;l&uuml;ms&uuml;zleşmesine olanak sağlasak bile, Akhisar&rsquo;ın yeri daha başka&hellip; Doğduğum şehir Alaşehir&rsquo;i unutmak da imk&acirc;nsız. Oradaki yaşamımdaki az ama &ouml;z anılarım, dimağımın en g&uuml;zel yerinde gizli&hellip;<br />
Yaşadığım &uuml;&ccedil; kentin futbol temsilcilerine bug&uuml;n i&ccedil;in bakacak olursak; Karşıyaka futbol takımının 2. Yarıdan itibaren atılan &ccedil;elmelere takılıp sendelemesi, Akhisarspor&rsquo;un &ccedil;ıkmaz sokaktaki bulanık suda debelenmesi &uuml;z&uuml;nt&uuml; verici. Tek teselli Alaşehirspor&rsquo;un bir &uuml;st lige doğru doludizgin ilerlemesi&hellip;<br />
&ldquo;Bir zamanlar efsaneydi, Akhisarspor&rdquo; diyorlar&hellip;<br />
Bu s&ouml;ze ne kadar katılırsınız bilemiyorum.<br />
&ldquo;Efsane&rdquo;, genelde ger&ccedil;ek olaylara veya kişilere dayandığına inanılan, bazen de abartılarak, olağan&uuml;st&uuml; unsurlarla s&uuml;slenen s&ouml;zl&uuml; anlatılara dendiği yazılı.<br />
Bunu biraz daha a&ccedil;acak olursak; halk arasında kuşaktan kuşağa anlatılan, i&ccedil;inde olağan&uuml;st&uuml; varlıklar, mucizeler, doğa&uuml;st&uuml; olaylarla s&uuml;slene biliniyor. Hayal olmayıp &ldquo;bir yerlerde bir ger&ccedil;ek vardır&rdquo; da deniliyor. Bu &ccedil;oğu kez; yer, &ccedil;eşitli platformlardaki kişi/kişiler ya da tarihi olay/olaylar etrafında şekil buluyor. Bunun amacı da; inanışı, merakı ve &ouml;zellikle de o kahramanı yaşatmak.<br />
Asla masal değil&hellip;<br />
Masal tamamen hayal &uuml;r&uuml;n&uuml;. &ldquo;Bir varmış, bir yokmuş&rdquo; diye başlayıp, zaman ve mek&acirc;nı belirsiz, ders vermek, eğlendirmek, vakit ge&ccedil;irtmek, hayali periler, devler, konuşan hayvanlar yaratılmasıyla ortaya &ccedil;ıkmakta.<br />
Bir de destan var. Ona da bakacak olursak; toplumu derinden etkileyen b&uuml;y&uuml;k olayların anlatılmasıdır. İ&ccedil;inde savaş, g&ouml;&ccedil;, kahramanlıklar yer alır. Kahramanlar olağan&uuml;st&uuml; g&uuml;&ccedil;l&uuml; g&ouml;sterilir. Ulusaldır. Tarih&icirc; y&ouml;n&uuml; vardır.<br />
&Ouml;zetle; Masal kesinlikle ger&ccedil;ek değildir. Efsane ger&ccedil;ek veya ger&ccedil;ek olma olasılığı fazladır. Destan ise toplumsal tarih ve kahramanlığı yansıtır.<br />
&Uuml;&ccedil;&uuml; &ccedil;ok farklıdır!<br />
Bug&uuml;n Akhisar&rsquo;da; Akhisarspor&rsquo;un yerini almak i&ccedil;in pek &ccedil;ok kul&uuml;b&uuml;n m&uuml;cadele ettiğini g&ouml;r&uuml;yoruz. Bu Akhisar sporuna b&uuml;y&uuml;k katkı sağlıyor.&nbsp; Bunların Akhisarspor&rsquo;un yerine ge&ccedil;mesi veya onun yerini doldurması s&ouml;z konusu mudur?<br />
Kesinlikle hayır!<br />
Peki, bu durumda Akhisarspor&rsquo;un efsane olduğunu s&ouml;yleyebilir miyiz?<br />
S&ouml;yleyemeyiz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Akhisarspor, Ege Futbolunun &ldquo;efsane hik&acirc;yesi&rdquo;dir. Ama hen&uuml;z &ldquo;efsane kul&uuml;p&rdquo; değildir. Efsane kul&uuml;p demek i&ccedil;in; kupadan &ccedil;ok; k&uuml;lt&uuml;r, taraftar, tarih, b&uuml;y&uuml;k şehir takımlarına meydan okuma &ouml;n planda olmalıdır. Yeşil siyahlılar i&ccedil;in b&ouml;lgesel &ouml;l&ccedil;ekte sevenleri belki efsane diyebilir ancak, T&uuml;rkiye geneli i&ccedil;in hen&uuml;z tam anlamıyla efsane diyemeyiz. Adını da o kategoriye yazamayız.<br />
&Ouml;ncelikle, Akhisarspor 2018 T&uuml;rkiye Kupası şampiyonu olarak Anadolu&rsquo;dan &ccedil;ıkan &ccedil;ok &ouml;zel bir başarının sahibidir. S&uuml;per Lig&rsquo;de bir d&ouml;nem kalıcı olmasıyla nam salıp, b&uuml;y&uuml;k takımlara karşı aldığı s&uuml;rpriz galibiyetlerle hatırlanmaktadır. Şu an g&ouml;rev yaptığı Galatasaray&rsquo;da harika işler başaran teknik direkt&ouml;r Okan Buruk&rsquo;un ilk kupalarını aldığı kul&uuml;pt&uuml;r. K&uuml;&ccedil;&uuml;k bir şehirden b&uuml;y&uuml;k hik&acirc;ye &ccedil;ıkaran Akhisarspor (Akhisar Belediyespor) peki neden &ldquo;tam efsane&rdquo; değildir?<br />
&Ouml;ncelikle tarihi &ccedil;ok eskilere dayanmıyor. 1970 yılında kurulan kul&uuml;p, başarı s&uuml;rekliliğini kazanamadı. İstikrarsız oldu, ilk darbeyle de inişli &ccedil;ıkışlı grafik &ccedil;izdi ve sonunda da h&uuml;srana uğradı. K&uuml;lt&uuml;r ve etki a&ccedil;ısından (Altay, G&ouml;ztepe gibi) nesiller arası aktarımı hen&uuml;z bulunmuyor.<br />
İzmir&rsquo;i de d&acirc;hil edecek olursak, Ege Futbolunda efsane kul&uuml;p olarak en &ouml;ne &ccedil;ıkanlar olarak Altay, G&ouml;ztepe ve Karşıyaka&rsquo;yı sayabiliriz&hellip;<br />
Sporda efsane olmak o kadar kolay mıdır?<br />
Hayır!<br />
Bazen sadece &ccedil;ok iyi sporcu olmak efsane i&ccedil;in yetersiz kalır. Oysa ortaya koyduğu oyunu, oynadığı d&ouml;nemi ve insanları etkileyen tarzı, onun adını uzun yıllar unutulmayan kişi haline getirir. Bir nevi sporun tarihine damga vurmuş olur. &Uuml;stelik de; b&uuml;y&uuml;k başarılar kazanmış, takımını zirveye &ccedil;ıkarmış, trib&uuml;nleri ayaklandırıp, ulusal ve uluslararası platformlarda alkışlanmıştır. Oyunun şeklini, tarzını veya algısını değiştirmiş, şampiyonluk yaşamış, rekorlara imza atmanın yanı sıra, rakiplerine ve taraftarlara saygı duymalarını sağlamıştır. Faal sporculuk yaşamı bitmiş olsa da, o halen konuşulmaktadır.<br />
Futbolda Pel&eacute;, Maradona, Messi en g&uuml;zel &ouml;rneklerdir. Basketbol da Michael Jordan, tenis de Federer, Nadal&rsquo;ı sayabiliriz. Peki, &uuml;lkemizde kimler vardır, bu kriterlere uyan?<br />
Metin Oktay, Lefter, Naim S&uuml;leymanoğlu, Yaşar Doğu &ouml;nceliklidir&hellip;<br />
Sporda efsane, başarıları ve etkisiyle kendi d&ouml;nemini aşan, unutulmayan sporcu veya takımdır. Yıldız oyuncu ise d&ouml;neminin &ccedil;ok başarılı sporcusudur. Performansı aktif olduğu s&uuml;rede zirvededir. Pop&uuml;lerdir, konuşulur. Ne yazık ki; kariyeri bittiğinde etkisi zamanla azalabilir. Birka&ccedil; sezon &ccedil;ok parlayan, kupa kazanan ama yıllar sonra daha az anılan oyuncular durumuna d&uuml;şer&hellip;<br />
Efsane oyuncu iyi değil, benzersizdir. Bir d&ouml;nemi tanımlar. O sporun ya da kul&uuml;b&uuml;n sembol&uuml; olur. Yıllar ge&ccedil;se de adı saygıyla anılır. Yeni nesiller bile onu bilir&hellip;<br />
Efsane oyuncu ile yıldız oyuncu farkı işte buradadır!<br />
İzmir&rsquo;den efsaneler yetişmemiş midir?<br />
Bunların en &ouml;nemlisi Metin Oktay&rsquo;dır. İzmir doğumlu &ldquo;Ta&ccedil;sız Kral&rdquo;, Galatasaray efsanesi, İzmir futbolunun gururudur. Mustafa Denizli futbolcu ve teknik direkt&ouml;r olarak efsanedir. T&uuml;rkiye&rsquo;de 3 b&uuml;y&uuml;klerle şampiyonluk yaşayan, onları şampiyon yapan tek teknik direkt&ouml;rd&uuml;r.<br />
Hamza Yerlikaya da g&uuml;reşin yaşayan efsanesidir&hellip; Onun bu unvanı almasındaki en &ouml;nemli rol&uuml; İzmir&rsquo;in oynadığını biliyor musunuz?<br />
Gen&ccedil;lik ve gelişim d&ouml;neminde İzmir B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyespor kul&uuml;b&uuml;nde g&uuml;reştirilince buradan ASKİ&rsquo;ye gidip efsane hale gelmiştir&hellip; O g&uuml;n İzmir&rsquo;de Hamza mindere &ccedil;ıkarılmamış olsa, o şans verilmese, belki Hamza&rsquo;yı hi&ccedil; tanımayacak ve başka şeyler konuşacaktık.<br />
İzmir, o yıllarda g&uuml;reşte &ouml;nemli bir okuldu; Hamza da burada tecr&uuml;be kazandı.</span> <span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hamza Yerlikaya&rsquo;nın, d&uuml;nya ve olimpiyat şampiyonluklarına giden yolunun başlangıcı kesinlikle İzmir&rsquo;dir&hellip; Ancak; 1996 Atlanta ve 2000 Sydney Olimpiyatları d&acirc;hil olmak &uuml;zere en b&uuml;y&uuml;k başarılarının arkasında da o g&uuml;nk&uuml; kul&uuml;b&uuml; ASKİ sistemi bulunmaktadır. Kariyerini &ouml;zetleyecek olursak da; 2 Olimpiyat altını, 3 D&uuml;nya Şampiyonluğu, 8 Avrupa Şampiyonluğu bulunmaktadır. Grekoromen stilin gelmiş ge&ccedil;miş en b&uuml;y&uuml;klerinden birisidir. Efsanedir&hellip;<br />
Bodrum doğumlu Aysu T&uuml;rkoğlu, a&ccedil;ık su y&uuml;zmede d&uuml;nya &ccedil;apında başarılar elde ederken, yeni nesil Ege efsanesidir. &Ouml;zellikle ultra-maraton y&uuml;z&uuml;c&uuml;s&uuml; a&ccedil;ık su y&uuml;zme branşında uzmanlaşmış olup, Oceans Seven gibi zorlu deniz parkurlarını, İngiliz Kanalı (English Channel), Kuzey Kanalı (North Channel), Cook Boğazı (Cook Strait) gibi zorlu deniz ge&ccedil;işlerini y&uuml;zerek tamamlamış ve bu alanda başarılar elde ederek bu unvanı elde etmiştir.<br />
Basketbol d&uuml;nyasının yakından tanıdığı Ufuk Sarıca baş antren&ouml;r olarak Karşıyaka&rsquo;da efsane, Karşıyaka k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n simgesi haline gelmiş olup, Karşıyaka basketbolda T&uuml;rkiye ve Avrupa&rsquo;da marka, Mustafa Kemal Atat&uuml;rk Karşıyaka Spor Salonu&rsquo;nun atmosferi ise efsanedir&hellip;<br />
İnsanoğlu yaşamında kesinlikle sonradan &ouml;vg&uuml; ile s&ouml;z edilecek izler bırakmalı. Unutmayın ki; hak etmeyenlere verilen sevgi, r&uuml;zg&acirc;rda un elemeye &ccedil;abalamak gibidir. Bir &ouml;m&uuml;r &ccedil;abalasan da hi&ccedil;bir işe yaramaz. Ama aksini yapabilirsen işte o zaman işe yarar!.. Belki efsane olamazsın ama unutulmazlar arasında yer alabilirsin&hellip; </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 22:29:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye\&#039;de kış sporlarının yeni bir atılıma ihtiyacı var</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/turkiyede-kis-sporlarinin-yeni-bir-atilima-ihtiyaci-var-10100</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/turkiyede-kis-sporlarinin-yeni-bir-atilima-ihtiyaci-var-10100</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye\'de kış sporlarının yeni bir atılıma ihtiyacı var]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>T&uuml;rkiye kış sporlarının ana dalı kayakla 1914 yılında Kafkasya Savaşı&rsquo;ndaki Ordumuz i&ccedil;in Hali&ccedil;&rsquo;te yapılan tahta kayaklarla tanışmıştı. Sonra pek &ccedil;ok spor dalına &ouml;nc&uuml;l&uuml;k eden Galatasaray Lisesi&rsquo;nin &ouml;ğretmen ve &ouml;ğrencileri vasıtasıyla kayak g&uuml;ndeme geldi. T&uuml;rkiye, 1936&rsquo;da Almanya&rsquo;da, Garmish Partenkirchen&rsquo;de yapılan 4. Kış Olimpiyatları&rsquo;na katıldı. Sonra yavaş da olsa kayakla ilgilenildi. Federasyon kuruldu. Ben kayakla ve kış sporlarıyla federasyon kurulduktan sonra, 1948&rsquo;lerden sonra rahmetli Asım Kurt ve G&uuml;ltekin &Ccedil;eki ile tanıştım. Yıllarca uluslararası alanda pek adımız ge&ccedil;medi. İmkansızlıklara rağmen başta rahmetli Muzaffer Demirhan olmak &uuml;zere pek &ccedil;ok &uuml;nl&uuml; kayak&ccedil;ımız yetişti. Amma bu spor dalı ilk Olimpiyatta bir yol kaybetme vakası yaşayan kayak&ccedil;ılarımızın mizah konusu olmasından başka bir olayla toplumda yerini alamadı.</p>

<p>Artık bir kar ve kış turizmi &uuml;lkesi de olan T&uuml;rkiye&rsquo;de Kış sporlarının &ouml;ne &ccedil;ıkması i&ccedil;in değer ve destek verilmesi zamanı gelmiş ve gerekmektedir. Kafile Başkanı olarak gittiğim yurt dışında &Uuml;niversiteler Kış Sporları Oyunlarında &ccedil;ocuklarımızın imkansızlıklara rağmen ne kadar &ouml;zverili olduklarını yakinen g&ouml;rd&uuml;m. Kış sporları i&ccedil;in Gen&ccedil;lik ve Spor Bakanlığının &ouml;nderliğinde bir araştırma ekibi kurulmalı, yabancı konukların da katılması ile bir gelecek planı da yapılması gerekmektedir. T&uuml;rkiye kış sporlarında hangi dallarda &ccedil;aba sarf edeceğine karar vermeli, &ouml;rnek olarak atlama dalında candan &ccedil;alışan &ccedil;ocukları &ouml;ne almalıdır. B&uuml;y&uuml;k bir gelir kapısı olan kış sporları merkezlerinin şirketleri de federasyona sponsor olmalı, bu milli &ccedil;alışmaya katkıda bulunmalıdır. Olimpiyata katılmak tabii &ccedil;ok g&uuml;zel bir davranıştır. Amma biraz da olsa &ouml;nlerde g&ouml;r&uuml;nmek hepimizi mutlu edecektir. Bu konuda da bir bilene sormalıyız diyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Feb 2026 17:59:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk Basketbolunda 2. Bir Gölge Adam: Basketbol Eğitim Merkezi</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/turk-basketbolunda-2-bir-golge-adam-basketbol-egitim-merkezi-10099</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/turk-basketbolunda-2-bir-golge-adam-basketbol-egitim-merkezi-10099</guid>
                <description><![CDATA[Türk Basketbolunda 2. Bir Gölge Adam: Basketbol Eğitim Merkezi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>D&uuml;nya sporları arasında ilgi ve pop&uuml;larite grafiğinde futboldan sonra sayılan basketbolun, T&uuml;rkiye&rsquo;deki tarihi biraz ağır y&uuml;r&uuml;m&uuml;şt&uuml;r. 1914 yılında bug&uuml;n yerinde &uuml;nl&uuml; &uuml;niversitemiz Boğazi&ccedil;i&rsquo;nin yer aldığı Robert Koleji&rsquo;nde ilk adımını atmasına karşın, kendi i&ccedil;inde gelişmiş yıldızlar &ccedil;ıkarmış, amma; T&uuml;rk sporunda resmi federasyon olarak ancak 1979-1987 yıllarında rahmetli Turgut Atakol&rsquo;un liderliğinde kabul g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;r.<br />
Yazımın başlığında yer alan dizi film ise T&uuml;rkiye&rsquo;de basketbol sevgisine b&uuml;y&uuml;k katkıda bulunmuştu. Beyaz G&ouml;lge adlı dizi, bir antren&ouml;r&uuml;n sevgi ile bir takımın nasıl yaratıldığını anlatıyordu. Basketbol sporunu sevdiren bir yapıttı. T&uuml;rk basketboluna hizmet edenleri saygı ve rahmetle anarken, bug&uuml;n son iki federasyonunun Basketbol Eğitim Merkezi zaferini takdir etmek, alkışlamak; &uuml;lke sporu adına bir g&ouml;revdir. Yedikule surlarının &ouml;n&uuml;ndeki bu eser, hem yapısı ve hem de basketbolun her atılımına uygun planlaması ile &uuml;lkemizin yıldızlar yetiştirecek basketbol okulu olabilme vasfını taşıyor. 12 Yavru Adamlar, bu basketbol fabrikası ile yeni 12 Dev Adamlar olacaklardır. Milliyet Gazetesi&rsquo;nin toplumu aydınlatmak i&ccedil;in yayınladığı MİMARİ adlı ekinde bu eserin mimarlarını ve &ouml;zelliklerini a&ccedil;ıkladı. T&uuml;m emek veren &uuml;lkemiz mimarlarını da kutluyoruz. Avrupa&#39;da adını duyuran T&uuml;rk basketbolu, hak edeceği yerleri alacaktır. Kardeş spor T&uuml;rk voleybolu gibi d&uuml;nya tarihinde &ldquo;T&uuml;rkler Geliyor&rdquo; s&ouml;z&uuml;, basketbolda da duyulacaktır. Bu &uuml;lke i&ccedil;in, Ay-yıldız i&ccedil;in &ccedil;alışan, &uuml;reten, sonu&ccedil; alan, y&uuml;celtmek i&ccedil;in ter d&ouml;ken, &uuml;reten ve y&uuml;r&uuml;ten herkesi &ouml;rnek g&ouml;steriyor ve alkışlıyoruz. Sağ olsunlar&hellip;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 21:04:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şakir Kuruş efsanesi...</title>
                <category>ESAT ERÇETİNGÖZ</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/sakir-kurus-efsanesi-10098</link>
                <author>esat@kimseduymasin.com (ESAT ERÇETİNGÖZ)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/sakir-kurus-efsanesi-10098</guid>
                <description><![CDATA[Şakir Kuruş efsanesi...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>T&uuml;rk Futbolu&rsquo;nun unutulmaz futbol adamı, Denizg&uuml;c&uuml;&rsquo;n&uuml; yaratan isim, İzmir Spor Camiasının efsane ismi Şakir Kuruş emekli astsubaydı, 54 yaşına kadar Denizg&uuml;c&uuml;&rsquo;nde oynadı teknik adamlık yaptı, &ccedil;alıştırdı. Hem takımı &uuml;ne kavuşturdu hem de şampiyon ekiptelerin profesyonel hayatlarında meslekleri oldu hayatları değişti.<br />
Ben de 70 li yıllardan itibarıyla itibaren kalemim ve fotoğraf makinamla gerek futbolculuğunu gerekse antren&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; izlemiş sayısız habere ve r&ouml;portaja imza atmıştım.<br />
Şakir Kuruş vefatının 7. Yılında &nbsp;İnciraltın&rsquo;daki M&uuml;ze Gemiler M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;&rsquo;de saygı, sevgi ve rahmetle anılacak.<br />
Şakir Kuruş Metin Aydınoğlu&rsquo;nun dediği gibi;<br />
&ldquo;ADAM, İNSAN EVLADI, HARAM YEMEYEN, NAMUSLU, ONURLU, ADİL, M&Uuml;TEVAZİ<br />
ASKER, FUTBOLCU, ANTREN&Ouml;R, TEKNİK DİREKT&Ouml;R KOMPLE SPORCU<br />
MEKANIN CENNET, RUHUN ŞAD OLSUN, ALLAH RAHMET EYLESİN.<br />
Şakir Kuruş kimdir&rsquo;<br />
1935&rsquo;te, &Ccedil;orum&rsquo;un Cemilbey k&ouml;y&uuml;nde, &ouml;ğretmen bir babanın oğlu olarak doğdu. 1948&rsquo;de &Ccedil;orum G&uuml;neşspor gen&ccedil; takımında oynamaya başladı ve 1952&rsquo;ye kadar burada oynadı. &Ccedil;orum Ortaokulu&rsquo;nda eğitim g&ouml;ren Kuruş, mezun oluncaya kadar &Ccedil;orum&rsquo;da kaldı. 1952&rsquo;de İstanbul&rsquo;a gelerek Kasımpaşa&rsquo;daki deniz astsubay okulunda eğitim g&ouml;rmeye başladı. Bu yıllarda İstanbul Denizg&uuml;c&uuml;&rsquo;nde, 1953&rsquo;te ise G&ouml;lc&uuml;k Denizg&uuml;c&uuml;&rsquo;nde oynadı. Mezun olması sonrasında iki yıl &ouml;ğretmenlik yaptı, devamında ise tayin olduğu Kasımpaşa Deniz Hastanesi&rsquo;nde &ccedil;alıştı. İstanbul&rsquo;dan ayrıldığı 1963&rsquo;e kadar İstanbul Denizg&uuml;c&uuml;&rsquo;nde oynadı. 1957-1953 yılları arasında ise T&uuml;rkiye Ordu mill&icirc; takımı forması giydi.<br />
1963&rsquo;te yerleştiği İzmir&rsquo;de, İzmir Denizg&uuml;c&uuml;&rsquo;nde hem takım kaptanı olarak futbol oynamaya hem de takımın teknik direkt&ouml;rl&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yapmaya başladı. 1965 itibarıyla İzmir 1. Amat&ouml;r K&uuml;me&rsquo;ye y&uuml;kselen takım, 1965-66 sezonunda İzmir 1. Amat&ouml;r K&uuml;me, 1967&rsquo;de ise T&uuml;rkiye Amat&ouml;r Futbol Şampiyonası şampiyonluğunu kazandı. Şakir Kuruş uzun yıllar İzmir basınında gazetecilik ve k&ouml;şe yazarlığı yapmıştı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Feb 2026 10:38:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2024/05/esat-ercetingoz-1716096754.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İnsanlık küçük iyiliklerde gizlidir</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/insanlik-kucuk-iyiliklerde-gizlidir-10097</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/insanlik-kucuk-iyiliklerde-gizlidir-10097</guid>
                <description><![CDATA[İnsanlık küçük iyiliklerde gizlidir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Etrafınızı g&uuml;zel insanların sarmasını elbette istersiniz değil mi?<br />
Tuttuğunuz takımın hep kazanmasını, beğendiğiniz oyuncunun devamlı başarılı olmasını arzularsınız.<br />
&Ouml;lesiye sevdiklerinizin en &uuml;st d&uuml;zeyde, yakınlarınızın en g&uuml;zel yerlerde bulunmaları i&ccedil;in neredeyse canınızı da verebilirsiniz.<br />
Bu konularda hayır deme şansınız yok!<br />
İnanın &ouml;yle bir hayat da yok!<br />
&ldquo;Ben istemiyorum, bana bunlar uymaz&rdquo; diyenler i&ccedil;in tek kelime &ldquo;İstemiyorum yan cebime koy&rdquo; s&ouml;z&uuml; cuk diye oturur...<br />
İlla da &ldquo;İstemem&rdquo; s&ouml;z&uuml;n&uuml; laf olsun diye yarım ağız aktaran, kesinlikle yalan s&ouml;yler. Kalbinin sesini asla dışarıya yansıtmaz. Duyurmak istediklerine duyuru anlamında ger&ccedil;ek olmayanları mırıldar ama kendisi de inanmaz.<br />
Zaten kibirli, onurlu, gururlu ve namuslu insanların işi değildir bu yalandan numaralar, yapmacık hareketler&hellip;<br />
Siz, bunları bas bas bağıran insanın ger&ccedil;ek y&uuml;z&uuml; ile karşılaşmak istiyorsanız ona mutlaka bir iyilik yapın, sonra bekleyin size neler yapacak!<br />
K&ouml;t&uuml;den iyilik beklemek mi? Hani derler ya: &ldquo;G&uuml;ld&uuml;rmeyin beni!&rdquo;<br />
Hi&ccedil; olmazsa; iyiliğe g&uuml;c&uuml;n yetmezse, bari k&ouml;t&uuml;l&uuml;k yapma demek doğru değil mi?<br />
Bir ger&ccedil;ek var ki; k&ouml;t&uuml;lerin maskesinin g&uuml;n&uuml;n birinde elbette d&uuml;şeceği&hellip; Bug&uuml;n olmasa bile yarın kesin!<br />
Menfaat bazılarını k&ouml;r ettiği gibi, bazılarının da g&ouml;z&uuml;n&uuml; a&ccedil;ar. İşte o zaman ger&ccedil;ek su y&uuml;z&uuml;ne &ccedil;ıkar ve k&ouml;t&uuml;ler &ccedil;eker gider.<br />
Elekten unu elersiniz, kaliteli un aşağıya d&uuml;şer. Pislikleri &uuml;st&uuml;nde kalır, onları da &ccedil;&ouml;pe atarsınız ya&hellip;<br />
Aynen &ouml;yle&hellip; Bu tipleri atın &ccedil;&ouml;pe gitsin!<br />
G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde spor kul&uuml;plerine baktığınızda b&ouml;yle insanları &ccedil;ok&ccedil;a g&ouml;rmek olası. Her d&ouml;nem de bazıları ortaya &ccedil;ıkar. Sahte y&uuml;zler, yapmacık g&uuml;l&uuml;şler&hellip; Adeta sanayideki kalın makine yağları gibi, ortalıkta dolaşır dururlar&hellip;<br />
Yağladık&ccedil;a, yağlarlar&hellip; Karıştırdık&ccedil;a, karıştırırlar&hellip;<br />
Oysa yaptıkları insanlara, camialara zarar vermekten başka bir şey değildir.<br />
Kendilerinin &ccedil;ok şeyler yaptığını zannedenler, yağdanlık olup, yağları bitince de hurdaya d&uuml;şerek, peş para bile etmezler.<br />
Sadece sporumuzda mı?<br />
Bakın siyaset d&uuml;nyasına&hellip;<br />
İş &acirc;lemine&hellip;<br />
Esnaf odalarının se&ccedil;im &ouml;ncesine&hellip;<br />
Son g&uuml;nlerde sosyal medya ve gazete ile TV&rsquo;lerde duydunuz, okudunuz, g&ouml;rd&uuml;n&uuml;z&hellip;<br />
Her d&ouml;nemde magazin d&uuml;nyasını aratmayacak olaylar, adliyelik binlerce vaka&hellip; Bazen diyorsun ki; al birini vur diğerine&hellip;<br />
Bazen ne yazık, kurunun yanında yaş da yanıyor, hem de &ccedil;ıra gibi&hellip;<br />
Acıyan da yok!<br />
Engelleyen de&hellip;<br />
Ateşi s&ouml;nd&uuml;ren nafile. Daha &ccedil;ok, alev alsın diye odun atanlar da olduk&ccedil;a fazla&hellip; Y&uuml;zlerinde sahte bakış, alaycı tavırla sinsi g&uuml;l&uuml;ş&hellip;<br />
Oysaki benim i&ccedil;im yanıyor&hellip;<br />
Acım b&uuml;y&uuml;k&hellip;<br />
Anıları ile yaşamak, kokusunu her an i&ccedil;ine &ccedil;ekmek&hellip; G&ouml;z&uuml;n&uuml; her kapatıp a&ccedil;tığında yanı başından yok oluşunu hatırlamak&hellip;<br />
Nasıl ge&ccedil;ecek bu kısa g&uuml;nler, bitmek bilmeyen karanlık geceler&hellip;<br />
Gelse bir şampiyonluk belki biraz teselli olacak&hellip;<br />
Umutluyduk ilk yarıda&hellip;<br />
&ldquo;O gece, bu sene&hellip;&rdquo; dedik durduk ama sonra bozulan d&uuml;zen, para sevdasıyla gencecik futbolcunun geleceğine ipotek, ardından başlayan ligdeki başarısız sonu&ccedil;lar&hellip;<br />
Bir korku aldı; yine mi s&ouml;necek t&uuml;m umutlar?<br />
İşin yoksa al k&acirc;ğıdı kalemi eline yap hesap kitap, d&uuml;ş&uuml;n kara, kara&hellip;<br />
Kim, neden sokar o &ccedil;omağı, tıkır tıkır işleyen &ccedil;arkın dişlileri arasına?<br />
Veya kim sebep olur, t&uuml;m bunlara?<br />
Herkesi merakı da bu değil mi?<br />
İnşallah d&uuml;zelir. Temenni ediyoruz; tez zamanda d&uuml;zelsin.<br />
Sadece burada mı?<br />
Diğerlerine de bir bakacak olursak, paralar gelirken, Euroları sayarken iyi de, arkası kesilince mi; &ldquo;Benden bu kadar, al emaneti&rdquo; demek?<br />
G&ouml;z g&ouml;re g&ouml;re d&uuml;şecek g&uuml;zelim takım&hellip;<br />
Bir ara en &uuml;st ligin kapısına dayanan ancak dedikodulara g&ouml;re &ldquo;istemem, &ccedil;ıkmayın&rdquo; dayatmasıyla geri vitesle s&uuml;ratlenen, şimdi de u&ccedil;urumun kıyısında &ldquo;d&uuml;şt&uuml;, d&uuml;şecek&rdquo; diye fal bakılan tarihi camiadan ses &ccedil;ıkmaması da ne kadar ilgin&ccedil; değil mi?<br />
Ya bir başka tarihi kul&uuml;be ne demeli?<br />
B&uuml;y&uuml;k diye b&ouml;b&uuml;rlenirken, k&uuml;&ccedil;&uuml;ld&uuml;k&ccedil;e k&uuml;&ccedil;&uuml;l&uuml;yor&hellip;<br />
Eski y&uuml;zlerin yok edildiği, &uuml;yeliklerin bir gecede değiştiği kul&uuml;p bakalım amat&ouml;r lige d&uuml;şmekten kurtulup, gelecek d&ouml;nemde bor&ccedil; batağından kendisini arındırabilecek mi?<br />
Hele bir takımımız var ki, s&uuml;per liglerden ta amat&ouml;rl&uuml;ğe kadar s&uuml;r&uuml;klendi&hellip; Şimdi &ccedil;ıkmak i&ccedil;in tırmalıyor ama yanlışlıkların dizisi adeta bir zamanların modası olan radyodaki &ldquo;Arkası yarın&rdquo; gibi bitmek bilmiyor&hellip;<br />
İnsanın aklına, yukarıya &ccedil;ıkmasın diye aşağıdan &ccedil;ekiliyor mu? d&uuml;ş&uuml;ncesi de gelmiyor değil.<br />
Ne yapsa olmuyor!<br />
Morihei Ueshiba &ldquo;Başarısızlık başarının anahtarıdır; her hata bize yeni bir şey &ouml;ğretir&rdquo; s&ouml;z&uuml;n&uuml; &ouml;ğrenmek isteyenlere s&ouml;ylediği kesin!<br />
Ya &ouml;ğrenmek istemeyenler?<br />
Spor d&uuml;nyasında o kadar &ccedil;ok, ne sayarak bitirebilirsiniz. Ne de ayrıştırabilir&hellip;<br />
Ayrık otu misali, sen temizledik&ccedil;e o bir yerlerden &ccedil;ıkıyor&hellip;<br />
Oysa spor d&uuml;nyamızda iyi insanlar &ccedil;oğalsa, kalbindeki renk aşkıyla menfaat g&ouml;zetmeyenlerin h&acirc;kim olması sağlansa, inanın o k&ouml;t&uuml;lerin de &ldquo;&Uuml;z&uuml;m &uuml;z&uuml;me baka baka kararır&rdquo; s&ouml;z&uuml; gibi iyi bir insan olmaya &ouml;zen g&ouml;stereceğine inanıyoruz. İşte o an, d&uuml;nya g&uuml;zelleşecek.<br />
Kim ne derse desin; insanlık, k&uuml;&ccedil;&uuml;k iyiliklerde gizlidir&hellip;<br />
Onun i&ccedil;in k&uuml;&ccedil;&uuml;k de olsa.<br />
Beğenseler de, beğenmeseler de&hellip;<br />
İyilik yapmaya devam edeceğiz&hellip;<br />
Sizin i&ccedil;in de b&ouml;yle olmalı ki; ayrık otlarını hep beraber el birliğiyle temizleyelim ve bir daha da &ccedil;ıkmamaları i&ccedil;in &ccedil;aba harcayayım. Aksi halde bu işler bakarak, konuşarak olmaz. &Ccedil;alışmak şart&hellip;<br />
Unutmayın tuttuğunuz bir tane kul&uuml;b&uuml;n&uuml;z var!<br />
Onların ise; her g&uuml;n bir kul&uuml;pleri oluyor!<br />
İşte aramızdaki fark bu!</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Feb 2026 10:17:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu ülkeye dijital bir spor kütüphanesi kazandırılmalıdır…</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/bu-ulkeye-dijital-bir-spor-kutuphanesi-kazandirilmalidir-10096</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/bu-ulkeye-dijital-bir-spor-kutuphanesi-kazandirilmalidir-10096</guid>
                <description><![CDATA[Bu ülkeye dijital bir spor kütüphanesi kazandırılmalıdır…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>T&uuml;rkiye&#39;mizde bir gen&ccedil;, bir spor dalına başlamak i&ccedil;in bir uzmanın hazırladığı yol g&ouml;sterecek bir kitaba ihtiyacı olsa; adında spor s&ouml;z&uuml; olan pek &ccedil;ok yayına karşın, bu t&uuml;r bir kılavuz kitap bulunmadığını &uuml;z&uuml;lerek g&ouml;recektir. D&uuml;nyanın pek &ccedil;ok &uuml;lkesinde, başta İngiltere&rsquo;de b&ouml;yle eserlere ulaşmak &ccedil;ok kolaydır. Bu ger&ccedil;eğe karşı tutulacak yol, &uuml;lke sporuna y&ouml;n veren devlet kuruluşu Gen&ccedil;lik ve Spor Bakanlığı&rsquo;nın s&uuml;ratle T&uuml;rk spor tarihine ge&ccedil;ecek bir adım atması, yeni bir birim olarak dijital spor k&uuml;t&uuml;phanesini kurmasıdır&hellip;<br />
Bu k&uuml;t&uuml;phane i&ccedil;in b&uuml;t&ccedil;e belirlemeli, d&uuml;nyada bunun nasıl yapıldığını araştırmalı, sonra profesyonel olarak;<br />
* Spor y&ouml;neticilerinden<br />
* Spor teknik adamlarından<br />
* Spor tarih&ccedil;ilerinden<br />
* Spor doktorlarından<br />
* Spor yazarlarından bir kadro kurmalı,<br />
ve yararlanılacak birimlerden de fikir alarak yola &ccedil;ıkmasıdır.<br />
Atalarımızdan kalan biraz da eleştiri anlamında kullanılan Kitapsız s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; &ccedil;ok &ouml;nemlidir. Her davranışın bir ana kitabı olmalıdır. İlk adım her zaman yol g&ouml;steren bir kitapla atılır.<br />
Bu s&uuml;tunun yazarının, &uuml;lkemiz literat&uuml;r&uuml;nde de yer alan &ldquo;Kitap yıpranmayan bir &ouml;ğretmendir&rdquo; s&ouml;z&uuml;, ger&ccedil;eği vurgulamaktadır. TC Gen&ccedil;lik ve Spor Bakanlığı&rsquo;nın dijital spor k&uuml;t&uuml;phanesi, T&uuml;rk sporunun aydın geleceği i&ccedil;in en iyi adım olacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Feb 2026 10:08:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İttihad ve Terakki’nin 9 numaralı kurucu üyesi, Osmanlı Aydını: Tokadizade Şekip Bey</title>
                <category>BEDRİ CUMHUR DOĞU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/ittihad-ve-terakkinin-9-numarali-kurucu-uyesi-osmanli-aydini-tokadizade-sekip-bey-10095</link>
                <author>bedri@kimseduymasin.com (BEDRİ CUMHUR DOĞU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/ittihad-ve-terakkinin-9-numarali-kurucu-uyesi-osmanli-aydini-tokadizade-sekip-bey-10095</guid>
                <description><![CDATA[İttihad ve Terakki’nin 9 numaralı kurucu üyesi, Osmanlı Aydını: Tokadizade Şekip Bey]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1932 yılının Ekim ayı, şehrin en b&uuml;y&uuml;k entelekt&uuml;el değerlerinden birinin vedasını simgeler. 6 Ekim sabahı, Karşıyaka&rsquo;nın tanınmış mekanlarından Zeytinzade Remzi Bey&rsquo;in Melek Sineması olarak bildiğimiz o d&ouml;nemki adı L&uuml;ks Sineması olan mekanın alt katında kıraathanesinde yankılanan tek bir kurşun sesi, T&uuml;rk edebiyatının en hassas kalplerinden birini durdurmuştur.</p>

<p>Bu intihar, rastgele bir vazge&ccedil;iş değil, bir babanın evlat acısı karşısında aldığı nihai ve trajik bir karardır.</p>

<p>O g&uuml;n&uuml;n gazete kup&uuml;rleri, olayı b&uuml;y&uuml;k bir &uuml;z&uuml;nt&uuml;yle okuyucularına duyurmuştur. Vakit gazetesinin 8 Teşrinievvel (Ekim) 1932 tarihli n&uuml;shasında, &quot;Tokadizade&rsquo;nin &Ouml;l&uuml;m&uuml;: &Ouml;len oğlundan ayrılamıyan ince duygulu baba&quot; başlığı altında, Şekip Bey&rsquo;in vefatı ve bu vefata giden s&uuml;re&ccedil; detaylandırılmıştır.</p>

<p>Haberlerde vurgulandığı &uuml;zere, Şekip Bey&rsquo;in yirmi sekiz yaşındaki oğlu Nasır Bey, Emlak ve Eytam Bankası&rsquo;nda memur olarak &ccedil;alışırken tifo hastalığına yakalanmış ve aynı g&uuml;n&uuml;n sabahında hayata g&ouml;zlerini yummuştur. Şair, bir s&uuml;redir tifo ile pen&ccedil;eleşen oğlunun başucundan ayrılmamış, hatta dostlarına &quot;Oğlum &ouml;l&uuml;rse ben de kendimi &ouml;ld&uuml;r&uuml;r&uuml;m&quot; diyerek bu ka&ccedil;ınılmaz sona işaret etmiştir.</p>

<p>Şekip Bey&rsquo;in intiharı, d&ouml;nemin entelekt&uuml;el &ccedil;evrelerinde b&uuml;y&uuml;k bir şok yaratmıştır. Son Posta gazetesinin 9 Teşrinievvel 1932 tarihli n&uuml;shasında yer alan &quot;İzmir, Tokadizade&rsquo;yi Nasıl Kaybetti?&quot; başlıklı haberde, şairin intihar etmeden &ouml;nce pantolon cebinde bir haftadır tabanca taşıdığı ve bu tabancanın aslında bankacı olan oğlu Nasır&rsquo;a ait olduğu belirtilmektedir.</p>

<p>&nbsp;Haberin detaylarında, Şekip Bey&rsquo;in oğlunun &ouml;l&uuml;m&uuml;nden habersiz olduğu bir anda kahveye geldiği, ancak aslında bu acıyı hissettiği ve hazırlıklı olduğu vurgulanır.</p>

<p><strong>İzmir&rsquo;in Kalbinde Bir Entelekt&uuml;el: Doğum, Aile ve Tilkilik Yılları</strong></p>

<p>Tokadizade Şekip Bey, 12 Haziran 1871 tarihinde İzmir&rsquo;in en k&ouml;kl&uuml; ve tarihi semtlerinden biri olan Tilkilik&rsquo;te d&uuml;nyaya gelmiştir. Ailesi, dedesinin Tokatlı olması hasebiyle &quot;Tokadizade&quot; lakabıyla anılmaktadır. Bu lakap, Şekip Bey&rsquo;in hem eserlerinde hem de sosyal hayatında bir imza gibi yerleşmiştir. Babası Tokadizade Mehmet Nuri Efendi, hem Osmanlı Bankası&rsquo;nda &uuml;st d&uuml;zey bir g&ouml;revli hem de d&ouml;neminin saygın şairlerinden biriydi. Annesi ise Rabia Hanım&rsquo;dır. Şekip Bey&rsquo;in entelekt&uuml;el kimliğinin oluşmasında, babasının edebiyata olan tutkusu ve evindeki zengin k&uuml;t&uuml;phane tartışmasız en b&uuml;y&uuml;k rol&uuml; oynamıştır.</p>

<p>Şekip Bey&rsquo;in eğitimi, d&ouml;nemin tipik bir Osmanlı aydınının ge&ccedil;irdiği evreleri kapsamakla birlikte, İzmir&rsquo;in kozmopolit yapısından dolayı bir zenginlik sunar. R&uuml;şdiye eğitimini tamamladıktan sonra İzmir M&uuml;ft&uuml;s&uuml; Mehmet Said Efendi, Şeyhzade Hafız Ali Haydar ve Leblebicizade Tevfik gibi isimlerden klasik Arap&ccedil;a, Fars&ccedil;a ve edebiyat dersleri almıştır. Ancak onu &ccedil;ağdaşlarından ayıran en m&uuml;him &ouml;zellik, sadece Doğu ilimleriyle yetinmeyip, bir Hristiyan &ouml;ğretmenden felsefe, kimya, coğrafya ve Batı d&uuml;ş&uuml;ncesi &uuml;zerine dersler almasıdır. Bu durum, onun T&uuml;rkiye&rsquo;nin en &ouml;nemli entelekt&uuml;ellerinden biri olarak kabul edilmesinin temel nedenidir:</p>

<p>O, Doğu&rsquo;nun hikmeti ile Batı&rsquo;nın rasyonalizmini kendi zihninde harmanlayabilmiş nadir şahsiyetlerdendir.</p>

<p>İzmir ve Karşıyaka, Şekip Bey i&ccedil;in bir varoluş bi&ccedil;imidir. Şehrin k&uuml;lt&uuml;rel dokusuna n&uuml;fuz etmiş, belediye meclis &uuml;yeliği yapmış, kız lisesinde edebiyat &ouml;ğretmenliği yaparak yeni nesilleri yetiştirmiştir. İzmir&rsquo;in işgal edileceği s&ouml;ylentileri &uuml;zerine İzmir M&uuml;dafaa-yı Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti&rsquo;nin kurucuları arasında yer alması, onun bu şehre olan sadakatinin en somut siyasi belgesidir.</p>

<p><strong>İttihat&ccedil;ı Yıllar ve Siyasi M&uuml;cadele: Meclis-i Mebusan&rsquo;dan S&uuml;rg&uuml;ne</strong></p>

<p>Şekip Bey&rsquo;in hayatındaki en dinamik ve aynı zamanda en fırtınalı d&ouml;nem, İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) ile olan ilişkisidir. II. Meşrutiyet&rsquo;in ilanından &ouml;nce, Binbaşı H&uuml;seyin Bey vasıtasıyla cemiyete dahil olan Şekip Bey, İzmir teşkilatının dokuzuncu &uuml;yesi ve umumi k&acirc;tibi (genel sekreteri) olmuştur. Bu d&ouml;nemde cemiyetin İzmir&rsquo;deki fikirsel &ouml;rg&uuml;tlenmesini y&ouml;neten isimlerin başında geliyordu.</p>

<p>1908 yılında Meşrutiyet&rsquo;in ilanıyla birlikte yapılan se&ccedil;imlerde, Aydın Vilayeti Saruhan (Manisa) Sancağı&rsquo;ndan mebus se&ccedil;ilerek Meclis-i Mebusan&rsquo;a girdi. Mebusluk d&ouml;nemi, onun imparatorluk meselelerine dair g&ouml;r&uuml;şlerini en a&ccedil;ık şekilde ifade ettiği yıllardır. Ancak Şekip Bey, dogmatik bir partizan değildi. 31 Mart Vakası&rsquo;ndan sonra cemiyetin bazı politikalarına ve parti i&ccedil;i muhalefete duyduğu tepki nedeniyle İttihat ve Terakki&rsquo;den istifa etmiştir. 1912&rsquo;de meclisin feshedilmesiyle İzmir&rsquo;e d&ouml;nm&uuml;ş ve siyaseti bir kenara bırakarak ticaret hayatına atılmaya &ccedil;alışmıştır.</p>

<p>Onun siyasi hayatındaki en h&uuml;z&uuml;nl&uuml; sayfa ise 1899 yılındaki Bitlis s&uuml;rg&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Abd&uuml;lhamit d&ouml;neminin meşhur &quot;jurnal&quot; mekanizması, Şekip Bey&rsquo;i de hedef almıştır. İzmir&rsquo;de yayınlanan Hizmet gazetesindeki h&uuml;rriyet yanlısı yazıları ve &quot;erbab-ı mefsedet&quot; (bozguncular) ile olan yakınlığı nedeniyle Bitlis&rsquo;e s&uuml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.</p>

<p><strong>Bitlis S&uuml;rg&uuml;n&uuml; ve Abd&uuml;lhalim Memduh ile Kader Birliği</strong></p>

<p>1899 yılında ger&ccedil;ekleşen Bitlis s&uuml;rg&uuml;n&uuml;, Şekip Bey&rsquo;in biyografisinde bir kırılma noktasıdır. Bu s&uuml;rg&uuml;n, d&ouml;nemin İzmir Maarif M&uuml;d&uuml;r&uuml; Emrullah Efendi ile birlikte Paris&rsquo;e ka&ccedil;ma teşebb&uuml;sleri ve sonrasında İzmir&rsquo;e d&ouml;n&uuml;şlerindeki siyasi takip neticesinde ger&ccedil;ekleşmiştir. Şekip Bey&rsquo;e bu zorlu yolculukta Tevfik Nevzad, Mevlevi Şeyhi Nureddin Efendi ve edebiyat tarih&ccedil;isi Abd&uuml;lhalim Memduh gibi isimler eşlik etmiştir.</p>

<p>Abd&uuml;lhalim Memduh ile olan bu s&uuml;rg&uuml;n arkadaşlığı, d&ouml;nemin entelekt&uuml;el dayanışmasının en &ouml;nemli &ouml;rneklerinden biridir. Bitlis&rsquo;te ge&ccedil;irdikleri s&uuml;re boyunca ağır denetimler altında tutulmuşlar, haklarında her iki ayda bir İstanbul&rsquo;a &quot;jurnal&quot; (rapor) g&ouml;nderilmesi emredilmiştir. Bu s&uuml;re&ccedil;, Şekip Bey&rsquo;in şiirlerinde daha sonra g&ouml;r&uuml;lecek olan &quot;huzursuzluk&quot; ve &quot;d&uuml;nyadan elini eteğini &ccedil;ekme&quot; isteğinin ilk tohumlarını atmıştır. Yaklaşık altı ay s&uuml;ren bu s&uuml;rg&uuml;n hayatı, bir affın ardından sona ermiş ve Şekip Bey İzmir&rsquo;e d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;r; ancak dostu Abd&uuml;lhalim Memduh, yeni bir s&uuml;rg&uuml;n korkusuyla yurt dışına firar etmiş ve 1905&rsquo;te İngiltere&rsquo;de vefat etmiştir. Şekip Bey&rsquo;in dostlarını ve yol arkadaşlarını birer birer kaybetmesi, onun ilerideki karamsar ruh halini besleyen temel unsurlardan biri olmuştur.</p>

<p><strong>Şairliği ve Edebi Kimliği: &quot;Muzdarip Bir Ruhun Notaları&quot;</strong></p>

<p>Tokadizade Şekip Bey&rsquo;in şairliği, tek bir ekole hapsedilemeyecek kadar zengindir. Akademik kaynaklar onun edebi hayatını genellikle &uuml;&ccedil; d&ouml;neme ayırır. İlk d&ouml;neminde, Ziya Paşa ve Muallim Naci etkisinde klasik tarzda şiirler kaleme almıştır. Bu d&ouml;nemde aruz veznindeki ustalığıyla dikkat &ccedil;ekmiş, &quot;Nazire&quot; t&uuml;r&uuml;ndeki eserleriyle geleneksel şiirin son b&uuml;y&uuml;k temsilcilerinden biri olarak g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.</p>

<p>İkinci d&ouml;nemi (1909-1925), &quot;Teredd&uuml;t D&ouml;nemi&quot; olarak adlandırılır. Bu yıllarda şair, hem şekil hem de muhteva bakımından b&uuml;y&uuml;k bir arayış i&ccedil;indedir. Abd&uuml;lhak Hamid Tarhan&rsquo;ın&nbsp;<em>Makber</em>&nbsp;eserinin etkisiyle isyank&acirc;r bir havaya b&uuml;r&uuml;nm&uuml;ş, &ouml;l&uuml;m ve varoluş temalarını derinlemesine sorgulamıştır.</p>

<p>&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; d&ouml;neminde ise Mevlevilik tarikatına intisap etmesinin etkisiyle daha mistik ve tasavvufi bir &ccedil;izgiye kaymıştır. Şiirleri&nbsp;<em>Servet-i F&uuml;nun</em>,&nbsp;<em>Mahfil</em>,&nbsp;<em>İ&ccedil;tihad</em>&nbsp;ve&nbsp;<em>Ma&#39;lumat</em>&nbsp;gibi d&ouml;nemin en prestijli dergilerinde yayınlanarak geniş kitlelere ulaşmıştır.</p>

<p>Şekip Bey, İzmir&rsquo;in edebi hayatında da bir otoriteydi. 1931 yılında kurulan İzmir Edebiyat Cemiyeti&rsquo;nin ilk başkanı se&ccedil;ilmesi, onun bu saygınlığının bir nişanesidir. Ancak bu başkanlık d&ouml;nemi, gen&ccedil; kuşak temsilcilerinden Beh&ccedil;et Kemal &Ccedil;ağlar ile yaşadığı sert bir polemik neticesinde sona ermiştir. Şekip Bey&rsquo;in geleneğe bağlılığı ile yeni neslin dinamizmi arasındaki bu &ccedil;atışma, onun cemiyetten istifa etmesine yol a&ccedil;mış ve şairi kendi i&ccedil; d&uuml;nyasına, o meşhur melankolisine daha da itmiştir.</p>

<p><strong>Karşıyaka ve Soğukkuyu: Bir Şehrin Hafızasında Şekip Bey</strong></p>

<p>Şekip Bey, sadece İzmirli değil, daha &ouml;zelinde bir Karşıyaka fig&uuml;r&uuml;d&uuml;r. Hayatının son yıllarını Karşıyaka&rsquo;da ge&ccedil;irmiş, bu semtin sosyal ve k&uuml;lt&uuml;rel dokusuna dahil olmuştur. İntihar ettiği Zeytinzade kahvesi, o d&ouml;nemde entelekt&uuml;ellerin buluşma noktalarından biriydi. Onun &ouml;l&uuml;m&uuml;, Karşıyaka&rsquo;nın h&uuml;z&uuml;nl&uuml; tarihine kazınmış en derin yaralardan biridir.</p>

<p>Vakit gazetesinin haberinde de belirtildiği &uuml;zere, cenazesi Karşıyaka&rsquo;da b&uuml;y&uuml;k bir kalabalık eşliğinde kaldırılmıştır. Oğlu Nasır ile aynı g&uuml;n defnedilmesi, İzmir halkı &uuml;zerinde tarifsiz bir &uuml;z&uuml;nt&uuml; yaratmıştır. &quot;İnce duygulu baba&quot; olarak anılan Şekip Bey, oğlunun mezarı yanına g&ouml;m&uuml;lmeyi vasiyet etmiş ve bu vasiyeti yerine getirilmiştir. Mezarı, bug&uuml;n İzmir Karşıyaka&rsquo;daki Soğukkuyu Mezarlığı&rsquo;ndadır. Şairin kabri başında yapılan konuşmalar, bir &quot;vatansever&quot; ve &quot;fikir adamı&quot; olarak ne denli sevildiğini g&ouml;stermektedir.</p>

<p><strong>Unutulan Bir Dehanın Portresi</strong></p>

<p>Tokadizade Şekip Bey, modern T&uuml;rk edebiyatı ve siyasi tarihinin en &ouml;zg&uuml;n, en trajik ve en derin şahsiyetlerinden biridir. İttihat&ccedil;ı ateşiyle yanan bir gen&ccedil;likten, mebusluk vakarına; s&uuml;rg&uuml;n acılarından, evlat kaybının getirdiği o karanlık nihayete kadar her anını &quot;insanca&quot; yaşamış bir m&uuml;nevverdir.</p>

<p>Şekip Bey&rsquo;i bug&uuml;n hatırlamak; onun İzmir&rsquo;e olan aşkını, Bitlis&rsquo;teki dik duruşunu ve&nbsp;<em>Huzur-ı Hilkatte</em>&nbsp;gibi eserlerdeki o metafizik derinliği keşfetmektir. O, Karşıyaka&rsquo;nın sessiz sokaklarında yankılanan bir mısra, İzmir&rsquo;in h&uuml;rriyet m&uuml;cadelesinde bir imza ve bir babanın evladına duyduğu o sonsuz sevginin en acı sembol&uuml;d&uuml;r. Tokadizade Şekip Bey, T&uuml;rkiye&rsquo;nin en &ouml;nemli entelekt&uuml;ellerinden biri olarak, h&uuml;z&uuml;nl&uuml; ama vakur hikayesiyle keşfedilmeyi bekleyen bir hazinedir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Feb 2026 09:26:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2022/01/arastirmaci-bedri-cumhur-dogu-1641828827.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hayvancıklar</title>
                <category>SEVGİ MOLVA</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/hayvanciklar-10094</link>
                <author>smolva@kimseduymasin.com (SEVGİ MOLVA)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/hayvanciklar-10094</guid>
                <description><![CDATA[Hayvancıklar]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Evcil hayvanlar; binlerce yıldır insan yaşamının ayrılmaz bir par&ccedil;ası. Onlar gerek fiziksel, gerek psikolojik a&ccedil;ıdan, insanlara &ccedil;ok &ouml;nemli katkılar sunarlar.</p>

<p>Deneyimle sabittir, bir evcil hayvanla yaşamak, bireylerde stres seviyesini azaltır, kaygıyı hafifletir ve serotonin gibi &ldquo;iyi hissettiren&rdquo; hormonların salgılanmasını destekler. K&ouml;peklerle kurulan dostluklar huzur verirken, yapılan d&uuml;zenli y&uuml;r&uuml;y&uuml;şler fiziksel aktiviteyi artırırken, şifacı kedilerle oyun oynamak veya onların şirinliklerini izlemek zihinsel rahatlama sağlar. Evcil hayvan bakımının kişide sorumluluk duygusunu geliştirdiği, yalnızlık hissini azalttığı, hatta bazı &ccedil;alışmalara g&ouml;re sosyal ilişkileri g&uuml;&ccedil;lendirdiği kesindir. &Ccedil;ocuklar i&ccedil;in ise duygusal gelişim, empati kurma becerisi ve g&uuml;ven duygusunun desteklenmesi gibi &ouml;nemli katkıları vardır. Kısacası, evcil hayvanlar yalnızca birer &quot;arkadaş&quot; değil, aynı zamanda bireyin ruhsal ve fiziksel sağlığı &uuml;zerinde somut etkileri olan, yaşamdaki en iyi yol arkadaşlarıdır.</p>

<p>&Uuml;lkemizde yakın zamanda &ccedil;ıkan &ldquo;sokak hayvanları yasası&rdquo;;17 maddelik yeni bir kanundur. Hayvanların yaşam koşullarını iyileştirmeyi ve toplumun g&uuml;venliğini sağlamayı hedeflediği s&ouml;ylenmektedir. Belli durumlarda hayvanların uyutulmasına da izin vererek, kamuoyunda tepkilere yol a&ccedil;mıştır. Yasada &ouml;zellikle sahipsiz hayvanların barınaklarda rehabilite edilerek, sahiplendirilmesi hedeflenmektedir. Bu yasa, hem belediyelere hem de vatandaşa b&uuml;y&uuml;k sorumluluk getirmiştir. Barınakların ne kadar yeterli ve sağlıklı olduğu konusu &ccedil;ok belirsizdir ve belediyelerimizin &ccedil;oğunda barınak bile hen&uuml;z yoktur. Her koşulda hayvanların yaşam hakkını savunan hayvanseverler ve duyarlı vatandaşlar belediyelerin bu konudaki yetkilerini nasıl kullanacağını tabii ki yakından izleyeceklerdir.</p>

<p>Hayvan hakları; t&uuml;m hayvanların yaşamlarını s&uuml;rd&uuml;rme, acıdan uzak bir yaşam hakkına sahip olma ve doğal davranışlarını serbest&ccedil;e ger&ccedil;ekleştirme gerekliliğine dayanan temel etik ilkeler b&uuml;t&uuml;n&uuml;d&uuml;r. Bu haklar, insan merkezli bir anlayıştan sıyrılarak, hayvanların da duyguları, ihtiya&ccedil;ları ve kendilerine &ouml;zg&uuml; yaşamları olduğunu kabul eder. Uluslararası &ouml;l&ccedil;ekte kabul g&ouml;rm&uuml;ş temel hayvan hakları arasında; başta &ldquo;yaşama&rdquo; olmak &uuml;zere; k&ouml;t&uuml; muamele ve işkenceden korunma, uygun barınma/beslenme, gereksiz deney ve s&ouml;m&uuml;r&uuml;ye karşı korunma hakları ile doğal davranışlarını sergileyebilme &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; yer alır. Bu haklar, yalnızca yasal d&uuml;zenlemelerle değil, toplumun bilin&ccedil;lenmesi ve bireysel sorumlulukların artmasıyla hayata ge&ccedil;ebilir.</p>

<p>Bununla birlikte bazı insanlar, &ccedil;eşitli nedenlerle evcil hayvanlara karşı olumsuz g&ouml;r&uuml;şlere sahiptir. Bu kişiler; ge&ccedil;mişte yaşadıkları k&ouml;t&uuml; deneyimler, hijyen endişeleri, alerjiler veya hayvan davranışları hakkında yeterli bilgiye sahip olmamaları nedeniyle &ccedil;ekimser davranabilirler. Bu durum karşısında en sağlıklı yaklaşım; yargılayıcı olmayan, sakin ve bilgilendirici bir iletişim kurmaktır. &Ouml;ncelikle karşımızdaki kişinin endişelerini anlamaya &ccedil;alışmak, onları ciddiye almak &ouml;nemlidir. Bilimsel bilgilerle ve g&uuml;nl&uuml;k yaşamdan &ouml;rneklerle hayvanların faydaları, doğru bakım y&ouml;ntemleri ve hijyen standartları bu kişilere anlatılabilir. Unutulmamalıdır ki, hayvan haklarının gelişmesi yalnızca yasal d&uuml;zenlemelerle değil, insanların bilin&ccedil;li ve duyarlı davranışlarıyla da g&uuml;&ccedil; kazanır. Hayvanlarla birlikte yaşamanın uyumlu ve g&uuml;venli yollarını anlatmak, toplumsal farkındalığı artırmanın en etkili adımlarından biridir.</p>

<p>En vahimi, tıpkı insanlara olduğu gibi, t&uuml;m hayvanlara da yapılan eziyet ve şiddet d&uuml;nyanın her yerinde devam ediyor maalesef. Hayvancıkların g&ouml;r&uuml;n&uuml;şleri farklı olduğu i&ccedil;in mi? Bizimle konuşamadıkları i&ccedil;in mi?</p>

<p>Bu da &ldquo;ırk&ccedil;ılık&rdquo; gibi bir şey. Belki &ldquo;t&uuml;rc&uuml;l&uuml;k&rdquo; de denilebilir. &nbsp;Bu da kesinlikle kabul edilemez.</p>

<p>Yaşamdaki en iyi yol arkadaşlarımız olan &ldquo;hayvancıklar&rdquo;, d&uuml;nyanın her yerinde h&acirc;l&acirc; acı &ccedil;ekiyor, bağırıyor, ağlıyor ve &ccedil;ığlık atıyorlar.</p>

<p>Duyuyor musunuz.? &nbsp;Duymalısınız. Duyun onları!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 01 Feb 2026 09:25:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/sevgi-molva-1601986593.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ağaç yaşken eğilmeli</title>
                <category>Prof. Dr. SEYHAN HASIRCI</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/agac-yasken-egilmeli-10093</link>
                <author>shasirci@kimseduymasin.com (Prof. Dr. SEYHAN HASIRCI)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/agac-yasken-egilmeli-10093</guid>
                <description><![CDATA[Ağaç yaşken eğilmeli]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>&ldquo;</strong>Ağa&ccedil; yaşken eğilir&rdquo; bir T&uuml;rk atas&ouml;z&uuml;d&uuml;r. Anlamı; İnsanlar (&ouml;zellikle &ccedil;ocuklar) k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşlarda daha kolay eğitilir, y&ouml;nlendirilir ve alışkanlık kazanır. Kişilik, davranış ve değerler erken yaşta şekillenir; ilerleyen yaşlarda değişim daha zordur.</p>

<p>Kısaca a&ccedil;ıklayacak olursak; Nasıl ki bir ağa&ccedil; fidan h&acirc;lindeyken kolayca şekil verilebilir ama b&uuml;y&uuml;d&uuml;kten sonra eğmek zorlaşırsa, insan da gen&ccedil;ken eğitildiğinde istenen &ouml;zellikleri daha kolay kazanır.</p>

<p>Spor ve Sportif oyunlar hareketle başlar ve hareketle sonlanırlar. Bu nedenle spora değinmeden &ouml;nce daha geniş bir kavram olan hareket eylemine ilişkin bazı kavramları a&ccedil;ıklamakta yarar g&ouml;rmekteyim. &Ccedil;ocuğun ana rahmine d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; g&uuml;nden itibaren (embriyo) hareket etmeye başladığı bilimsel olarak ortaya konmuş bir olgudur.&nbsp; Burada yapılan bu hareketler &ccedil;ocuğun daha &ccedil;ok gelişmesi ve b&uuml;y&uuml;mesi ile ilgili olup, olduk&ccedil;a dar bir alan i&ccedil;erisinde yapılan refleks hareketlerden ibarettir.</p>

<p>Dokuz aylık (40 hafta) bu s&uuml;re sonunda doğum olayı ger&ccedil;ekleştiği andan itibaren &ccedil;ocuktaki hareketler belirli bir d&ouml;neme kadar refleks (istem dışı) hareketler olup başlangı&ccedil;ta daha &ccedil;ok ısıya, ışığa ve sese &ouml;zellikle annenin sesine tepki olarak yapılan hareketleri i&ccedil;erir. Ve her ge&ccedil;en g&uuml;n &ccedil;ocukta hareketler istem dışı hareketten istemli hareketlere doğru bir eğilim g&ouml;sterir ve bu durum aslında istenen bir davranış bi&ccedil;imidir.</p>

<p>Zaten bu durum b&ouml;yle olmasa, kişilerin b&uuml;y&uuml;seler de kendi sorunlarını tek başlarına &ccedil;&ouml;zme ve &uuml;stesinden gelme gibi bir eğilime girmeyip her şeylerinin karşılanmasını kendilerinin dışındaki kişilerden bekleme eğilimi i&ccedil;erisine girerler. Bu durum pek istenilen bir durum değildir. Hareketteki bu gelişme tıpkı &ccedil;ocuktaki fiziksel, duygusal, toplumsal, zihinsel ve kişilik gelişmede olduğu gibidir. Yani yaş ilerledik&ccedil;e &ccedil;ocuk hareketlerinde daha bilin&ccedil;li, daha dengeli ve eğitimin aracılığı ile daha ileriye d&ouml;n&uuml;k olacaktır.</p>

<p>Sportif hareketlerin tarihsel ge&ccedil;mişi ile ilgili herhangi bir konuya burada değinmenin yeri olduğu inancını taşımıyorum ama hareket eyleminin doğasına, yani bireylerin hareket eylemine neden girdikleri ile ilgili psikolojik a&ccedil;ıklamalara burada kısaca değinmekte yarar g&ouml;rmekteyiz.</p>

<p>Bireyin hareket etmesi hem kendisi i&ccedil;in ve hem de &ccedil;evresi i&ccedil;in &ouml;nemlidir, hareket tıpkı dil gibi insanın &ccedil;evresiyle iletişim kurduğu, kendini anlattığı ve yaşantısını ger&ccedil;ekleştirdiği bir ara&ccedil;tır. İnsanlar dile sahip olmadan, hareketlerle hem kendini ifade etmiş ve hem de başkalarını hareketlerle algılamaya &ccedil;alışmıştır.</p>

<p>Bireyin hareketleriyle etkileşimini ele alma, fiziki hareketleri inceleme anlamını taşımaktadır.&nbsp; Ancak genel anlamda fiziki hareketlerin doğası incelendiğinde,&nbsp; hareketlerin beş s&uuml;re&ccedil;ten oluştuğu g&ouml;r&uuml;lmektedir (Pacdick 1967):</p>

<p><strong>a)Mekanik, b)Enerji, c)Organizasyonel, d)B&uuml;y&uuml;me ve e)&Ouml;ğrenme S&uuml;reci&rsquo;nden oluşur.</strong></p>

<p>Hareket &ouml;ğrenilmiştir, bu &ouml;ğrenme s&uuml;reci gelişen ve b&uuml;y&uuml;yen organizmayla birlikte oluşmaktadır. Bu konu tartışmaya a&ccedil;ıktır. Motor-devimsel &ouml;ğrenmenin de diğer &ouml;ğrenme gibi ayrı ayrı s&uuml;re&ccedil;ten olduğu&nbsp; (Mathey 1965) ortaya konmuştur.&nbsp; Bu g&ouml;r&uuml;ş geleneksel g&ouml;r&uuml;şe aykırı olmaktadır. Yine geleneksel olarak fiziki hareketi belirleyen &ouml;ğrenme s&uuml;reci, beceri &ouml;ğrenme olarak belirtilmektedir. Şimdi g&uuml;&ccedil; ortaya koyma yeteneğindeki &ouml;ğrenme de buna dahil edilmelidir.</p>

<p>Fiziki hareketin (egzersizin) bir&ccedil;ok &ouml;zelliğinin oluşu; kişiden kişiye değişen, farklı doyumlar sağlar. Bunun i&ccedil;indir ki, fiziki hareket sosyopsikolojik bir fenomen (g&ouml;r&uuml;ng&uuml;) olmaktadır. B&ouml;ylece fiziki hareketi&nbsp;<strong>&ldquo;psikolojik obje&rdquo;</strong>&nbsp;olarak g&ouml;rebiliriz. İnsanlar bu objeye karşı ilgiler, tavırlar ve değerler geliştirirler.&nbsp;<strong>Fiziki sağlık, beden-zihin ikilemi, kooperasyon (iş birliği), yarışma (rekabet), akıl sağlığı, yurt sevgisi (vatanseverlik gibi).&nbsp;</strong>Bunlar fiziki hareketi (egzersizi) g&ouml;zleme sonucu ortaya konmuş sonu&ccedil;lardır.</p>

<p>Ancak araştırmalarda bunların ge&ccedil;erliliğini desteklemiştir. Yine bir başka g&ouml;r&uuml;şe g&ouml;re bireyin fiziki harekete girmesinin (egzersize katılmasının) değişik bir nedenini; Alanlar, boyutlar ve bilime dayalı a&ccedil;ıklama daha ge&ccedil;erli ve anlamlı bulunmuştur. Bu anlama g&ouml;re fiziki hareketlere (egzersize) katılmak sırası ile;&nbsp;<strong>Toplumsal deneyim kazanmak, Sağlıklı ve kondisyon sahibi olmak, V&uuml;cut dengesini aramak,</strong>&nbsp;<strong>Estetik deneyim kazanmak, Boşalma boyutu olarak,</strong>&nbsp;<strong>M&uuml;kemmel ve &uuml;st&uuml;n olmak (gibi nedenler)</strong>&nbsp;Spor ve fiziki harekette, sosyo-psikolojik değişkenler (ki bunlar spordaki davranışı etkilemektedir) &ouml;nemle ele alınmaktadır. B&ouml;ylece sporun psikolojik boyutunu anlamak olanağı doğabilir.</p>

<p>Aile ortamı, bireyin d&uuml;nyaya geldiği andan itibaren i&ccedil;erisinde yer aldığı, yaşamını devam ettirebilmesi i&ccedil;in gerekli bakım ve desteğin ona sunulduğu sosyal bir ortamdır.</p>

<p>Bireylerin olumlu davranış &ouml;zelliklerini kazandığı ve geliştirdiği bir ortam olarak değerlendirilen aile ortamı, zaman zaman olumsuz bazı yaşantıların psikolojik etkilerinin de ortaya &ccedil;ıktığı bir ortama d&ouml;n&uuml;şebilir. Aile i&ccedil;i şiddetin temelinde bireylerin i&ccedil;inde bulunduğu &ouml;fke ve saldırganlık yaşantıları mevcuttur.</p>

<p>&Ccedil;ocuk i&ccedil;in aile i&ccedil;indeki bireylerden &ouml;zdeşim nesnesi olarak se&ccedil;tiği kişinin &ouml;rneğin babanın yineleyici bir bi&ccedil;imde şiddet uygulaması &ccedil;ocuk i&ccedil;in olumsuz bir model oluşturmaktadır. Bu durumun da &ouml;zellikle &ccedil;ocuklar a&ccedil;ısından &ouml;nemli bazı olumsuz etkilerinin olabileceği a&ccedil;ıktır. Bu &ccedil;ocukların iletişimlerinde saldırganca bir tutum izledikleri ve kendilerini sosyal ve duygusal y&ouml;nden izole etme davranışları sergiledikleri g&ouml;zlenmektedir. Problemli davranışların &ouml;zellikle su&ccedil;a y&ouml;nelik davranışların k&ouml;keninin &ccedil;ocukluktaki yaşantılara dayandığını belirtilmektedir.</p>

<p>Yapılan araştırmalar &ccedil;ocuklukta fiziksel ve s&ouml;zel olarak saldırganlığa maruz kalan yetişkinlerin ileriki yaşlarında depresyon, alkol kullanımı, anti sosyal davranış ve kendi &ccedil;ocuklarını cezalandırma gibi davranış &ouml;zellikleri g&ouml;sterdiklerini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Sonu&ccedil; olarak eğer anne baba birbirlerine &ouml;fke ve saldırganlık i&ccedil;eren davranışlarda bulunuyor ve &ccedil;ocuklar &ccedil;evrelerinde sorunların &ouml;fke ve saldırganlık yoluyla &ccedil;&ouml;z&uuml;mlendiğini g&ouml;r&uuml;yorlarsa, saldırganlığı sorun &ccedil;&ouml;z&uuml;c&uuml; bir davranış olarak &ouml;ğrenirler, saldırgan davranışların yaşamın bir par&ccedil;ası olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rler ve bunu kendi yaşamlarında da uygulamaya koyarlar.</p>

<p>Bu nedenle yetişkinlerin davranışta bulunurken, her an bir &ccedil;ocuğa model oldukları bilinciyle hareket etmeleri gerekmektedir ayrıca &ccedil;ocukların duygularına duyarlı olmak ve iyi bir duygu y&ouml;neticisi olmak i&ccedil;in yetişkinler; empatik dinlemeye sahip olmalı, &ccedil;ocukların duygularını isimlendirmelerine yardım etmeli, problemin &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;ne y&ouml;nelik temel iletişim becerilerini kullanmayı &ouml;ğrenerek kabul edilen ve edilmeyen davranışları belirlemelidirler.</p>

<p>&ldquo;Eğitim k&uuml;&ccedil;&uuml;k yaşta başlamalı; ağa&ccedil; yaşken eğilir.&rdquo;</p>

<p>Şiddetsiz daha sağlıklı bir toplum i&ccedil;in herkese saygılarımla&hellip;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 11:54:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-seyhan-hasirci-1601986737.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Futbolumuz nerede, nereye gidiyor?</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/futbolumuz-nerede-nereye-gidiyor-10092</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/futbolumuz-nerede-nereye-gidiyor-10092</guid>
                <description><![CDATA[Futbolumuz nerede, nereye gidiyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Son d&ouml;nemde Albert Einstein&#39;in s&ouml;z&uuml; hi&ccedil; unutulamaz. &ldquo;Hayat iki şekilde yaşanır: Ya hi&ccedil; mucize yokmuş gibi ya da her şey birer mucizeymiş gibi.&rdquo;<br />
74 g&uuml;n hastane koridorlarında hep o mucizeyi sakladık&hellip; Belki de, aradık durduk!..<br />
Bulamadık&hellip;<br />
Ve kaybettik&hellip;<br />
Benim kaybettiğim sadece bir eş, dost, arkadaş, sırdaş, yoldaş değil, hayatın mucizesiydi. Onu &ouml;ğrenerek ulaşmıştım o mucizeye&hellip; Dolu dolu 50 yıl ge&ccedil;irdikten sonra kaybetmenin h&uuml;zn&uuml;n&uuml; nasıl anlatabilirim ki?<br />
Yazıyor, yazıyor ama g&ouml;zyaşlarım siliyor satırları&hellip;<br />
Yazabildiği kadar. Her damla yaşı, bir silgi olup yok ediyor...<br />
Kokusu, kokumdu...<br />
Nefesi, nefesim...<br />
Yaşamın değeri, yaşam kaynağım!<br />
Yedileri o kadar &ccedil;oktu ki, cami avlusuna sığmadı&hellip;<br />
G&ouml;ky&uuml;z&uuml; h&uuml;z&uuml;nlendi, kara bulutları kapladı. Yağmur yağmadı ama g&ouml;zyaşı sel oldu!<br />
Erken, &ccedil;ok erken oldu gidişin; meleğim&hellip;<br />
Kokunu &ouml;zleyeceğim&hellip;<br />
G&uuml;l&uuml;ş&uuml;n&uuml; unutmayacağım&hellip;<br />
Sevgini kalbimde taşımaya devam&hellip;<br />
Her şey tamam da olacak&hellip; Sensiz hayat devamı nasıl? İşte onu sergileyin!<br />
Adını taşıdığın &ccedil;i&ccedil;eğin a&ccedil;ıldığı d&ouml;nemde sen kapandı. Sen onun kokusuna; biz de senin kokuna hasret kaldık; meleğim&hellip;<br />
Zor alışmak&hellip;<br />
Ancak bir ger&ccedil;ek var. O da hayat devam ediyor&hellip;<br />
Hayatın i&ccedil;inde insanoğlunun geride bıraktığılara bakması onun aynadaki yansıması gibi&hellip; Derler ya; &ldquo;Ne ekersen onu bi&ccedil;ersin&hellip;&rdquo;<br />
S&ouml;yle bir ge&ccedil;mişe dair neler g&ouml;rebiliyor musun?<br />
Senin iyiliklerini&hellip;<br />
H&uuml;z&uuml;nl&uuml; g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bizi yalnız bırakmayan, acımızı camiye ve eve gelmemek, &ccedil;elenk g&ouml;ndererek, bağış yaparak, telefonla arayarak, sosyal medyadan taziyelerini ileten t&uuml;m dostlarını ayrı ayrı yazmak, teşekk&uuml;r etmek istiyorum. Ne var ki; hem avlu camisu gibi sayfamız yetmeyecek hem de birini unutup atlarsak, hızlı g&uuml;&ccedil;lenecek bir hata merkezileşecek. İşte bu da bizi bir kez daha &uuml;zecek. Bunun d&uuml;ş&uuml;nceleriyle her zaman buradan bir kez şahsım ve ailem adına daha sonsuz ş&uuml;kranlarımızı iletiyorum&hellip;<br />
İyi ki varsınız&hellip;<br />
O&rsquo;nun i&ccedil;in yapacağınız &ccedil;ok şey var&hellip;<br />
Bazen hayatı bisiklet s&uuml;rmeye benzetebiliriz. &Uuml;zerinden d&uuml;şmek kolaydır. Ama d&uuml;şmemek i&ccedil;in &ccedil;aba harcar ve dengede durabilirsiniz. Bu da s&uuml;rekli hareket halinde ger&ccedil;ekleşir. O bisikleti s&uuml;rebilmek i&ccedil;in d&ouml;rt elle, sevdiklerimiz i&ccedil;in sarılacağız&hellip;<br />
Kim ne derse tasarla; zor bir parlamanın en iyi yolu, i&ccedil;inden ge&ccedil;işle ger&ccedil;ekleşiyor&hellip;<br />
Yaşamın ger&ccedil;eğiyle bakalım daha ne kadar y&uuml;zleşeceğiz&hellip;<br />
Acımızı i&ccedil;imize atarak, doğru &uuml;rettiğimiz işe odaklanıp, kaldığımız yerden devam ediyor&hellip;<br />
Karşıyaka, Altay, Altınordu, Bucaspor da zor g&uuml;nlerden ge&ccedil;iyor.<br />
Camia olan bu tarihi spor kul&uuml;plerinin futbol &ouml;zetlerine g&ouml;re Altay&#39;ın 41 sezon, Karşıyaka&#39;nın 16 sezon, Altınordu&#39;nun 10 sezon, Bucaspor&#39;un 1 sezon futbol liglerinin en &uuml;st&uuml;nde m&uuml;cadele ettiğini g&ouml;rmekteyiz.<br />
Peki, İzmir&#39;i S&uuml;per Lig&#39;de &ccedil;ok temsil eden, Altay Fuar Şehirleri Kupası&#39;na katılan ilk T&uuml;rk ekiplerden biri olup, 2 kez T&uuml;rkiye Kupasını kazanan Altay&#39;ın durumu hoşunuza gidiyor mu?<br />
Karşıyaka, Altınordu, Bucaspor şimdi neredeler?<br />
Ya 10 sezon 1. Ligde (S&uuml;per Lig) oynayan son yıllarda amat&ouml;r k&uuml;meden bir t&uuml;rl&uuml; kurtulamayan İzmirspor&#39;a ne demeli?<br />
Toplamda 107 sezon S&uuml;per Lig&#39;de İzmir temsil edildi. Bug&uuml;n nazar boncuğu durumundaki G&ouml;ztepe başarılı bir grafik &ccedil;iziyor. Ligde 29 sezon oynayan ve devam eden G&ouml;ztepe, ayrıca 2 kez T&uuml;rkiye Kupası&#39;na da devam etti. Avrupa&#39;da başarılı İzmir ekibi durumundaki sarı-kırmızılılar, 1968&ndash;69 sezonunda Avrupa Kupalarında yarı finale kadar y&uuml;kselen ilk T&uuml;rk takımı olarak tarihe ge&ccedil;ti.<br />
Bug&uuml;n alt liglerde m&uuml;cadelelerini s&uuml;rd&uuml;ren ancak birka&ccedil;ı i&ccedil;in bir alt ligin d&uuml;ş&uuml;ş&uuml;nden &ccedil;ok, her birinin bor&ccedil; yığınıyla korkulu r&uuml;yalar g&ouml;ren kul&uuml;plerimiz k&acirc;bus i&ccedil;inde. Yanlış ellerle korku t&uuml;neline giren Altay, Bucaspor, patronunun &ldquo;benden bu kadar&rdquo; diyerek elinin tersiyle ittiği Altınordu ligde yaşam savaşı vermesi, tam tersi camiasının kenetlenmesiyle şampiyonluk yarışında var olması teri d&ouml;ken Karşıyaka, umarım bu g&uuml;nler en hasarsız şekilde atlatılır. Temennimiz bu&hellip;<br />
G&ouml;zlerimizi Ege&#39;ye &ccedil;evirdiğimizde &ldquo;ah ve vah&rdquo;ı aynı anda kullanacağımız iki camia ile karşılaşıyoruz.<br />
Birisi Ege&#39;nin en b&uuml;y&uuml;k tekstil ve turizm kentlerinden Denizli ile d&uuml;nyanın en b&uuml;y&uuml;k il&ccedil;elerinden, il adayı, başkenti Akhisar&hellip;<br />
Zeytinde her tekstilci bir tek &uuml;r&uuml;n, diğer il&ccedil;ede de her zeytinci birer kilo zeytin verse inanın doğru ekibin y&ouml;neteceği takımlar yine Avrupa&#39;da m&uuml;cadele eder&hellip;&nbsp;<br />
Geleceğin emin ellerde olduğunu g&ouml;rmek i&ccedil;in gelecekte g&ouml;r&uuml;lmesi gerekir diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;m. D&uuml;n&uuml; bilmeden bug&uuml;n&uuml;, bug&uuml;n&uuml; bilmeden yarını anlayamazsın. Bunun i&ccedil;in kullanılabilirm Arnold J. Toynbee&#39;in şu s&ouml;z&uuml; olabilir: &ldquo;Tarih, geleceği tahmin etmek i&ccedil;in kullanılan en g&uuml;venilir rehberdir.&rdquo;<br />
İzmir dışında yer alan Ege takımları arasında T&uuml;rkiye Kupası ve S&uuml;per Kupa&#39;yı kazanan tek kul&uuml;p Akhisarspor&#39;un futbolu i&ccedil;inde olanlar mutlaka bilecektir. Akhisarspor ile g&ouml;n&uuml;l kurumunun başlangı&ccedil;taki bireysel t&uuml;m kuruluş evraklarını yazmamdan &ouml;te aşamada emek vermem ve kurucular arasında yer almamdan ayrıldı. (Tescil sırasında yaşım 18&#39;den k&uuml;&ccedil;&uuml;k olması nedeniyle kurucular listeden &ccedil;ıkarıldı)<br />
O g&uuml;n bug&uuml;n; sevdam aynı, tutkum da değişim olmuyor&hellip;<br />
7 sezonda S&uuml;per Ligde oynayan, daha sonra paraş&uuml;ts&uuml;z amat&ouml;r k&uuml;melere kadar d&uuml;şen Akhisarspor T&uuml;rk Futbol Tarihinde &Uuml;niversitenin Aralık ayında Spor Bilimleri Fak&uuml;ltelerinince girdiğinde gereken ger&ccedil;ek bir &ouml;rnek.<br />
21 sezon S&uuml;per Lig&#39;de yer alan ve Ege&#39;de en fazla bu ligde oynayan 3. Takım durumunda, Avrupa&#39;ya giden ilk Ege (İzmir dışı) takımı olup, 2002-2003 sezonunda UEFA Kupası&#39;nda T&uuml;rkiye&#39;yi temsil etmeyen Denizlispor&#39;un son durumunu biliyor musunuz?<br />
Şu anda her iki takımın hali i&ccedil;ler acısı&hellip;<br />
Bor&ccedil; batağında&hellip;<br />
Amat&ouml;r liglerde bile tutunamıyorlar&hellip;<br />
Bu ve buna benzer &ouml;rnekler g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z&ccedil;e &Ccedil;inli filozof, d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r ve eğitimci Kong Qiu&#39;nun (Konf&uuml;&ccedil;y&uuml;s) şu s&ouml;z&uuml; geliyor:<br />
&ldquo;Bir yerde k&uuml;&ccedil;&uuml;k insanların b&uuml;y&uuml;k g&ouml;lgeleri varsa, o yerde g&uuml;neş batıyor demektir.&rdquo;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 08:16:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fenerbahçe\&#039;de Tedesco kendini analiz etmeli</title>
                <category>CAN BARHAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/fenerbahcede-tedesco-kendini-analiz-etmeli-10091</link>
                <author>cbarhan@kimseduymasin.com (CAN BARHAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/fenerbahcede-tedesco-kendini-analiz-etmeli-10091</guid>
                <description><![CDATA[Fenerbahçe\'de Tedesco kendini analiz etmeli]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>F.Bah&ccedil;e iyi oynamıyor &ccedil;&uuml;nk&uuml; oynattıkları futbolcular kapalı defansı a&ccedil;abilecek kapasitede değil.<br />
Samsun&#39;dan transfer edilen Museba dışında &ccedil;alışabilecek ve deparlanın rakibi eksiltebilecek oyuncu yok. &Ouml;ncelikle Mert M&uuml;ld&uuml;r&#39;&uuml;n bu takımda işi yok. Milli takımda oynuyor, zaman zaman orada faydalı oluyor. Fenerbah&ccedil;e&#39;de asla forma alamaz. H&uuml;cumda bir g&ouml;rev b&ouml;l&uuml;m&uuml; vardır. Kafaya gelecek futbolcular bellidir. Sağ bek oynayan bir adam bile topa iyi kafa vurabilen bir &ouml;zelliği varsa hocası kornerlerde kafa toplarına gidebilir. Kornerde sı&ccedil;radı ve G&ouml;ztepe&#39;nin sağ beki gibi toplara m&uuml;dahale edip dışarı attı. Bir şeyler yapmak istiyor gibi g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; Fenerbah&ccedil;e&#39;de son zamanlarını oynuyorlar. Son kornerde paylaşmayı bilse arkadaki Talisca topa vurabilir. Talisca kafa vurmasını bilen futbolcu. Mert M&uuml;ld&uuml;r her şeyi maydonozlu olup mahvetti. İkinci olarak İsmail&#39;in sakatlığı nedeniyle oyuna giren Fred&#39;i belli ki sokamamışlar. Hi&ccedil;bir etkili derin pas yok. Ve yorgunluktan topun &uuml;st&uuml;ne yatamıyor. Yani direkt gibi Sağa, sola, geriye pas veriyor. Fred bu takıma fayda sağlamayacak. Ge&ccedil;en sene defansın ayrılması bir ka&ccedil; pas ile g&ouml;z boyamıştı. Bu sene hemen g&ouml;nderilmeli.<br />
&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; olarak Fenerbah&ccedil;e&#39;nin oyunu oynadığı dakikaya kadar takımı en iyi Museba oyunundan &ccedil;ıkarıldı. B&uuml;y&uuml;k yanlış. Tedesco yalnız karar vererek yanlış karalar yer alıyor. Teknik direkt&ouml;r ekibiyle beraber sağlıklı &ccedil;&ouml;z&uuml;mler sunar. Museba&#39;nın oyuna giren Kerem bitmiş, toparlanması &ccedil;ok zor. Benfica&#39;da serbest forvet arkası oynatmak i&ccedil;in iş yaptı ve gol attı. Sol a&ccedil;ık asla oynamaz. Yerini bulamadığı i&ccedil;in yok oldu ve F.Bah&ccedil;e&#39;ye hi&ccedil; faydası yok.<br />
D&ouml;rd&uuml;nc&uuml; Jhon Duran. Bu santrafor ise kaleciler bayram yapıyor. M&uuml;cadele edilemeyen, top kaleye d&ouml;n&uuml;k olmayan, geri vuramayan boş bir futbolcu. F.Bah&ccedil;e&#39;ye, Djeko&#39;nun zinde haline gelerek daha g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir zamanda hem &uuml;stten tutup oyun organize edecek hem de &ccedil;ift ayak vurabilecek bir santrafor şartı var. Ne El Nesri ile ne John Duran ile başarı gelmez.<br />
Gelelim Tedesco&#39;ya, oyun Yiğit Efe ile başlamak ne alaka. Golde orta sahaya atılan yanlış pasla birinci hata yaptı arkadan gol atan G&ouml;ztepe&#39;liden &ouml;nde iken topa gitmesi yerinde, yerinde beklemeye devamca forvet forvet gibi davranıp ileriye gol attı. Yiğit Efe&#39;yi bırakmak yanlış olur. Tedesco, Mert M&uuml;ld&uuml;r ile sağbek oynatmayı tercih etmediyseki doğru yaptı ama Semedo&#39;yu sağ bekte başlatması gerekiyordu. Skriniar&#39;ı &Ccedil;ağlar ile ortada tandem oynatma, Ostervolde&#39;yi sol bek oynatması gerekirdi. Devamlı oyunların Alışık&#39;ı yere koyarak Fenerbah&ccedil;e&#39;yi rolantide oynattı. Tedesco&#39;nun bir Nene hastalığı var. Gol atmış olabilir ama takıma sağda katkı sıfır. &nbsp;<br />
Ederson i&ccedil;in şu ana kadar ekstra bir kurtarış yapmadığı i&ccedil;in FB kalesindeki Ederson i&ccedil;in yorum yapamıyorum. Ayakları &ccedil;ok iyi, oyunu iyi kuruyor ama bir defada ekstrem bir kurtarış yapmazsanız bu Ederson&#39;u alkışlayalım. Manchester City kalecisi iken farklıydı. Ma&ccedil; kurtaran bir kaleci h&uuml;viyetinde oynamıyor. Bu kale Mert&#39;e gidebilir. Bu bir &ouml;ng&ouml;r&uuml;. İnşallah ekstra oynayıp ma&ccedil; kurtarır. Hi&ccedil;bir ma&ccedil; kurtarılmadı.<br />
Bu F.Bah&ccedil;e&#39;yi sevmedim.<br />
Bu ligde takımı Kadık&ouml;y&#39;de sahanın mevcut durumu kayıtlı, 11 kişi ile defans kaydedildi, kontra toplarla goller geliyorlar. Ve F.Bah&ccedil;e bu takımlardan gol atmaya devam ederse lig sonu h&uuml;sran olur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 08:14:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/can-barhan-1601963202.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fenerbahçe Spor Kulübü 2026 Dünya Fair Play Ödülünü Hak Etti</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/fenerbahce-spor-kulubu-2026-dunya-fair-play-odulunu-hak-etti-10090</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/fenerbahce-spor-kulubu-2026-dunya-fair-play-odulunu-hak-etti-10090</guid>
                <description><![CDATA[Fenerbahçe Spor Kulübü 2026 Dünya Fair Play Ödülünü Hak Etti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fair Play&#39;in &ouml;zelliklerini korumak i&ccedil;in; Tanrının &ccedil;izdiği yolda y&uuml;r&uuml;mek, aydınlanmak, inanmak, insanca hareket etmek demektir. &Ouml;zellikle spor d&uuml;nyasında, son elli yıl i&ccedil;inde benimsenip, uygulanan yaşanmış &ouml;rnek olaylar genel eğitim ve y&ouml;n veren tepki ve davranışlara her yıl verilen &ouml;d&uuml;l veren bir performansın adıdır&hellip; Her yıl sonunda, benim adına T&uuml;rkiye adına başkanlığını y&uuml;r&uuml;tt&uuml;ğ&uuml;m CIFP (D&uuml;nya Fair Play Konseyi) olmak &uuml;zere t&uuml;m Fair Play sistemlerinde sportif Fair Play&#39;i hak eden sporcular ve spor adamlarını &ouml;d&uuml;llendirirler.<br />
Federasyonun spor tarihinde yer alan kul&uuml;plerinden Fenerbah&ccedil;e Spor Kul&uuml;b&uuml;, Ocak ayı i&ccedil;inde Fair Play d&uuml;nyasında ses getirecek bir a&ccedil;ıklama yaptı. Resmi B&uuml;lteninde; Bu sezonun futbol transferlerinde sağlayacağı faydalar, alınan oyuncular i&ccedil;in verilen transfer parasının %1&#39;inin dezavantajının &ccedil;ocukların eğitimi ve gelişmeleri i&ccedil;in ayrılacağını a&ccedil;ıkladı. Transferde bu şartları sağlamayan oyuncu s&ouml;zleşmelerinin iptal edilmesini de kabul etti.<br />
Bu yardım mutlaka alkışlarla karşılayacak, başta T&uuml;rkiye&#39;de Fair Play &ouml;d&uuml;l&uuml;n&uuml; veren TMOK Fair Play Komisyonu, F.Bah&ccedil;e Spor Kul&uuml;b&uuml;&#39;n&uuml; DAVRANIŞ&#39;ın T&uuml;rkiye hem de D&uuml;nya Fair Play &ouml;d&uuml;l&uuml;ne mutlaka aday g&ouml;stereceğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Bu asil performansın onun spor kul&uuml;b&uuml;ne &ouml;rneklenmesini belirtmek istiyor ve alkışlıyorum&hellip;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 27 Jan 2026 08:13:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bab-ı Alimiz Eski, Saygın, Sorumlu Eğitim Sistemine Dönmelidir</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/bab-i-alimiz-eski-saygin-sorumlu-egitim-sistemine-donmelidir-10089</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/bab-i-alimiz-eski-saygin-sorumlu-egitim-sistemine-donmelidir-10089</guid>
                <description><![CDATA[Bab-ı Alimiz Eski, Saygın, Sorumlu Eğitim Sistemine Dönmelidir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiyemiz'de 1800-1900 dönemindeki yazılı basın için tarihi devlet yönetiminin bölgesi olan Bab-ı Ali adı kullanılagelmiştir. Türkiye’de, İstanbul’da ilk eğitimi, basın hayatımdaki ilk adımı attığım, o günlerin en saygın gazetesi Cuhuriyet’le almıştım. Bu büyük gazetecilik okulunda bugün hepsini saygı ve rahmetle andığım emektarlar; Cevat Fethi Başkut, Burhan Felek, Ömer Sami Coşar, Cem Atabeyoğlu, son etapta ise Hürriyet ve Günaydın’ın unutulmaz adı Haldun Simavi’den öğrendim sorumlu gazeteciliği. En önemli görev bir haberin eksiksiz, incelenmiş ve doğru olması idi. Yıllar boyu bu kuralla çalışan o zamanki Cumhuriyet’in her yazdığı doğruydu, hiç tekzip, düzeltme almamıştı.</p>

<p>Haberler ve yazılar sorumlu muhabir ve yazarlar tarafından kaleme alınır, sorumlu editörün inceleme ve onayından geçer, yazarlar tüm sorulara cevap verir, sonra gazetede yer alması için onay çıkardı. Bugün maalesef bu sistem basın dünyamızda uygulanmıyor ve adeta yok. Son örnek Sözcü adlı gazetede, yalnız bizde değil, dünya basınında da kötü örnek gösterilecek 2025 martına kadar görevli Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’ne ait fotoğraflı bir haber yayınlandı.</p>

<p>Bab-ı Alimiz Eski, Saygın, Sorumlu Eğitim Sistemine Dönmelidir</p>

<p>Haber havasında, suçlayan, itham eden bir haber.<br />
Bu haberle ilgili yargıya başvurulsa hakim suçluya şu sualleri soracaktır.</p>

<p>* Bu haberi kaynağı neresidir? Bütçe hangi dönemindir?<br />
* Yeni denilen bu fotoğraf ne zaman hangi tarihte çekilmiştir.<br />
* Bu fotoğraftaki kadro hangi tarihte görevde olan kadrodur?</p>

<p>Ben cevap vereyim:</p>

<p>*Bu haberin kaynağı hata yapan bir devlet memurudur. Bütçe TMOK’un 2025 bütçesi değildir.<br />
*Bu fotoğraf 2023’te TMOK’un Fair Play Komisyonu’nun, Dünya Fair Play Günü için düzenlediği bir etkinlikte çekilmiştir.<br />
* Haberi tamamı yalan ve yanlıştan ibarettir.</p>

<p>Bab-ı Ali’yi sarmaya başlayan, görüntülü basına da bulaşan uydurma haber hastalığının çaresi; bu kutsal ocağın eski iç denetim ve eğitime dönmesidir. İç denetim ve eğitimde Türkiye Gazeteciler Cemiyeti gibi basın kuruluşlarının da atılımları, yardımları, istenilen hedefe varılmasını sağlayacaktır. Böylece ancak yazılı ve görüntülü tüm basın eski saygınlığına kavuşabilecektir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jan 2026 10:08:47 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Mekânın cennet olsun; meleğim…</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/mekanin-cennet-olsun-melegim-10088</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/mekanin-cennet-olsun-melegim-10088</guid>
                <description><![CDATA[Mekânın cennet olsun; meleğim…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Sizi bilmem ama ben artık 13 Ocak tarihini unutamayacağım…<br />
Bugün biraz daha duygusal olacağımdan öncelikle affınıza sığınıyorum…<br />
Yazı yazmanın zorluğundan bahsetmeden önce, insanın bu satırları sıralarken beynindeki düşünceleri aktarıyor olması gayet doğal. Ancak çok uzun yıllardır yazan birisi için artık&nbsp; “Robotlaştı” demek de, ne derece doğru bilemiyorum?<br />
Yazı yazmak bir sanat mı?<br />
Bizim için asla…<br />
İçimizde gazetecilik ve muhabirlik ruhu olduğundan bir görev gibi… Ne olursa olsun, iki elimiz de kanda bile, görevimizi yerine getirmeyi yeğliyoruz.<br />
Bilen bilir…<br />
Sözümü her zaman tutarım. Verdiğim bir söz var. Zaman akıp gitse, kişiler değişse önemli değil. Bu yayın yaşadığı süreç içinde, bize “bu kadar yeter, artık noktayı koy” mesajı gelinceye kadar sözümüzü yerine getireceğiz.&nbsp; Bugün olduğu gibi, bu köşeyi boş bırakmamaya özen gösteriyoruz. Son saniye de olsa bile bir şeyler karalayıp sizlere sunuyoruz…<br />
Beğenirsiniz, beğenmezsiniz.<br />
Onu bilemem…<br />
Yazılarımızı herkesin beğenmesini beklemiyoruz. Beklentiler veya siparişlere göre değil, günün önemine, hayatın akışına ve kamuoyunun çıkarları doğrultusunda, doğruları veya doğru bildiklerimizi aktarıyoruz…<br />
Bazen bizim doğrularımız da doğru olmayabilir…<br />
Saygı duyarız!<br />
Dönelim mi, 13 Ocak 2026 tarihine?<br />
Yaklaşık 50 yıl birlikte olduğum sevgili eşimi kaybettiğim gün… Bir gün sonra da, toprağa verdik!<br />
Mekânı cennet olsun…<br />
Hastalığı sürecinde ve vefatında bizlere destek olan herkese sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum…<br />
1 Kasım 2025 tarihinde kaldırdığımız Çiğli Acil Servisi ve akabinde de Şehir Hastanesi Yoğun Bakımı ile palyatif servisinde bu bize ömür gibi gelen süre içinde emeği geçen doktor, hemşire, sağlık ve temizlik personeli ile bakıcılarına aile olarak şükranlarımızı sunuyorum.&nbsp;<br />
33 gün yoğun bakım ve geride kalan günlerde palyatif servisteki 74 günümüzün belki nasıl geçtiğini tahmin edebilirsiniz. 4 Ocak akşamı palyatif servisindeki odasında, o şartlarda başarılı bir şekilde entübe eden nöbetçi dâhiliye doktorunun yaşatma çabasını ömrümüz boyunca unutamayacağız…<br />
Genel bakım 4, Dâhiliye genel bakım ve son olarak da genel bakım 1’deki günlerde kapı önünde beklemek yok mu?<br />
Yazılacak o kadar çok olay yaşadık ama kusura bakmayın Aziz Nesin olmadığımdan kaleme alamıyorum.<br />
“Ölüm, hayata veda değil; sonsuzluğa açılan bir kapıdır” derler.<br />
Acı öykümüz 8 yıl öncesine dayanıyor…<br />
Yunanistan vizesi alacağımız gün başladı, aslında…<br />
Vize ofisinde imzasını atarken düşünmesi, bizi düşüncelere sevk etti… Hemen en iyi dedikleri profesöre danıştık… Filimler, tahliller, kontroller ve beklenmedik bir cevap bize tokat gibi geldi… Aslında tokattan da beter oldu, Alzheimer şüphesi.<br />
Annesinin bu çağın hastalığından kaybedilmesi korkumuzu daha da pekiştirdi… Sonrasında hep “güzel” düşündük, mücadelemize daha sıkı, daha da ciddi başladık.<br />
Olmadı…<br />
Geçmiş yıllarında olduğu gibi son 8 yılını da dopdolu yaşatmamız, bir isteğini iki etmemiz, en iyi doktorlar, en kaliteli ilaçlar, takviye vitaminler, moral yüklemeler ve çocuklarının, torunlarının olağanüstü sevgisi karşın, 74 gün öncesine kadar dayanabildi çiçeğim… Ama asla solmadı. Hep güzelliklerini ve iyilikleri etrafına yaydı, durdu… Güldü, güldürdü…<br />
1 Kasımda Çiğli Acil Servisi ve 2 Kasımdan itibaren de İzmir Şehir Hastanesi…<br />
Yine yılmadık…<br />
“Dönecek, dönmeli. Sevenleri bekliyor” dedik ama o dönmedi… 74. Günün sabahında saat 09.04’de o acı haberi aldık, yıkıldık!..<br />
41 dakikalık son çabalar da sonuçsuz kalınca; kapıdan çıkan asistan doktorun tek kelimesiyle saat 09.45’de hayat bizim için de durdu!..<br />
Ölüm sessizliği dedikleri bu olsa gerek? Boğazımız düğümlendi, nefesimiz kesildi. Dünyamız karardı…<br />
Bir gün sonra; Karşıyaka’nın efsanesi, şu anda Balıkesir Karesi İlçesinin sevilen ve sayılan Müftüsü İsa Gürler’in duasıyla haklarımızı helal ettik…<br />
Karşıyaka aşığıydı. İnanılmaz seviyordu, doğduğu, yaşadığı toprakları…<br />
Yine Karşıyaka’dan, Beşikçioğlu Camiinde inanılmaz kalabalık ile gözyaşları dökerek uğurladık… O’nu Karşıyaka’dan ayırmadık…<br />
Karşıyaka’da doğdu, okudu, yaşadı ve yine Karşıyaka topraklarında ebedi istirahatgahına gitti… Örnekköy’de sevenlerinin dualarıyla toprağa verildi…<br />
Ateş düştüğü yeri yakar derler. Doğru ama Nergiz aynı çiçeği gibiydi... Her zaman etrafına çiçeğinin mis gibi kokusu misali iyiliklerini gülen yüzü ile yaydı. Her yaş grubunun adeta sevgilisi oldu… O gün ateş sadece düştüğü yeri değil, geniş bir alanı yaktı, üzdü, ağlattı…<br />
Ağlamayacağım demek nafile… Göz pınarlarımız kuruyuncaya kadar dökeceğiz yaşlarımızı…<br />
Ne gözümüzdeki pınar kurur, ne de kalbimizdeki sevgi… &nbsp;&nbsp;<br />
Mekânın cennet olsun; meleğim…</span></span></span><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 Jan 2026 12:54:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk Futbol Tarihinin İlk Kara Sayfası</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/turk-futbol-tarihinin-ilk-kara-sayfasi-10087</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/turk-futbol-tarihinin-ilk-kara-sayfasi-10087</guid>
                <description><![CDATA[Türk Futbol Tarihinin İlk Kara Sayfası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Güzel ülkemiz Türkiye’nin Osmanlı’dan başlayan spor tarihinde mutluyuz ki; üzüleceğimiz kara bir sayfa bile yoktur. Amma; dünyaya fair play davranışlarıyla örnek olan futbola, ülkemizde Fetö terör örgütünün el atması ile şike ve yasa dışı bahis olayları sıçramıştır. 2025’in sonunda, Futbol Federasyonu Yönetiminde başlayan şike ve yasa dışı bahisle ilgili soruşturma, TC. Adalet Bakanlığı’nın da el koyması ile bu kara sayfa gün yüzüne çıkmıştır. Şimdi Adalet Bakanlığı’nın yanı sıra, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na da iş düşüyor. Bu Bakanlığın da desteği ile yapılacaklar şunlardır:<br />
Adli çalışmalar devam ederken, Türkiye Futbol Federasyonu geleceği düşünerek bir programla özel bir komisyon kurmalı, dünyada böyle bir sorunla karşılaşan federasyonların neler yaptıklarını araştırmalı, bu konu için eğitimli bir ekip görevlendirilmelidir.<br />
İhbar edilen her olay ciddiyetle izlenmelidir.<br />
Türk sporuna kara leke sürenler tespit edilince af düşünülmemelidir. Bugüne kadar tertemiz olan Türk sporunun, sporcularının ve yöneticilerinin yüzünü kızartacak olaylar artık olmamalıdır.<br />
Bu önemli konuda vazifeyi yerine getirmek ve sorunu çözmek, önemli bir vatan görevidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Jan 2026 20:18:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hayatın akışındaki doğrular…</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/hayatin-akisindaki-dogrular-10086</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/hayatin-akisindaki-dogrular-10086</guid>
                <description><![CDATA[Hayatın akışındaki doğrular…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">İnsanoğlu “Bugün de akşam oldu” diyor ya… Oysaki her gün akşam olmuyor mu?<br />
Saliselerle başlayan hayat devam ederken, saniyeler, dakikalar, saatler ve günler akıp gidiyor…<br />
Bu zaman diliminde; gerçekleri, iyileri kötüleri, dostları düşmanları, yüzüne gülüp de arkandan iş çevirenleri görme şansını buluyor veya bulamıyorsunuz…<br />
Gördüğünde ellerini iki yana açarak “kardeşim” diye seni kucaklayanların arkanı dönüp uzaklaştığında da; nasıl iş çevirdiğini bilemiyorsun ki!..<br />
O kişi veya kişilerin duyamadığın “Yaramazın biri, salla gitsin. Mecburen öyle davranıyorum” demelerine hiç aldırış etmeyin.<br />
İkiyüzlü. Riyakâr…<br />
Sizi değil, kendisini kandırdığının bile farkında değil… Gününü kısaltıp, o an kar ettiğini zannediyor ama geniş zamanda kaydeden de hep o tipler oluyor…<br />
Bir bakıyorsunuz yapayalnız, çaresiz…<br />
Herkes zaman içinde doğruları görüp sırt çevirmiş, menfaat bekleyen ancak bulamayan sahte dostları da etrafından yok olup gitmiş…<br />
Siz ise; gül bahçesinde gerçek dostlar ve dostluklarla kaynaşıyor, övgü dolu sözlerle anılıyorsunuz… &nbsp;O an hayat size güzel… Aslında hep güzel… Çünkü sizin içiniz de güzel…<br />
Siz siz olun; arkadaşınızı iyi seçin veya “Kervan yolda düzülür” sözünü uygulayın. İlk hatasını af edip, ikinci şansı tanıyın ama temkinli davranıp, sonrasındaki ilk yanlışlığında da silip atın…<br />
Öyle uzağa atın ki, bir daha yanınıza yaklaşma cesaretini bile gösteremesin!<br />
Yazdıklarımız bugün için değil. İnanın yaşam boyu devam eden, her alanda rastlayabileceğiniz değişmeyen gerçekler.<br />
Sadece arkadaşlıklar, dostluklar, iş, cemiyet dünyaları veya sosyal yaşamda mı?<br />
Kesinlikle hayır!<br />
Kulüplerde takım kurarken de, yönetim oluştururken de çok dikkatli olmak zorundasınız. Bilerek veya bilmeden yapılan yanlışlıklar sonucu sizin kadar, temsil edeceğiniz camia da büyük yara alır.<br />
Bu sadece sahada oynayacak ekipler için söz konusu olamaz. Yönetim ve profesyonel kadrolar için de geçerlidir.<br />
Unutamadığım bir söz asla aklımdan çıkmaz. Bu; çocuk yaşlarında dükkânında çıraklık yaparken dayımın bize söylediği “Mal alınırken kazanılır” sözüdür.<br />
O gün, bugün, ne kadar da doğru olduğunu unutmamak hep artı yazdı… Maldan kasıt materyal… Ne olursa olsun, alırken kazanıldığı örnekleri oldukça da fazla.<br />
Düşünün bir futbol takımı kuruyorsunuz… Ekonominizi doğru kullanıyor, ayağınızı yorganına göre uzatıyor ve sağın solun laflarına bakmadan, onların abartılı, süslü kelimelerine kanmadan araştırıp, araştırtıp “ince eleyip sık dokuma” misali gözlemler sonucunda, ne kadar başarılı olduğunuzu görüyorsunuz. Elbette bunları yaparken veya yaptırırken de kontrol mekanizmasını elinizden bırakmamaya özen gösterdiğiniz bir gerçek olmalı.<br />
Bir de şuna da dikkat etmelisiniz.<br />
Etrafınızdaki her şeyi tek başınıza mı kontrol etmeye çalışıyorsunuz? İşte bu hataya düşmeyin. Bütün dikkatini başkalarına yöneltenler, inanın en önemli şeyi, kendilerini kontrol etmeyi gözden kaçırırlar... En büyük tehlike de budur!<br />
O nedenle iyi, doğru, çalışkan ekip kurmak ve karşılıklı güven şarttır…<br />
Liderin önemi burada ortaya çıkar. O ekibin başarısı en önde gidendedir. Eğer o yanlışlıkların içinde boğulursa, güzergâh içinde sizler “Nasrettin Hoca’nın filleri” hikâyesini anlatıp, durursunuz…<br />
Bugüne kadar ligleri inceleyen spor tarihçileri, doğru kurulan ve istikrarı sağlayan kulüplerdeki başarıyı görmektedir.<br />
Elbette bazen sizin doğrunuz, hayatın akışındaki doğruya benzemeyebilir ve hayal kırıklığı da beraberinde gelir. Ama ne olursa olsun istisnalar kaideyi bozmaz…<br />
Şu anda futbol, basketbol, voleybol, hentbol liglerine bakın. İskeleti ve alt yapısı sağlam olan ve doğru kurulan, borcu bulunmayan kulüplerin takımları adeta bir makine misali tıkır tıkır işlemektedir. Tam tersi olanlar da; sapır sapır dökülmektedir…<br />
Sadece bunu takımlara, kulüpler uyarlamak da yanlıştır. Federasyonlar da öyle değil midir? Çatısını iyi kuran, kiremidini sağlıklı döşeyen ve olması gerekeni yapanların hiç biri yağan yağmurda şemsiyesini açıp da “benim çatı delindi, su geliyor” demez!..<br />
Şimdi bunları bugünkü tabloya nasıl uyarlayalım?<br />
Ülke sporunun, sporcusunun, yöneticisinin, hakeminin, gözlemcisinin, antrenörünün hali ortada değil mi?<br />
İsterseniz biz bırakalım bu konuyu da, doğaya, çiçeklere, böceklere dönelim…<br />
Uzun zamandır hasret kaldığımız yağmur başlayınca, kafayı dağıtmak amacıyla da attık kendimizi sokağa… Boş boş dolaşırken, Karşıyaka Stadı’na kadar yürümüşüz…<br />
Pardon…<br />
Ortada olmayan stat dedim… Dil sürçmesi…<br />
Eskiden Karşıyaka Stadı olan şimdi karavan, minibüs, kamyon, özel araçların park ettiği. Yer yer de ot bürüyen mezbelelik alanın oradan yolun karşısına sahil tarafına geçmek istedim. Vızır vızır işleyen trafikte ışığın yanmasını beklerken, geçen geçene… Kırmızı ışıkta beklemek sadece bizim nesilde kaldı herhalde… Kırmızı da yansa, sarı da… Beklemek yok!<br />
Bu acele ne?<br />
Bir de ellerindeki telefona bakarken geçip, size “Geç, geç…&nbsp; Boşuna bekleme!..” demezler mi? Dalga geçer gibi!..<br />
Kusura bakmayın, biz kurala uyar, 30 saniye bekleriz…<br />
Siz de beklemelisiniz diyeceğiz de… Sizi duyan, ışığı gören duyarlılık nerede?<br />
Bazen tepki koymak da gerekiyor. İşte o an da Nazım Hikmet’in şu dörtlüğü aklımıza geliyor:<br />
“Ey sol yanıma düşen ince sızım,<br />
Öyle tepkisiz kalma.<br />
Yaktığın yürektir,<br />
Çıra değil…”<br />
Zaman akıyor dedik ya… Koskoca bir yılı daha geride bırakıyoruz…<br />
Sağlıklı nice yıllara…</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Jan 2026 14:19:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hedef 2036’da Olimpiyat İse, Kapının Kilidi IOC’nin Elindedir</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/hedef-2036da-olimpiyat-ise-kapinin-kilidi-iocnin-elindedir-10085</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/hedef-2036da-olimpiyat-ise-kapinin-kilidi-iocnin-elindedir-10085</guid>
                <description><![CDATA[Hedef 2036’da Olimpiyat İse, Kapının Kilidi IOC’nin Elindedir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>2025’teki 35 oy farkla biten sürpriz seçimle TMOK’un başkanlığını kazanan sayın Ahmet Gülüm, 2021’in Türk basınına kazandırdığı hafta sonu gazetesi Oksijen’e verdiği bir röportajda, Türkiye’nin spordaki hedefinin 2036 Yaz Olimpiyat Oyunlarına ev sahipliği yapmak olduğu belirterek şansı konusunda açıklamalar yaptı. Amma; bu hedefe gidecek yol hakkında asıl bilgileri veremedi. Ben 2 olimpiyat seçimini yakından izlemiştim. Bu seçimde kilit IOC kısa adıyla anılan Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nde, anahtar ise genel kurulunun elindedir. IOC yönetimi bu kurula hakimdir. Tüm hazırlıklara uygun raporunu o verdikten sonra, kararı genel kurul verir.<br />
Türkiye'mizin Olimpiyat Komitesi yeni yönetiminin, bu hedefe varması için ilk defa IOC ile arasını düzeltmesi, kendini adına tam uygun hale getirmesi şarttır. Yeni yönetim daha ilk adımı atarken, IOC kurallarına tamamen aykırı bir tüzük tadilatı yapmaya kalkışmış, IOC’den vetoyu alınca, kongreyi yapamamıştı. Şimdi hatanın düzeltilmesi, ilişkileri eski yönetimlerde olduğu gibi çok iyi bir çizgiye getirmesi, spor toplumuna, devletin spor organizasyonuna güven vermesi gerekir.<br />
Seçim acelesi ile ortaya çıkan bu kadrosu ile yıllardır ulaşamadığımız bu işi kotarması, dışarıda da içeride de pek kolay görünmüyor. Ufuktaki bu yarışmadaki rakipler, şimdilik Hindistan, Katar, Endonezya ve Güney Kore’dir. Bence başka talip çıkmazsa biri Afrika diğerleri Asyalı olan rakipler karşısında şansımız vardır. İlk defa evimizdeki sorunları gidermeli, sonra yıllardır varamadığımız Olimpiyat hedefi için tüm ülkece seferberlik ilan etmeliyiz.<br />
Türkiye'mizin dünya spor ve olimpiyat tarihinde yer alabilmesi için eğitimli, dış işlerinde avantaj sahibi bir yapıya ihtiyacımız vardır. Ancak bunu ilk defa içerideki güvenle kazanan Türkiye'miz olacaktır. Ülkemiz için sonu hayırlısı diyoruz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 06 Jan 2026 19:37:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bizim de \&quot;Beşi bir yerde\&quot;miz var!</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/bizim-de-besi-bir-yerdemiz-var-10084</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/bizim-de-besi-bir-yerdemiz-var-10084</guid>
                <description><![CDATA[Bizim de \"Beşi bir yerde\"miz var!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Bizim de “Beşi bir yerde”miz var!</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Mesleğinizi tarif ederken mutlaka gururlanır veya of-öf çekersiniz…<br />
Kutsal olan meslekler vardır. Öğretmenlik gibi… Hayat kurtaran doktorluk. Emniyet mensubu, asker, akademisyen, mühendislik, avukatlık vb…<br />
Pilot uçağı uçurur ama o uçağın uçuşunu engellemeyecek en küçük aygıtını mühendis tasarlar, işçi monte eder… Binlerce tonluk gemiler de öyle değil mi?<br />
Minicik bir taş anında dibi boylarken, o gemi suyun üzerinde insanların yanı sıra yük taşır. İğne deliği kadar küçücük bir boşluk geminin batmasına neden olur.<br />
Hayat… Teknoloji hepsi birbirine bağlantılı. Aynı tespihin halkaları gibi… Biri kopsa dağılır. Darmaduman olur!..<br />
Mesleğim gazetecilik… &nbsp;Her ne kadar, liseyi torna tesviye, üniversiteyi ekonomide bitirsem bile meslek olarak seçtiğimiz gazetecilik oldu… Kalemle yazmaya başladıktan sonra, ne yaptım biliyor musunuz? Gazetenin nasıl hazırlandığını öğrendim. O nedenle de gazetenin basıldığı matbaada çırak olarak işe başladım. Ogünlerde, bugünkü teknoloji nerede? Harfleri tek tek kumpasa dizdim. Haberimi kendim kalıbın içine yerleştirdim… Zaman içinde makineye elimi kaptırmadan baskı yapmasını da becerebildim.<br />
Öğrenmek için matbaadaki harf kasalarının arasında çok zamanım geçti… İzin günleri tütün kırarken ellerimize bulaşan ve uzun süre çıkmayan ziftin kokusu, matbaa mürekkebi ile birleşince bize Paris’in en pahalı kokusu gibi gelmeye başladı…<br />
Okuyup da (Gerçi şimdi okuyan da azaldı) kıyıya koyduğunuz, buruşturup çöpe attığınız veya eşya sardığınız, cam sildirdiğiniz bembeyaz kâğıda hayat vermek için, ekip olarak bir gün ter dökerek emek harcıyorduk!<br />
Pedallı makineden sonra, yarı otomatik ve tam otomatiğe geçiş dönemini yaşadık. Harfler kurşundan dökülmeye başlamıştı… Neden sonraları İzmir’e geldiğimde pikaj-montaj-kalıplarla tanışmak nasip oldu. Ve bilgisayar çağına da ilk adım atanlardan biriydik!..<br />
Neden bunları hatırladım biliyor musunuz?<br />
Her mesleğin zorlukları olduğundan... Meslekleri ayırt etmek kolaydır ancak ana fikri hep aynıdır. İyi öğrenmek, doğru öğrenmek ve yerinde öğrenmek…<br />
Bizim meslek öyledir…<br />
Bilmek gerekir. Öğrenmek gerekir ki, seni kandırmasınlar.<br />
Yeri gelmişken bir anımı aktarayım.<br />
Hürriyet Gazetesi’nde yaklaşık 15 yıl çalıştıktan sonra, Yeni Asır Gazetesi’nden gelen teklifi “çocukluk hedefim” Spor Müdürü olmam için kabul ettim. İzmir’de ilk işe düzeltmen olarak başladığım gazeteye bu kez transfer oldum. Yeni Asır o dönemlerde ülke çapında ses getiren bölgesel gazete. Yıllar sonra gazetede spor müdürü olarak ilk pazar akşamım… Taşraya (İzmir dışı iller ve ilçeler) gidecek gazetenin spor ekibi tamamladık. Şehir Spor Eki için hazırlıklarımızı yapıyoruz. İlk sayfanın manşeti de Altay’ın kazandığı maç ve elimizde harika fotoğraflar var. Birini de yarısı dekupe (fotoğrafı tek çıkaran sistem) yapmak, sayfaya renk katmak, hareket getirmek istedik. Montaja indiğimde dekupe olmadığını görünce arkadaşa “Neden?” diye sordum. Bana fotoğrafın dekupe olamayacağını belirtti. Elindeki bıçağı istedim ve fotoğrafın o kıyısını oydum. Şaşkın şakın beni izlerken “iz kalacak!” dedi. Bu kez bıçağı bıraktım, fırçayı elime aldım ve o oyulan, bıçak izi olan yeri boyamaya başlayınca, servis şefi araya girdi. Gülerek; &nbsp;“Avni bey Hürriyet’te bunların hepsini öğrenmiş. Sen de bir daha çizilen sayfanın aynısını yaparsın. Onu kandıramazsın” diye seslendi.<br />
O geceyi atlattık. Sonra tüm servis çalışanları ile arkadaş olduk, daha güzel spor ekleri için omuz omuza çalıştık… Çünkü haber yazdığın an, tek başına okuyucuyla buluşmuyor… Gazete elinize gelinceye kadar hepsi aşama aşama… Muhabirinden, teknik servisine, matbaa emekçilerine, dağıtım ağına kadar herkesin alın teri var…<br />
Matbaadan yetiştim, her şeyi öğrenmeye gayret ettim ama matbaacı değilim… Bu benim işim de değil…<br />
Yazı yazıyorum, kitaplarım basıldı ama yazar değilim…<br />
Gazeteciyim…<br />
Hem de 1967 yılından bu yana… Ortaokul ikinci sınıfında spor yazısı ile başladım, 2025 yılı da bitiyor, spor yazıları ile de devam ediyorum…<br />
Nereye kadar mı? Bilemiyorum ki!..<br />
Yazar değilim dedim. Diyorum da…<br />
Kitabı basılan “Ben yazarım” diyor. Desin… “Sen de yazar sınıfına girdin” diyenler de var… Olsun…<br />
5. Kitabımı bastırdım. Ticaret yapmıyorum. Okumak isteyen gelir imzalarım, ücretsiz alır gider… Bu arada ulaşamayanlar, İzmir dışında olanlar ya ödemeli kargo (Ücretleri çok yüksek olduğundan karşılamamız zor) ile talep eder, ya da </span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,sans-serif"><a href="http://www.hepsiburada.com" style="color:blue; text-decoration:underline"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">www.hepsiburada.com</span></a></span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"> dan alır. Buradan gelecek kazanç Bostanlıspor’un alt yapısındaki sporcular için harcanacak, bu da bilinsin isterim…<br />
Yazı bol… Altıncı, yedinci kitaplar da baskıya hazır…<br />
Elim kalem tuttuğu, aklım erdiği, parmaklarım bilgisayar tuşuna bastığı sürece yazı yazarım… Param olursa da kitabı bastırırım…<br />
İlk göz ağrısı: Kimse Duymasın…<br />
Bir amaç uğrunaydı. Hem matbaa müdürüm, hem de asker arkadaşım. Her dönemde büyük iyiliğini gördüğüm rahmetli Nedim Demirağ ve o dönem Hürriyet’te birlikte çalıştığımız “Dünya Fotoğraf Birincisi” M. Ali Okumuş ön ayak oldu. Matbaada herkes destekte bulundu. Adını da Hürriyet Gazetesi ve Türk Basınının duayeni, güzel anılarım olan Çetin Emeç’in koyduğu köşe yazılarımın ismiyle, “KİMSE DUYMASIN” olarak Hürriyet’te basıldı.<br />
Yıllar geçti… TMOK Fair Play Komisyonu Yönetiminde yaklaşık 20 yıl görev yaptım. Türkiye’yi dolaştık. Üniversitelerde fair play üzerine paneller verdik. O anıları köşe yazısı olarak yazdım ve “FAİR PLAY KERVANI” isimli kitapta bir araya getirdim…<br />
Sonra doğduğum Alaşehir, büyüdüğüm Akhisar ve 50 yılı geçen bir hayat sürdüğüm Karşıyaka ile ilgili yazıları da “MUTLULUK ÜÇGENİ”nde topladım…<br />
Karşıyaka Stadında çok anılarım oldu. Yıkıldı. Yapılmadı. 12 yıldır da arsa olarak duruyor. Baktım kimseden ses seda yok. “STAT” ismini verip, hem tarihini aktardım, hem de stada ilişkin yazıları renk versin diye koydum…<br />
Matbaa ile pazarlık yaparken, “iki kitap olsa indirim ne kadar olur?” diye sorunca hesabıma geldi ve aynı anda “FLAMİNGODAN HAKEM OLUR MU?” kitabı da basıldı… İçeriği de hemen hemen yaşanmış olayların kaleme alınmasından doğan köşe yazıları.<br />
Eskiden düğüncüler geline hep “Beşibiryerde” takarlardı. Şimdi nerede onu takmak? Çeyrek altını bulabilene aşk olsun.<br />
Biz de kitapları beşleyince; “Beşi bir yerde”miz var diye hava atmaya başladık! Bizim hazinemiz de bu…</span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif"><img alt="" src="https://www.kimseduymasin.com/public/images/detay/kitaplar%20be%C5%9Fi%20bir%20yerde728.jpg" style="height:216px; width:728px" /></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Jan 2026 11:45:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sandıktan çıkan ders: Karşıyaka\&#039;nın kolektif aklı</title>
                <category>BEDRİ CUMHUR DOĞU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/sandiktan-cikan-ders-karsiyakanin-kolektif-akli-10083</link>
                <author>bedri@kimseduymasin.com (BEDRİ CUMHUR DOĞU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/sandiktan-cikan-ders-karsiyakanin-kolektif-akli-10083</guid>
                <description><![CDATA[Sandıktan çıkan ders: Karşıyaka\'nın kolektif aklı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazen bir kağıt parçası,&nbsp; bir semtin ruhunu taşır size.<br />
Arşivlerdeki tozlu raflardan çıkan, 1930’lu yıllara ait o gazete kupürü tam da böyle bir şey.<br />
Başlığında "K.S.K. Nizamnamesini Değiştirdi" yazıyor. Mekân: sonraları adı Melek olacak olan Karşıyaka Lüks Sineması.<br />
Gözlerinizi kapatın ve o günü hayal edin.<br />
Bir sinema salonu...<br />
Kulübümüzün kaderini çizmek için toplanmış; avukatı, esnafı, eşrafı, genci, yaşlısı yan yana oturmuş. O gün o salonda konuşulan şey sadece tüzük maddeleri değil, "Biz kimiz ve nasıl bir arada kalırız?" sorusunun cevabıydı.<br />
Bugün, kulübümüzün anayasası sayılan tüzüğümüzü yenilemek için sandık başına gitmeye hazırlanırken, Lüks Sineması’ndaki o "Kolektif Aklı" yeniden masaya yatırmak zorundayız.<br />
Çünkü Karşıyaka Spor Kulübü’nün tarihsel kodlarında "az olsun benim olsun" değil, "çok olalım, tek yürek olalım" ilkesi yatar.</p>

<p><strong>25 Kişilik Dev Kadro: "Ben" Değil, "Biz" Diyebilmek</strong></p>

<p>Belgede dikkatimi çeken en çarpıcı detay, o dönem oluşturulan "Merkez Heyeti".<br />
Tam 25 kişi!<br />
O günün Karşıyaka’sının nüfusunu düşününce, bu sayı muazzam bir kapsayıcılık demek. Listede kimler yok ki? Avukat Mustafa Münir’den Hacı Davut Zade Rahmi’ye, Çulluzade Sait’ten Fırka Reisi Tahir Bey’e kadar semtin tüm dinamikleri orada.<br />
Atalarımız bize şu mesajı veriyor: "İcraat 3-5 kişiyle yapılır ama temsil topyekûn yapılır."<br />
Bugün tüzük tartışmalarında yönetim kurullarını daraltmayı, karar mekanizmalarını "hız" adına izole etmeyi konuşuyoruz. Oysa Karşıyaka’nın ihtiyacı olan şey izolasyon değil, entegrasyondur.<br />
1930’larda o 25 kişi, semtin her sokağına, her caddesine, her ailesine dokunan birer "kanaat önderiydi".<br />
Yönetim, üyeden kopuk bir "plaza katı" değil, Karşıyaka’nın ta kendisiydi.<br />
Bizim bugün üyeyi küstüren, "Nasılsa fikrim sorulmuyor" dedirtip kenara iten yapıdan; o 25 kişilik Merkez Heyeti ruhuna, yani "Söz hakkı olanın aidiyeti de olur" felsefesine dönmemiz şart.</p>

<p><strong>Üye Kaybetmek: Bir Bilançodan Fazlası</strong></p>

<p>Bir Mali Müşavir olarak şunu net söyleyebilirim: Şirketlerde sermaye paradır, ama spor kulüplerinde sermaye "insan"dır. Bir üyeyi kaybetmek, bilançoda "duran varlık" kaybetmekten farksızdır.<br />
Eğer tüzükler, sadece aidat toplayan ve oy kullandıran mekanik metinlere dönüşürse, o kulübün ruhu çekilir.<br />
Bugün neden 30 yıllık üyelerimizle 18 yaşındaki yeni üyelerimiz arasında bir köprü yok? Neden eski tüfeklerimizi, konusunda uzman üyelerimizi küstürüp kenara itmek yerine, tüzüğümüzde tanımlanmış "Danışma Kurulları" veya "Onur Kurulları" gibi kurullarla ile sistemin içine, yani "evin içine" davet etmiyoruz?</p>

<p>Kulübün anayasası olarak belirteceğimiz böylesine önemli tüzük değişikliği için neden bir çağrı açıp kulübünün geleceğine katkı sağlamak isteyen uzman kişileri davet etmiyoruz?<br />
Lüks Sineması’ndaki o gün, "Hami Âzalar" yetki kullanmak için değil, gemi fırtınaya yakalanırsa rotayı tutmak için oradaydı.<br />
Bizim de bugün, üyeyi sadece "oy veren" değil, kulübün manevi bekçisi (hamisi) yapan bir tüzük anlayışına ihtiyacımız var.</p>

<p><strong>Karşıyaka’da Geçmişten Geleceğe Miras</strong></p>

<p>Belgedeki o "Merkez Heyeti", her sene üçte bir oranında kura ile değişiyordu.<br />
Bu, "Koltuk kimsenin malı değildir, hizmet bir bayrak yarışıdır" demenin 1930’casıdır.<br />
Bu sistem, kavganın değil, hizmetin önünü açıyordu. Kırgınlıkları, "sen-ben" davalarını bitiriyordu.<br />
Bugün önümüzdeki kongrede oylanacak tüzük maddeleri ne olursa olsun, asıl oylamamız gereken şey niyetimizdir.<br />
Amacımız, tüzük maddeleri arasına gizlenmiş yetkilerle iktidar alanları yaratmak mı? Yoksa Zühtü Bey’lerin, Refik Şefiklerin yaptığı gibi, bu camianın her ferdini "bu hikayenin kahramanı" hissettirecek bir Kolektif Kimlik inşa etmek mi?</p>

<p><strong>Son Söz: Kapıları Açın, İçeri Hava Girsin</strong><br />
Tarih bize gösteriyor ki; Karşıyaka Spor Kulübü ne zaman içine kapansa, ne zaman "küçük olsun bizim olsun" dese sıkıntıya düşmüştür. Ne zaman ki Lüks Sineması’ndaki gibi kapılarını ardına kadar açmış, avukatıyla, esnafıyla, genciyle kucaklaşmışsa; işte o zaman destan yazmıştır.<br />
Yeni tüzüğümüz, üyeyi "yük" gören değil, "güç" gören; eleştireni "muhalif" sayan değil, "fikir sahibi" sayan; geçmişi silen değil, ondan ders alan bir mutabakat metni olmalı.<br />
Çünkü başka Karşıyaka yok. Ve bu armanın peşinden giden hiç kimseyi "kaybetme" lüksümüz yok.<br />
Gelin, bu kongreyi bir tüzük çalıştayı planlayarak erteleyelim, konunun uzmanı kişilerden oluşan komisyon tarafından ön tespit ve çalışmaları yapılan madde değişikliklerini geleceğe miras olarak birlik içinde bırakalım.<br />
Sadece maddelere değil, o Lüks Sineması’ndaki birlik ruhuna el kaldıralım.<br />
Bu vesileyle; kapısını araladığımız 2026 yılının, tıpkı o sararmış fotoğraflardaki gibi omuz omuza verdiğimiz, "ben" değil "biz" diyerek büyüdüğümüz, kırgınlıkları unutup armamızın etrafında kenetlendiğimiz bir yıl olmasını diliyorum.<br />
Yeni yılın, Karşıyaka’mıza hak ettiği şampiyonlukları, ülkemize ise huzur ve bereketi getirmesi temennisiyle... Yeşil-Kırmızı sevdamızla, Cumhuriyetimizin ışığında; tüm Karşıyaka camiasının ve İzmirli hemşehrilerimin yeni yılını en içten dileklerimle kutluyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Jan 2026 11:43:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2022/01/arastirmaci-bedri-cumhur-dogu-1641828827.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dünyadaki Ünlü Sporcularımıza, Hem Unvan Hem de Görev Vermeliyiz</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/dunyadaki-unlu-sporcularimiza-hem-unvan-hem-de-gorev-vermeliyiz-10082</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/dunyadaki-unlu-sporcularimiza-hem-unvan-hem-de-gorev-vermeliyiz-10082</guid>
                <description><![CDATA[Dünyadaki Ünlü Sporcularımıza, Hem Unvan Hem de Görev Vermeliyiz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bir ülkenin tanıtımını en iyi onun evlatları yapar. Bugün spor dünyasında pek çok spor dalında adından 4 yıldızla bahsedilen, onur duyduğumuz sporcularımız vardır. Bu büyük avantajı çok iyi değerlendirmemiz gerekir. Dışişleri Bakanlığı, &nbsp;Spor Bakanlığı, Turizm Bakanlığı müşterek bir toplantı yaparak bu yıldız çocuklarımızı tespit etmeli, onlarla temasa geçip ülke tanıtımı konusunda bilgilendirmeli ve onlara Türkiye’yi temsil etmeleri için onursal bir unvan da vermelidir. Bu çocuklarımızın da Türkiye'mizin dünyada tanınmasında, sevilmesinde, şeref payları olmalıdır. Bu toprağın çocukları gurbette de bu toprak için severek çalışmalıdırlar.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Dec 2025 09:43:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Müjdat Gezen, Savaş Dinçel yüzünden eğri minareyi nasıl düzelttirdi?</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/mujdat-gezen-savas-dincel-yuzunden-egri-minareyi-nasil-duzelttirdi-10081</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/mujdat-gezen-savas-dincel-yuzunden-egri-minareyi-nasil-duzelttirdi-10081</guid>
                <description><![CDATA[Müjdat Gezen, Savaş Dinçel yüzünden eğri minareyi nasıl düzelttirdi?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Savaş Dinçel;<br />
65 yıllık ömrünü tiyatroya adamıştır.<br />
Oyunculuğa, yönetmenliğe ve karikatüre yıllarını vermiştir.<br />
“...İsterse sanat karın doyurmasın.<br />
Yemek sanatkara eyi değildir.<br />
Aç ayı oynamazsa oynamasın.<br />
Bir sanatkar asla ayı değildir…”sözleri, sanat anlayışını aktarır.<br />
İlginçtir; şöhreti tv dizisi "Ekmek Teknesi"ndeki "Nusret Baba" karakteriyle yakalamıştır.<br />
"Arzular şelale" repliği unutulmazdır dizideki.<br />
Yine "Hatırla Sevgili "de de "İsmet Paşa"yı canlandırmıştır.<br />
"Bizimkiler" dizisinde de çok sevilmiştir.&nbsp;</p>

<p>****<br />
18 yıl önce bugün sonsuzluğa yürüyen Savaş Dinçel ve Müjdat Gezen sıkı dosttur.<br />
Gezen'in kollarında son nefesini vermiştir Dinçel.<br />
Müjdat Gezen şöyle anlatır;<br />
"Ölümü, benim için tam bir şoktur.<br />
Bizi erken bıraktı.<br />
Can dostum, arkadaşım, kardeşimdi.<br />
Savaşsız bir kolum yok gibi..."</p>

<p>****</p>

<p>26 Mayıs 1983'tür tarih...<br />
Müjdat Gezen ve Savaş Dinçel hakkında “Çizgilerle Nazım Hikmet” adlı kitaplarında “komünizm propagandası yaptıkları” ve “hükümetin manevi şahsiyetini tahkir ettikleri” iddialarıyla 8.5 yıldan 21 yıla kadar ağır hapis istemiyle dava açılır.<br />
Duruşmaya birbirlerine zincirli olarak çıkarılan Müjdat Gezen ve Savaş Dinçel hakkındaki davanın,”5 yıl önce basılan kitap hakkında 6 ay içinde dava açılması gerekirken yeni açıldığı için” düşürülmesine karar verilir, tahliye olurlar.<br />
İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları oyuncusu<br />
Savaş Dinçel<br />
1402 Sayılı Sıkıyönetim Yasası gereği işinden olur.</p>

<p>****<br />
İki dosttan bir anekdot, Müjdat Gezen anlatıyor;<br />
"Simetri takıntım var.<br />
En acısını Savaş Dinçel yapmıştır.<br />
Masayı ben düzeltiyorum o dağıtıyor.<br />
'Uğraşma fena yapacağım seni' dedi.<br />
Sonra 'Gel bak minarenin ucu yamuk' dedi.<br />
Baktım yamuk hakikaten. Masanın yerini değiştirdim, sırtımı döndüm denize ama minareden kurtulamadım.<br />
En nihayet hiç yapmadığım bir şeyi yaptım ve eski eserlere telefon açtım.<br />
'Ben Müjdat Gezen.<br />
Burada Mimar Sinan’ın bir camii var, minaresi yamuk' dedim.<br />
Adam beni ciddiye aldı 'Poyraza bakanlar öyle olur' dedi.<br />
'Belçika’dan gelen arkadaşım da niye yamuk dedi' deyince ilgileneceğini söyledi.<br />
20 gün sonra iskele kurdular.<br />
Savaş görünce<br />
'Ulan bunu da mı yaptın' dedi.<br />
Ben genel olarak yamukluklara karşıyım.<br />
Takıntım eskisi kadar kalmadı ama yine de duvardaki çerçeveleri düzeltmeden duramam."</p>

<p>****<br />
Savaş Dinçel,<br />
dünyayı güzel kılanlardandı.<br />
Güzel uyusun...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Dec 2025 14:13:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Foça\&#039;da tarihi su kemerleri</title>
                <category>ESAT ERÇETİNGÖZ</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/focada-tarihi-su-kemerleri-10080</link>
                <author>esat@kimseduymasin.com (ESAT ERÇETİNGÖZ)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/focada-tarihi-su-kemerleri-10080</guid>
                <description><![CDATA[Foça\'da tarihi su kemerleri]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili dostlar, Eski Foça'yı çok severim bu nedenle de sayısız defa gittim, tarihi ile, sahildeki balık restoranları ile adaları, değirmenleri ile favori mekanlarımdan biridir. Ama nedense önünden gelip geçtiğim Tarihi Su kemerleri gözümden kaçmış. Önüne inşa edilen kaçak, derme çatma dükkanlar nedeniyle önü kapanmış ve görünmez olmuş.<br />
Geçtiğimiz hafta Fokai Antik Şehri kazıları için gittiğim de kemerleri yerinde inceledim hem arşivim hem sizler için görüntüledim. Şimdilerde kemerleri ortaya çıkarıp ören yeri haline getirecek yeni bir proje gündemde. Etrafındaki kaçak yapılar birer birer yıkılacak, restore edilen kemerler gün yüzüne çıkacak. Çok sevindim doğrusu.<br />
İşte Eski Foça'nın tarihi su kemerleri. Umarım beğenirsiniz.<br />
Foça Su Kemerleri<br />
İzmir ili Foça ilçesinde, Eski Foça da bulunan su kemeri XX. yüzyılın başlarına kadar kullanılmış ve şehrin içe suyu ihtiyacının büyük bir kısmını sağlamıştır.<br />
Su kemeri Felix Sartiaux’ya göre orta çağda yapılmıştır. Bu su kemeri yirminci yüzyılın başlarına kadar kullanılmış ve Foça’nın içme suyu ihtiyacının büyük bir kısmını temin etmiştir. Le Bruyn 1678 de 180 kemer, saymıştır. Çok büyük kısmı halen sağlamdır<br />
XVII. yüzyılda buraya gelen araştırmacı Le Bruyn su kemerinin 180 kemerini saydığını belirtmiştir. Günümüzde büyük bir kısmı ayakta olan bu kemer moloz taş ve kesme taştan yapılmıştır. Kemerler ince, uzun ve yuvarlaktır.<br />
Not Genel kanaate göre Foça'nın su kemerleri, Tedesio Zaccaria tarafından inşa edilmiştir. İlk yapıldığında 180 kemerden oluşmaktaydı ve 500 metre uzunluğundaydı. Su kemerleri, 1920 yılına kadar, yani yaklaşık 750 yıl şehre hizmet etti. Bugün, sadece 30 kemer ayakta durmaktadır.</p>

<p><img alt="" src="https://www.kimseduymasin.com/public/images/detay/fo%C3%A7a%20su%20kemerleri.jpg" style="height:480px; width:640px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Dec 2025 09:22:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2024/05/esat-ercetingoz-1716096754.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk Hukukuna ek Spor Mahkemeleri de gerekli</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/turk-hukukuna-ek-spor-mahkemeleri-de-gerekli-10079</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/turk-hukukuna-ek-spor-mahkemeleri-de-gerekli-10079</guid>
                <description><![CDATA[Türk Hukukuna ek Spor Mahkemeleri de gerekli]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>2025 dönemini kapatıyoruz. Türkiye olarak gündemimizde sporun olmadığı gün yok. Modadan sağlığa, beslenmeden eğitime kadar, her şeyin içinde spor var. Nihayet yıl sonuna doğru sporun sorunları arasına kumar da girdi. Hem de kirli ekleri ile birlikte. Şimdi konumuza, ülkemizin geleceği açısından spora; yalnız bir sağlık, eğlence ve yaşam tarzı olarak bakmanın yanlış olacağını görürüz. Bu yüzden sporun da ülkemizde etkin yasaları olmasını, Türkiye’de özel spor mahkemelerinin de kurulmasını beklemek hakkımız olacaktır. Spor dünyasında yasalara uymayan olayların bu konunun uzmanları tarafından ayrıca değerlendirilmesi gereklidir. Örneğin ülke adına yapılan yarışmalarda doping kullanılmasını bu mahkemeler, spor uzmanlarının sporculara karşı uygunsuz davranışlarına; örneğin ABD’de kadın sporcuların uğradıkları uygunsuz olaylar gibi davranışlara, spor mahkemeleri bakmalıdır. Bu olaylara at yarışlarında yarışa tesir eden jokey davranışlarına da bu mahkemeler bakmalıdır. Sporda toplumsal suçlar, tüm genç kuşaklara örnek olacak şekilde izlenmeli ve cezalandırılmalıdır. Temiz bir ülke temiz bir spor için Spor Mahkemeleri gereklidir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Dec 2025 08:33:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>\&quot;Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?\&quot;</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/sen-mutlulugun-resmini-yapabilir-misin-abidin-10078</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/sen-mutlulugun-resmini-yapabilir-misin-abidin-10078</guid>
                <description><![CDATA[\"Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?\"]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Nâzım Hikmet ve<br />
Abidin Dino...<br />
Ta gençlik yıllarından aynı gazetede çalıştıkları dönemden tanış yoldaştır onlar...&nbsp;<br />
Nâzım müsahhiydi<br />
(yani düzeltmen).<br />
Dino ise karikatür çizerdi.<br />
O günlerde şairin ilk kitabı ‘Sesini Kaybeden Şehir’i resimlemişti.<br />
Sonrasında<br />
Sovyetler Birliği’ne gitmiş, Leningrad’da dekoratörlük ressamlık ve sinema &nbsp;eğitimi almıştır.<br />
2.Dünya Savaşı yıllarında da Paris'teydi Abidin Dino.<br />
Sonra Türkiye'ye döndü.<br />
Türkiye Komünist Partisi'nin aktif üyelerinden biri oldu.<br />
Gözaltına alındı, işkence gördü. Sürgüne gitti(Mecitözü-Adana)</p>

<p>****<br />
Nâzım Hikmet ise “askeri isyana teşvik” &nbsp;suçlamasıyla cezaevindeydi.<br />
Bursa hapisliği sırasında sağlığı bozulmuştu.<br />
Bu da yetmezmiş gibi açlık grevine başlamıştı.<br />
Abidin Dino ve Orhan Veli şairin tahliyesi için imza kampanyasının iki öncüsüydü.&nbsp;<br />
Bir yandan da Nâzım 'ın annesi Celile Hanım İstanbul sokaklarında oğlunun özgürlüğü için yeri göğü inletiyordu.<br />
Abidin Dino Paris'teki ilişkilerini kullanarak kampanyayı yurt dışına taşımayı başarmıştı.<br />
Dönemin Demokrat Parti iktidarının kapsamlı bir af yasasından Büyük Şair de yararlanmıştı.</p>

<p>****<br />
Sonra Nâzım'ın Moskova yılları...<br />
Moskova-Paris hattı mektuplaşmaları Dinolar'la.<br />
Dinolar, Nâzım'ın şiirlerini Fransızca'ya ceviriyorlar, edebiyat dergilerinde yayınlanmasını sağlıyordu.<br />
Nazım da Dino'nun çalışmalarını Moskova'da tanıtıyordu.<br />
Hatta resimlerine şiirler yazıyordu.<br />
İşte bir örnek...<br />
Ressamın Mao’nun “Uzun Yürüyüş”üne şu dizeleri yazmıştı "Mavi Gözlü Dev";</p>

<p>“Bu adamlar, Dino,<br />
ellerinde ışık parçaları,<br />
bu karanlıkta, Dino,<br />
bu adamlar nereye gider?<br />
Sen de, ben de, Dino,<br />
onların arasındayız,<br />
biz de, biz de, Dino,<br />
gördük açık maviyi.’’</p>

<p>****<br />
Ve geliyoruz o ünlü şiire...<br />
Adeta marş sözleri gibi şiire...<br />
Halil Yeni'nin anlatımıyla;<br />
"1961 yılında Dünya Barış Komitesi adına, Fidel Castro’ya Barış Ödülü vermek üzere, Havana’ya giden Nazım Hikmet, Küba devrimi için yazdığı ve 'çok şükür bugünü de gördüm ölsem de gam yemem' dediği 'Saman sarısı' şiirinde öyle güzel seslenmişti ki Dino'ya, bu sesleniş yıllar geçse de farklı anlamlarla dokunacaktı başka hayatlara;</p>

<p>“Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin<br />
1961 yazı ortalarında Küba’nın resmini yapabilir misin<br />
çok şükür çok şükür bugünü de gördüm ölsem de gam yemem gayrının<br />
resmini yapabilir misin üstat<br />
yazık yazık Havana’da bu sabah doğmak varmışın resmini yapabilir misin’’<br />
Bu soru orta yerde duruyor herkes ressamdan mutluluğun resmini yapmasını bekliyor, Abidin uzun bir sessizliğin ardından sonra şu cevabı veriyordu.<br />
'Bir şiirinde, Mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?”' diye bir dizesi vardır. O gün bugün, bu soru sökülüp atılması olanaksız bir biçimde bedenime yapışmış gibidir. Tabii, şiirinde bu soruyu sorarken, mutluluğun resmini yapamayacağımı biliyordu Nâzım. Bu mutluluk imgesi şiirde de olanaksızdı. Yaşanan günler buna izin vermiyordu. Tabii, Nâzım’dan Neruda’ya, Neruda’dan Aragon’a ve daha birçok ozan mutluluğu dile getirmişlerdir. Ama Nâzım’ın bana yönelttiği sorunun yanıtını ben resimlerimde veremedim.’</p>

<p>****<br />
Ressam Abidin Dino mutluluğun resmini yapamayacağını söylüyor fakat “sökülüp atılması olanaksız bir biçimde bedenime yapışmış” olan bu sorunun cevabını Nazım Hikmet’e resimle değil şairin diliyle yani şiirle veriyordu.<br />
Nazım'a resim yerine şiir ile karşılık vermek…<br />
Çok şaşırmıştı Nazım çok...<br />
İşte şiir;<br />
“Kokusu buram buram tüten<br />
Limanda simit satan çocuklar<br />
Martıların telaşı bambaşka<br />
İşçiler gözler yolunu.<br />
İnebilseydin o vapurdan<br />
Ayağında Varna’nın tozu<br />
Yüreğinde ince bir sızı.<br />
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan<br />
Hasretle kucaklayabilseydim<br />
Seninle, bir daha.<br />
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi<br />
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,<br />
Yapardım mutluluğun resmini<br />
Başında delikanlı şapkan,<br />
Kolların sıvalı, kavgaya hazır<br />
Bahriyeli adımlarla düşüp yola<br />
Gidebilseydik meserret kahvesine,<br />
İlk karşılaştığımız yere<br />
Ve bir acı kahvemi içseydin.<br />
Anlatsaydık<br />
O günlerden, geçmişten, gelecekten,<br />
Ne günler biterdi,<br />
Ne geceler…<br />
Dinerdi tüm acılar seninle<br />
Bir düş olurdu ayrılığımız,<br />
Anılarda kalan.<br />
Ve dolaşsaydık Türkiye’yi<br />
Bir baştan bir başa.<br />
Yattığımız yerler müze olmuş,<br />
Sürgün şehirler cennet.<br />
İşte o zaman Nazım,<br />
Yapardım mutluluğun resmini<br />
Buna da ne tual yeterdi;<br />
Ne boya…”</p>

<p>****<br />
Memleket özlemiyle yanıp tutuşan Nazım, inemedi o vapurdan.<br />
Bağrına basamadı Dino bir daha, yüzlerce kez daha şairin sesini.&nbsp;<br />
Ve dolaşamadılar Türkiye’yi bir baştan bir başa.<br />
Sürgün kentler cehennem, yattıkları yerler hala cezaevi...<br />
Nazım hasta yatağında sayıklayarak ölürken memleketinin ismini, Nazım’ın hasretiyle yaşayan Dino neylesin, yapamadı o mutluluğun resmini…</p>

<p>***"<br />
Bir ömürü öfke, sevgi, hüzün gibi her bir duygunun resmini yapan, mutluluğu da resmetmeyi deneyen ressam, karikatürist, yazar ve film yönetmeniydi Abidin Dino;.<br />
Fikret Mualla, Hakkı Anlı, Remzi Raşa, Selim Turan, Avni Arbaş, Nejat Devrim, Mübin Orhon ve Albert Bitran ile beraber "Paris Türk Ekolü" pentür sanatçılarındandı.<br />
31 yıl önce Paris'te vefat etti çok yönlü kültür insanı Dino.<br />
Sanata, yaşama bıraktığı izlere saygıyla...</p>

<p>(Kaynak: Abidin Dino, Nazım Üstüne- Sel Yayıncılık, Abidin Dino ve Yüzler, Gören Göz İçin-Fikret Mualla)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 15:32:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye’nin Toplumsal Çiçeği Türk Spor Vakfı Sezonu Açıyor</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/turkiyenin-toplumsal-cicegi-turk-spor-vakfi-sezonu-aciyor-10077</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/turkiyenin-toplumsal-cicegi-turk-spor-vakfi-sezonu-aciyor-10077</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye’nin Toplumsal Çiçeği Türk Spor Vakfı Sezonu Açıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili ülkemiz Türkiye’de, yüzlerce yıldır birçok ülkeye örnek olacak toplumsal destek ve eğitim kurumları vardır. Cumhuriyet döneminde Türk Spor Vakfı bunlardan birisidir. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin faaliyetlerini yürüttüğü Olimpiyatevi’nin çatısı altında, bağımsız, yıllardır öncelikle olimpizm ruhunu gençliğimize benimsetmek için hizmet veren bu vakıf, 2025’in sonunda, 2026’nın başında programlı, bilinçli olarak yeniden çiçek açmaya başlamıştır. Eğitim yardımı bekleyen kuruluşlara, özelikle olimpizm ruhunu öğrenmek isteyen ülkemizdeki ilk okullara kucak açmayı devam edecektir. Bu kutsal nöbeti devralan başkan, ünlü spor adamı S. Bilal Porsun ve seçkin ekibi ile 2026 yılını ışık yılı ilan etmiş ve büyük Atatürk’ün ebedi istirahatgahı Anıtkabir’i ziyaretini programının başına koymuştur. Böylece ışık yılı programının uygulaması başlayacaktır. Bu örnek toplum çalışması, kapılarını tüm gönüllü gruplara ve okullara bu dönemde de açacaktır. Başarılarını ülkemizde herkes ve her ilk okul çocuğu ve her veli gibi bizler de alkışlamak için heyecanla bekliyoruz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 11:28:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Daha ne olsun?</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/daha-ne-olsun-10076</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/daha-ne-olsun-10076</guid>
                <description><![CDATA[Daha ne olsun?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Şu günlerde keyfim yok.<br />
Özel meseleleri asla kâğıt kaleme dökmedim. Dökmem de. O tamamen şahsi bir durum. Ama insanı ister istemez etkiliyor.<br />
Bazen düşünüyorsun, düşünüyorsun, düşünüyorsun…<br />
Ne düşündüğünü de bilemiyorsun.<br />
O günlerdeyiz sanki…<br />
Eşimin hastalığı nedeniyle hastane ev arasında mekik dokuduğumuzdan olsa gerek, kafada bin bir tane soru. Asla cevabını bulamamaktan yoruluyorsun.<br />
Sen soruyor, cevabını bekliyorsun. Veren de yok. Yol almaya devam ediyorsun.<br />
Yeni yeni araç kullananlara usta sürücüler söylerdi. Aslında kamyon arkasının da meşhur sözüdür: Ömür biter, yol bitmez…<br />
Bizim de yazı sevdamız böyle işte. Ne olursa olsun. Elimiz kalem tuttuğu sürece parmak uçlarımızla vuracağız bilgisayarın tuşlarına…<br />
Her zaman olduğu gibi, bu hafta da ne çıkarsa bahtınıza!..<br />
Basketbol Oskarları’ndan bir önceki yazımızda söz etmiştik. Yeniden verilmesini isteyenlerin çoğunlukta olduğunu görmek geçmişte iz bıraktığının en güzel belgesiydi. Demek ki, yapılmayınca daha da kıymete binmiş.&nbsp;<br />
“Sen bırakınca bu işler olmuyor?” sözüne söylenecek tek şey var. O da; zamanında bırakmak gerekli. Mütevazı de olmamak gerekirse de; kıymetin anlaşılıyor…<br />
Başka bir değişle de tadında bırakınca daha hoş oluyor…<br />
Bakarsınız bir gün yeniden Basketbol Oskarları başka bir şekil alır, alan genişler ve daha büyük ses getirecek bir aktivite haline de gelir. Gün ola, harman ola!..<br />
Okuyucularımız bilir, futbolu da yazıyoruz ama asla futbol yazarı değiliz. Olmadık da. Spor yazarlığı başladı, öyle de devam ediyor. Elbette futbol olmazsa olmazı bu ülkenin. Milyonları peşinden sürükleyen meşin yuvarlak şu sıralar bahse bulandı… TFF cezaları peyderpey açıklıyor. Olay adli makamlara da intikal etti.&nbsp;<br />
Hep uzağında kaldık. Yine öyleyiz…<br />
Futbolda A Milli takımımızın başarısı karşısında keyiflendik. Bireysel hatalardan yenen iki gole karşın attığımız gollerle İspanya’nın golsüzlük orucuna son vererek 2-2’lik beraberlikle de gururlanmadık değil… İspanyollar sürekli topla oynadı. Oran çok fazlaydı ama günümüz futbolunda artık al gülüm ver gülüm ve dar alanda kısa paslaşmaların önemi kalmadı. Koşmak, pres yapmak ve mücadele etmek… Gerisi sonuç getirmiyor…&nbsp; Öyle olsa, Fenerbahçe José Mourinho döneminde yüzde yetmiş, yetmiş beş topla oynadığı maçlarda yenilmez, şampiyon olurdu. Oldu mu? Hayır! Dünyanın sayılı futbol teknik direktörlerinden olan adam, sonunda kovuldu!..<br />
Futbolu ahkâm kesen “futbol yazarları”na bırakalım ve ülkemizin tarihi, turistlik yerlerinde yapılmaya başlayıp adeta turizm elçisi durumuna gelen Oryantiring Federasyonu Başkanı Atilla Güler ile oryantiringden biraz söz edelim.<br />
Bu benim favori spor dallarımdan birisi. Heyecan, atletizm, zekâ, doğa sevgisi, yön bulmanın bir arada olduğu anlamlı olduğu kadar da yararlı spor branşı üstelik her yaş grubuna da hitap ediyor. İster tek başına yap, istersen ailece… Yaşın ne olursa olsun, yarışma şansına sahipsin.<br />
Başkan Atilla Güler’i her zaman takdir ediyorum. Bazı spor federasyonlarında çok sayıda insanın yapamadığını yapan “Tek kişilik Ordu” gibi… Bir orada, bir burada, tuttuğunu da koparıyor!..<br />
Adeta bir turizm elçisi…<br />
Nasıl mı?<br />
Şöyle aktarayım. Türkiye Şampiyonluklarını ülkemizin tarihi ve turistik alanlarında düzenlenmesini sağlıyor. Her yarışmada binlerce insanı bir araya getirip, kaynaşmalarını, sosyalleşmelerine olanak yaratıyor. Sadece sporcular değil. Anneler, babalar, dedeler, nineler, teyzeler, halalar çocuklarıyla aynı heyecanı yaşıyor. Velilerin yanı sıra ülkenin dört bir yanından gelen kulüp başkan ve yöneticileri, antrenörler, hakemler, federasyon, genel müdürlük, bakanlık yetkilileri… Adeta mini bir olimpiyat misali… Bir anda arkadaşlık, dostluk oluşuyor.<br />
Sporcuları hem doğa ile iç içe olmasını, hem de o tarihi alanları görmesini, öğrenmesine imkan yaratıyor… Bugüne kadar yapılan yarışmalarda bunları gördük. Aydın’da Nysa Antik Kenti, Akhisar’daki Apollinis Antik Kenti, Afyon kalesi, Nevşehir Göreme, Antalya’da turistlik alanlar, Yeni ve Eski Foça’da deniz kıyısı, Edirne Lalapaşa, Eskişehir Odunpazarı, Denizli Pamukkale, Bolu’da doğal güzellikler, Kütahya’da Şehitlik, Konya’da Mevlana, Kırıkkale Ceritkale Kaya Mezarları… Şimdi de Mardin’de antik kentin sokak aralarında yarışacak yediden yetmiş yediye bu spora gönül verenler. Tarih, doğa ve turizm ile iç içe…<br />
Böyle spora can kurban değil mi?<br />
Gelecek günlerdeki yarışmalar için Gaziantep, Muğla, İzmir, Balıkesir, Uşak, Erzincan programa alınanlar… Gerisi de gelecek!.. Koşarak, kayakla, bisikletle… Engelsizleri de unutmayan federasyon onlar için de Patika Oryantiringi düzenliyor…&nbsp;<br />
Sporcular üç gün boyunca hem yarışıyor hem de o kentteki güzellikleri görme, tanıma şansına sahip oluyorlar. Yarışma alanları ormanın içi, tarihi kentlerin tozlu sokakları, mahalle araları, caddeler, deniz, nehir kıyılarında yönlerini bulmak, finişe ilk varmak için de ter döküyorlar. Üstelik insanlarla da iç içe kaynaşıp, komşuluk ruhunu yeniden yeşertiyorlar… &nbsp;<br />
Daha ne olsun?<br />
Sorarım size bunları kim yapıyor?<br />
Elbette başkan Atilla Güler ve ekibi…<br />
Haydi, gelin sizde benim gibi kutlayın. Lütfen çevrenize de oryantiring sporunun güzelliklerini aktarın ki, yediden yetmiş yediye her yaş grubunda yeni sporcuları kazandıralım…<br />
Bırakın başka sporlarda ne olduğunu, siz oryantiringe bakın!<br />
<br />
<br />
&nbsp;</span></span><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Dec 2025 18:49:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Seyahat sayısı artınca</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/seyahat-sayisi-artinca-10075</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/seyahat-sayisi-artinca-10075</guid>
                <description><![CDATA[Seyahat sayısı artınca]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kasım ayı içinde neredeyse her hafta bir seyahat yapınca yazı başlığı bulmada zorlandım. Antalya desem yerim yetmezdi. Sofya desem, geçmiş ve bugün arasındaki farkları yazmaya kalksam gazete sayfaları yeterli olmazdı. Ankara diyorum ve hemen ekliyorum, başkente gidince, şikâyet ettiğim İstanbul trafiğini aradım!<br />
Antalya’nın Kemer ilçesindeki bir otelde Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu’nun Koordinasyon toplantısına katıldım. Bu toplantıda kıymetli hocam Prof. Dr. Mustafa Erol bana eşlik etti. Oturumları izledik, TÜSF’nin faaliyet programlarını, yaptıklarını, bazı projelerini izleme fırsatı bulduk. Federasyon Başkanı Prof. Dr. Mutlu Türkmen’in kapsamlı bir açılış konuşması, bir yıldan bu yana nelerin yapıldığının yanısıra gelecekte nelerin gerçekleştirileceği konusunda önemli ipuçları içeriyordu.<br />
Üç günlük toplantının ana gündemi sona erdiğinde bir günümüzü İstanbul’da geçirelim deyinde gece yola çıkıp, gecenin yarısında İstanbul’a vardık. Bu arada Antalya havalimanı yenilenmiş, ortalık düzelmiş, oraya yakışan bir gelişme yaşanmış. Düşünenlere ve gerçekleştirenlere buradan teşekkürlerimi gönderiyorum.<br />
Ardından, Sofya’da düzenlenen 4. Uluslararası Uygulamalı Spor Bilimleri Kongresine katıldım. Bu kongreye Rumeli Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi olarak manevi açıdan orada olma zorunluluğumuz var idi. Çünkü, bu yılın şubat ayı içerisinde “Vassil Levski” Ulusal Spor Akademisi ile Erasmus Anlaşması imzalamaya gitmiş idik. Uluslararasılaşma faaliyetlerimizi sürdürebilmemiz için katılma yanında bir de bildiri sunma şansı yakaladık.<br />
Kongre öncesi ve esnasında organizasyon komitesinin ilgisi karşısında çok şaşırdığımı itiraf ediyorum. Bulgaristan’ın Ulusal Spor Akademisi Rektörü Prof. Dr. Krasimir Petkov ve Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ognyan Miladinov’un her aşamadaki iletişim ve ilgisi karşısında gelecek yılın ekim ayında düzenleyeceğimiz kongrede bu bilim insanlarını nasıl ağırlayabileceğimiz konusunda daha çok çalışmamız gerektiğini düşünmeden edemiyorum.<br />
Kongre ve içeriği konusunda ayrı bir yazıyı kaleme alacağım. Çünkü spor başka noktalara doğru evriliyor. Yapay zekâ her tarafımızı sarmış ama bunun arkasında nelerin olduğu konusunda henüz tam bilgiye sahip değiliz. Medyanın çok kollu biçimde sporu yönetmeye devam ettiğini görüyoruz. Daha önceleri de yazdığım gibi bence biz organik zekâya inanmaya devam edelim.<br />
Ve Ankara… Bu defa Dekanlar Konseyinin yürütme kurulu üyelerini seçmek için başkenti ziyaret ettim. Ön çalışmalar, uzaktan toplantılar, sıkı telefon konuşmaları sonrasında birden kendimi bu seçimin divan kurulunda buldum. Yeni arkadaşlarımızın seçilmesini yönettim. Fakat bu grubun önünde çok önemli bir iş yükünün bulunduğunu belirtmek zorundayım.<br />
Özel yetenek sınavlarının merkezi şekilde yapılıp yapılmayacağı, yapılacaksa içeriği, başvuruların azalması, kontenjanların dolmaması (Tüm kontenjanların dolacağı varsayılıyordu), bazı bölümlere öğrenci alım şekli, bölümlerin çekirdek programları, beden eğitimi ve spor öğretmenliği programlarının Millî Eğitim Bakanlığının yeni yapılanması (4+4+4) ile yeniden iş birliği ve mutabakatın yapılması gibi konular hızlı şekilde çözümü beklenen hususlar arasında yer alıyor.<br />
Kasım’ı kısaca kendi açımdan sizlere özetlemeye çalıştım. Aralık ayını kalite, eğitim, araştırma ve planlama üzerine yoğunlaştırdım. Oradan neler çıktığını sizlerle paylaşırım. Umarım kar yağar, yeraltı su kaynaklarımız beslenir, barajlarımız dolar.<br />
Suyu iktisatlı kullanalım…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Dec 2025 18:42:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Derbide bir zavallı kişi</title>
                <category>Prof. Dr. YÜCEL OCAK</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/derbide-bir-zavalli-kisi-10074</link>
                <author>yazar@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YÜCEL OCAK)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/derbide-bir-zavalli-kisi-10074</guid>
                <description><![CDATA[Derbide bir zavallı kişi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Fenerbahçe Galatasaray derbisini izledik. Maçla ilgili yazılacak çok şey var ama ben bir tek şey söyleyeceğim. Galatasaraylı veya Fenerbahçeli olması önemli değil!<br />
Performans sporcusu olmak Dünyanın en zor mesleklerinden bir tanesidir. Ekmek parası için haftanın her günü, bir yılın 360 günü antrenman yapan, bir yakınının iyi ve kötü gününde yanında olamayan, istediğini yiyemeyen, istediği saatte yatıp kalkamayan, geleceği ve hayalleri için hayatının her dakikasını planlı yaşayan bir çocuğa sen nasıl çakmak atarsın. Bunu atan insanlıktan nasibini almayan bir zavallı kişi, yaptığından gurur duyuyor musun!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Dec 2025 16:26:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/12/prof-dr-yucel-ocak-1607285456.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şikayetimiz var...</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/sikayetimiz-var-10073</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/sikayetimiz-var-10073</guid>
                <description><![CDATA[Şikayetimiz var...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu İstanbulluların şikayeti:<br />
Köşe yazmaya başladığımdan bu yana toplumun dertlerine çare bulmaya çalışırım. Bu; sporda da görevim, toplumu ilgilendiren olaylarda da böyle oldu. İşte İstanbullu internet &nbsp;kullanmak isteyenlere organizasyon bilmeyen Türk Telekom’un yaptıkları, Türk Telekom’un reklam kampanyası yaptığı yeni internet çalışmasına katılan İstanbullulara reva görülen davranışları: Yeni atılıma abone olanlara evlerine takılacak aletlerin ekibi için randevu veriyor. Tarih de saat de bildiriyor. Sonra uykuya yatıyor. Bekleyin ki gelsinler. İlk randevu saatlerce gelen giden yok. Sonraki randevularda da aynı, günlerce beklet, küçük bir mesaj, özür dileme yok, aynı tiyatro devam ediyor. Yüzlerce müşteri evlerinde hapis, Türk Telekom teknik ekibini bekliyor. Bu yazı halkın adına hükumetin sorumlu birimlerine de duyuru olsun.<br />
Bir yeniliği başlatmak çok iyi amma; organizasyonu yapmak ondan da önemli. Türk Telekom’a güvenen başka şehirlerde de durum aynı mı? Ben bizzat yaşadım, İstanbullar da yaşadılar, gördüler. Kırmızı karttan sonra ihraç da gelir inşallah!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Dec 2025 09:18:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sporda bahis üzerine…</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/sporda-bahis-uzerine-10072</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/sporda-bahis-uzerine-10072</guid>
                <description><![CDATA[Sporda bahis üzerine…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemiz bu konuda çalkalanıyor. Oyuncular, kulüpler, yöneticiler, hakemler, menecerler, vb. birçok spor çalışanının içinde olduğu söylenen bahis tartışmaları bu dönemin ekstrem konularından biri olarak spor tarihindeki yerini aldı.<br />
Yasal ve yasal olmayan bahis farkının ağırlığının nerede olduğunu yazmama gerek yok sanırım. Hangisi daha yüksek veriyorsa, oynayanlar oraya doğru yöneliyorlar. Ama işin diğer tarafındakileri unutmamak gerekiyor. Bunlar benim görüşüm değil, okuduklarım ve duyduklarım… Kendi maçına bahis oynayan, oyuncu, yönetici, başkan ve hakemlerin olduğu söyleniyor.<br />
Dileğim, sporun bu bataklıktan bir an önce kurtulmasıdır. Tabi bu kolay olmayacaktır. Fiziksel aktivite alışkanlığı olmayan, okullardaki beden eğitimi derslerinde egzersiz yapmayan, okul-kulüp iş birliği sağlanamayan bir sistemle yetişen öğrenciler geleceğin yetişkinleri olarak farklı mecralara yönelmeleri kaçınılmazdır. Çalışmadan, emek vermeden bir gelir sahibi olma hevesi gençlerimizi, insanlarımızı yanlış yollara sevk etmektedir. Buna dur demenin zamanı gelmiş ve geçmektedir.<br />
Bazı maçları izlemek için bahis sitelerine üye olma koşulu ve neticede yasadışı bahis oynanması tartışmaları devam ediyor. Demek ki, spor kuruluşları maçların programını yapıyor ama yayın konusunda başarısız oluyorlar. Şirketler bu açığı bir şekilde kapmaya çalışırlarken bazılarının yasadışı bahise bulaşmalarını sağlıyor denilebilir.<br />
Piyango yöntemi ile para kazanmaya çalışmak, olasılık hesaplarını iyi bilmekle doğrudan ilişkilidir. Milyonda bir diyelim ve bekleyelim. O şans size gelmeyecektir. Gelenler var deniliyor ama unutmayın parayı hep masa ya da makine kazanır derler…<br />
Haksız bir kazanç peşinde olmanın getirisi yoktur. Etrafta anlatılanlara göre bu şekilde birçok insan ya da şirketin olduğu görülecektir. Ama onların sonu hep hüzün hikayeleri ile doludur.<br />
Gençlerimizi, insanlarımızı bu yasadışı bahisten kurtarmanın yollarını öğretmemiz gerekir. Bunun yolu egzersiz ve spor yapma alışkanlığından geçmektedir. Bu konuda defalarca yazdım ve konuştum. Bugün de aynı şeyleri tekrar ediyor olmaktan rahatsızım. Ama ısrarla, sabırla bu konunun peşinde olmamız gerektiğini, üzerine basa basa tekrar ediyorum.<br />
Spor bir endüstriye dönüştüğü için daha birçok yeni yaklaşımları da beraberinde getirecektir. Yapay zekaya neredeyse tapma derecesinde olduğumuz şu zamanda, beynimizin karşılaştırma yeteneğini, davranışlarımızı kontrol etme becerimizi geride bırakmayalım. Her zaman organik zekamızın daha ileride olacağını unutmayalım.<br />
Herkse iyi bir hafta diliyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Nov 2025 14:06:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşte Refik Durbaş...</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/iste-refik-durbas-10071</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/iste-refik-durbas-10071</guid>
                <description><![CDATA[İşte Refik Durbaş...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"İlk gençliğimi İzmir’de yaşadım.<br />
Canımdan çok sevdiğim annem İzmirli’ydi. Annemin hemen hemen bütün akrabası da, onun kardeşi ve abisi, dayım ve teyzem, onların çocukları ve torunları da bugün İzmir’de yaşamakta... Hatta annemin teyzesi ve dayılarının çocukları, benim uzak ve yakın akrabalarım da...<br />
İlkokulu, ortaokulu, liseyi İzmir’de okudum.<br />
Onun melteminde uçurtma uçurdum.&nbsp;<br />
İlk şiirlerimi onun imbatında yazdım.<br />
İlk aşkımın adını onun rüzgârında ezberime aldım.<br />
İzmir, aşkımdı çünkü benim.<br />
İzmir biten değil, anıları sürekli tazeleyen bir kent...<br />
Okur, daha çok 60’lı yılların İzmiri’ni bulacaktır bu kitapta.<br />
Anılarımın Kardeşi İzmir, ilk gençliğimin bir kişisel tarihi…"<br />
Böyle anlatır İzmir aşkını Refik Durbaş...</p>

<p>****<br />
Yetmiş dört yıllık yaşamının -neredeyse-<br />
her yılına bir kitap sığdırmış olan usta şair gazeteci yazardır Refik Durbaş...<br />
Ona göre gerçek şiir ve şairin farkı;<br />
"Her duyguyu anlatmak şiir değil ki.<br />
Bu masayı sen de yaparsın, ben de yaparım, marangoz da.<br />
Ben, bir ayağını kısa yaparım, yine masa olur da eksik olur.<br />
Şiirde de böyle.<br />
O duyguları kesip biçeceksin, bir forma sokacaksın.<br />
O masayı iyi yapınca sanat devreye giriyor.<br />
Yoksa herkes duygularını anlatır.<br />
Aziz Nesin'e göre dünyanın en güzel şiiri iki kelimelik bir Eskimo şiiri, 'Ağlama, ölmeyeceğim'…<br />
Bunun içini doldurabilirsin, 'eve gitmeyeceğim', 'seni sevdim', 'böyle bırakıp gitme'…"</p>

<p>***<br />
2014 YILI DÜNYA ŞİİR GÜNÜ BİLDİRİSİ'ni<br />
Refik Durbaş yazmıştır;<br />
"Kendisi de dahil hayata itirazdır.<br />
Kendisine de karşıdır, itirazına da…<br />
Savaşa karşı, ama kavganın yanında.<br />
Barışa, özgürlüğe, vicdana taraftır.<br />
Yolsuzluk, rüşvet yoktur defterinde.<br />
Var oluşu baş eğmeyi reddinde.<br />
Montaj, dublaj, kumpas bilmez.<br />
Yazıldığı gibi yaşar anadilinde.<br />
Edebiyatın isyankâr edepsizi,<br />
Dünya halklarının ortak sesidir.<br />
Düş ve gerçek, aşk ve karasevda<br />
Bir de kendisi dışında her şeydir.<br />
Şiir, şiirden başka bir şey değildir</p>

<p>****</p>

<p>NKL'li; yani Namık Kemal Liseli'dir Refik Durbaş. Özkan Mert , Aykut Poturoğlu, Okan Yüksel &nbsp;gibi!<br />
İşte yazıyla, edebiyatla, şiirle tanışması;<br />
"Ben, şiire başlarken hiçbir şairi bilmiyordum.<br />
Şiirin ne olduğunu bilmiyordum.<br />
Önce hikâye yazıyordum. İsmet Kültür diye bir lise hocam vardı, lise 1'de 'Nihat Sami'nin kitaplarını falan kaldırın' dedi. Cebinden 'Sokrat'ın Savunması'nı çıkardı, 'Dünya klasiklerini okuyacağız' dedi. 2 ders sonra 'Ben size Nedim'i, Fuzuli'yi sormayacağım. Herkes mahallede başından geçenleri kompozisyon olarak yazsın' dedi. Bizi kütüphaneye götürüyordu, kendisi de kapıda sigara içiyordu. Ben, hikâye yazmaya başladım. Böyle defterlere 10'ar sayfa yazıyordum. Ve hikâyemi Çocuk Haftası Dergisi'ne gönderdim, hikâye bir çıktı şu kadarcık 10 santimetre bir şey. Halbuki 10 sayfa yazmışım ben deftere. 'Ben bunu şiir olarak yazsam da bu kadar yer tutar' dedim başladım şiir yazmaya, hikâye yazmayı bıraktım.<br />
Bu arada, komşu kızı Güher'de vardı, onda gördüm, Attilâ İlhan'ın bir şiirini okudum: 'Yağmur Kaçağı', 'dedim bu ne biçim şey' ertesi gün okuldan çıktım, Kemeraltı'nda gezerken İzmir'de bir baktım vitrinde duruyor kitapçıda. Biraz kasap kâğıdı dedikleri kâğıtlara benzeyen bir kâğıda basılmış. 'Yağmur Kaçağı'nı aldım, baktım ki şiir, bambaşka bir şey… Benim yazdıklarım, kitaptakilere hiç benzemiyor. Ondan sonra ben de yazmışım 'Gilda Sokağı'nı, 'Sisler Bulvarı' gibi…<br />
Bütün şiirler Attilâ İlhan'ınkilere benziyor. Sonra durmadan şiir okudum."</p>

<p>****<br />
Refik Durbaş, güncel yaşamın kaygılarından, sevinç ve özlemlerinden hareketle, yaşanılan ‘an’ların gerçeklerini yalın, içli, çarpıcı bir duyarlıkla işlediği şiirleriyle ‘1960 Kuşağı’nın öncü şairleri arasında yer aldı eleştirmenlere göre...<br />
Durbaş, çocukluğunu, gençliğini, sevdasını, gözlemlerini en doğal, en gerçekçi dille anlatan bir şairdi.&nbsp;<br />
O hep<br />
kendine özgü tarzıyla etkileyici şiirler yazdı.<br />
Özellikle de şehirlerin garibanlarının, emekçilerin, direnenlerinin, ortak acıların, çok sevdiği çocukların şiirini yazdı.&nbsp;<br />
İfadesiyle;<br />
"Şiirimi kendi hayatımdan damıtmaya çalıştım. Yaşadıklarımdan yani.<br />
Şiir benim için uzun süren bir yolculuk.<br />
Hayat da bir yolculuk değil mi ?<br />
Aşık Veysel’in dediği gibi iki kapılı bir handa…"<br />
Şöyle yazmıştı;<br />
“Kimse bilmesin benden başka<br />
Nerede nasıl niye öldüğümü<br />
Ecel, hiç arkadaşım olmadı çünkü...</p>

<p>****<br />
Şiir Atlasımız'ın<br />
Refik Durbaş'ını çok sevdiğim/çok sevilen&nbsp;<br />
"Çırak Aranıyor"la analım;<br />
"Elim sanata düşer usta<br />
Dilim küfre, yüreğim acıya<br />
Ölüm hep bana<br />
Bana mı düşer usta?</p>

<p>Sevda ne yana düşer usta<br />
Hicran ne yana<br />
Yalnızlık hep bana<br />
Bana mı düşer usta?</p>

<p>Gurbet ne yana düşer usta<br />
Sıla ne yana<br />
Hasret hep bana<br />
Bana mı düşer usta?"</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 30 Nov 2025 10:42:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Klaros Antik Kazı Alanı’nı gezdik</title>
                <category>ESAT ERÇETİNGÖZ</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/klaros-antik-kazi-alanini-gezdik-10070</link>
                <author>esat@kimseduymasin.com (ESAT ERÇETİNGÖZ)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/klaros-antik-kazi-alanini-gezdik-10070</guid>
                <description><![CDATA[Klaros Antik Kazı Alanı’nı gezdik]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Dostlar;<br />
Bugün aralarında ben Esat Erçetingöz ve meslektaşım Atilla Köprülüoğlu'nun da olduğu İzmirli gazeteciler olarak Saya Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Mengi ile birlikte ana sponsor oldukları Klaros Antik Kazı Alanı’nı gezdik.<br />
Gezimizde bizlere Folkart Yönetim Kurulu Başkanı Mesut Sancak, Volt Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Metin Sancak, holdingin İnsan Kaynakları koordinatörü Keziban Sancak Elay, Folkart Genel Müdür Yardımcısı Ahmet Sancak'ta eşlik etti.<br />
Gerçekten bu güzellikler İzmir’e çok yakışıyor. Onları çoğaltmamız gerekiyor. İzmir’in tarihsel mirasına sahip çıkmak da, İzmir &nbsp;sevgisinin en önemli ispatı. Bu nedenle Folkart önümüzdeki yıl Smyrna Antik Kenti Kazısı’na Ana Sponsor olmayı planlıyor. Bu konuda kazı alanına yeni sorumlunun atanması bekleniyor.<br />
*Klaros Kazısı’nın Ana Sponsoru: Saya Holding*<br />
Saya Holding’in ana sponsorluğu ile devam edecek Klaros kazıları, antik dünyanın bu önemli bilicilik-bilgelik merkezini geleceğe kazandırmayı hedefliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın öncülüğünde, Ege Üniversitesi’nin bilimsel liderliğinde sürdürülen kazı çalışmaları, özel sektör ve üniversite örnek iş birliğiyle, Türkiye’nin kültürel mirasına stratejik bir katkı sağlıyor. Saya Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Mengi, Klaros kazılarına sağladıkları desteği sıradan bir sponsorluk değil, çok boyutlu bir toplumsal sorumluluk olarak tanımlıyor.<br />
Antik dünyanın yalnızca bilicilik değil, önde gelen liderlerinin, düşünürlerinin ve sanatçılarının bir araya geldiği entelektüel bir bilgelik merkezi olan Klaros’taki kazılar, Saya Holding’in kültürel yatırım vizyonuyla daha da ilerliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izniyle ve Ege Üniversitesi’nin bilimsel liderliğinde, İzmir’in Menderes ilçesinde yer alan Klaros Antik Alanı’nda sürdürülen kazılar, özel sektör-üniversite iş birliğiyle yeni bir ivme kazanıyor.&nbsp;<br />
Kazı geçmişi 1907 yılına kadar uzanan ancak çeşitli nedenlerle ara verilerek sürdürülen Klaros Kazıları, 2001 yılından bu yana Türk kazı ekibi tarafından gerçekleştiriliyor. Bu süreç, Ege Üniversitesi’nden Doç. Dr. Onur Zunal’ın bilimsel danışmanlığında yürütülüyor.<br />
İzmirli basın mensupları Klaros gezisinden sonra İsabey Bağları'nda düzenlenen yemeğe katıldı.<br />
Burada yapılan konuşmalar dikkat çekiciydi.<br />
*Saya Holding’e Teşekkür*</p>

<p><img alt="" src="https://www.kimseduymasin.com/public/images/detay/esat%20er%C3%A7eting%C3%B6z%20antik%20kentte.jpg" style="height:480px; width:640px" /><br />
Klaros Kazısı Bilimsel Danışmanı Doç. Dr. Onur Zunal, Klaros’un Batı Anadolu kıyısında, tarih boyunca medeniyetlerin kararlarını etkileyen bir merkez olduğuna dikkat çekerek, insanların yaklaşık 3000 yıl önce, geleceğe dair yön bulmak için buraya geldiğini ve buranın tüm dünya açısından çok önemli bir bilicilik ve bilgelik merkezi olduğunu söylüyor. Zunal, sözlerine şöyle devam ediyor:<br />
“Saya Holding’in Klaros kazısının ana sponsoru olması, büyük emeklerle ortaya çıkarılan kültürel mirasın korunması, tanıtılması ve gelecek nesillere aktarılması konusunda büyük bir güvencedir. Yatırımlarının büyük bölümünü kendi filizlendiği, geliştiği şehre yapan Saya Holding’in desteğinin bir diğer önemi ise özellikle İzmir ve çevresinin sahip olduğu kültür turizmi potansiyelini ortaya çıkarma konusunda, özel sektörün de katılımına öncülük etmesidir. Bu anlamda Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü izinleri ve destekleriyle yürüttüğümüz Klaros Kazısı’na vermiş olduğu destekten dolayı Saya Holding’e çok teşekkür ederiz.”<br />
*Cem Mengi: Kültürel Mirasa Sahip Çıkıyoruz*<br />
Saya Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Mengi, Klaros kazılarına verdikleri desteği şöyle değerlendiriyor:&nbsp;<br />
“Bugün dünya şehirleri, kültürel mirası yalnızca geçmişin bir izi olarak değil, geleceğin inşa edici gücü olarak da görüyor. Başta İstanbul olmak üzere Roma ve Atina gibi şehirler, kültürel miraslarını turizmin, diplomasinin ve ekonominin merkezine yerleştirerek ciddi bir kalkınma aracı hâline getirdi. Biz de böyle bir bakış açısıyla hareket ediyoruz. Klaros’a verdiğimiz destek yalnızca kazı alanına değil; aynı zamanda kültür ekonomisinin gelişimine, yerel kalkınmaya ve uluslararası tanınırlığa yönelik sürdürülebilir bir katkıdır. Bu yaklaşımımız evrensel sürdürülebilirlik ilkeleriyle de örtüşüyor. Türkiye’nin ve İzmir’in kültürel yükselişinde Klaros gibi merkezlerin geçmişle birlikte geleceği de inşa edeceğine inanıyor, bu tür örneklerin çoğalmasını diliyoruz.”&nbsp;<br />
*Klaros: Sessiz Hafıza*<br />
Antik Çağ’da Apollon adına kehanetlerin yapıldığı Klaros Antik Alanı, yalnızca bireylerin değil, kralların ve şehirlerin geleceğini belirleyen bir merkezdi. Kolophon Antik Kenti’nde yer alan bu alan, Notion Antik Kenti’ne kutsal yollarla bağlanıyor; hem inanç hem de siyasi kararlar açısından evrensel ve bölgesel bir otorite işlevi görüyordu.<br />
Klaros’un tarihi, İzmir’in kuruluş hikâyesiyle de doğrudan bağlantılı. Antik yazar Pausanias’a göre Büyük İskender’in gördüğü rüya, Klaros’taki kahinler tarafından yorumlanmış ve bu kehanet doğrultusunda Smyrna’nın yeni yerleşim alanı belirlenmişti. Bu yönüyle Klaros, yalnızca bir kutsal alan değil; şehir kurduran, kader tayin eden bir medeniyet merkezi niteliği taşıyor.<br />
*Kazıların Zorlu Serüveni*<br />
Klaros Antik Alanı’ndaki arkeolojik çalışmalar, 19. yüzyılın sonlarında başladı ancak tarih boyunca çeşitli nedenlerle sık sık kesintiye uğradı. Savaşlar, kaynak yetersizliği ve yönetimsel değişiklikler nedeniyle kazılar bugüne dek yalnızca 51 yıl aktif sürdürülebildi. Bu kesintiler, Klaros Antik Alanı’nın potansiyelinin yeterince açığa çıkmasını uzun yıllar engelledi.<br />
Dönüm noktası ise 2001 yılında Ege Üniversitesi’nin kazı sorumluluğunu üstlenmesiyle yaşandı. Prof. Dr. Nuran Şahin’in bilimsel liderliğinde başlayan bu dönem, bugün Doç. Dr. Onur Zunal’ın bilimsel danışmanlığında istikrarlı ve metodolojik biçimde devam ediyor.<br />
Doç. Dr. Onur Zunal, Klaros’ta açığa çıkan her buluntu ve eserin insanlık tarihine dair yeni bir bilgi ve bakış sunduğunu vurgulayarak; “Klaros yalnızca geçmişin sessiz tanığı değil; Apollo’nun bilgeliğiyle geleceğe ışık tutan bir kültür durağı, bir hafıza mekânı” diyor.<br />
*İzmir’in Keşfedilmemiş Kültürel Gücü*<br />
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kültür turizminin geliştirilmesi için gösterdiği ısrarlı çabaları övgüyle karşıladıklarını, Türkiye’nin kültür turizminde sahip olduğu büyük potansiyeli iyi değerlendirmesiyle, yeni yolların açılacağını vurgulayan Saya Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Mengi, İzmir gibi şehirlerde kültür ekonomisinin gelişiminde, Saya Holding’in desteği ve benzer örneklerin çok değerli olduğunun altını şu sözlerle çiziyor:<br />
“Bugün Atina’da, Roma’da kültürel miras yalnızca korunmakla kalmıyor; aynı zamanda bir deneyim ekonomisine dönüştürülerek şehirlerin ekonomik kalkınmasına doğrudan katkı sağlıyor. Türkiye de elindeki tarihsel mirasın zenginliğini kültür turizminin gelişmesi yönünde kullanmak durumunda. Örneğin İzmir, sahip olduğu eşsiz tarihsel ve arkeolojik zenginliğe rağmen, bu kültür ekonomisi içinde henüz sistemli ve sürdürülebilir bir yer edinmiş değil.&nbsp;<br />
Elbette bu fark bir eksiklik değil, büyük bir fırsat aynı zamanda. Klaros gibi merkezler, İzmir’in sadece geçmişte değil, gelecekte de kültürel bir odak olabileceğini gösteriyor. Biz bu vizyonla hareket ediyor, sadece kazı alanına değil; İzmir’in potansiyeline yatırım yapıyoruz.”<br />
*Saya Holding: Kültürü Geleceğe Taşıyan Vizyon*<br />
Saya Holding, Klaros Kazısı’na sağladığı desteği sıradan bir sponsorluk değil, çok boyutlu bir toplumsal sorumluluk olarak tanımlıyor. Cem Mengi, bu yaklaşımı şu sözlerle özetliyor:<br />
“Kültür, yalnızca devlete bırakılmayacak kadar büyük bir mirastır. Özel sektör bu alanda bilimle, sanatla, yerel halkla birlikte hareket ettiğinde, kalıcı ve dönüştürücü bir etki yaratabilir. Klaros Antik Alanı’na yapılan katkı, yalnızca toprağa değil; medeniyetin kalbine dokunmaktır.”<br />
*Saya Holding Hakkında:*<br />
Yönetim Kurulu Başkanı Cem Mengi holding hakkında yaptığı konuşmada şu bilgileri verdi;<br />
"Yüzde yüz yerli sermaye ile 2006 yılında kurulan Saya Holding, kökleri 1950’li yıllara uzanan güçlü bir sanayi ve yatırım holdingidir. Folkart ile A+ konutlardan ofis ve okul projelerine uzanan yüksek nitelikli gayrimenkul geliştirme faaliyetleri; Humanis (eski Pharmactive) çatısı altında Avrupa, Rusya ve Kanada GMP sertifikalarına sahip modern tesislerindeki ilaç üretimi; yüksek teknoloji alanında yerlileştirme odaklı çözümler sunan Volt Teknoloji; redüktör pazarına yenilikçi bakış getiren Volt Redüktör ve Livamine markasıyla sürdürülen madencilik yatırımları, holdingin ölçeklenebilir büyüme stratejisini yansıtmaktadır. Ar-Ge ve inovasyonu merkeze alan yatırımları, üretim alanları ve global pazarlara açılma vizyonuyla, sürdürülebilirlik ilkelerine bağlı Saya Holding, faaliyet gösterdiği tüm sektörlerde ihracat, istihdam ve bilgi birikimiyle değer zincirinin kritik halkalarını güçlendirmektedir."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 27 Nov 2025 23:51:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2024/05/esat-ercetingoz-1716096754.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bazen bırakmamak mı gerekli?</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/bazen-birakmamak-mi-gerekli-10069</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/bazen-birakmamak-mi-gerekli-10069</guid>
                <description><![CDATA[Bazen bırakmamak mı gerekli?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Basketbolu sevenler ile camianın içinde olanlar mutlaka, övgüyle söz ettikleri Basketbol Adamları Derneği’nin yıl içinde başarılı olanların ödüllendirildiği “Basketbol Oskarları” ve Türk Sporuna hizmet edenleri onurlandırmak amacıyla verilen “Spora Katkı Ödüller”ni hatırlayacaktır.<br />
Birkaç kez e-mail ve telefon alarak, zaman zaman da sohbet veya yolda rastlaştığımızda hep aynı soru ile karşılaşmam bu yazının ana nedeni oldu.<br />
“Basketbol Oskarları ve Spora Katkı Ödülleri’ni neden vermiyorsunuz?”<br />
Dernek başkanlığını 19. Yılsonunda “Ben üzerime düşeni yaptım” diyerek zirvede, o dönem başkan yardımcım olan Sezai Erdül’e devretmiştim. Defteri kapattım derken, seçilen yönetim kurulu da genel kurul kararıyla şahsıma “Ömür boyu Onursal Başkan” unvanını vermişti.<br />
Kapanmak üzere olan, kapanmaması amacıyla aldığımız Basketbol Adamları Derneği Başkanlığını kurucu başkan Atakan Karakaplan ve Enis Baksi’den sonra tam 19 yıl üstlenmiş, Türkiye’nin basketbol alanında birinci, spor derneklerinden de en saygını haline getirmiştik. Dernek ve daha sonra da spor kulübü olarak Türkiye’nin dört bir yanında tanınır bir hal almıştı.<br />
2006 yılında başlattığımız, basketbolda geride bırakılan yıl içinde başarılı olan sporcu, antrenör, başkan, yönetici, basın mensubu, basketbol ailesinde yer edilen 100 kişilik büyük jürinin oylarıyla belirleniyor ve en başarılılar tespit edilerek kendilerine “Basketbol Oskarları” ismiyle ödül veriliyordu. Genelde de belediyelerimizin elit toplantı alanlarında veya sponsorların gösterdiği yerde spor dünyası bir araya gelerek hem hasret gideriyor hem de anlamlı güne/geceye şahitlik ediyordu. Finalde de aile fotoğrafı ile bu an ölümsüzleştiriliyordu…<br />
“Basketbol Oskarları” ve ardından da yönetim kurulunun federasyon ile ilgili derneklerden de fikir alarak verdiği “Spora Katkı Ödülleri” sadece pota etrafında değil, Türk Sporunda büyük yankı uyandırmış, federasyonlar, bakanlıklar nezdinde de takdir görerek, övgü almıştı. Önceleri dernek gücü sonra da sponsorlar katkısıyla yapılan, Türkiye’de branş ayırt etmeksizin önemli yer edilen ödüller; Türk Sporuna teknik adam, antrenör, başkan, yönetici, medya mensupları başta olmak üzere emek verenler hatırlayıp onurlandırılıyordu.<br />
Peki, ne oldu da şimdi verilmiyor?<br />
Başkanlığı devrettiğim, sevdiğim, spora büyük katkı sağlayan, Türkiye Tekerlekli Basketbol Liglerinde gözlemcilik de yapan Sezai Erdül’e “dernek ne oldu?” diye sorduğumda “ben çok iyisini yapacağız denen ekibe devrettim. Ama hayal kırıklığına uğradım. Herhalde kapandı” dediğinde oldukça üzüldüm…<br />
En son göreve gelen yönetimin Basketbol Adamları ve Kadınları Spor Kulübü’ne çevirdiği BAD (Basketbol Adamları Derneği ve Spor Kulübü) şu anda meçhul.<br />
Bıraktığımızda kapanan veya bitkisel hayata giren dernek ve spor kulüplerini görmenin üzüntüsünü yaşadığımdan olsa gerek, Bostanlıspor Kulübü Başkanlığım 21. Yılda da devam ediyor…<br />
Basketbol elbette sevdamızdan birisi. Ortaokul, lise çağlarında okul ve kulüp takımlarında oynamamız, sonraları basketbol yazarlığı, yöneticiliği, başkanlığı her kademesinde pota ile içli dışlı olmamızı sağladı. Çocukların, şimdi de torunların basketbol oynamaya başlaması da herhalde genlerden…<br />
Basketbol Adamları Derneği’nin isim babalığını yaptığım ve büyük ses getiren “Basketbol Oskarları” yeniden gündeme gelse diye de düşünmeden edemiyorum. Hatta büyük bir boşluk, derneği yeniden mi açsak? </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Nov 2025 00:13:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İBB’nin İddianamesinde TMOK’un Ne İşi Var?</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/ibbnin-iddianamesinde-tmokun-ne-isi-var-10068</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/ibbnin-iddianamesinde-tmokun-ne-isi-var-10068</guid>
                <description><![CDATA[İBB’nin İddianamesinde TMOK’un Ne İşi Var?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiyemizde kanunsuz işlere devletimiz her zaman el koyar. Bunlardan gündemin en başında olanı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili “İmamoğlu suç örgütü” iddianamesidir. &nbsp;402 şüphelinin yer aldığı iddianameden elime geçen listeye bakarken birden şaşırdım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde pek tanığım yok amma, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin tarihi yönetimini devirip iktidara geçen TMOK’un Yeni Yönetim Kurulu’nda Başkan Yardımcısı olan Mehmet Cem Topçuoğlu’nun, listenin 232. sırasında şüpheli olarak adı vardı. En kıdemli üyesi olduğum Türk sporunun tarihi ve saygın kuruluşu TMOK’un, böyle bir yargılamada adı geçen Yönetim Kurulu Üyesi olabilir mi diye düşündüm. Şimdi her Türk vatandaşı gibi en kısa zamanda TMOK yönetiminin, masumiyet karinesini göz önünde bulundurarak, bu konunda bir açıklama yapmasını bekliyorum. Bu bir isim benzerliği midir, yoksa doğru mudur? Hiç arzu etmem ama, eğer doğru ise ne ile suçlanmaktadır? Verilecek cevap TMOK’un geleceğini, yönetimini etkileyecek ve ülke sporunda onurla yer alan TMOK için çok önemli bir belge olacaktır. Bekliyoruz…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 24 Nov 2025 09:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarihin gelmiş geçmiş en büyük atleti \&quot;Çek Lokomotifi\&quot; Zatopek</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/tarihin-gelmis-gecmis-en-buyuk-atleti-cek-lokomotifi-zatopek-10067</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/tarihin-gelmis-gecmis-en-buyuk-atleti-cek-lokomotifi-zatopek-10067</guid>
                <description><![CDATA[Tarihin gelmiş geçmiş en büyük atleti \"Çek Lokomotifi\" Zatopek]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"Uçar gibi görünen koşucular vardır, dans eder gibi, geçit yapar gibi koşanlar…<br />
Emil Zatopek ise derinlere dalıyor, kendi kendini oyuyor gibi, transa geçmiş gibi ya da bir kazmacı gibi.<br />
Emil akademik klişelerden ve her türlü zarafet kaygısından uzakta, ağır biçimde, çırpıntılı, kasıntılı, sarsıntılı biçimde ilerliyor."<br />
1948-1952 arasında 5 bin ve 10 binde girdiği 72 yarışı kazanmış, Dünya rekorları kırmış Emil Zatopek'i; Fransız yazar Jean Echenoz "Koşmak kitabında böyle anlatır...</p>

<p>****</p>

<p>Emil Zatopek...<br />
Ona "Çek Lokomotifi" de derler.<br />
Bugün "Çekya" diye anılan ülkesinin 1948-1952 yıllarında en göz önünde kişisidir.<br />
Londra'dan sonra 1952 Helsinki olimpiyatlarında da beş bin metre, on bin metre ve maratonun her birinde altın madalya alıp bir de her birinde rekor kırar Zatopek.<br />
Olimpiyat Oyunları tarihinde, oyunlardan birinde en uzun üç yarış disiplininde altın madalya kazanan tek atlettir.<br />
Muhteşem bir performanstır bu atletizmde...&nbsp;<br />
20. yüzyılın "en iyi koşucusu" olarak kabul edilir Zatopek...</p>

<p>****</p>

<p>Yaklaşık on beş yılın sonunda 1958’de 36 yaşındayken atletizmi bırakır.<br />
Sovyet işgalini protesto edenlerin yanındadır Zatopek.<br />
1968’de Sovyet tankları şehre girdiğinde de halka direniş için önderlik edip sokakta konuşmalar yapar.<br />
"Prag Baharı"nda<br />
bedeli ağır olur; ona "general" rütbesi verenler<br />
Ülkenin kuzeybatısında Alman sınırı yakınındaki Jachymov uranyum madenlerine işçi olarak gönderir!<br />
46 yaşındaki efsane, artık bir maden işçisidir.<br />
Altı yıl sonra da Prag’ta temizlik işçisi yapılır.<br />
El arabası ve süpürgesiyle kent sokaklarını temizlerken, halk hemen tanır efsane atleti, her gördüğünde de alkışa boğar.<br />
O efsane; yokluktan gelmiş, çok çalışmış, ülkesini pistlerde başarıyla temsil etmiş bir rekortmen, işgale de direnendir ne de olsa...</p>

<p>****</p>

<p>Hayatının geri kalanını kendisi gibi sporcu olan eşi Dana ile Prag’da geçirir.<br />
Emil Zatopek, tarihin gelmiş geçmiş en büyük atleti unvanıyla 25 yıl önce aramızdan ayrılır.<br />
Bir olimpiyat kahramanı olarak Lozan’daki IOC merkezine heykeli dikilir.<br />
2021'de hayatı sinema filmi yapılır.<br />
Bilge sözüdür;<br />
"Spor tarihi, büyük sporcuların biyografileridir."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Nov 2025 09:13:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Komedimizin Gerçek Şarlo\&#039;su; Nejat Uygur</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/komedimizin-gercek-sarlosu-nejat-uygur-10066</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/komedimizin-gercek-sarlosu-nejat-uygur-10066</guid>
                <description><![CDATA[Komedimizin Gerçek Şarlo\'su; Nejat Uygur]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"Hayat gelip geçiyor ağlamakla gülmekle, zaten komiklik yapıyorum ben böylesine bir dünyaya gelmekle."&nbsp;<br />
"Kahkaha ile doyuyor, alkışlarla yaşıyorum. Tavsiye ederim…”</p>

<p>"Hiç üzülmeyin sevgili seyircilerim.<br />
Tüm dertlerinizi ben götüreceğim,<br />
kahkahalar sizlere kalacak."</p>

<p>Bir gün gelecek tiyatronun zilleri susacak,tiyatronun ışıkları sönecek.<br />
Tiyatro perdesi bir daha açılmamacasına üstüme kapanacak.<br />
Hiç üzülmeyin seyircilerim.<br />
Söz veriyorum sizlere, dertlerinizi ben götüreceğim.<br />
Kahkahalar sizlere kalacak. "</p>

<p>“Bu ülkenin esprisi, koca koca adamlar üç genç fidana kıydığında bitti.”</p>

<p>****<br />
Nejat Uygur...<br />
Tiyatromuzun büyük ustası.<br />
Sahnelerin efsane ismi.<br />
Hepimizi güldürdü, güldürürken düşündürdü.<br />
Onun için;<br />
"Kel Hasan’dan, Küçük İsmail’den, Dümbüllü’den, Muammer Karaca’dan süzülmüş büyük bir oyuncuydu" derler.<br />
Ressamdı...<br />
Karikatürler de çizerdi.<br />
İzmir Fuarı'na gelir, Çamlık Senar Bahçesi'nde oyununu oynardı.<br />
Ege Ekspres gazetesi yayımlanırdı o dönemde.<br />
Beyaz renkli motoruyla gazeteye gelir, çizdiği karikatürleri teslim ederdi.&nbsp;<br />
Nevi şahsına münhasır bir kişilikti Nejat Usta.<br />
1987 yılında kendi yaptığı yağlı boya&nbsp;<br />
Atatürk tablosunu Denizli Belediyesine hediye etmiştir.&nbsp;</p>

<p>****<br />
Tuluatın tartışılmaz ustasıydı.<br />
Mizah geleneğimizi son ana kadar yaşatandı.<br />
"Hayatımda ilk defa katıla katıla gülüyorum,<br />
Çünkü daha kırkım dolmadan unutulacağımı biliyorum!"demişti.<br />
Ve eklemiştir;<br />
"Anardanız da gülümseyerek anın..."<br />
Nejat Uygur 'un 12.ölüm yıl dönümü bugün.<br />
Ama asla unutulmadı asla!<br />
Anısına saygıyla.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Nov 2025 10:41:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İsmi gibi yıldızdı hep parlayan, hiç sönmeyen bir Cumhuriyet yıldızı; Yıldız Kenter</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/ismi-gibi-yildizdi-hep-parlayan-hic-sonmeyen-bir-cumhuriyet-yildizi-yildiz-kenter-10065</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/ismi-gibi-yildizdi-hep-parlayan-hic-sonmeyen-bir-cumhuriyet-yildizi-yildiz-kenter-10065</guid>
                <description><![CDATA[İsmi gibi yıldızdı hep parlayan, hiç sönmeyen bir Cumhuriyet yıldızı; Yıldız Kenter]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"Tiyatroyu sevmek lazım. Ben tiyatronun tozunu seviyorum, kokusunu seviyorum, sahneye çıkıp şöyle bir baktığım zaman bütün dünyayı kucaklıyormuşum gibi geliyor..."</p>

<p>****<br />
Yıldız Kenter...<br />
Türk tiyatrosunun "Kutup Yıldızı" divası..<br />
17 Kasım 2019’da 91 yaşında vefat etti Yıldız Kenter.<br />
En son 2013’te İzmir Adnan Saygun Kültür Merkezi’de sergilenen "Miras Kültürel Müzik Ses Nefes Ruh Beden" gösterisinde Neyzen Kerem Tufan’a eşlik etmişti anımsadığım...</p>

<p>****<br />
Neyzen Tufan daha sonra verdiği bir röportajda şunları ifade etmişti;<br />
"Yıldız Kenter'den mütevazı olmayı, tevazunun kıymetli bir sanatçıya ne kadar yakıştığını öğrendim. Kendisine kahve ikram eden kişinin gözlerine bakarak takdir eden, farkları görebilen sadece bakmayan, renkleri çiçekleri fark eden, nezaketi ve zerafeti ile gösterdi bana.<br />
Öyle olmaya çok özendim. Ama tabii ki mümkün değil. Gerçekten o benim için muhteşem bir rol model.”</p>

<p>****<br />
Bir Cumhuriyet kadınıydı Yıldız Kenter...<br />
Fethullah Gülen’in ödülünü reddeden 11 sanatçıdan biriydi; Tarık Akan, Edip Akbayram, Semiha Berksoy, Erol Günaydın, Müşfik Kenter, Göksel Kortay, Mücap Ofluoğlu,<br />
Kemal Sunal, Ferhan Şensoy ve Macide Tanır ile...</p>

<p>****<br />
Tiyatromuzun efsanesi Muhsin Ertuğrul ona nasıl hitap ederdi, bilir misiniz?;<br />
"Yıldız, iki gözüm, kızım''...<br />
Ertuğrul tarafından Ankara Devlet Tiyatroları'na öğretmen olarak atanmıştır.&nbsp;<br />
O tiyatro deviydi...<br />
Hocaların hocasıydı..<br />
Tiyatromuzda mihenk taşıydı.<br />
Adeta oynamaz, yaşardı...<br />
Adeta kadifeye benzer sesiyle kalplerimize o kadar güzel dokunurdu ki...<br />
Sevginin kırılganlığını öyle muhteşem yansıtırdı ki izleyicisine...<br />
Büyüleyiciydi Kenter...<br />
Harika da şiir okurdu...<br />
Fanatikleri Yıldız Hocaya "Şiir Perisi" derlerdi.&nbsp;<br />
Yıldız Kenter'in 91 yıllık ömrü; "kültüre sanata, çağdaşlığa" dairdi...</p>

<p>****<br />
Bu ifadeler Yıldız Kenter'i ve "en büyük aşkı" tiyatroyu anlatır;<br />
"Tiyatro benden ne aldı? Yıllarımı.<br />
Helal olsun.<br />
Tiyatro bana ne verdi? İnsanlar, insanlar, insanlar.<br />
Sevinçler, acılar, umutlar, kavgalar, ama ille de barışlar, barışlar...<br />
Yaşam coşkusu verdi bana.<br />
Başka ne isteyebilirim? '<br />
Doğum günü sararan bir Eylül'dü Yıldız Kenter'in.<br />
"Ayrılık Defteri''nin bize verildiği tarih de o sarı yaprakların döküldüğü tarihti; 17 Kasım...</p>

<p>****<br />
Bilge der ya;<br />
"Dünya, bir penceredir. Sırası gelen bakıp geçer''...<br />
İşte Yıldız Kenter de "hoş sadalar bırakarak" o pencereye baktı ve geçti.<br />
Tiyatroya, sinemaya sanata ve kültürümüze bıraktığı izlere saygı ile...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Nov 2025 18:29:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güzel haber bekliyoruz…</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/guzel-haber-bekliyoruz-10064</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/guzel-haber-bekliyoruz-10064</guid>
                <description><![CDATA[Güzel haber bekliyoruz…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Günlük, haftalık ve sürekli yazanların her zaman “bu gün ne yazacağım” dediği de oluyordur. Gündemin yoğunluğundan tutun da, canının sıkkınlığından öte bazen insanın içinde yazmak da gelmez…<br />
Derler ya; “İki elim kanda olsa yazarım.” İşte bu sadece laftan ibaret. İnsan bazen ne yazacağını da bilemiyor…<br />
Bizim için konunun önemi yok. Gazeteci ruhunu başladığımız günden bu yana koruduğumuzdan, ilk günkü heyecanı halen yaşadığımızdan olsa gerek, 57 yıldır kâğıt-kalem, sonra daktilo ve sonunda da bilgisayarın tuşları en büyük arkadaşımız, sırdaşımız, yoldaşımız oldu…<br />
Kimi yazdıklarımıza kızdı. Nasırına bastık, acı acıdı. Sağa sola saldırdı. Laf salatasıyla karın doymayacağının ve dağın basit bir üfürükle yıkılmayacağından haberi yoktu… Üfürdükçe, üfürdü… Nafile! Dik duruşumuzu bozamadı. Eğmedik… Eğilmedik! Eğmedik… Eğilmedik! O küçülürken, biz büyüdük…<br />
Kimi yazdıklarımıza teşekkür etti… Cevabımız “Az bile yazdık, kusura bakma” oldu… Sevginin gösterildiği her yere saygımızla karşılık verdik, o zaman da onurlandırdık, onurlandırıldık. Günü kurtarmanın hesabını değil, geleceğin temellerini sağlam atmanın cesaretini gösterdik. Dilimiz dümdüz olmadı. Pürüzlü kalmaya devam etti…&nbsp; Gün geldi, çattı. Sevgi-saygı “ağabey kardeş”ten de öte, ölümsüz dostluğu pekiştirdi… Sonuçta dostluk kazandı.<br />
Kimileri yazdıklarımıza “Aman sen de” dedi. Aldırmadık, alınmadık. Biliyorduk ki, doğru yolda ilerleyen biz, virajda patinaj yapan onlardı. Yine de; uçurumla karşı karşıya kaldıklarında elimizi dostça uzattık…<br />
Kimileri yazdıklarımıza sessiz kaldı. Aman dikkat, fırtına öncesi sessizliği olarak algılayıp, her türlü tedbirimizi aldık… Belgelerle o sessizliği de bozduk!..<br />
Bunlar neden mi?<br />
Yaklaşık 50 yıllık hayat arkadaşımı, can yoldaşımı hastanenin yoğun bakımında bırakıp da, hastaneden eve gelip; alelacele bu yazıyı yazmamdan mı acaba diye de düşünüp duruyorum… Bugün yazdığım gazetenin o günkü patronu Ömer Dinçer’e “tamam haftada bir yazayım” diye verdiğim söz, değişen üç patrona karşın değişmedi. Biz de söz namustur.<br />
Kaldı ki bu bugün bu işi profesyonel olarak, menfaat bekleyerek yapmıyoruz… Severek, gönülden yaparken, yerel basına destek olabilmenin, bir gazete daha kapanmamasının uğraşı içindeyiz. Aslında mecbur muyuz? Hayır. Bazen düşünüyorum, artık yazmasam mı diye?.. Biraz da gençler yazsın düşüncesi hep hâkim ama şöyle bir baktığımda da “biz de yazmasak, yazan da olmayacak” kanısına varıyoruz… Bizim kuşak mesleğinin doruk noktasında mutlulukla işini yaptı. Manen ve madden karşılığını aldı. Alın teri asla yerde kalmadı. Kendi işimiz gibi gece gündüz durmadan çalıştık, çabaladık. En iyisi için mücadele ettik… Bizler gibi patronlar da mutluydu.<br />
Ya şimdi?<br />
Boş verin…<br />
Sizin de canınızı sıkmayayım. Zaten Altaylılar, Karşıyakalılar, Altınordular, Bucalıların canı çok sıkkın… Hepsi adeta burnundan soluyor!<br />
Karşıyaka futbolda profesyonel liglerin son basamağında şu sıralar iyiden de öte… Zirvede olması gibi, sahadaki mücadeleci futbolu da ümit veriyor. İnşallah maratonun sonunda güneşi görürler. Bir üst lige çıkarlar… Sonra da adım adım gerçek yerleri Süper Lige doğru… O&nbsp; sırada da 12 yıldır içlerinde acı yara olan stadın da temeli atılıp, açılır... Stat ile ilgili fazla bir şey yazmayacağım. Hikâyesini öğrenmeniz için son yazdığım, kazancı Bostanlıspor’un alt yapısında kullanılmak üzere www.hepsiburada.com da satılan STAT kitabında bulabileceğinizi de satır arasında aktarmak istiyorum…<br />
Yazı kaleme alındığında Karşıyaka futbol ve voleybolda liderlik koltuğundaydı. Futbolda 9 maçta 7 galibiyet 2 beraberlik ile zirvede yer alıyor. Voleybolda (1. Lig A Grubu) beşte beş ile durum çok iyi. &nbsp;Keyifleri kaçıran basketbol takımı. 6 maçta sadece bir galibiyet alabilen Kaf Kaf şu anda sondan 2. Sırada ve düşme hattında. Mutlaka üç ligde de bu derenin altından çok su akacak ama önemli olan boğulmamak… Bir yanda stat, diğer tarafta basketbol. Karşıyaka’da sıkıntı işte burada…<br />
Transfer yasaklısı Altay adeta cadı kazanı. Futbol takımı 3. Ligde 9 maçta 1 galibiyet alabildi. 3 de beraberliği bulunan tarihi kulübün lokomotifi 12. Sırada ancak düşme hattındaki takımı averajla geçebilmiş. Siyah beyazlıların amatör branşlarına baktığımızda öylesine iç acıcı bir tablo da göremiyoruz.<br />
İzmir’i 2. Ligde temsil eden ekiplerden Altınordu’nun durumu da içler acısı… Tesislerini satan, kulübü satılığa çıkaran Seyit Mehmet Özkan’ın önce “emekliliğe ayrıldım” açıklaması sonrasında “alt yapıda varım” diyerek oraya futbol şirketi kurması kafaları oldukça karıştırdı… Futbolcu satamayınca beklenen geliri elde edemeyen ve yatırımı kesen Özkan’ın Altınordu’sunu gelecek günlerde neler bekliyor? Ligde sondan ikinci durumdaki takım oynadığı 11 maçta henüz galibiyetle tanışamadı, sadece 4 maçtan beraberlikle ayrılabildi.<br />
Voleybol ve cimnastik branşlarını özelleştiren kulüp bu alanlarda da faaliyetini sürdürürken, yönetimleri güzel işler yapmanın çabası içinde. Voleybolda Karşıyaka’nın da yer aldığı A Grubunda bulunan Altınordu ne yazık ki şu ana kadar beklenen başarıyı elde edemedi ve 6 maçtan sadece birini kazanarak altlarda kaldı. İzmirspor ile Edremit Belediyesi Altınolukspor’un ligden çekilmesiyle de düşmekten kurtulmanın rahatlığını mı yaşıyor acaba?<br />
Bucaspor da futbolseverleri üzen İzmir’in bir diğer 2. Lig ekibi. 11 maçta galibiyet elde edemeyen sadece 3 beraberlik alarak son sırada kalan Bucaspor’un geleceği de endişe yaratıyor.<br />
İzmirlilerin son durumu böyle…<br />
Bekleyip göreceğiz, gelecek günler neler getirecek…<br />
Taraftarlar gibi, biz de güzel haber bekliyoruz!..</span></span></span><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Nov 2025 10:43:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türk Devletleri Teşkilatı’nın, ‘Turan Oyunları’ da Olmalıdır</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/turk-devletleri-teskilatinin-turan-oyunlari-da-olmalidir-10063</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/turk-devletleri-teskilatinin-turan-oyunlari-da-olmalidir-10063</guid>
                <description><![CDATA[Türk Devletleri Teşkilatı’nın, ‘Turan Oyunları’ da Olmalıdır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>2025 yılı Türkiye ve Türk dünyası için en büyük adımın atıldığı tarihtir. Kanı bir olan dünyadaki Türk Devlerini bir araya toplayan Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurulmasıdır. Her alanda faaliyet gösteren bu kuruluşun aynı İslam Dayanışma Oyunları gibi, artık büyük bir spor organizasyonunun da kurulma vakti gelmiştir. Başta Türkiyemiz, Kan kardeşi ülkeler; ilk planda Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kuzey Kıbrıs, Kırgızistan ve Macaristan’ın gönüllü olarak yer aldığı bu birlikteki ülkelerde spor gelişmiş ve &nbsp;spor dünyasında yer almışlardır. Bu atılım ile tüm spor dallarının yer alabileceği Turan Oyunları, &nbsp;birlikteki üyelerini, birbirlerine daha da yakınlaştıracak, ülke sporlarında gelişim sağlayacaktır. Biran önce Gençlik ve Spor Bakanlığı, Turan Oyunları için adım atmalı ve devletin başardığı bu tarihi birliği güçlendirmelidir. Bu, Türk dünyasına takılan bir birlik ve dostluk madalyası olacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 17 Nov 2025 10:36:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Devletin son 23 yıllık spor bilançosu nasıl?</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/devletin-son-23-yillik-spor-bilancosu-nasil-10062</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/devletin-son-23-yillik-spor-bilancosu-nasil-10062</guid>
                <description><![CDATA[Devletin son 23 yıllık spor bilançosu nasıl?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>2025 yılında birçok kutlamanın yanı sıra, Devletimizi temsil eden AKP Hükumetinin 23’ncü yılını da kutluyoruz. Bu kutlamalarda her konuda olduğu gibi, spor alanındaki görevi ile ilgili olarak Spor Bakanlığı’nın da bir bilançosu olmalıdır diye düşünüyorum. Çünkü amatörü, profesyoneli, tek futbol dallılar olduğu gibi, tam teşekküllü olimpik dallarda faaliyet gösteren spor kulüpleri de, Uluslararası spor federasyonlardan tam not alanlar da, kırık not alanlar da, ceza alanlar da var. Spor tesislerinin sorumluğunu taşıyan birimlerin denetim karneleri de var, son günlerde özellikle futbol federasyonunda ortaya çıkan skandallar da. Tüm spor kulüplerinin mali yönden yaptıkları ve yapacaklarının denetleme konusu da var.<br />
23 yıl denetlenirken Fair Play karnesi de unutulmamalıdır. Tüm Bakanlığa bağlı kuruluşlar Fair Play açısında da incelenmelidir. Bunun için kurulacak bir Akademik kurulun, 23 yılın bilançosunu ve sorunlara çare formüllerini taşıyan bir rapor hazırlamasını, ben de, ülkemiz de bekliyor. Nice mutlu, başarılı 23 yıllar diliyorum.</p>

<p><u><strong>ÖZEL BİR TEŞEKKÜR MESAJI</strong></u></p>

<p><strong>Tanrının emri: 61 yıllık yoldaşım, eşim Ayten Hanım’ı kaybettim.<br />
Tüm Türkiye’den, Spor Dünyasından, Basın Dünyasından, Gazeteciler Cemiyeti’ne, Olimpiyat Dünyasından, eski ve yeni yönetimiyle TMOK’a, Türk Spor Vakfı’na, çelenk bağışlarına, dostlarım ve öğrencilerime, büyük Türkiye ülküsünde yürüyen kardeşlerimden gelen başsağlığı mesajlarına; buradan gönül dolusu sevgiyle teşekkür etmeyi uygun buldum.<br />
Sağolsunlar…</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 12 Nov 2025 10:44:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Spora ne oluyor?</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/spora-ne-oluyor-10061</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/spora-ne-oluyor-10061</guid>
                <description><![CDATA[Spora ne oluyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süredir iki spor kulübünün tek bir başkanı olmasını bir türlü anlayamamıştım. İlk bakışta bir başka kulübe de destek olunduğunu, camialara sahip çıkıldığı, sporcuların iyi antrenman yapabilmelerinin sağlandığını düşünüyordum. Hatta, bir kulübün başkanı olurken diğer bir kulüpte yönetim kurulu üyesi olarak da bulunmasını hayretle fakat pozitif bakmakta idim.</p>

<p>Zaman geçti ve bu bahis denilen olay sporumuzdaki hasarı büyük bir şekilde açığa çıkardı. Sporcuların transferlerindeki menecerlerin rolleri, teknik adam değişiklikleri ile oyuncu kadrolarındaki geometrik sayıdaki başkalaşımlar, kendilerinden memnun olunmayan hakemlerin sürekli görev almaları, medyanın doğrudan etkili olduğu birtakım operasyonlar sonrası gelinen tablonun pek hoş olmadığı açıkça görülüyor.</p>

<p>Şimdi, adı geçen vakaların hukuksal değerlendirmelerini izleyeceğiz. Konu ne yazık ki hepimizi ilgilendiriyor. Çünkü hakemlerimizin, oyuncularımızın, yöneticilerimizin, gazetecilerimizin de dahil olduğu büyük bir kesimin olayın içinde yer aldığını okuyoruz, izliyoruz. Kim haklı, kim haksız ya da kimlerin doğrudan sorumlu olduğu konusunda şimdiden peşin bir hükümde bulunmak son derecede yanlış bir tutum olur. Biraz sabır yanında kapsamlı bir inceleme doğru sonuçlara ulaşmamızı sağlayacaktır.&nbsp;</p>

<p>Değerli okurlarımın zaman zaman yazdıklarımı hatırladıklarını düşünüyorum. Genelde egzersiz ve antrenman konusunda çoğu kez olumsuz görüşlerimi yazarım. Sporcuların yeterince antrenman yapmadıklarını, beslenme ve diyet konusunda destek alamadıklarını, sezon öncesi kampların asla yeterli olmadığını hem söylerim hem de yeri geldikçe yazmaktan çekinmem. Zamanla düzeleceğini ümit etmekle beraber beklediğim performansın bir türlü ortaya konulamamasını açıklamakta, anlamakta güçlük çekerdim. Ve bunun arkasında başka bir şeylerin olabileceğini tahmin eder ama yine de kendime inanmazdım.&nbsp;</p>

<p>Ortaya çıkan tablo inanılmaz boyutlarda. Futbolda 2. ve 3. Lig maçları ertelendi. Hakemlerin büyük bir bölümü konuyu açıklamakta başarılı olamıyorlar. Federasyon olağanüstü olarak toplandı ve bir yeni yol haritası çizmek istiyor. Medya şaşkın, doğru bilgi nerededir diye arasanız hemen dedikodunun içine düşüyorsunuz. Şimdilik biraz bekleyeceğiz ama sporumuzun huzura kavuşması için gerekli önlemleri hep birlikte almamız gerektiğine inanıyorum. Önerim, her kurumun önce kendi kapısının önünü temizlemesidir.&nbsp;</p>

<p>Sporun, olimpik düşüncelerle hijyene kavuşacağına inanmalıyız. Spor derken, olimpik düşünceler nereden çıktı diyenlerin sayısının artacağını görüyor gibiyim. Sporu, olimpizmle taçlandıramayan kurum ve kuruluşların varacakları nokta üstte yazdıklarımdır. Spor eğitimini kültürle birleştiremezseniz hiçbir gelişme kaydedemezsiniz. Sporun kültür tarafını yeniden ele almakta fayda var gibi…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 11 Nov 2025 10:51:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>\&quot;Başkomutan yaversiz gidemez!\&quot;</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/baskomutan-yaversiz-gidemez-10060</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/baskomutan-yaversiz-gidemez-10060</guid>
                <description><![CDATA[\"Başkomutan yaversiz gidemez!\"]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"Ben Atatürk’ü daha genç bir zabitken bugün herkesin onu Atatürk olarak takdir ettiği derecede sevmiş ve onun kudretine iman etmiştim.”&nbsp;</p>

<p>****<br />
Bir ömür dostluk, yoldaşlık; ölesiye bağlılık;<br />
Selanik'tendir!<br />
Aynı mahalledendiler, birlikte okudular.<br />
Harp Okulu’nda da!..<br />
Hemen bir anı;<br />
Selanik’te ünlü Olimpos gazinosundaki masada&nbsp;<br />
Mustafa Kemâl dostlarına ileride nasıl&nbsp;<br />
iktidara geleceğini ve onlara gelecekteki görevlerini anlatmaktadır.<br />
O masada; Fuat Bulca, Nuri Conker, Fethi Okyar<br />
ve Salih Bozok vardır.<br />
Herkese görev taksimi yapar Mustafa Kemâl.<br />
Sıra Bozok’a gelince:<br />
‘Salih seninle hiç ayrılmayacağız.<br />
Yaver yapacağım kendime seni.’’<br />
Masadakiler sorarlar:<br />
‘Peki sen ne olacaksın?’<br />
Yanıt nettir:<br />
‘Ben size bu görevleri verecek adam olacağım.’<br />
Ve Salih Bey, Suriye Cephesi’nden itibaren O'nun emrine girer.<br />
Milli Mücadele’de, Heyeti Temsiliye’de,<br />
Cumhuriyet-in ilânından sonraki dönemde de!..<br />
"Bozok" soyadını da bizzat 1934'te Atatürk verir.&nbsp;</p>

<p>***&nbsp;<br />
O "ateşten gömleği gözünü kırpmadan’’&nbsp;<br />
giyenlerden biridir&nbsp;<br />
Salih Bozok...<br />
"Bandırma Vapuru"nda<br />
doğacak kuruluş/ kurtuluş güneşini erkenden gören yolculardandır.<br />
En önemli kararların alındığı ‘’Atatürk’ün Masası’’nda yeri hep vardır.&nbsp;<br />
Ölünceye kadar hep ‘’tarifsiz sevdayla bağlandığı’’ Paşa’sının&nbsp;<br />
yanındaydı Salih Bozok; en güvendiği inandığı isim olarak!&nbsp;<br />
Öyle ki; Mustafa Kemâl evlendiğinde&nbsp;<br />
Latife Hanım’ın bile şahidiydi,&nbsp;<br />
Zübeyde Hanım rahmetli olduğunda, Paşa yetişememiştir.,<br />
Başyaver Salih toprağa vermiştir.</p>

<p>****<br />
Mevsim; hazandır,&nbsp;<br />
Atatürk Dolmabahçe’dedir, hastalığı ilerlemiştir.<br />
Salih Bozok, Başbakan İsmet Paşa’ya bir mektup kaleme alır;<br />
‘’Parmaklarım kırık, gözlerim kör olsaydı da<br />
böyle acı bir mektup yazmasaydım(…)<br />
Atatürk'ümüzün bugünkü sıhhi vaziyeti&nbsp;<br />
korkulacak kadar vahimdir.&nbsp;<br />
Kalbim parçalanarak&nbsp;<br />
bu elim haberi vermek mecburiyetinde kaldığım için ayrıca acı duymaktayım.’’</p>

<p>***&nbsp;<br />
Doktorlarıyla sağlık durumu hakkında<br />
bilgi alışverişinde bulunduğu birgün onlara sorar;<br />
‘’Kalbime kurşun sıkarsam ya da beynime sıkarsam ne olur?’.&nbsp;<br />
Oğlu Muzaffer’in anlattığına göre; ‘‘Beynine sıkarsan&nbsp;<br />
kör olursun, ölme ihtimalin daha az; en iyi ölüm,&nbsp;<br />
kalbe sıkılan kurşunla olur’ yanıtını almıştır.<br />
Ardından da o gün ve her gün traş olurken tentürdiyot alır,&nbsp;<br />
kalbine ateş edeceği yeri işaretler; eli şaşmasın diye!<br />
Kafasına koymuştur Atatürk veda edince intiharı!<br />
Hatta aylar önce eşi Pakize’yle paylaşmıştır bir mektupla!..</p>

<p>***<br />
“Maddi manevi hiçbir kuvvet, hiçbir mucize&nbsp;<br />
artık onu kurtaramayacaktı.<br />
Saraya, uykuda&nbsp;<br />
yürüyen adamlar gibi gelip gidiyordum.&nbsp;<br />
Birisi belki adımı sorsa cevap verecek halde değildim.&nbsp;<br />
Yalnız Atatürk’ün öldüğü günü hiç unutamıyorum.&nbsp;<br />
Hekimler büyük ölünün odasından çıktıkları zaman yüzüm kim bilir nasıl korkunç bir hal almış ki Dr.Mim Kemâl telaşla ‘Nereye gidiyorsun?’ diye sordu.<br />
‘Hiç! Gidiyorum, işim bitti artık’ dedim.<br />
Fakat Kemâl Bey, bırakmadı. &nbsp;<br />
Kalbim iki değirmen taşı arasına düşmüş bir buğday tanesi olsa ancak bu kadar ezilirdi.&nbsp;<br />
Ne ağlayabiliyor, ne konuşabiliyor, ne de konuşulanları anlıyordum.&nbsp;<br />
Kendimden geçmişim. Odadan deli gibi fırladım.<br />
Sonrasını hiç ama hiç hatırlamıyorum.&nbsp;<br />
Gözümü açtığım zaman kendimi hastanede buldum.”<br />
Bu satırlar; Büyük Önder’i “bir gölge gibi&nbsp;<br />
sonsuzluğun eşiğine kadar takip eden”&nbsp;<br />
Salih Bozok’un hatıratındandır<br />
(Atatürk’ün Yaveri Salih Bozok Anlatıyor-Alaca Yayınları)</p>

<p>***<br />
Hadise şöyleydi; ‘’kadimini’’ yitirmiştir Salih Bozok!<br />
Odaya girmiş, gözyaşlarıyla son bir kez Paşa’sının yüzünü&nbsp;<br />
okşamış, elini öpmüş ardından da<br />
tabancasını çekip ‘’Başkomutan yaversiz gidemez’’ demiş,<br />
kalbine bastırıp tetiği çekmişti.<br />
Mermi kalp çevresindeki yağ tabakasına takılmıştı, ölmemişti!<br />
40 yıl ölümüne sevdiği, öfkelere sevinçlere&nbsp;<br />
ortaklık yaptığı, gizli saklısına tanık olduğu;&nbsp;<br />
‘’benim oksijenim’’ dediği<br />
Mustafa Kemâl’e bu kez yoldaşlık yapamamıştı!<br />
(Smith-Wesson tabanca, arşivi, kitapları ve bazı eşyaları bugün bir koleksiyonerden alınmış Yapı ve Kredi Bankası 'nın emanetindedir.)<br />
O kurşun ise, ölene dek kızı Sabiha'nın &nbsp;boynunda kolyedir!..</p>

<p>***<br />
Bu yaşanmışlığı dizelere taşırken;&nbsp;<br />
kendime sormadan edemedim.<br />
‘’Edebiyatın Kaptanı’’ Attilâ İlhan,<br />
‘‘ben ağlarım/ gözlerimin yaşına bak/<br />
ankara kalesi'nde rasattepe'de/bir akça şahan gezer dolanır/<br />
yaşın yaşın mezarını aranır/şu dünyanın işine bak/<br />
mustafa'm mustafa &nbsp;kemal'im’’ dizelerini &nbsp;<br />
Salih Bozok’un Atatürk sevgisinden&nbsp;<br />
etkilenip yazmış olabilir miydi?</p>

<p>***<br />
Gazi Mustafa Kemâl Atatürk,&nbsp;<br />
Dünya'da ve ülkemizde<br />
-tartışmasız- itibarı en yüksek, en sevilen gerçek önderdir.<br />
Tarihte; O'nun kadar<br />
özlenen, anılan lider yoktur.<br />
Bitimsiz minnetle,saygıyla,<br />
bağlılıkla.<br />
O’nun adı yere de, göğe de yazılmıştır!<br />
Atatürk'ün canını emanet ettiği Salih Bozok’un olduğu gibi;<br />
her birimizin de yürek kulvarında<br />
bir Atatürk vardır.&nbsp;<br />
O; hep yaşayacak, yaşatılacaktır!<br />
87 YIL GEÇTİ 10SUZ...<br />
Hatırına ve hatırasına saygı ile...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Nov 2025 11:36:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Müziği Zaman Ötesine Taşıyan Efsane Piyanist Besteci; Timur Selçuk  </title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/muzigi-zaman-otesine-tasiyan-efsane-piyanist-besteci-timur-selcuk-10059</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/muzigi-zaman-otesine-tasiyan-efsane-piyanist-besteci-timur-selcuk-10059</guid>
                <description><![CDATA[Müziği Zaman Ötesine Taşıyan Efsane Piyanist Besteci; Timur Selçuk  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>“Karantinalı Despina”…<br />
Edebiyatın Kaptanı<br />
İzmirli Büyük Şair<br />
Attilâ İlhan'ın ünlü şiiridir.<br />
Okuyan için de dinleyen için de<br />
maziye "hüzünlü bir yolculuktur" der eleştirmenler.</p>

<p>****</p>

<p>“Bir gül takıp da sevdalı<br />
Her gece saçlarına<br />
Çıktı mı deprem sanırdın<br />
Kara kız kantosuna.”<br />
Balkan Harbi’nin daha on altısında, Makedonya’dan, söküp İstanbul’a savurduğu Dramalı Hasan Hasgüler’in, altı asırlık Osmanlı yıkılırken, Pera’nın tuluat tiyatrolarında çınlayan nihavent kantosu! “Saçların ne güzel kara kız, ara sıra gel de beni ara kız” diye başlayan hani…</p>

<p>****<br />
“Titreşir kadehler<br />
Camlar kırılır alkışlardan<br />
Muammer Bey’in gözdesi<br />
Karantinalı Despina”<br />
Muammer Bey kim mi?… İzmir eşrafından, kuru üzüm, incir, tütün ve zeytinyağı tüccarı.<br />
Meşhur Uşşakizade Muammer Bey…<br />
Biz daha çok kendisini "Latife Hanım’ın babası" olarak biliriz.<br />
Atatürk’ün kayınpederi yani…</p>

<p>****<br />
Ya Karantina?<br />
İzmirliler bilir “Karantina”yı.<br />
O zamanların “piçhane”sinden (şimdinin Etnoğrafya Müzesi) Susuz Dede’ye kadar olan yerin adı.<br />
Şimdinin Karataş’ı…</p>

<p>****<br />
Neden mi Karantina?<br />
Zamanın Asker Hastanesi’nin yanındaki açık alanda karantina çadırları kurulurmuş bir zaman.<br />
Sonradan Askeri Hastane taşınınca burası da iskana açılmış.<br />
Ama ismi “Karantina” olarak kalmış.<br />
Sözcüğün kökeni Latince…<br />
14.yy da büyük veba salgını sırasında Venedik’e gelen gemiler şehre sokulmadan önce 40 gün açıkta bekletilirmiş. İtalyanlar “quaranti giorni” (40 gün) derlermiş buna.</p>

<p>****<br />
“Çapkın gülüşü<br />
&nbsp;Şöyle bir faytona binişi Kordelya’dan<br />
Ne kadar farklıydı her kadından<br />
Her bakımdan”<br />
Kordelya…<br />
İzmir’in 1. Kordon’una Levantenlerce verilen ad.<br />
Karşıyaka’nın eski adı.</p>

<p>****<br />
“işgal altüst etti nasıl da İzmir’de her şeyi<br />
öğrendi kullanmasını despina bu yanlış geceyi<br />
körfez’de parıldayan yunan zırhlılarına karşı<br />
Miralay Zafiru’yla İspilandit Palas’ta sevişmeyi”<br />
Miralay Zafiru; İzmir’i işgal eden I. Yunan Tümeni’nin komutanı “Nikolas Zafirios”. İspilandit Palas? “İsplandit” (ing. Splendid) sözcüğünün “muhteşem, görkemli” anlamına geldiği biliniyor sadece.<br />
Bir “İspilandit Palas” var hala ama İstanbul, Büyükada’da.<br />
İzmir’deki İspilandit Palas’tan iz yok…<br />
Büyük İzmir yangınında kül mü oldu acaba?</p>

<p>****<br />
Peki ya Despina? Karantina yokuşunda 104 sokakta ikamet edermiş derler.<br />
Hatta sokağın adı Despina Sokağı’na çıkmış zamanında.<br />
Ama nüfusta kayıt yok, fotoğrafı yok.<br />
Şöhretini hesaba katacak olursak zamanın gazetelerinde haberleri olmalı.<br />
Lakin o da yok!<br />
İzmir’de kaldı mı, Miralay Zafiru’yla Yunanistan’a mı kaçtı, Avrupa’ya mı yerleşti? Bilinmiyor… Eskiler esmer güzeli bir kadın olduğunu söylemişler sadece.<br />
Uzun siyah saçlı, ince belli, geniş kalçalı, iri kahverengi gözlü…<br />
Belki de böylesi daha iyidir.<br />
Herkesin hayâlinde belli belirsiz bir imge olarak kalması yani."<br />
(Kaan Bahadır böyle anlatır)<br />
1974 yılında “Hürriyete Doğru” şarkısıyla beraber kırkbeşlik plak olarak yayınlanan şarkıdır "Karantinalı Despina"...</p>

<p>****<br />
Ben Timur Selçuk denince...<br />
"Kararmış, tahta masamızda bir şişe şarap&nbsp;<br />
Gecelerden bir gece bezginiz&nbsp;<br />
Üstelik adamakıllı sarhoşuz, ellerin ellerimde&nbsp;<br />
İspanyol Meyhanesi'nde bir kadın, çığlık çığlığa şarkı söylüyor&nbsp;<br />
Belli yıkılmış bir kadın..." dizeleriyle&nbsp;<br />
"İspanyol Meyhanesi "ni...<br />
Ben Timur Selçuk denince,<br />
"Ayrılanlar İçin "i...<br />
Hep Beyaz piyanosu ve Beyaz kostümleriyle bütünleşmiş,<br />
"Beyaz Güvercin"i...<br />
Ben Timur Selçuk denince,<br />
"Nereye Payidar"ı...<br />
"Bugün, Yarın, Daima'"yı...<br />
Ben Timur Selçuk denince,<br />
"Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın"ı...<br />
Ben Timur Selçuk denince,<br />
"Püreli Sarkı"yı...<br />
Ustalık eseri Nazım Baba emaneti<br />
"Güneşin Sofrasında Söylenen Türkü"yü...<br />
"Ekonomi Tıkırında"yı...<br />
Ben Timur Selçuk denince,<br />
alanlarda yorumladığı Sarper Özsan'ın bestesi marş "1 Mayıs"ı anımsarım...<br />
Babası Münir Nurettin Selçuk 'u bilirim.<br />
Attilâ İlhân’dan Ümit Yaşar Oğuzcan’a, Nâzım Hikmet’ten Faruk Nafiz Çamlıbel’e çağdaş Türk şiirinin birçok önemli şairinin onun şarkılarında ses bulmasını bilirim.<br />
Daima üreten besteciliğine hayranlığımı, bestelerini kusursuz icrasına, yaşamındaki dik duruşuna saygımı gösteririm.<br />
Timur Selçuk; yeri doldurulamayacak bir müzisyen, bir hissettirme ustasıydı o!</p>

<p>****<br />
Müzik otoritelerine göre;<br />
Timur Selçuk, "Bir eseri hem besteleyen, hem orkestrasyonunu yapan, hem orkestrayı bizzat idare eden ve bizzat okuyan bir başka 'artist complete' yani 'komple sanatçı' hâlâ çıkmamıştır."<br />
"Müziği zamanın ötesine taşıyan adam" da derler ona.<br />
Aynen katılıyorum.<br />
O, "Bestecilerin suç ortağı da şairlerdir" derdi. &nbsp;</p>

<p>****<br />
Dört yıl önce bugün veda etti bize efsane.&nbsp;<br />
Özgür Derya'nın yazdığı gibi;<br />
"Timur Selçuk ta, dönem dönem hepimiz gibi yaşadığı savrulmalara rağmen, yaşama sevinciyle, umuduyla, içindeki insana dair, hayata dair sevgisiyle, inancıyla bizdi, bizdendi, bizimdi."<br />
Anısına, yaşama bıraktığı izlere saygıyla .<br />
Unutmadan....</p>

<p>SON SÖZ YERİNE;<br />
Müziği "zaman ötesine taşıyan adamın"<br />
mezar taşında ne yazar, bilir misiniz?;<br />
"Dünyada bütün ahlâklı insanlar, benim kardeşimdir."&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 07 Nov 2025 10:24:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bülent Ecevit</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/bulent-ecevit-10058</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/bulent-ecevit-10058</guid>
                <description><![CDATA[Bülent Ecevit]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>ÜLENT ECEVİT</p>

<p>“Bizim iki gücümüz var; hak ve halk!’’&nbsp;<br />
“Toplrak işleyenin, su kullananın!’’,&nbsp;<br />
"Ne ezen ne ezilen insanca hakça bir düzen!"&nbsp;<br />
-yıllardır- onunla anılır!&nbsp;<br />
Halkla yanyana ve dürüstlükle yapılan siyasetle simgeleşmiştir.&nbsp;<br />
CHP’de "Ortanın Solu" politikasının öncüsüdür.&nbsp;<br />
1977’de partisinin oyunu yüzde 44’e çıkartmış,&nbsp;<br />
dağa taşa; "Umudumuz ECEVİT" &nbsp;yazılmıştır.&nbsp;<br />
"Barış güvercini" olarak anılmıştır.&nbsp;<br />
Emeği, emekçiyi savunmuştur 5 kez Başbakan olduğu -canından çok çok sevdiği- Türkiye'de!..</p>

<p>***</p>

<p>Gazetecidir...<br />
Siyasetçidir...<br />
Şairdir...<br />
Okan Yüksel Ustam’a göre;&nbsp;<br />
Attilâ İlhan, Can Yücel ve Cemal Süreya gibi ülke şiirinin yıldızlarındandır.&nbsp;<br />
“Elele büyüttük sevgiyi/<br />
Birlikte öğrendik seninle’’yi dillendirmiştir...<br />
“İnsan’’ da;&nbsp;<br />
“elbette senden güzel olacaktı/çizdiğin resim&nbsp;<br />
yaptığın heykel/<br />
senden büyük olacaktı&nbsp;<br />
senden yakışıklı/<br />
elbette senden doğru söyleyecekti&nbsp;<br />
yazdığın şiir/<br />
elbette senden çok duyacaktı&nbsp;<br />
söylediğin türkü/<br />
sen olduğundan büyüksün&nbsp;<br />
sen olduğundan iyisin/<br />
sen olduğundan güzel’’i yazmıştır.&nbsp;<br />
Ne güzel bir şiirdir "İnsan"...<br />
Ya; "Taka",&nbsp;<br />
"Pülümürün Yaşsız Kadını",&nbsp;<br />
"Uyum",&nbsp;<br />
"Türk-Yunan Şiiri"...<br />
Hep bir kır evinde yaşam sürüp şiir yazmayı düşlemişti Bülent Ecevit!</p>

<p>***</p>

<p>Atatürk Türkiye’sinde sanat/sanatçı; &nbsp;döneminde en büyük itibarı görendir.&nbsp;<br />
1970’lerin modası uçuk mavi gömlek...<br />
Kasket...<br />
"Bitlis", "Meclis" sigarası...<br />
70 yıllık Erica daktilosu...&nbsp;<br />
"Umut", "Barış", "Özgürlük" sözcükleri...&nbsp;<br />
"Karaoğlan" lakâbıyla da özdeşleşmiştir.&nbsp;<br />
Ölürken bütün varlığını Mustafa Kemâl Atatürk ve İsmet İnönü’den sonra devlete bırakan tek liderdir!.</p>

<p>****</p>

<p>Yıl 1986, ara seçimler yapılıyor.<br />
Ecevit yasaklıydı.<br />
Eşi Rahşan Hanım, Erdal İnönü(SHP) ve<br />
Atillâ Yurtçu’nun(ANAP) rakibiydi.<br />
İnönü büyük farkla milletvekili seçilmişti.<br />
Ertesi gün Ecevitler’in kaldığı Kordon’da<br />
kaldığı eve röportaja gittim.<br />
Ne göreyim; tek başına bavulları<br />
yerli marka bir otomobilin bagajına yüklüyor.<br />
Beni farkedip gülümseyerek yanıma geldi.<br />
Hemen kendimi tanıttım,<br />
‘’Günaydın Gazetesi Muhabiri Atilla Köprülüoğlu ben efendim.<br />
Değerlendirmenizi alıp fotoğraf da çekeceğim!..”<br />
Yanıtı: “Sizi kırmak istemem ama bavullarla fotoğraf çekmeseniz.<br />
Rica edebilir miyim?’’ dedi.<br />
O kadar nazikti ki,<br />
’’Nasıl uygun görürseniz’’ karşılığını verdim,<br />
ayaküstü röportajı tamamladım, farklı fotoğraflar çektim, tokalaşıp ayrıldım...</p>

<p>***</p>

<p>Bir mütevazılik, sadelik &nbsp;abidesidir Bülent Bey!&nbsp;<br />
Elbette -siyaseten- hataları da olmuştur.<br />
Yitirişimizin 19.yılında&nbsp;<br />
-doğruları ve yanlışlarıyla-işte<br />
Bülent Ecevit...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Nov 2025 09:39:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sessiz Ev, Büyük Yük…</title>
                <category>MERT ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/sessiz-ev-buyuk-yuk-10057</link>
                <author>merboy@kimseduymasin.com (MERT ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/sessiz-ev-buyuk-yuk-10057</guid>
                <description><![CDATA[Sessiz Ev, Büyük Yük…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı evlerde hayat hafif akmaz.<br />
Unutan bir anne, yorulan bir baba…<br />
Her gün aynı savaş, aynı sabır.<br />
Kimsenin görmediği, bilmediği, üstlenmediği bir gerçeklik.</p>

<p>Ve bir çocuk…<br />
Çocukluğunu bırakıp erken büyüyen.<br />
Kimse “nasılsın?” bile demeden geçtiği bir evin sessiz kahramanı olan ikinci nesil…</p>

<p>Dışarıda ise sadece söz vardır.<br />
Bahane çok, omuz yok.<br />
Kan bağı var, sorumluluk yok.<br />
İlgi masada, destek uzakta.<br />
İyi günde aile olan, zor günde buhar olur gider.</p>

<p>Şunu bilsin herkes:<br />
Ben konuşmuyorum diye güçlü sanmayın.<br />
Benim sessizliğim sabrımdan,<br />
Sizin yokluğunuz karakterinizden belli.</p>

<p>Bazıları yük taşır,<br />
Bazıları mazeret.<br />
Ve ben, yükün ağırlığını değil,<br />
Yalnızlığın sessizliğini taşıyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Nov 2025 17:17:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/mert-erboy-1601988025.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TMOK’un Seçkin Üyeleri: Patara Feneri Gibi Ayağa Kalkma Vakti Geldi!</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/tmokun-seckin-uyeleri-patara-feneri-gibi-ayaga-kalkma-vakti-geldi-10056</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/tmokun-seckin-uyeleri-patara-feneri-gibi-ayaga-kalkma-vakti-geldi-10056</guid>
                <description><![CDATA[TMOK’un Seçkin Üyeleri: Patara Feneri Gibi Ayağa Kalkma Vakti Geldi!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Güzel ülkemizin Anadolu bölgesi, dünyanın seçkin bir arkeoloji müzesi gibidir. Roma İmparatorluğundan bu yana Akdeniz’e hayat veren bir eser olan Patara Feneri, Rodos depremi yıkıntısından 200 yıl sonra ayağa kalktı ve yine Akdeniz’e ışık veriyor, yol gösteriyor. Asli üyesi bulunduğunuz saygın kurum Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin yönetimini devralan yeni heyeti, henüz müspet bir ışık veremedi. Yapısı buna yetmiyor gibi görünüyor. Onun için işbaşı etmek TMOK’un kıdemli, saygın ve akil üyelerine; sizlere düşüyor. Artık İstanbul’da, Ankara’da ve İzmir’de, siz üyelerin, önderlerin başkanlığında bir araya gelmeleri ve buna demokratik yolla bir çare bulmalarının zamanı geldi. Aksi takdirde yüz yılı geçen çalışma heba olacak, saygınlık yok olacak, Türkiye spor dünyasındaki yerini kaybedecektir.<br />
TMOK’un en kıdemli üyesi olarak diyorum ki; yeniden ışık veren tarihi Patara Feneri gibi ayağa kalkalım ve TMOK’u kurtaralım.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Nov 2025 17:12:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Nice Nice Yıllara Hüseyin Yurttaş Hocam...</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/nice-nice-yillara-huseyin-yurttas-hocam-10055</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/nice-nice-yillara-huseyin-yurttas-hocam-10055</guid>
                <description><![CDATA[Nice Nice Yıllara Hüseyin Yurttaş Hocam...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yazılarında, dizelerinde..<br />
Bu coğrafyaya, bu toprakların insanlarına;&nbsp;<br />
"kabaran duygularıyla" seslenir o...<br />
Binlerce yıllık birikime sahip bu toprakların<br />
yazılması gerektiğini savunur her fırsatta.<br />
Sonra da sorar;<br />
‘’Ey Ozanlar..Yazarlar ! Kendini imbata<br />
verir gibi yazıya vermenin ve o<br />
esintiyle yürüyüp gitmenin güzelliği başka ne de var ki?’’<br />
Keskin ve nesnel bir gözlem yeteneğine sahiptir..<br />
Evrene...<br />
Yaşama...<br />
Çok sevdiği Büyük İnsanlık’a yönelik..<br />
Şiirleri...<br />
Denemeleri...<br />
Kitapları...<br />
Hepsi birbirinden renklidir!..</p>

<p>****<br />
‘’Şiir ve İzmir/Ne Çok Yakışır Birbirine’’ tümcesinin<br />
patenti onundur..<br />
Bir patenti de ‘’İyi bir konuşmacı, konuştuğu<br />
zaman bülbülleri sustur’’ ile almıştır...</p>

<p>****<br />
‘’Kozbeyli Bilgesi’’&nbsp;<br />
Şair-Yazar Hüseyin Yurttaş’tır bu yazının kahramanı!<br />
Düşü de gerçeği de Ege olan...<br />
O güzel yüreği aydınlık insandır Yurttaş Hoca..<br />
Ona göre;<br />
şiir ilk göz ağrısıdır.<br />
Çünkü; şiir sözün en yalınıdır...&nbsp;<br />
Müzikten sonra, kulaktan kulağa kıtadan kıtaya bile taşınabilecek tek sanat ürünüdür. "Ona ulaşmak zordur ama başarınca da sözün çarpan ışığını bulursunuz onda." der ve ekler;<br />
"şairler yakılıyorsa ülkende&nbsp;<br />
daha çok şiir oku çocuk&nbsp;<br />
şairler yakılıyorsa ülkende sen de&nbsp;<br />
sen de şiir yaz çocuk..."</p>

<p>**** &nbsp;</p>

<p>"Edebiyatın Kaptanı"&nbsp;<br />
Attilâ İlhan'a hayrandır.<br />
Çok da etkilenmiştir.<br />
İşte düşünceleri;<br />
"Demokrat İzmir gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni"yken yayın yaşamına soktuğu ve bir fidelik görevi yapan 'edebiyat ve sanat' sayfası, yazma disiplini açısından iyi bir deneyimdi.&nbsp;<br />
Ondan öncekiler de var ama o sayfa başkaydı. Attilâ İlhan titizliği ve dikkati en başta…&nbsp;<br />
Bir keresinde 70 ayrı zarfta yazdıklarımızı sakladığını ve gelişmemizi böyle gözlediğini anlatmıştı bana Attilâ İlhan. O dönemde Demokrat İzmir’de güncel/siyasal yazılar da yayımlıyordum. Büyük dergilere aynı dönemde uzanmaya başlamıştım. Attilâ İlhan’ın Ankara’ya, Bilgi Yayınevi’ne gitmesiyle o sayfa günden güne zayıfladı ve kaldırıldı."</p>

<p>****<br />
79 yıllık ömrü; şiir, öykü, yazı olan&nbsp;<br />
Hüseyin Yurttaş Hocam'ı;<br />
zamanın ve uzaklıkların aşamadığı dostlukla selamlıyorum.<br />
Nice nice yıllara sağlıklı yaşlara&nbsp;<br />
Hüseyin Yurttaş Hocam, nice nice yıllara...<br />
Sizi çok seviyoruz...</p>

<p><img alt="" src="https://www.kimseduymasin.com/public/images/detay/atilla%20k%C3%B6pr%C3%BCl%C3%BCo%C4%9Flu%20%C5%9Fair(1).jpg" style="height:800px; width:600px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 03 Nov 2025 17:09:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yapay ve İki Yüzlü Yapay ve İki Yüzlü</title>
                <category>SEVGİ MOLVA</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/yapay-ve-iki-yuzlu-yapay-ve-iki-yuzlu-10054</link>
                <author>smolva@kimseduymasin.com (SEVGİ MOLVA)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/yapay-ve-iki-yuzlu-yapay-ve-iki-yuzlu-10054</guid>
                <description><![CDATA[Yapay ve İki Yüzlü Yapay ve İki Yüzlü]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Aralarında çok değerli bilim adamlarının bulunduğu 800 kişilik bir grup, yapay zekâ üzerindeki çalışmaların durdurulması için ortak bir bildiri yayımladı. Open AI, Google, Meta, Deep Seek gibi şirketlerin<strong>&nbsp;yapay zeka&nbsp;</strong>alanında girdiği rekabet, tüm insanlığın kaderini belirleyebilecek bu teknolojik devrimi, ticari bir yarışa indirgemiş durumda.&nbsp;<strong>Bugün yapay zekaya yönelik kararların neredeyse tamamı ticari kaygılarla alınırken</strong>; şirketler ve devletler arasında başlayan bu yeni nesil "silahlanma savaşı" her türlü uyarının göz ardı edilmesine sebep oluyor. Ortaya çıkan bu tablo, sadece bilim insanlarını değil, yaşamın her alanından akil insanları kaygılandırıyor. Bildirinin imzacıları arasında Apple'ın kurucularından<strong>&nbsp;</strong>Steve Wozniak da yer alıyor. Çalışmalar durdurulamazsa veya etik bir düzeye oturtulmazsa, insanlık için geri dönülmez sonuçları olabilir diye düşünülüyor.<br />
&nbsp;</p>

<p><a href="https://www.karsiyakahaber.com/">ANA SAYFA</a>&nbsp;&gt;&nbsp;<a href="https://www.karsiyakahaber.com/yazarlar">Yazarlar</a>&nbsp;&gt;&nbsp;<a href="https://www.karsiyakahaber.com/yazarlar/sevgi-molva/6">Sevgi Molva</a>&nbsp;&gt;&nbsp;Yapay ve İki Yüzlü</p>

<h1>Yapay ve İki Yüzlü</h1>

<p><img alt="SevgiMolva" src="https://www.karsiyakahaber.com/images/yazarlar/51d3eac0c31596fcd07af9ec78be71ec.jpg" style="width:180px" /></p>

<ul>
	<li><strong>Yazar :</strong>&nbsp;SevgiMolva</li>
	<li><strong>E-posta :</strong>&nbsp;<a href="mailto:sevgimolva@gmail.com">sevgimolva@gmail.com</a></li>
</ul>

<p><strong>Sosyal Medya :</strong></p>

<p><a href="https://www.karsiyakahaber.com/" target="_blank">&nbsp;</a><a href="https://www.karsiyakahaber.com/" target="_blank">&nbsp;</a><a href="https://www.karsiyakahaber.com/" target="_blank">&nbsp;</a><a href="https://www.karsiyakahaber.com/" target="_blank">&nbsp;</a></p>

<p>&nbsp;27 Ekim 2025, Pazartesi 13:29</p>

<p>&nbsp;558 kez okundu</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><a href="javascript:;" onclick="reklam_yonlendirme('http://www.bostanlispor.com','59')"><img alt="iç sayfa bs" src="https://www.karsiyakahaber.com/images/reklamlar/e307958222354c8cbb591957c81870b8.jpg" /></a></p>

<p>Aralarında çok değerli bilim adamlarının bulunduğu 800 kişilik bir grup, yapay zekâ üzerindeki çalışmaların durdurulması için ortak bir bildiri yayımladı. Open AI, Google, Meta, Deep Seek gibi şirketlerin&nbsp;yapay zeka&nbsp;alanında girdiği rekabet, tüm insanlığın kaderini belirleyebilecek bu teknolojik devrimi, ticari bir yarışa indirgemiş durumda.&nbsp;Bugün yapay zekaya yönelik kararların neredeyse tamamı ticari kaygılarla alınırken; şirketler ve devletler arasında başlayan bu yeni nesil "silahlanma savaşı" her türlü uyarının göz ardı edilmesine sebep oluyor. Ortaya çıkan bu tablo, sadece bilim insanlarını değil, yaşamın her alanından akil insanları kaygılandırıyor. Bildirinin imzacıları arasında Apple'ın kurucularından&nbsp;Steve Wozniak da yer alıyor. Çalışmalar durdurulamazsa veya etik bir düzeye oturtulmazsa, insanlık için geri dönülmez sonuçları olabilir diye düşünülüyor.<br />
İnsan, aklı sayesinde doğaya hükmetti, taşları yonttu, ateşi buldu, makineler yaptı. Fakat belki de tarihte ilk kez, kendi aklını kendinden bağımsız bir biçimde yeniden yarattı, yapay zekâyı oluşturdu. Bu; insanlık tarihindeki en büyük başarı gibi görünse de, aynı zamanda en büyük sınavımız olabilir. Çünkü artık sadece bir araç değil, kendi kararlarını verebilen bir “yapay akıl” ile karşı karşıyayız. Yapay zekâ, insanın yaratıcılığının sonucudur. Onu besleyen veriler, bizim düşüncelerimizdir; onun kararları, bizim geçmişimizin bir yansımasıdır. Bu yönüyle yapay zekâ, insana kendi zihninin karmaşasını, önyargılarını ve bilgilerini gösteren bir ayna gibidir. İnsan, buna baktığında hem gurur duyuyor hem de ürküyor. Çünkü karşısında gördüğü şey, sadece ilerleme değil; aynı zamanda kendi sınırlarının bir hatırlatıcısıdır. Faydalarına bakıldığında, yapay zekâ insanlığa neredeyse tanrısal güçler kazandırıyor. Hastalıkları önceden tespit ediyor, bilgiyi saniyeler içinde analiz ediyor, karmaşık problemleri çözüyor. Bilgiye erişim demokratikleşiyor, zamanın değeri artıyor. İnsan, kendi emeğinden kurtulup düşünmeye, hayal etmeye, yaratmaya daha fazla vakit bulabiliyor. Fakat aynı anda, bu kolaylık insanı tembelliğe, hatta düşünsel atalete sürüklüyor. Yapay zekâ, düşünmeyi bize unutturabilir. Çünkü düşünmek zahmetlidir; oysa algoritmalar, bizim yerimize düşünmeye gönüllüdür. İnsan, kendi aklını bir makineye emanet ettiğinde, yavaşça insan olma özünü kaybetmeye başlayabilir.<br />
Soru şu: “Biz yapay zekâyı mı kullanıyoruz, yoksa o bizi mi şekillendiriyor?”<br />
Belki de mesele, yapay zekânın varlığında değil, insanın kendi bilincine yabancılaşmasındadır. Eğer insan, kendi ahlâkını, vicdanını ve bilgelik duygusunu koruyabilirse, yapay zekâ onun ellerinde bir araç olmaya devam eder. Aksi halde insan, kendi yarattığı zekânın gölgesinde kaybolan bir tür haline gelebilir.<br />
Bildiride üç temel talep öne çıkıyor. İlk olarak, insan zekasını aşma potansiyeli taşıyan&nbsp;yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesinin durdurulması&nbsp;isteniyor.&nbsp;İmzacılar, bu çalışmaların ileride yeniden başlatılabileceğini, ancak “geniş bir bilimsel uzlaşı ve güçlü bir kamuoyu desteği oluşana kadar” tamamen durdurulması gerektiğini savunuyor. Bildiride, bu teknolojinin güvenli ve denetlenebilir olduğuna dair somut kriterler belirlenmeden devam etmenin,&nbsp;insanlık için geri dönülemez sonuçlar doğurabileceğine&nbsp;dikkat çekiliyor. Bir diğer vurgu ise&nbsp;risklerin büyüklüğü ve&nbsp;belirsizliği.&nbsp;Bildiride, kontrolsüz bir yapay zekâ gelişiminin; insan emeğinin değersizleşmesinden ulusal güvenlik sorunlarına, bireysel özgürlüklerin erozyonundan varoluşsal tehditlere kadar uzanan sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor.&nbsp;</p>

<p>&nbsp;İmzacılar, yapay zekâ konusunda sadece teknolojik ilerlemeye odaklanmanın tehlikeli olduğunu,&nbsp;Hukuki ve toplumsal boyutların aynı ciddiyetle&nbsp;ele alınması gerektiğini söylüyorlar.&nbsp;Bir önemli konu da, karar mekanizmasının tekelleşmesini önlemek. Yapay zekâ gibi insanlığın geleceğini belirleyecek bir konuda, kuralların yalnızca teknoloji şirketleri veya devletler tarafından belirlenmesini önlemek. Şeffaf süreçlerin işletilmesi ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekiyor.&nbsp;Yapay zekâ gibi milyarlarca insanın hayatını derinden etkileyecek bir mesele, bugün Mark Zuckerberg, Sam Altman, Elon Musk gibi teknoloji liderlerinin&nbsp;insiyatifine bırakılmış durumda. Oysa kendilerinin bugüne kadarki sicilleri, bu konuda karar mercii olmaya hiç de uygun olmadıklarını ortaya koyuyor.<br />
Sonuçta yapay zekâ bir aynadır. Aynaya bakan insanın yüzünde ne varsa, yapay zekâ da onu yansıtır. İnsan; duyguları da olduğu için hâlâ bir adım öndedir ama gerçek tehlike sanırım, yapay zekâya insani duyguları&nbsp; öğretebilirlerse oluşacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Oct 2025 12:36:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/sevgi-molva-1601986593.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Doğru zamanda, doğru yere, doğru kişi…</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/dogru-zamanda-dogru-yere-dogru-kisi-10053</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/dogru-zamanda-dogru-yere-dogru-kisi-10053</guid>
                <description><![CDATA[Doğru zamanda, doğru yere, doğru kişi…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Farkı, fark edebildiniz mi?</span></span><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hayatı aynı yaşamak da bir tercihtir, ama fark yaratmak isteyenler ve yaratanlar her zaman hatırlanır. Tarih, gün gelir onları anımsatır.<br />
Farkı yaratan insanoğludur. Çalışması, düşünceleri, icraatları, ekibi yaratması, insanlara davranışı… Hayata bakış açısı ve geleceği okuyabilmesi.<br />
Hepsi bir arada olur mu?<br />
Olmalı…<br />
Doğru olan; bir karar verirken düşünmek en önemlisi. İyiyi kötüyü tartmak, irdelemek ve sonuca varabilmek…<br />
Bizim güngörmüş dediğimiz büyüklerimizin hep söylediği sözdür; “Allah insanın karşısına iyilerini çıkarsın…”&nbsp;<br />
Bazen kavun olmadığı için koklayamıyor, o zaman da yanılıyorsunuz. Bazıları “pilavdan dönenin kaşığı kırılsın” diyerek hatalar zincirine yeni halkaları ekliyor. Kimisi de “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” Atasözünü aklına getirerek temkinli davranıyor.<br />
O nedenle doğru zamanda, doğru yere, doğru kişi diyenlerin tercihinde ne kadar haklı olduğunu görebileceksiniz.<br />
Bunu gerçekleştirebildiğiniz sürece, sonundaki fark, sizi de mutlu edecek, diğerlerini de. Hele bu bir hizmet sektörü ise, insanoğlu “Bundan iyisi Şam’da kayısı” demekten kendisini alamayacak…<br />
Üstünüz de; rahat, mutlu, huzurlu. Bilecek ki güvende. Arkadan hançerlenmeyecek!<br />
“İyiyi yaptık, işi tamamladık demek” güzel de, bizim felsefemizde iyi ile yetinmemek de var. İyinin de iyisi yok mu?<br />
Olduğuna göre devam!<br />
Yaşam boyu istikrarlı olmak kazandırır. Belki menfaatine dokunanların kurşunlarına hedef olup, “çamur at, izi kalsın” mantığıyla sinsice hareket edenlerin, arkanızdan kuyunuzu kazanların saldırısına uğrayabilirsiniz. Hiç önemli değil. İnsanların sizi ve geçmişinizi bildiğinde o çamur, atanların sadece yüzüne gözüne değil, her yerine bulaşmakla da kalmaz. Gün gelir onu da aşar!<br />
Geçmişte, İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü’ndeki yönetimleri çok eleştirmişimdir. Hep derim. Rahmetli Safter Karabağlı’nın başkanlığındaki yönetim gibisi gelmedi. O dönemdeki genel koordinatör bu işin ustası, hocaların hocası Yaşar Ergün’ün idaresi gerçekten harikaydı. Kurulan ekip de efsane olarak halen anımsanır. Başarılarla dolu izler bırakmıştır… Birbirlerini tamamlayan bu ikili inanılmaz başarılı işlere imza attı. Dünya Rekoru kırıldı, Avrupa ve Türkiye Şampiyonluklarının ardı kesilmedi… Elbette oluşturdukları ekibi de onların en büyük yardımcısı oldu. &nbsp;<br />
Bazılarını da gördük ki; öncelikle belediye başkanına “allayıp, pullayıp” götürmeleri yetmiyormuş gibi medyaya hep kazandıklarını, günlük başarıları servis etti.<br />
Defalarca ligden düşen asansör takımları, bir açılıp kapanan, karşılaşmalarda hezimet sonuçlar örtbas edildi. Yabancılara verilen paralar, kapı dışarı edilen milli sporcular, yüzüne bakılmayan şampiyonların durumları sorgulanmadı. Yüzde 10 başarıya alkış tutanlar, yüzde 90’ı bilmediklerinden, görmediklerinden, söylenmediği için de öğrenemediklerinden hesabı da kesemedi. Makama her seferinde “Yalan rüzgarı”nı adeta “mutluluk rüzgârı” gibi estirilerek getiren, kendisine en büyük payı çıkaranlar şimdi nerede?<br />
Söyleyin İzmir ve Türk Sporu için ne yaptılar?<br />
Bir dönem kulüp başkanının sporcuların alacaklarını vermeden, deplasmanlara gitmeden, şubeleri faaliyete geçirmeden bütçeyi kısıp da para arttırarak, yılsonunda belediye başkanının makamına çıkıp; “Başkanım. Bu kadar başarıdan sonra kulübe bir de otobüs aldık” diye övünerek, kendi koltuğunu garanti altına almak için çaba harcayanlara ne demeli? Peki ya o gençlerin hak ettiklerini vermemek, salon temiz kalsın diye antrenmanlara kapatmak, bütçesi olmasına rağmen deplasman maçlarına gitmemek, hatırlı kişilere göz yummak, amatör kulüpleri yok saymak, engelli kulüplere servisi “aracımız yok” diye vermemek, halk ve gençlik için sporu elinin tersiyle itmek, vicdanlarını hiç sızlatmadı mı?<br />
Yakın zamanda bir diğer başkan da…<br />
Haydi, canımızı daha fazla sıkmayalım. Bunu gerektiği zaman yazma hakkımız saklı kalmak kaydı ile arşive kaldıralım… Zaten bilen de her şeyi bilmiyor mu?<br />
İşin içinde olduğumuzdan (olayları ve sporu yakından izlememiz, araştırmamız, belgelememiz) farkı görmememiz için gözlerimizi, duymamak için de kulaklarımızı kapatmanız gerekiyor. Biz bu halkın menfaatlerini korumak, mesleğimizi dürüstçe yapmak uğruna kör ve sağır olamayız!<br />
“Bugün durum nedir?” Diye soracak olursanız.<br />
Yazıya başlangıç da yazdığımı tekrarlıyorum: Farkı, fark edebildiniz mi?<br />
Sözünü ettiğim İzmir Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü’nde son dönemde gerçekten çok güzel işler olmaya başladığıdır. Kapanan ve pasif duruma getirilen çeşitli şubeler yeniden açıldı, alt yapılara önem verildi. Kulübün üzerinde ağır yük olduğu iddia edilen başta olimpik olimpik branşlar olmak üzere çoğu iyileştirmeye gitti ve gerektiği gibi oldu. Şehrin dört bir yanındaki spor tesislerinde engelsizler göz ardı edilmedi, onlara kucak açılarak sporda da ön plana çıkarıldı. Özel öğrenciler ve her yaş grubuna sağlıklı yaşam için çeşitli spor kursları hizmete sokuldu.&nbsp; En önemlisi de İzmir’in en büyük ihtiyacı olan yüzme havuzuna giremeyen her yaştaki özel gereksinimli bireylere ücretsiz yüzme kursları açıldı. Amatör spor kulüpleri ve üst kurulları, federasyonlar ile diyaloglar güzelleşti, ortak noktada buluşulup, sağlam temeller atıldı. Destekler için çabanın harcandığı gözlemlendi. Tek değil, çeşitli dallarda yepyeni spor organizasyonları yapılarak İzmir’in adı bu alanlarda da yeniden duyurulmaya başladı. Uluslararası Federasyonlar İzmir’e şampiyonalarının bir etabını vermek için adeta birbirleriyle yarışır duruma geçti. Ulusal federasyonlar Türkiye Şampiyonalarını yeniden bu kentte yapmak için çalışmaları başlattı, yeni sezon programlarına alma kararı aldı. Gizli kapılar arkasında değil, şeffaf yönetim tarzı benimsendi. En önemlisi de kulüp, İzmir Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı ile aynı kulvarda birlikte el ele yürümeye başlayıp, çift başlılık ortadan kalktı. Kulüp-belediye işbirliği güçlü bir yapıyı ortaya çıkardı.<br />
Bunların hepsi güzel de; kendiliğinden mi oldu?<br />
Elbette hayır!<br />
Farkı yaratan insanoğludur. Bu farkı da üstteki komutanlar ve kurduğu, kurmaya da devam ettiği uyumlu ekibinin kolektif çalışması yarattı.&nbsp; Yaratmaya da devam ediyor.<br />
Doğru düşünen, doğru karar veren ve doğruların yapılmasını takip eden profesyonel üst yönetici farkı bu olsa gerek!<br />
Bu arada kusursuz dönmeye başlayan, güzellikleri yansıtan ortama çomak sokan veya sokmaya çalışanlar yok mu?<br />
Onlar da çok!<br />
Artık ok yaydan çıktı. Hedefinde güzellikler var. Yeri gelmişken o kişiler için anlamlı bir sözü aktaracağım. “Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye…” Bizans Oyunlarını bırakın, çünkü atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini de unutmayın! Gün; güzel insanların günü…<br />
Doğru bireylerin çalışkanlığıyla şehrimizde spor kalkınır. Yalancının mumu yatsıya kadar yanar derler. Bir yalan ne kadar hızlı olursa olsun, gerçekler onu yetişip geçer. Yeter ki sen hata yapma...</span></span><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Oct 2025 12:35:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Tarihi İzmir Milli Kütüphane \&#039;de Cumhuriyet Konseri...</title>
                <category>ESAT ERÇETİNGÖZ</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/tarihi-izmir-milli-kutuphane-de-cumhuriyet-konseri-10052</link>
                <author>esat@kimseduymasin.com (ESAT ERÇETİNGÖZ)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/tarihi-izmir-milli-kutuphane-de-cumhuriyet-konseri-10052</guid>
                <description><![CDATA[Tarihi İzmir Milli Kütüphane \'de Cumhuriyet Konseri...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Dostlar ;</p>

<p>Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk 'ün de 3 kez ziyaret ettiği, hatta dönemin İran Şahı'na da gezdirdiği Tarihi Milli Kütüphane'deki "Şarkılar ve Şiirlerle Atatürk Cumhuriyet Konseri" etkinliğindeydik dün akşam.&nbsp;<br />
Milli Kütüphane Vakfı Başkanı Av. Ulvi Puğ dostumuz şiirler okudu, anekdotlar paylaştı.&nbsp;<br />
İzmir Devlet Klasik Türk Müziği Korosu&nbsp;Solisti Derya Derin de Atatürk 'ün sevdiği şarkıları seslendirdi. Naçizane bir şarkısına da eşlik etmek güzeldi.<br />
"Vatan Marşı (Başka bir aşk istemez), "Kimseye etmem şikayet", "Şu güzeller güzeli", "Kız sen geldin çerkeşten", "Ah bir ataş ver", "Sana nereden gönül verdim ", "Bülbülüm altın kafeste ", "Fikrimin İnce Gülü ", "İzmir'in Kavakları", "Manastır'ın Ortasında ", "İstanbul'dan Üsküdar 'a yol gider", Derin'in repertuvarıydı.<br />
Final, elbette hep birlikte söylenen"İzmir Marşı " ileydi.<br />
Tarihi ve büyüleyici atmosfere sahip mekânı dolduran konuklar da muhteşem bir konseri izleme şansını yakaladı.</p>

<p><img alt="" src="https://www.kimseduymasin.com/public/images/detay/esat%20atilla%20cumhuriyet%20konseri.jpg" style="height:426px; width:640px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 31 Oct 2025 11:17:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2024/05/esat-ercetingoz-1716096754.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Derbide kaybolan adalet</title>
                <category>MERT ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/derbide-kaybolan-adalet-10051</link>
                <author>merboy@kimseduymasin.com (MERT ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/derbide-kaybolan-adalet-10051</guid>
                <description><![CDATA[Derbide kaybolan adalet]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Karşıyaka-Altay derbisi, İzmir futbolunun en köklü rekabetlerinden biridir.&nbsp;<br />
Sahadaki her mücadele, sadece üç puan için değil, 100 yılı aşkın geçmişi olan iki kulübün bir kentin onuru için verdiği mücadeledir.<br />
Ancak bu hafta oynanan maçta, futbolun değil, hakemin konuşulduğu bir tabloyla karşı karşıya kaldık.<br />
Hakem Murat Kasap, ne yazık ki kararlarıyla maça damgasını vurdu!.<br />
Karşıyaka lehine verilmesi gereken açık bir penaltı, tüm stadın gözü önünde es geçildi. Tribünler dondu, futbolcular isyan etti, ama Kasap’ın düdüğü sessiz kaldı.&nbsp;<br />
O sessizlik, sadece o anı değil, derbinin anlamınıda değiştirdi.<br />
Bir hakem için en temel kural, oyunun adaletini korumaktır. Ama Murat Kasap’ın sahadaki tutumu, bu ilkeyle taban tabana zıttı.<br />
Fauller tek taraflı değerlendirildi, kartlar ölçüsüz dağıtıldı, Karşıyaka’nın mücadelesi sistematik biçimde kesildi.<br />
Bu, hatadan öte bir tutumdu!. Sporun ruhuna zarar veren bir yönetimdi.<br />
Karşıyaka camiası yıllardır adaletsizliğe karşı dik duran bir camiadır.&nbsp;<br />
Bu semt emeğe, mücadeleye ve dürüstlüğe inanır.<br />
Ancak bu maçta tüm bu değerler, bir hakemin kararsızlığına kurban gitti.<br />
Penaltı verilmeyebilir, hatalar yapılabilir… ama göz göre göre adaletin üstü örtülüyorsa, orada futbol bitmiştir.<br />
Murat Kasap’ın düdüğü dün gece çalmadı, ama vicdanlarda yankısı çok uzun süre sürecek.<br />
Çünkü Karşıyaka sadece puan kaybetmedi; bir kez daha adaletin sessizliğine tanık oldu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Oct 2025 10:52:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/mert-erboy-1601988025.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Öğretmenin okulumuz açıldı, OLİ ne zaman gelecek?</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/ogretmenin-okulumuz-acildi-oli-ne-zaman-gelecek-10050</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/ogretmenin-okulumuz-acildi-oli-ne-zaman-gelecek-10050</guid>
                <description><![CDATA[Öğretmenin okulumuz açıldı, OLİ ne zaman gelecek?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi kurulduktan sonra gelişim süresine geçince, gelişmesi ve güçlenmesine emek veren ünlü spor adamlarından seçilmiş yönetim kurulları, Olimpik eğitimin ilk okullardan başlamasını hedef seçmişlerdi. Bu çalışmanın başına&nbsp;&nbsp;Aziz Başdoğan ve ekibi getirildi. Merhum Aziz Başdoğan ve ekibi Olimpiyatı temsil eden bir çizgi kahraman yarattılar, sonra onu görünüşü ile canlı hale getirdiler. Adını OLİ koydular. Hedef illerdeki ilk ve orta dereceli okullarda olimpiyatı, olimpik ruhu tanıtmaktı. OLİ dürüst, Fair Play’e tam uyan, sempatik bir gölge sporcu idi. Program yurt çapında uygulanırken, IOC Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı Thomas Bach, Türkiyeye geldi. TMOK Başkanı Prof. Dr. Uğur Erdener ile Ankara’yı ziyaret ettiğinde, OLİ onu bir programına davet etti. Başkan Bach çok takdir ettiği OLİ için, IOC bütçesinin eğitim fonundan özel destek bütçe tahsis ettirdi.<br />
Sevgili Aziz Başdoğan’ı çok erken yaşta kaybettik. Onu rahmetle anarken ve OLİ’yi yücelten, halen TMOK’un kurduğu Türk Spor Vakfı’nın da başkanı olan Bilal Porsun ve ekibi OLİ programını zirveye taşıdı. Neredeyse 81 ilimizde dolu dolu salonlar, çocukların alkışları ile çınladı. Amma, TMOK’un yeni dönemdeki kongresi ile yönetim değişince, eski başarılı toplumsal programları gibi OLİ de kızağa çekildi. Aylardan beri illerden, ilçelerden OLİ’yi soran okul yöneticilerinin telefonları her gün çalıyor. Ülke için spor için yapılan yararlı bir çalışmanın daha ne kadar bekletileceğini ben de bilmiyorum. Bekliyorum ve 81 ilin öğrencileri gibi, ben de soruyorum:&nbsp;<strong><em>“OLİ ne zaman gelecek öğretmenim?”</em></strong></p>

<p><img alt="" src="https://turksporajansi.com/wp-content/uploads/2023/01/OLI-GIRESUN-TRABZON.jpeg" style="height:533px; width:800px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Oct 2025 10:51:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sinemamızın \&quot;Fosforlu Cevriye\&quot;si Neriman Köksal</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/sinemamizin-fosforlu-cevriyesi-neriman-koksal-10049</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/sinemamizin-fosforlu-cevriyesi-neriman-koksal-10049</guid>
                <description><![CDATA[Sinemamızın \"Fosforlu Cevriye\"si Neriman Köksal]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"Öyle bir afet-i devrandı ki, o yürüdüğünde İstiklal Caddesi'nde herkes nefesini tutardı"...<br />
"Yolcular onu görmek için hücum edince Şehir Hatları vapuru yan yattı" gibi efsanelerle de anılırdı...<br />
Gösterişli alımlı fiziğiyle, kabarık saçlarıyla, kendinden son derece emin mağrur duruşuyla<br />
ona "Türk sinemasının devlet gibi kadını" da derlerdi.<br />
"Cami yıkılır gibi olsa da mihrap yerinde" sözü sanki onun için söylenmişti...<br />
66 yıl önce Orhan Günşiray ile çevirdiği<br />
Suat Derviş'in romanından uyarlanan&nbsp;<br />
"Fosforlu Cevriye" filmi, Yeşilçam 'ın unutulmazları arasındaydı.<br />
Onun siyah -beyaz filmlerini, semtimizin sinemaları "Cem", "Atlas", "Efedayı", "Lale", "İmren"de çok seyretmişliğim vardı.</p>

<p>***<br />
"Hatice Kökçü" olan asıl ismini neden Neriman yaptığını şöyle izah ederdi;<br />
"Neriman, Farsça kökenli ve cesur anlamında. Kişiliğimle uygun olduğunu düşündüm, seçtim."</p>

<p>***</p>

<p>Türk sinemasının ünlü oyuncusu Neriman Köksal ölene kadar tek bir kişiye aşık oldu; sinemanın yakışıklı jönlerinden İzzet Günay'a.<br />
Ölüm döşeğinde aklında tek bir kişi vardı...<br />
Neriman Köksal, Çolpan İlhan'a, İzzet Günay'ı son kez görmek istediğini söyledi.<br />
Bunun üzerine Önce Çolpan İlhan, sonra Ediz Hun İzzet Günay'dan ricacı oldular.<br />
İzzet Günay ise bu istegi reddetti .<br />
Eşi İpek Hanım'ın tepkisinden çekiniyordu.<br />
Durumdan bir şekilde haberdar olan eşi İzzet Günay 'ı hastaneye gitmeye ikna etti.<br />
Neriman Köksal'ın da son arzusu yerine gelmiş oldu.<br />
"Böyle şeyler sadece filmlerde olur' Diyeceğiniz yaşanmış bir "Love Story''di onlarınki...<br />
Siyah -Beyaz Yeşilçam filmi tadında...</p>

<p>***</p>

<p>Mesut Kara ardından ne güzel yazmıştı?;<br />
"Samimi, cesur, tabii davranışları ve içten konuşmalarıyla yapmacıktan uzak, olduğu gibiydi. Son yıllarında tv dizilerinde izlediğimiz<br />
Afet-i devran, kaç yüreği yangına düşürmüştü.<br />
Ne zaman bir Neriman Köksal filmi izlesem sevgili Haydar Ergülen’in “'İdiller Gazeli' düşer aklıma:<br />
“Gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış/ gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak/ Sen bir şehir olmalısın ya da nar/ belki Granada, belki eylül, belki kırmızı/ Gövden ruhunun yaz gecesi mi ne/ çok idil, çok deniz, çok rüzgâr/ Çocukluğun tutmuş da yine aşık olmuşsun/ sanki bana, sanki ah, sanki olur a/ Aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini/ diye övgü, diye sana, diye haziran/ Heves uykudaysa ruh çıplak gezer/ gazel bundan, keder bundan, sır bundan/ Gözlerin şehirden yeni ayrılmış/ gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan/ Hadi git yeni şehirler yık kalbimize bu aşktan.”</p>

<p>***</p>

<p>400 filmde oynamıştır yarım asırlık sinema yaşamında.<br />
Türk Sinemasının emekçilerindendi Neriman Köksal.<br />
26 yıl önce 71 yaşında aramızdan ayrıldı<br />
"Fosforlu Cevriye"...<br />
Büyük izler bırakarak!..</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Oct 2025 09:44:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Spor yorumculuğu üzerine…</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/spor-yorumculugu-uzerine-10048</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/spor-yorumculugu-uzerine-10048</guid>
                <description><![CDATA[Spor yorumculuğu üzerine…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Çeşitli zamanlarda özellikle hentbol milli maçları ya da şampiyonlar ligi maçları esnasında canlı yayınlarda yorumculuk denilen işi yaptım. Spiker maçı anlatır, arada ortaya çıkan bir pozisyonu anlatmam için sözü bana verirdi. Yorumcunun o sporu bilmesi, oyuncuların davranışlarını analiz edebilmesi ve en önemlisi oyun kurallarını yutmuş olması gereklidir.<br />
Yusuf Yalkın üstadımızın son zamanlarda yazdığı birkaç değerlendirme sonrasında olaya Fransız kalmak istediysem de bugün sabah bir radyo yayınındaki konuşmalar sonrası hayretler içerisinde kaldığımı itiraf etmeliyim. Konu, motosiklet yarışçımız Toprak Razgatlıoğlu’nun MotoGP’deki başarısı sonrasında ona ve yakın destekçisi olan Kenan Sofuoğlu’na daha fazla destek verilmesinin istenmesidir.<br />
Motosiklet sporu, diğer sporlarla karşılaştırılamayacak özelliklere sahip bir spordur. Bu işin en üst yarışması, futbolun şampiyonlar ligi gibi MotoGP yarışlarıdır. Bu seviyede hem yarışçılar hem de motorlar her bakımdan en gelişmiş versiyonları ile mücadele ederler. Yarış öncesi devasa bir iş yükü bulunmaktadır. Motorun mekanik ve elektronik aksamları, hava ve pist koşullarına göre lastikler, yarışçıların sıvı alımı, psikolojik dayanıklılık, vb. birçok parametre yarış performansını etkileyen faktörler arasında yer alır.<br />
Yorumcunun söylediklerinden aklımda kalanları yazıyorum; şöyle diyor, “Sayın yetkililerimiz, pisti genişletin, Toprak’ın antrenman yapacağı tesisi büyütün…” Sanıyorum sözünü ettiği pist Kenan Sofuoğlu’na ait olan Akyazı’daki yer olmalıdır. Orası eğitim ve düşük şiddetli antrenmanlar için bir tesistir. Madem bu konuda yorum yapıyorsunuz, neden İstanbulPark’ta antrenman yapsın, İstanbulPark’a yarış alalım demiyorsunuz? Yoksa İstanbul’da böyle bir pistin varlığından haberdar değil misiniz?<br />
Bu arada, markalar arasındaki rekabeti izleyenlerimiz BMW ve Ducati arasındaki mücadeleye tanık oluyorlar. Toprak’ın olağanüstü yetenek ve becerisi anlaşılınca BMW konuya uzak kalamadı. HP4 modelini ergonomik olarak adapte ettiler. Diğer ince detayları burada yazmak istemiyorum ama okurlarım şu bilsinler: Bu rekabet BMW ile Ducati arasında denilse de aslında Ducati’nin arkasındaki güç VW’dir. Çünkü VW ve Audi 2012 yılında Ducati’yi satın aldılar… Dolaysıyla motordaki bu yarış BMW-VW arasında geçmektedir.<br />
Bir Ducati sahibi olarak bunu da sizlerle paylaşıyorum. İtalyanlar motosiklet üretimi ve geliştirmede oldukça iyi durumdalar. Yıllar önce motosiklete başladığımda etrafımdakilerin çoğu Japon markalarını tercih ediyorlardı. Bir servis sahibinin şu sözleri aklımdan hiç çıkmamıştı: “Hocam biz Japon, Japon diyoruz ama, motoru İtalyanlar yapar…” Bu sözün etkisini artık son motorum olmasını arzu ettiğim Ducati ile tamamlamıştım. Bazı dostlarımla yaptığım konuşmalarımda bu motora ilişkin eleştirileri alsam da sonuçta kabul edin ya da etmeyin motorun Ferrari’si Ducati’dir. Çok yakında Ferrari de bir Alman şirketi tarafından satın alınırsa hiç şaşırmayın. Etrafımda bu işin dedikodularının yapıldığını duyuyor gibiyim!<br />
Sonuçta, kıymetli spor yorumcularımızın biz dinleyenlerine daha doğru bilgiler ve açıklamalar vermesini talep ediyoruz. Pekâlâ bazı alanlara uzak olabilirsiniz ama hiç olmazsa biraz okuyun, araştırın ondan sonra söyleyin. Yoksa size gülümseyenlerin sayısı giderek artacaktır!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 23 Oct 2025 13:11:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şarkıcı Ege\&#039;den Ayvalık\&#039;a anlamlı jest</title>
                <category>ESAT ERÇETİNGÖZ</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/sarkici-egeden-ayvalika-anlamli-jest-10047</link>
                <author>esat@kimseduymasin.com (ESAT ERÇETİNGÖZ)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/sarkici-egeden-ayvalika-anlamli-jest-10047</guid>
                <description><![CDATA[Şarkıcı Ege\'den Ayvalık\'a anlamlı jest]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ege 20. Ayvalık zeytin Hasatı Festivali'nde 20 Teneke zeytinyağına konser verdi<br />
Ege veya gerçek adıyla Levent Ak . 15 Aralık 1969, Bornova, İzmir'de doğdu.<br />
Müziğe 1987 yılında Maria Rita Epik Özel Müzik Okulu'nda klavyeli çalgılar bölümü öğrencisi olarak başlayan Ege, ağabeyinin hediye ettiği gitarla müzik hayatına farklı bir yön çizdi. Bestecilik konusunda yeteneğini fark eden Ege, özellikle bu konuda gelişmesi için üzerine eğildi.<br />
Çeyrek asırlık müzik kariyerine Yaz Aşkım, Delice Bir Sevda, Hurma Gözlüm, Sevildiğini Bil Yeter gibi unutulmaz şarkılar, 8 albüm, 30'dan fazla ülkede konser ve besteleri 10 farklı dilde yorumlanmış bir sanatçı olma kimliğini sığdıran Ege, farklı ses rengi ve şarkı tarzı ile Türkiye'de Akdeniz müziğinin mimarı oldu.<br />
Ege'nin başına ne geldiyse Zeytinyağında geldi.<br />
Bir dönem müziğe ara verip, zeytinyağı işine giren Ege, bırakın para kazanmayı iyi niyeti yüzünden üç yıl gibi kısa sürede battı.<br />
Ayvalık Cunda'daki sohbetimizde yaşadığı trajikomik hikayeyi anlatırken hala gülüyordu.&nbsp;<br />
"Üç yıl zeytinyağı işine girdim. "EGE" markasıyla çıkardığım zytinyağları önce kapış kapış gitti. Sonra yüklü bir sipariş vereceklerini söyleyen ve sonra yağları almayan şakacı hayranlarım yüzünden battım, bütün birikimim gitti.&nbsp;<br />
Baktım bir süre sonra üç ayda zeytinyağından kazanacağım parayı bir gecede sahneden kazanıyorum kendi kendime 'Ne uğraşıyorsun?' dedim, bıraktım.<br />
Ama önemli iki ders aldım. Birincisi Türkiye'de zeytinyağını en iyi bilenlerdenim… İkincisi aldığım en önemli ders 'bildiğin işi yap' oldu. Çok büyük paralar batırdım, bütün birikimim gitti.<br />
Benim hayata yeniden başlayabilmek gibi bir özelliğim var. Buna alışık olduğum için zor olmadı toparlanmam. Üç yıl sadece zeytinyağı işiyle uğraştım. Konser vermek yerine bu iş için fuarlara gittim yeni şeyler öğrendim.<br />
Geçen yıl bir konser için Kıbrıs'a gitmiştim. Orada Ayvalı Belediye Başkanı sayın Mesut Erginle karşılaştım. Bana "Zeytin Hasadı Festivaline gelirmisin" dedi. Tabiki başkanım zeytin ve zeytinyağı benim için çok değerli. Seve seve gelirim" dedim.<br />
Haklı olarak "Kaç para" dedi. Dedim ki "Başkanım para önemli değil. Siz orkestra arkadaşlarımın ücretini ödeyin yeter. Bana 20 teneke erken hasat Ayvalık zeytinyağı verin yeter"&nbsp;<br />
"Desene konseri bedavaya getirdik" diye ekledi başkan gülerek.<br />
Ege Ayvalık'a geldi. Kırlangıç AVM'de muhteşem bir konser verdi. 20 Teneke erken hasat zeytinyağını aldı gitti. Bu kadar zeytinyağını ne mi yaptı. İhtiyacı olanlara dağıttı elbet.<br />
Evet herşey para değil. Kendi değil ama Ege'nin gönlü zengin be kardeşim. Dostum kardeşim olduğu için çok şanslıyım.</p>

<p><img alt="" src="https://www.kimseduymasin.com/public/images/detay/esat-ege.jpg" style="height:410px; width:640px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 10:09:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2024/05/esat-ercetingoz-1716096754.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Ayvalık 20.Zeytin Hasat ve Turizm Festivali\&#039;nin ardından... \&quot;Şiir, zeytin, Ayvalık\&quot;</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/ayvalik-20zeytin-hasat-ve-turizm-festivalinin-ardindan-siir-zeytin-ayvalik-10046</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/ayvalik-20zeytin-hasat-ve-turizm-festivalinin-ardindan-siir-zeytin-ayvalik-10046</guid>
                <description><![CDATA[Ayvalık 20.Zeytin Hasat ve Turizm Festivali\'nin ardından... \"Şiir, zeytin, Ayvalık\"]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Cahit Sıtkı Tarancı, askerliğini Burhaniye'de yaparken Ziya Osman Saba'ya yazdığı bir mektupta; "Denizin bütün iltifatlarına nail olmuş...<br />
Körfezler, adalar, çamlıklar...<br />
Hâsılı enfes bir kasabadır Ayvalık...<br />
Kasaba suyla sarhoş bir halde tabii, rakı bulduğum akşamlar, bu güzelliklerin hakkını vermekte kusur etmedim" diye de yazmış. (Şair Yazar Gültekin Emre 'Şiir ve Öykülerde Ayvalık' kitabında, Tarancı'nın 18 Eylül 1942 tarihli mektubunda yazdığını belirtir bu satırları) Edip Cansever ise Ayvalık'ın güzelliklerini yaşamak için kasabaya "Saat Onda Kalkacak Vapur"a biner ve seslenir kaptana:<br />
"Hey kaptan!<br />
Sen bilir misin, var mı hiç görmüşlüğün<br />
Tam Ayvalık gibi yüzü, şimdi karşımda."<br />
Behçet Kemal Çağlar da, 1963'te "Cunda Akşamı"nda "Nasıl şükretmeli bu güzelliğe?<br />
Bocalarken göğün altında beden" diye yazmıştır.<br />
Peki [Ahmet Günbaş) &nbsp;Abimiz nasıl tarif etmiş Ayvalık'ı?; "Aralık kapılardan firakı lâl şarkılar sızdırır Ayvalık!"<br />
Ve [Ataol Behramoğlu](https://www.facebook.com/ataol.behramoglu.com)&nbsp;<br />
"Durduktu önünde Ege Denizi'nin<br />
Gözleri mayıs bulanığı Kuytuluğunda eski evlerin<br />
Dolaştıktı Ayvalığı"<br />
Ayvalık sevdalısı Bedri Karayağmurlar Hocam da "Emekli olup, bir kıyı kasabasına (Ayvalık) yerleşeceğim.&nbsp;<br />
Bu kadar yıl hizmetten sonra 'bir sen eksiktin' diyen olmaz sanıyorum " demişti bir Söz Demi Grubu buluşmasında.<br />
Ayvalık'a, Cunda'ya ne zaman gelsem,<br />
[Yunus Bekir Yurdakul](https://www.facebook.com/yunus.b.yurdakul) Hocam'ın "Taşkahve'de Bir Gece Yarısı" öyküsündeki "hesabına taksit yapan" genç garsonu anımsarım.&nbsp;<br />
[Cem Seyhun Ünbay](https://www.facebook.com/cem.seyhun.unbay.)'ın "zeytin çizikleri, zeytin kokuları" ile bezedigi "bi'ucum Cunda'da bı 'ucum yanımda " dizelerini de unutmadan!..<br />
****<br />
Hafta sonu, artık gelenekselleşmiş "Zeytin Hasat ve Turizm Festivali" için Ayvalık'taydık.<br />
O zeytin ki, "Ayvalık 'ın kimliği, karakteri, var oluş sebebiydi."<br />
Cumhuriyet Meydanı'ndaki açılıştaki konuşmalar içinde Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin'in konuşmasını çok beğendim.<br />
"Sevgili Zeytin Dostlarımız", hitabıydı konuklara Başkan'ın.<br />
Ayvalık’ın bereketli topraklarında, barışın ve ölümsüzlüğün simgesi olan zeytin ağaçlarının gölgesinde buluşmanın, hasadı, yüzyıllardır kök salmış bir kültürün, emeğin ve barışın şölenini "kutladıklarını" anlatıyordu Başkan Ergin.&nbsp;<br />
"Burada nefes alan herkesin belleğinde bir zeytin ağacının gölgesi vardır" cümlesini de -özellikle- not aldım.<br />
Yine o konuşmadan;<br />
"Ayvalık’ı asıl Ayvalık yapan, binlerce yıldır dimdik ayakta duran, sabırla meyve veren zeytin ağaçlarıdır.<br />
Bize geçmişimizi anlatır, köklerimizi hatırlatır, geleceğe dair umutlarımızı besler.&nbsp;<br />
Festival da sadece Ayvalık’ın değil, insanlığın ortak değerlerine ışık tutuyor.<br />
Burada sınırlar yok, burada ayrılıklar yok.<br />
Burada dostluk, dayanışma, kültürlerin kardeşliği var.<br />
Zeytin ağacı nasıl ki gövdesiyle dallarını dünyanın dört yanına uzatıyorsa, biz de Ayvalık’tan dünyaya dostluk, barış ve bereket mesajı veriyoruz."<br />
****<br />
Festival kapsamında her gün atölyeler, paneller, söyleşiler, sergiler düzenlendi. Annesi Ayvalıklı Midilli Belediye Başkanı Panagiotis Christofas da "Ege'nin İki Kıyısında Zeytincilik" panelinin konuğuydu.<br />
Ege ve Suzan Kardeş konserlerinde Kırlangıç Yaşam Alanı, tıklım tıklımdı.&nbsp;<br />
Ayvalık’ın zeytinliklerinden yükselen değerin artık sadece Türkiye’nin değil, dünyanın ortak mirası olduğu vurgulandı tüm etkinliklerde;<br />
"UNESCO’ya aday olan bu kültürel zenginlik, tüm insanlığın ortak sofrasına taşınan bir berekettir.<br />
Zeytin varsa, hayat vardır. Zeytin varsa, umut vardır. Zeytin varsa, gelecek vardır!<br />
Bugün burada hasat edilen sadece zeytin değildir. Hasat edilen umut, dostluk ve barıştır.<br />
Zeytinin gölgesi üzerinizden eksik olmasın."<br />
"Kooperatifçilik", "Yerel Kalkınma", "Coğrafi İşaretli Ürünler", "Zeytinin Dünya Mutfaklarındaki Yolculuğu", "Zeytin Hasadı Kitaplarındaki Ayvalık", "Ayvalık Mutfağı", "Dünya Sofralarında &nbsp;Ayvalık Zeytinyağının Yolculuğu" konuşuldu, tartışıldı...<br />
Unutmadan; Meslektaşımız 1000 Yıllık Dostumuz Ayvalık Belediyesi Başkanlık Basın Danışmanı [Işık Teoman](https://www.facebook.com/isikteoman) &nbsp;ve ekibinin özverili çabası, festivalin kusursuz geçmesinde ayrı bir etkendi...<br />
****<br />
Dileyen;<br />
"Rakı, Balık, AYVALIK" desin,<br />
biz "Şiir, Zeytin, AYVALIK" diyeceğiz!<br />
Unutmayalım;<br />
"Ölümsüz Ağaç" zeytin, bizden önce vardı, bizden sonra da var olacak!<br />
Çokça şiirle başladı yazı, zeytinle devam etti, Ayvalık'ta yaşayan "Şafak Türküsü"nün şairi Nevzat Çelik'in 1982'de Metris Cezaevi'nde yazdığı şiiriyle de sonlansın;<br />
"gün olur<br />
zeytin dalı göğüslerden<br />
barış güvercinleri uçar<br />
gün olur<br />
İki kürek kemiği arası<br />
sırtladığımız dünya<br />
merhaba der gibi bir dosta<br />
özgür ve mutlu yaşanır"</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 10:07:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bu hesap çözülür mü?</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/bu-hesap-cozulur-mu-10045</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/bu-hesap-cozulur-mu-10045</guid>
                <description><![CDATA[Bu hesap çözülür mü?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Beklenen yağışla birlikte sıcak hava balonu patladı ve içinden serinlik çıkarak, evde yeni bir telaş başlattı… Yazlıklar dolaba, kışlıklar gardıroba!..<br />
Her yıl bu işler rutin olduğundan evin hanımı için alışageldiğinden kolay. Bilmeyenler düşünsün… Onlar için gerçekten zor. Bazen ne yapacaklarını şaşırıyorlar?<br />
Bu neye benziyor biliyor musunuz?<br />
Parası olup da, hava yapmak için kulüp başkanlığına soyunanlara…<br />
Paranın gücüyle eşya satın alır gibi kulüp alıyorlar veya başkan oluyorlar ama sonra duvara çarpınca da gerçeklerle yüz yüze gelince de şaşkına dönüyor. Paramparça yaptıkları yetmiyormuş gibi, koyacak yer bulamayınca da, arkasına bile bakmadan enkaz bırakıp gidiyorlar!<br />
Düşünün siz; iyi niyet, semt aşkı veya mahalle baskısıyla takımı alıyor ve mücadele ediyorsunuz. Cebinizden, arkadaşlarınızdan, yönetime aldıklarınızdan, sağdan soldan üç beş kuruş bulup buluşturup kulübü yaşatmaya çalışıyorsunuz. Bu olağan… Böyle yöneticileri alkışlamak gerekiyor. Ama öyle kulüplerimiz var ki, süsleyip püslüyorlar. Albenisini adeta altın tepside sunuyorlar. Biraz niyetlisini bulunca da verip kurtuluyorlar. Hava yapmak, iş kapmak amacıyla hiç irdelemeden, araştırmadan, soruşturmadan, hesaba kitaba bakmadan paldır küldür işin içine girince de; öyle olmadığını öğreniyorlar. İşte o zaman da iş işten geçiyor. Ne havası kalıyor, ne de çakası!<br />
Lige hazırlamak için size aktarılan ve görülen mevcut borcu “Ne olacak ödenir, öderim” diyerek de kolları sıvayanlar yok mu? Çok. Ne var ki; evdeki hesap çarşıda uymuyor. Bir de bakıyor; borç bir, iki, üç değil…. Uzadıkça uzuyor. Siz deyin lastik, ben diyeyim ucu görünmeyen birbirine eklenmiş halka zincir…<br />
Eh… Serde erkeklik var ya!.. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın misali veya “işimi halleder çeker giderim” diyerek yola devam!..<br />
Devam da… Ne olacak bu borçlar? Düşünen mi var, basarlar istifayı çeker giderler… Sonrası enkaz!<br />
Öyle bir an geliyor ki; bıraktığınız tarihi geçmişi olan kulüplerde bitmeyen borçlar, kapanmayan dosyalar ve sonuçta şimdilik bir kulübümüzde eksilen 42 puan…<br />
Örnekler çok. Biz en yenisinden, günümüzden örnek verelim. Yeni Malatyaspor… Türkiye 2. Futbol Ligi Kırmızı Grubunda yer alan güzide kentimizin temsilcisi. Şu ana kadar gençleriyle sahaya çıktı, 8 maç yaptı, 1 beraberlik alarak borcundan bir puan ödedi. An itibariyle 41 puan borçlu… Bunu ödeyebilmesi için; peş peşe 12 maçını kazanıp, birinden de beraberlikle ayrılması gerekiyor… O zaman puanı sıfır olacak… Sıfırlanan borcu 21. Haftaya denk geldiğinden geride 13 maç kalacak. Hepsini kazanırsa, 39 puan yapacak. Üzerindeki 4 rakibi hiç maç kazanmayacak, o zaman ligde kalacak. Rakiplerinin birbiri ile yapacakları maçları düşündüğünüz zaman da; ölme eşeğim ölme…<br />
Yılların futbol dünyasının içinde birisi olarak denklemi çözmem imkânsız. Acaba, bu hesabı bilinen en eski matematikçilerden biri olan Miletli Thales (MÖ 624 - y. 546) çözebilir miydi?<br />
Peki, Türklerin çoklukla ziyaret ettiği Samos Adasının simgelerinden olan Yunan filozof ve matematikçi, en iyi bilinen teoremi; adıyla anılan Pisagor teoremini (dik açılı bir üçgende hipotenüsün karesi her zaman diğer iki kenarın karelerinin toplamına eşittir) yaratan "Sayıların babası" olarak bilinen Pisagor bu işe ne derdi?<br />
Merak etmemek elde mi?<br />
Yeni Malatyaspor gibi örnek yok mu?<br />
Elbette liglerimizde var. Bunların en ünlüsü de yılların Adana Demirspor’u… Şu anda transfer yasağı bulunan Adana’nın köklü camiasını temsil eden ve hatırı sayılır taraftar grubu olan Adana Demirspor da eksi 18 puan ceza aldı. Oynadığı 9 maçta aldığı tek beraberlikle cezasının bir puanını ödedi. Kaldı geriye 17 puan… &nbsp;<br />
Bu takımlara hiç temenni etmiyoruz ama önümüzdeki dönemlerde yenileri de eklenecek. Her gün TFF’den transfer yasağı gelen kulüpler ilan ediliyor… İsterseniz TFF’nin FİFA kayıtlarına göre açıkladığı son listeye bir bakalım.<br />
FIFA tarafından 7.7.2025 tarihi itibariyle transfer yasağı getirilen Türk kulüpleri ve yasaklı dosyalarının sayıları şöyle:<br />
Adanaspor 1, Adana Demirspor 38, Alanyaspor 2, Altay 23, Ankaragücü 10, Antalyaspor 14, Beykoz Anadolu 4, Bucaspor 3, Eyüpspor 3, Giresunspor 17, Hatayspor 1, Karagümrük 3, Kayserispor 10, Pendikspor 2, Sakaryaspor 3, Şanlıurfaspor 2, Ümraniyespor 2, Y.Malatyaspor 22.<br />
FİFA kayıtlarına göre şu anda Türk takımlarının toplam 181 dosyası bulunuyor. Daha da artacağı belirtiliyor.<br />
Sadece futbolda mı?<br />
Basketbolda da bazı takımlarımızın transfer yasağı bulunuyor…<br />
Nereden bakarsak bakalım, artık bu işler parasız olmuyor. Paran varsa da bunu iyi yönetecek akıllı, sporun içinden gelen, kıymet bilen doğru yöneticiler şart. İkisini bulabilirsen ne ala. Yoksa hiç kolları sıvayıp da yeni yeni maceralara atılmaya gerek yok. Ama bizde herkes her işi en iyisini kendisi bildiğinden ve yaptığını da iddia ettiğinden, söyleyeceğimiz sözü de bazen bulmakta güçlük çekiyoruz…<br />
Meşhurdur; “Zenginin parası züğürdün çenesini yorar”<br />
Yeri gelmişken Hz. Mevlana’nın sevdiğim bir sözünü de sizlerle paylaşmak istiyorum.<br />
“Herkes belirli bir iş için yaratılmıştır ve o işe duyulan istek her yüreğe konmuştur.”<br />
Ne kadar güzel bir söz değil mi?<br />
Biz de tamamen tersi. İşe göre adamdan çok, adama göre iş yaratan bir ulus olduk!<br />
Böylesine içimizi karartan bu tablodan sonra Türk Futbolu için güzel bir haber ne olabilir diye düşünüyorum. Takımlarımızın Avrupa’da durumları da Sakar Geçidinin eski hali gibi… Ne zaman ne olacağı belli değil, sürprizlerle dolu!..<br />
Kolay kazanır diye düşündüğün maçı kaybediyor, fark yer derken kazanıyor…<br />
Anadolu’da bir söz vardır; “sarımsağı nerede yediysen ağzını da oraya kokut.” Bizim takımlar da o misal.<br />
Karamsar bir tablo yarattık ama bu yaşadığımız gerçekler!<br />
Her zaman eleştirdiğim, panellerde bile gündeme getirip, meslektaşlarımıza da uyarıda bulunduğumuz çok düşündürücü ancak güldüren sözlerle günü tamamlayalım… Özellikle futbol maçlarını anlatan spikerler kafa vuruşlarında yıllardır birbirlerini taklip ederek anlatımlarını sürdürüyorlar. O kadar çok yanlışlık yapıyorlar ki, bilen adeta gülüyor… Özellikle “Kafası gol oldu!” veya “Kafası direkten döndü!” diye haykırıyorlar…<br />
Bu spikerleri hiç mi uyarmazlar veya üst makamdan birisi çıkıp da espri yoluyla öğüt veremez mi?<br />
“Arkadaş, oyun içinde futbolcunun kafası nasıl kopup gidiyor da, gol oluyor. Top mu bu?” veya “Futbolcunun kafası direğe çarparsa, o şiddetteki çarpışmada adam ölmez mi?”<br />
Lütfen söylemeyin “Böyle başa, böyle tıraş” diye!.. &nbsp;</span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Oct 2025 13:07:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Derneklerin yönetimi değişince, yöntemleri ne olmalı?</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/derneklerin-yonetimi-degisince-yontemleri-ne-olmali-10044</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/derneklerin-yonetimi-degisince-yontemleri-ne-olmali-10044</guid>
                <description><![CDATA[Derneklerin yönetimi değişince, yöntemleri ne olmalı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Spor kulüplerinin de dahil olduğu tüm derneklerin normal zamanda, gerektiğinde olağanüstü kongreleri ile yönetimleri değişir. Yeni gelen yönetimlerin ise ne yapmaları gerekir? sorusunun cevabı: “Çok ünlü &nbsp;model bir otomobili 2’nci elden satın alan usta bir şoförün yaptığını yapmalarıdır.” derler. Öylece teslim aldıkları işletmenin bir otomobil gibi tüm parçalarını ayrı ayrı incelemeli, değişmesi gerekenleri yenilemeli, sağlamları bırakmalıdırlar. Bunda önemli olan yeni şirketin eski birimlerinin branş yönetimi, çalışma programı ve aldığı sonuçlar ve randıman &nbsp;raporları önemlidir. Yoksa kabile kafası ile davranıp, yalnız kendilerinden olanları yerleştirmek; ustalıkları, tecrübeyi yok saymak, o müesseseye, o derneğe başarı değil, kayıp ve düşüş getirir. Bir örnek: Tüm branşları ile tam bir spor kulübü olan ünlü kulübümüz Fenerbahçe’de, yeni yönetimi izliyorum. Futbol bölümündeki hepimizin gördüğü grafikleri gördüler ve usta şoför gibi yeni parçalar arıyorlar. Amma, çok başarılı futbol dışındaki madalyalar kazanan olimpik gruplar ve örnek olan Fikret Çetinkaya gibi yöneticilerle, aynı hızla devam demek yerinde olacaktır. Bir kulüp yönetmek, bir şirket yönetmekten daha zordur. Birinde etkili olan toplum ve müşterilerin bakışı, menfaat ve kazanç, diğerinde ise gönüllü amatör taraftarların sevgisidir… İki grubun da isteği kaliteli hizmet ve başarıdır.<br />
Başarı, kalite, tecrübe ve randıman her kapıyı açan sihirli bir anahtardır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 20 Oct 2025 09:02:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sporda tekno-ergonomi</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/sporda-tekno-ergonomi-10043</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/sporda-tekno-ergonomi-10043</guid>
                <description><![CDATA[Sporda tekno-ergonomi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu başlığı okuduktan sonra neler varmış ya dediğinizi hisseder gibiyim. Formalar artık su geçirmiyor. Ama teneffüs eden bir özelliğe sahip olan bu forma, sporcunun ten sıcaklığını bir şekilde dışarıya transfer ediyor. Keza ayakkabılar da öyle. Su geçirmiyor, ayaklar ayakkabının içinde zaman geçtikçe yanmıyor, ısıyı dışarıya iten bir zar ile ayak sıcaklığının aynı düzeyde kalmasını sağlıyor.</p>

<p>Futbolu klasik yeşil çimleri, renkleri aynı olsa da bu defa sentetik çimlerle aslını aratmayacak şekilde hepimize sunuldu. Bazı değil, çoğu maç son yıllarda sentetik zeminle döşeli futbol sahalarında oynatılıyor. Bundan memnun olanlar yanında memnun olmayanlar da bulunuyor. Farklı iki zeminde yapılan maçlardaki yaralanma oranları konusunda ciddi bir inceleme yapılırsa, büyük ölçüde sentetik zeminlerdeki maçlarda daha çok yaralanma ve dolayısıyla sakatlıkların meydana geldiği görülecektir.&nbsp;</p>

<p>Bu konu tartışılmaya devam ediyorsa da işin bir de ekonomik tarafı bulunmaktadır. Gerçek çim ile sentetik çim arasında maliyetler açısından önemli farklar bulunduğu bilinmektedir. Bu konuda tartışmalara bakılırsa avantaj sentetik çim sahalardan yana durmaktadır. Peki sakatlık konusu gündeme gelirse sonuç ne olacaktır? Bu konuda iyi bir etki araştırması yapılmalıdır.</p>

<p>Salonlarda eskiden flaş ile fotoğraf çekilmesi yasak idi. Çünkü flaşın patlaması ile pozisyonda yer alan sporcuların gözleri kısa süreli olsa da görme kaybına uğruyordu. Flaşla fotoğraf çekiminin birinci sebebi salon aydınlatmalarının yetersiz oluşudur. Zamanla aydınlatma teknolojisi gelişti hatta maçın oynandığı zemindeki her metre kareye düşen ışığın ansilümen cinsinden düzeyi ölçülmeye başlandı. Ayrıca fotoğraf makinaları ve kameralarının daha düşük ışık ortamlarında çekim yapabilme teknolojisine sahip olması ile flaşla fotoğraf çekme neredeyse tarihe karıştı.</p>

<p>Kayak yapan sporcuların kullandıkları takımlar eskiye göre çok daha iyi kayma özelliğine sahip oldu. Hatta yarış yapılan bölgenin kar yapısına göre özel bir zemine büründü. Çeşitli kayak sınıfı yarışlarındaki kullanılan tulumlara göz atarsak, onlardaki olağanüstü teknolojik gelişmeler, kayak sporcularının çok daha rahat koşullarda antrenman yapmalarını ve yarışmalarını kolaylaştırdığı görülecektir.&nbsp;</p>

<p>F1’deki teknolojik gelişmeleri yazmaya başlasak, sayfalar yetmeyecektir. Ancak farklı hava koşullarındaki lastikler ve bunların teknolojileri incelendiğinde olağanüstü bir tablo ile karşı karşıya kalıyoruz. Yarış otomobillerini çok özel bir zemine sahip pistlerde izlediğimizde yol tutuşunun ne kadar stabil ve güvenli olduğunu hayretler içerisinde izliyoruz. Burada pistin özelliği kadar bu zemine uygun üretilmiş lastikler dikkatle analiz edilmelidir.&nbsp;</p>

<p>Peki, günlük hayattaki gelişmeler biz normal insanlar için neler sunuyor? Bir kere teknoloji bağımlısı olanlarımızın çoğunda boyun omurlarında öne eğiklik fena bir şekilde yaygınlaşıyor. Keza elimizdeki telefonlara bakarken de başımızı öne eğerek bu hareketi yapıyoruz. Özellikle masa başı işleri sürdürenlerimizin ya masalarının yüksekliklerinin arttırılması ya da kullandıkları bilgisayarların altlarına birkaç kâğıt paketi koyarak yükseltilmesi gerektiğini bildirmek zorundayım. Bazı kullanımlardan dolayı birçok insanımız boyun omurlarında ciddi hasarlarla karşılaşmaktadır.&nbsp;</p>

<p>Sporda hem teknik hem de ergonomik araştırmalara göz atmak gereklidir. Gerek antrenmanlarda gerekse yarışmalar esnasında sporcuların olası yaralanmalardan korunması için buna ihtiyaç duyulmalıdır. Bunların yanında taraftar ya da seyirci olarak maçlara gidenlerin oturacakları iyi bir koltuk, iyi sıcaklık ve iyi bir havaya ihtiyaç duydukları unutulmamalıdır.&nbsp;<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Oct 2025 09:55:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Merhaba Balıkçı, merhaba...</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/merhaba-balikci-merhaba-10042</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/merhaba-balikci-merhaba-10042</guid>
                <description><![CDATA[Merhaba Balıkçı, merhaba...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>52 yıl önce aramızdan ayrılmıştı”Halikarnas Balıkçısı”…”Mavi Sürgün”,<br />
Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı) yapıtıdır.<br />
1961’de yazmıştır.<br />
Bodrum’a sürgün edilişini, yolda ve beldede başından geçenleri yazdığı “anı” türü kitapta;<br />
“Ulu Çınar Musa’nın Sevgisi” ara başlıklı bir bölüm söz konusudur.<br />
O, genç tarımcıdır.<br />
Her bitkiyi sever, “Akdeniz Güzeli” zeytini daha çok sever!<br />
Ahali ona;<br />
“Zeytinci Musa” da der…</p>

<p>****<br />
Halikarnas Balıkçısı,<br />
“Mavi Sürgün” için demiştir ki;<br />
”Karakolda ona, ‘İstiklâl Mahkemesi’ne gideceksin’ denir.<br />
Niçin İstiklâl Mahkemesi’ne gittiğini bilmez.<br />
İki jandarma ile, kelepçeli olarak İstiklâl Mahkemesi’ne sürüklenir. Mahkemenin bulduğu bir suç vardır.<br />
Sonunda cezasının idam olacağı anlaşılır.<br />
Sabırlık ve tarlakuşu eller, göğüste kavuşturulmuş, idamı bekler.<br />
‘Sürgün edileceksin’ denilir.<br />
Sürgün yeri Bodrum bir muammadır, bir karanlıktır. Ama işte apansız karanlık kalmaz.<br />
Bu ‘Mavi Sürgün’ yazısı, bu işin nasıl olduğunu anlatacaktır…’</p>

<p>****</p>

<p>İşte, “Mavi Sürgün”deki bu “Zeytinci Musa”,<br />
yoksul bir kız görüp beğenir.<br />
Kız; Musa’ya göre “Tellenen ve süzülen bir duman” gibidir.<br />
O kız, kuyuya gelip su çeker.<br />
Kuyunun çevresindeki kayrak taşlarında kalan ayak izlerinden ölçüsünü alarak sandalet diker “Zeytinci Musa”,<br />
ve kızın bahçe duvarından içeri atar.<br />
Musa;<br />
“Halikarnas Balıkçısı”ndan başkası değildir!</p>

<p>****<br />
Edebiyat eleştirmenlerine göre;<br />
“Mavi Sürgün”,<br />
“Halikarnas Balıkçısı’nın otobiyografik romanıdır! “Binbir şüphe, tedirginlik, kasvetle sürüldüğü Bodrum’a tutkuyla bağlanan bir adamın aslında İstanbul’da sürgünde olduğunu anlamasının öyküsüdür.”<br />
Bir yandan da hem Osmanlı’nın son dönemlerine,<br />
hem de Cumhuriyet’in ilk yıllarını anlatması ve toplumsal hayata ayna tutması açısından hayli değerli bir edebi eserdir..”</p>

<p>****</p>

<p>Rahmetli<br />
Şadan Gökovalı<br />
Hocam<br />
kitabı “Ben HALİKARNAS BALIKÇISI Doğdum Sevdim Öldüm-Ustayla Paylaştıklarım”da (TUREB Yayınları-Nisan 2014) amcası Cevat Paşa’dan ötürü ilk adının “Musa” olduğunu yazmıştır “Bodrumlu Civat Bey”in…<br />
Bodrum’un antik çağdaki adı olan “Halikarnas”ı takma isim olarak da benimsemiştir.<br />
Cevat Şakir,<br />
Bodrum’da balıkçılık dahil her işi -neredeyse- yapmıştır.<br />
Edebiyatımızın şaheserlerinin büyük kısmını da Bodrum’da yazmıştır..<br />
Yapıtlarında<br />
tema hep;<br />
Ege denizi ve deniz insanlarıdır…<br />
Romantizm ile karışık coşku egemendir…</p>

<p>****</p>

<p>Bir anekdot ile devam edelim…<br />
1958’de Brüksel’de “Dünya Şairler Konferansı”na davet edilir<br />
Cevat Şakir.<br />
Dünyanın bütün ozanları oradadır!<br />
Konferans Başkanı, şiirin “Dünyayı düzene sokacak tek güç” olduğunu anlatır.<br />
Sonra Oxford mezunu Balıkçı’yı kürsüye çağırır. Mikrofon başına geçer ve usuna gelen ilk tümceyi söyler Balıkçı:<br />
“Tarih, üç büyük şair yazmıştır: Homeros bir, Dante iki!”<br />
Susar…<br />
Salondan haykırmalar:<br />
– Peki, üçüncüsü kim?<br />
– Ben nereden bileyim; herkesin üçüncü şairi başka, belki de kendisidir!”<br />
Alkışlar… Alkışlar… O gün büyük tezahürat altında tam bir saat konuşur Balıkçı!</p>

<p>xxx</p>

<p>Cevat Şakir; Nâzım’a göre “Büyük Şair”,<br />
Yaşar Kemâl’e göre “Nobel için ilk aday”, Bedri Rahmi’ye göre de “Kınından çekilen kılıç gibi bir MERHABA”dır.<br />
Çağdaş Homeros’tur…<br />
O; “Yunan Mitolojisi” diye dayatılan tanrı, tanrıça ve tanrısal kahraman öykülerinin “Anadolu kaynaklı” olduğunu, Anadolu uygarlığını “Geçmişimiz” saymayı bize öğretendir.<br />
Bodrum’u, Bodrum; Denizi; “Baştan başa masmavi bir gülüş” yapan “Bodrum Sürgünü”dür!<br />
“Benden size zarar gelmez” anlamındaki “MERHABA” ile özdeşleşendir de…<br />
Yaşama, sevdaya, aşka, doğaya hep MERHABA diyendir!</p>

<p>xxx</p>

<p>52 yıl önce bugün İzmir’de yitirdiğimiz Balıkçı, yüreğinde hep sevdayı taşırdı…<br />
Deniz, hep o sevdasıyla yazdı.<br />
Her hikayesinde denizin o ruhunu.<br />
Her gece yıldız yakıyor şimdi gökyüzünde!.<br />
MERHABA<br />
Zeytinci Musa<br />
MERHABA!<br />
MERHABA<br />
Balıkçı MERHABA…<br />
MERHABA!..<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Oct 2025 09:36:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akan su yosun tutmaz…</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/akan-su-yosun-tutmaz-10041</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/akan-su-yosun-tutmaz-10041</guid>
                <description><![CDATA[Akan su yosun tutmaz…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Soruyorlar, “Futbolu neden fazla yazmıyorsunuz?” diye. Klasik cevabım: “Herkes futbol yazıyor. Birileri de yazılarıyla, ülkemizde diğer sporların olduğunu hatırlatmalıdır…” Ama şunu söylemeliyim ki, geçtiğimiz hafta Türk Futbolu için Avrupa’da zafer haftası oldu ve Avrupa’da mücadele eden 3 takımımız (Galatasaray, Fenerbahçe, Samsunspor) üçte üç yaptı. Böylesine güzellikleri de elbette es geçemeyiz… Futbol ekiplerimiz bize böyle anlamlı gecelerle gelmeli…&nbsp;<br />
Basketbolda süper lig başladı ve 4 Kupalı şampiyon Fenerbahçe Beko ilk maçında 5 salise kala yediği basketle Tofaş’a yenildi… Konu Fenerbahçe Beko gibi geniş rotasyonlu bir takımın kalan sürede basketi nasıl yediğinden çok, sadece tipleyecek zamanın (0.5) olduğu pozisyonda basketin yapılması… Bu da Bursa’da Tofaş’ın başarısı oldu ve basketbol adamları tarafından tartışılan “topun basket olması için en az 0.6 gerekli” tartışması şimdilik 0.5 ‘e çekilerek nokta kondu.<br />
İtiraz sonrası hakemler pozisyonu yeniden izledi ve topun süre bitmeden elden çıktığını belirterek sayıyı verdi, maçı da Tofaş kazandı… İşte basketbolun heyecanı ve zevkli tarafı da bu…&nbsp;<br />
Basketbolda Eurolig başladı, Anadolu Efes ilk maçından zaferle ayrıldı. Maçı son çeyrekteki oyunu getirdi. Son şampiyon Fenerbahçe Beko da kendine yakışanı yaptı ve Paris Basketbol’u bir kez daha yenerek güzel bir başlangıcı oldu. EuroCup da Bahçeşehir kazanarak başlarken, Beşiktaş ve Türk Telekom ilk maçlarını kaybetti.<br />
Dünya Şampiyonası’nda kadın milli voleybol takımımızdan sonra erkek milli voleybol takımımız da başarılı olarak tarihinde ilk kez çeyrek finale yükseldi. Şampiyona sonrası açıklanan sıralamada Dünya 6.sı ilan edildi.<br />
Paralimpik oyunlarındaki başarılarımız inanılmaz boyutlara ulaştı. Pek çok branşta sporcularımız yüzümüzü güldürerek İstiklal Marşı’mızı dünyaya dinletti ve kürsüden inmedi…<br />
Minderde kadın ve erkek güreşçilerimiz, ringde boksörlerimiz rakiplerine alanı dar getirirken, su sporlarında da oldukça başarılı sonuçlarla rakiplerimize su yutturduk!&nbsp; Judocular tatami de rüzgâr gibi esti, dağ bisikletçileri en önde varışa geldi…<br />
Bir büyük başarı da yıllar sonra Atilla Güler’in başkanlığını yaptığı Oryantiring branşındaydı. Eylülün ilk haftasında Bulgaristan’ın Panagyurishte şehrinde gerçekleştirilen SEEOC 2025 Avrupa Oryantiring Şampiyonası’nda sporcularımız tarihi başarıya imza atarak, Avrupa İkincisi olarak tarih yazdı. Milli takımımız toplamda 7 altın, 6 gümüş, 12 bronz olmak üzere toplam 25 madalya elde etti. Bu başarının altında yatan gerçek, Mersin, Aydın, Antalya ve Manisa‘da koşulan zorlu etapların ardından, Afyon ve Bursa Keleş'te yapılan Milli Takım seçme yarışları, atletik testler, etkili kamplar oldu. Bunların sonucunda da en iyilerden oluşan Milli Takım yaratıldı. Elbette gizli kahramanlar da yok değildi. Deneyimli teknik ekip, sağlık kurulunun psikolojik ve fiziksel destekleri, etkin idarecilerin eşliğinde inanmış ve yüreklerini ortaya koyan disiplinli bir sporcu grubuyla bu başarı elde edildi.<br />
Unutmayın ki; başarı, cesur adımların atıldığı yerde doğar. Doğru insanlarla da devam eder… Bir Latin Atasözüdür; “Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir.” Onun için devamlılık da çok önemlidir.<br />
Ekim 2024’de başkanlık görevine seçilen Atilla Güler ile çok kısa zamanda çok büyük atılım gerçekleştiren oryantiring federasyonu, disiplinli, kararlı ve planlı bir çalışma sonrasında daha ilk yılında pek çok ilklere damga bastı. Alt yapıya da önem veren, her yaş grubuyla ayrı ayrı ilgilenen federasyon, geleceğin milli takımlarının nüvesini de böylelikle oluşturmaya başladı. Oryantiring sporunu ilkokullara kadar indirdi, çeşitli illerde kamplar açarak da sporcuların daha bilimsel çalışmaları için olanaklar yarattı. Milli takım seçmelerini tek yerde yapmanın sakıncalarını göz önünde bulundurup, seçmeleri çeşitli illere yayarak adil bir şekilde yaptı. Yeni kulüplerin kurulmasına, hakem, antrenör yetişmesine de önem verdi. MHK Başkanı Özgür Morbel yönetiminde hakemleri sürekli eğitirken, yurdun dört bir yanından gelen yeni katılımlar ile adeta bir hakem ordusu oluşmasını sağladı.<br />
Güçlü ve adil bir grubunu yaratan, eğiten ve tamamen sporun içinde yoğrulanlarla kenetlenen hakem camiası, bu spora gönül vermiş, hem alaylı hem de mektepli, yaşamı boyunca sporla iç içe denen insanlardan birisi olan Özgür Morbel’in özverili çalışması, spor aşkının birleşmesiyle güzellikler bir anda ortaya çıktı.<br />
Akhisar’da doğup, ilk, orta ve lise eğitimini aynı ilçede tamamladıktan sonra üniversite eğitimini Manisa Celal Bayar Üniversitesi Beden Eğitimi Spor Yüksekokulu’nda Beden Eğitimi Öğretmenliği bölümünde tamamlayan ve 2003 yılından bu yana oryantiring sporun içinde olan Özgür Morbel, antrenörlük, ulusal hakemlik ve idarecilik düzeyinde aktif rol oynadı. Akhisar Namık Oğul Ortaokulu’nda Beden Eğitimi Öğretmeni olarak görevi sürdüren, Türkiye Oryantiring Federasyonu Merkez Hakem Kurulu Başkanı Özgür Morbel, 2016–2021 yılları arasında Federasyonun Organizasyon Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi ve başarıyla da yerine getirdikten sonra, 2024 yılından bu yana, Türkiye Oryantiring Federasyonu Merkez Hakem Kurulu (MHK) Başkanı olarak hizmet vermekte. Akhisar’ı ve Akhisarlıları oryantiring sporu ile tanıştıran Morbel’in bu kente kazandırdığı çok sayıda şampiyonluk da oldu. Okul çağlarında atletizmde dereceler elde etti, voleybol, basketbol ile ilgilendi, <span style="background-color:white"><span style="color:#222222">Milli Eğitimde izci liderliği yaptı, </span></span>amatör olarak futbol oynadıktan sonra, il hakemi lisansı ile TFF kayıtlarına girdi. Oryantiring sporuna gönül verdikten sonra da bu branşın adeta bir neferi oldu.<br />
Çocukluk yaşlarından başlayan spor sevdası bugünlere kadar başarıyla taşıyan Özgür, akan su gibi hep yoluna devam etti. Asla durmadı. Unutmayın; akan su asla yosun tutmaz. Yoluna kararlılıkla devam etmek istiyorsan sen de akmaya devam edeceksin ki, hedefin olan başarıya ulaşabilesin.<br />
İnanmak da çok önemli. Yaptığın işe, doğruluğuna da inanacaksın. Lev Tolstoy’un dediği gibi “İnanç, yaşamanın gücüdür.”<br />
Bazıları müzik, magazin, sanat, siyaset, kültür ile ilgilenir. Bizim de işimiz spor. İnançla devam ediyor ve yaşamanın gücünü de böyle alırken, başarıya ulaşmanın keyfini de zarar zaman çıkarıyoruz. Hüsrana uğradığımız anlar yok mu?.. Çok! Ama biz yılmadan doğru bildiğimiz yolda devam ediyoruz… Aklınızın bir köşesinde Schiller’in şu sözü bulunsun: “Doğruluk, her türlü şartlar altında meyve verir.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Oct 2025 22:58:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Efsaneydi Levent Kırca </title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/bir-efsaneydi-levent-kirca-10040</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/bir-efsaneydi-levent-kirca-10040</guid>
                <description><![CDATA[Bir Efsaneydi Levent Kırca ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Tam kırkbir yıl tiyatro yaptı..<br />
Yeri dolmaz bir mizah ustasıydı…<br />
Sanatı kadar ülke sorunlarına duyarlı!..<br />
Demokrasi sevdalısı…<br />
Kafa Tutanlardandı;<br />
Levent Kırca !..<br />
***<br />
Zeki, cesur, birikim sahibiydi…<br />
“Olacak O Kadar”ı 25 yıl yaptı…<br />
“Arada bir zülfüyare dokundu..<br />
Tam yerine geldi manzara koydu!..”<br />
Bizleri hep gülümsetti, düşündürdü…<br />
Yukarıdan gelen bir emirle kaldırıldı reyting rekorları kıran programı!<br />
Şan, şöhret, para-pul, yokluğu..<br />
İşkenceyi, yasakları, baskıları, ihaneti…<br />
Gördü, geçirdi; yıkılmadı Levent Kırca!<br />
O günlük siyaseti mizahla harmanlayan, topluma ayna tutan skeçleri hâlâ gündemde.<br />
***<br />
“Gün yine aydın değil, manzara konacak..<br />
Çok şey vardı daha…<br />
“Olacak O Kadar” demiştin,<br />
Tüm şakalarına gülmüştük,<br />
Ama ölecek kadarı çok fazla…”<br />
Ne güzel yazmış Ozan Milat Yelken..<br />
O ölürken bile düşündürdü…<br />
İlk kez güldürmedi ilk kez!<br />
Öyle aramızdan ayrıldı…<br />
***<br />
“Levent ile, 1974’te TRT’deki “Oyun Treni”ndeki rolünü devralan kardeşim Abdullah gibi ‘bol kepçe kahkaha’ ekolündendir. &nbsp;‘Kahkaha atmazsan paran geri’ ekolü de diyebilirsiniz.<br />
Kökleri Orta Oyunu’na, Karagöz’e, Dümbüllü’ye gider.<br />
Bizim komedimizdir. Gerekirse küfür eder, gerekirse kadın kıyafetine girer, gerekirse şarkı söyler.<br />
Ama asla snobluk etmez. Onun komedyenliğini küçümseyenler bu geleneği bilmeyenlerdir.<br />
Levent’in televizyon tarihimizde de seçkin bir yeri olacağına şüphem yok.<br />
Bir makyaj ve taklit ustasıydı.<br />
Bundan 27 yıl önce televizyonda yaptıklarına bakıp ‘vayy ya, neler yapılabiliyormuş’ dememiz acıdır ama boşuna değildir.<br />
Usta komedyenleri görenler, şartlı refleks gibi, hemen gülmeye başlarlar.<br />
Oysa onların da bir<br />
‘reel’ dünyası vardır ve o bu rezil dünyadır, bu çıldırtıcı Türkiye’dir. Yorulurlar.<br />
Kalpleri kaldırmaz. Karaciğerleri iflas eder. Bizi geride mahzun ve kahkahasız bırakıp ‘daha güzel bir dünya”ya giderler.”<br />
Bu “Levent Kırca Analizi” &nbsp;İletişim profesörü &nbsp;Gazeteci Yazar Haluk Şahin’indir.<br />
***<br />
Mavi kadifedeki yıldızlardandı…<br />
“Büyük Usta”…<br />
O da güzel insanlar gibi;<br />
10 yıl önce -tam da bugün-<br />
O güzel atlara binip gitti…<br />
Ayakta; dimdik “Eyvallah” dedi!..<br />
Daha iyi bir Dünya’da görüşmek üzere.<br />
Yüreğimizdesin!<br />
Sanata bıraktığın izlere, renklere saygıyla.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Oct 2025 14:05:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi\&#039;nde neler oluyor?</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/turkiye-milli-olimpiyat-komitesinde-neler-oluyor-10039</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/turkiye-milli-olimpiyat-komitesinde-neler-oluyor-10039</guid>
                <description><![CDATA[Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi\'nde neler oluyor?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>“Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nde neler oluyor’’ sorusuna, Avrupa’da Ne Cevap Verecektim?<br />
Görevli olarak yurt dışına her gittiğimde, özelikle Avrupalılar bana Türkiye ile ilgili pek çok soru sorarlar. Hepsine çok dikkatle, abartmadan cevaplar verirdim. Bu defa başkan yardımcısı olduğum Dünya Fair play Konseyi &nbsp;CIFP’nin yeni yönetiminin tertiplediği IOC’nin (Dünya Olimpiyat Komitesi) yeni ve ilk Kadın Başkanı Kirsty Coventry’nin konuğu olarak Lozan’da, Olimpik Müze’de yapacağı konsey toplantısında gidecektim. Kadere inanırım. Kısmet değilmiş, gidemedim… O toplantıda bana sorulacak; ‘Türkiye’de Olimpiyat Komitesi’nde neler oluyor?’ sorularına bir cevap hazırlamıştım.<br />
Türkiyemizin spor dünyasında bu konuya ilgi duyanlar da okusunlar diye, köşemde; tasarladığım cevabıma işte burada yer veriyorum: “Türkiyemizde 1908’de kurulmuş olan Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin Avrupa’da saygın bir yeri ve tarihi vardır. 2025’teki seçimde, tarihte ilk defa politikadaki, genel seçimlerindeki gibi bir süreç yaşandı. Çoğunlukla İstanbul dışındaki üyeler özel organizasyonla, vaatlerle seçime taşındı ve yeni grup 35 oy farkla seçimi kazandı. Fakat gelenler iyi niyetli olmalarına karşın, çok tecrübesizdiler. Eski deneyimli ve başarılı üyelerin tecrübelerinden yararlanmak istemediler. İlk tüzük tadilatı kongresi Olimpizmin kurallarına ve yerli yasalara uymadığı için iptal oldu. Şimdi Olimpiyat Komitesi ile ilgili toplum, sabırla yeni bir seçim bekliyor.’’<br />
Siz sayın okuyucularım bana sorarsanız, görüşüm şöyle: Bir önceki saygın yönetimin çevreden aldığı destek, avantajlar ve sponsorluklar, özellikle mali destek henüz yok. İyi niyetli olsalar da, bu genç, Olimpizmde tecrübesiz ekibin çizeceği yol nereye varabilecek? sorusu ortada. Son olarak üyeler arasında yapılan gizli, sözlü anketten, Mart ayındaki genel kurulda tüm üyelerin bir defa daha çok düşünüp oy kullanacakları tahmini ve sonucu çıktı. Çünkü; Türkiye halkıyla, özellikle devleti ile Olimpiyat dünyasındaki bugüne kadar koruduğu saygın yerini kaybetmek istemeyecektir. Ben de Olimpiyat Komitesi’nin en kıdemli üyesi olarak, her inanan gibi ‘ülkemiz için hayırlısı olsun’ diyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Oct 2025 09:27:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kongre sonrası</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/kongre-sonrasi-10038</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/kongre-sonrasi-10038</guid>
                <description><![CDATA[Kongre sonrası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Şimdi, kendimi sorgulayarak bu yazıyı sürdüreceğim. Anlamadığınız bir alanda köşeye bir yazı yazmanın pek çok kere zorluğunu yaşamış biri olarak aynı duyguları tekrar yaşıyorum.<br />
Geçtiğimiz 3-4 Ekim günlerinde “Engelsiz spor ve yaşam kongresi” isimli bir kongreyi üç ayrı kurum olarak bir arada organize ettik. Sivil toplum kuruluşlarımız, gönüllülerimiz, sponsorlarımız, konuşmacılarımız ile zaman zaman yağan sonbahar yağmurlarının eşliğinde bu bilimsel etkinliği tamamladık.<br />
Her ne kadar engelsiz bir spor ve yaşam desek de ağırlıklı olarak engelli ve özel gereksinimli yurttaşlarımızın sorunları ve çözüm yollarının önerildiği oturumlar, ülkemizin bu konuda daha çok çalışması gerektiğini işaret ediyor. Bunu ben söylemiyorum, her üç konuşmacıdan birisi mutlaka ciddi biçimde aktardı. Fiziksel engellilerden disleksiye, beslenmeden teknoloji kullanımına kadar çok geniş bir yelpazedeki bildirileri dinlemekten yerimden kalkamadım.<br />
Aklıma takılan bir başka konu, nüfusumuzun ne kadarının engelli bireylerden oluştuğu konusunda bilgi aktaran konuşmacıların %10 ve %15 oranları vermesi beni dehşete düşürdü. Sunu esnasındaki slaytların altındaki referanslarda bunların kaynağı mutlaka yazıyor olmalıdır ama bu rakamlar giderek artıyor olmalıdır. Çünkü engel nedenlerinin çoğu sonradan oluşan olaylardan kaynaklanıyor. İş, ev ve trafik kazaları bunun önemli bir kısmını oluşturuyor.<br />
Bir yıldan bu yana yoğun bir hazırlık sonrası yapılan bu kongre, şapkamızı alıp masaya koyma zamanımızın geldiğini gösterdi. Konuşmacıların anlattıklarının yanısıra çeşitli önlemler konusunda çalışma sunan araştırmacı sayısı azdı. Hakemliğini yaptığım bir bildiriyi şimdi açıklamanın sanıyorum sakıncası yoktur, bir çalışmacının başıboş köpeklerin normal ve engelli vatandaşlarımız için olası tehlikelerinden bahsettiği tebliğ içeriği kadar, kırmızı ışıkta bekleyen bir motosiklet sürücüsüne arkadan gelip çarparak ölümüne yol açan araç kullanıcının yarattığı dehşeti anlamak çok daha zor olmalıdır.<br />
Son zamanlarda, uzun süreli tüketimler sonucu gıda kaynaklı rahatsızlıkları da izliyoruz. Bazı kimyasalların, pestisitlerin gıdalar üzerinden temizlenememesi üzerine yarattığı komplikasyonlara dikkat edilmesi konusunda uyarıldık. Keza ağız ve diş sağlığı, çeşitli enfeksiyon kaynakları da hem normal hem de özel gereksinimli vatandaşlarımız için tehlike yarattığını bir kaz daha tanık olduk.<br />
Özetlemek gerekirse, bu sorunları çözmenin yeri eğitimden geçiyor. Aileden başlamak üzere, okulda, hayatta, her noktada, temizlik, düzen ve kurallara uyma (özellikle trafik) konusunda yeniden yapılanmalıyız. Başka bir dünya yok. Her şey burada. Hepimizin birer engelli adayı olduğumuzu unutmadan bu konularda kendilerine görev düşenlerin çok daha aktif çalışmaları gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.<br />
Aslında yazılacak çok şey var. Küçük bir parçasını sizlerle paylaştım. Bu vesile ile Fatih Sultan Mehmet Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Barış Yılmaz ve ekibine, İstanbul Rumeli Üniversitesinin Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Can İkizler ve çalışma arkadaşlarına, Spor Bilimleri Fakültesinin “her zaman hazır” sloganı ile görev yapan takım arkadaşlarına teşekkür etmezsem hepsine haksızlık etmiş olurdum. Durun bitmedi; Özel Olimpiyatlar-Türkiye, Özürlüler Vakfı, Avrasya Özel Çocuklar Derneği bu kongrenin çok önemli birer sivil toplum kuruluşlarıydı. Onlara da teşekkür borçluyuz.<br />
Kuşkusuz bu kurumların arka planındaki dev yapıları da unutmamak gerekiyor. Bir tarafta Sağlık Bakanlığımız, diğer tarafta Eğitim Bakanlığımız, Spor Bakanlığımız bu gibi aktivitelerin doğal koruyucularıdırlar. Bizler, üzerimize düşen bu görevleri yapmanın dışında dikkatleri çekme işlevlerini de yerine getirmek zorundayız. Bu çabaların küçük bir parçası olmak bile onur kaynağı olmalıdır.<br />
Bir başka yazımda görüşmek üzere…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Oct 2025 17:53:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Spor sadece futbol mu?</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/spor-sadece-futbol-mu-10037</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/spor-sadece-futbol-mu-10037</guid>
                <description><![CDATA[Spor sadece futbol mu?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Ülkemizde spor dendiğinde aklına sadece futbolun geldiği büyük bir kesim var. Bunların da tuttuğu takımın yüzdesine bakarsanız hatırı sayılır bir şekilde Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş’tan oluşan üç büyükler. Sıra kent sevdalılarına geldiğinde, Trabzonspor, Karşıyaka, Göztepe, Bursaspor, Eskişehirspor’u öncelikle sayabilir. Sonra da Kocaelispor, Ankaragücü, Adana Demirsporı, Gençlerbirliği, Sakaryaspor diye sıralamak mümkün.<br />
Kulübü istediğiniz kadar spor kulübü olarak tanımlayın futbol branşınız olmadığı zaman bunun kabul görmesi olanaksız gibi. O zaman fanatiklerin gözünde spor kulübü değilsiniz. Peki, futbol dışında oynanan oyunlar spor değilse nedir?<br />
Yaptığımız kısa araştırma sonunda dünyanın pek çok ülkesinde futbolun milli spor olmadığı ancak çok sevildiğini de görmemiz engellenemiyor. Demek ki tüm dünyada futbol bir tutku…<br />
Şöyle dünya spor turu yapacak olursak, Türkiye’nin milli sporu geleneksel sporlarından olan cirit. Meksika’nın charreria (binicilik-güreş karışımı geleneksel spor), Brezilya’da capoeira (Geleneksel dövüş sanatı/sportif dans), Arjantin’in pato (at üstünde top oyunu), İngiltere’de kriket, Rusya’da bandy (buz üstünde hokey benzeri oyun), Nepal’de voleybol, İran ve Mongolya’da güreş, Avustralya’da kriket, ragbi, Japonya’da sumo güreşi, Hindistan ve Pakistan’da hokey, Bruhan da okçuluk, Afganistan’da buz kasi (at üzerinde keçi leşiyle oynanıyor), Yeni Zelanda’da ragbi, Kenya ve Etiyopya’da atletizm, Güney Afrika’da ragbi, kriket.olarak görüyoruz. Bunlara daha da örnekler verebilirz. Bu ülkelerde milli sporlar revaçta ancak en sevilen spor branşı nedir biliyor musunuz? Tek kelime ve uzak ara futbol.<br />
Amerika’da çok değil birkaç yıl öncesine kadar futbol dediğinizde “kadınlar oynuyor”&nbsp; cevabını alırdınız. Onların futbol dediği Amerikan futbolu. Basketbol da elbette Amerikan futbolu ile birlikte zirvede… Ama şimdi erkekler de futbolun peşinde koşuyor ve Avrupalı, Afrikalı ünlü futbolculara hatırı sayılır milyon dolarlar vererek kurdukları futbol takımlarına transfer ediyorlar.<br />
Kanada’nın en sevilen sporu buz hokeyi olarak görülürken,&nbsp; İspanya, Fransa, İtalya, Almanya’da futbolu geçen spor branşı yok. Rusya’da futbolun yanı sıra hokey, Japonya’da beyzbol, İran’da güreş seviliyor. Avusturya’da da kriket ve ragbi futbolla neredeyse baş başa. Çin’de geldiğimizde masa tenisi milli sporları. Dünya çapındaki başarılarından da belli değil mi? Çinliler son dönemlerde futbolun yanı sıra basketbol ve badmintona da ilgi duymaya başladı. Japonya, Güney Afrika, Nepal, Avusturya’da futbolun hatırı çok büyük.<br />
Ülkemizde de her ne kadar geleneksel sporlarımız olarak öncelikle ciridi görüyorsak da, yağlı güreşi de unutmamamız gerekiyor.<br />
Futbol sevgisinin doruk noktaya ulaştığı, tüm sporlarda bile futbol seyircisinin çoğunlukla görüldüğü ülkemizde, erkeklerde basketbol, kadınlarda da voleybol tutku olmaya başladı. Nitekim voleybolda kadınlarımızın başarısı “Filenin Sultanları” yakıştırmasını beraberinde getirirken, basketbolda “12 Dev Adam” sloganı gündemden düşmedi.<br />
Konuyu nereye getireceğimi merak ediyorsunuz değil mi?<br />
Ali Koç’a…<br />
Son olağanüstü genel seçimde Sadettin Saran’a karşı başkanlığı 12.068 oy almasına karşın, rakibinin elde ettiği 12.325 oya karşılık aradaki 257 oy farkıyla kaybeden, ülkenin sayılı zenginlerinden Ali Koç’u tahtından eden nedir diye sormamız abesle iştigal olur. Tek kelime ile futbolda şampiyon olamamak…<br />
Futbol seyircisinin umurunda mı, borcunu bu süre içinde 621 milyon Euro’dan 486 Milyon Euro’ya düşürdüğü. Mali disiplini sağladığı. Diğer branşlarda zirveden inmediği.<br />
Fenerbahçe’nin bir futbol değil de spor kulübü olduğunu kabul etmeyen yok. Gerçek de bu. O zaman diğer branşlara bakalım mı?<br />
Sadece son sezonu irdelediğimizde,&nbsp;&nbsp; Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı, geçen sezonu 3 şampiyonluk ile zirvede tamamladı. Avrupa EURO Ligi, Türkiye Sigorta Basketbol Süper Ligi, &nbsp;Türkiye Kupası’nı müzesine götürdü. Bu sezonun başında da Cumhurbaşkanlığı Kupası ile taçlandı.<br />
Kadın Basketbol Takımı, Avrupa ve Süper Kupa gibi kulvarlarda da başarı gösterirken, EuroLeague Women’da da mücadele etti. ING Kadınlar Basketbol Süper şampiyon oldu. 2024 yılı genelinde 51 resmi maçtan 50 galibiyet alarak, 5 kupa kazandı; bunlardan ikisi Avrupa çapında.<br />
Kadın Voleybol Takımı Sultanlar Ligi’nde play-off final serisinde VakıfBank’a 3-1 yenilerek 2. Oldu.<br />
Diğerlerine de göz gezdirdiğimizde, yüzme, Su Sporları Avrupa Şampiyonası’nda (Belgrad, Haziran 2024) Fenerbahçeli sporcular 2 altın, 2 bronz madalya kazandılar. Kuzey Tunçelli, 1500 m serbest stil erkeklerde altın madalya elde etti. &nbsp;4×200 m serbest kadın bayrak takımımız bronz madalya elde etti; Türkiye’nin büyüklerde yüzmede bayrak takımı olarak kazandığı ilk Avrupa Şampiyonası madalyalarından biri oldu. Sporcular Fenerbahçeliydi.<br />
Atletizmde Fenerbahçeli milli atletler, Olimpiyat kotası için mücadelelerde ve çeşitli uluslararası yarışlarda madalya almaya devam etti. Özkan Baltacı çekiç atmada Almatı’da altın madalya kazandı; Kayhan Özer 100 m’de gümüş; Gizem Akgöz üç adım atlarken gümüş; Özlem Becerek disk atmada bronz madalya elde etti. Türkiye Büyükler Salon Atletizm Şampiyonası’nda Fenerbahçeli atletler 6 altın, 5 gümüş, 3 bronz olmak üzere toplam 14 madalya kazandılar.<br />
Boks’da Paris 2024 Olimpiyatları’nda Buse Naz Çakıroğlu, kadın boks 50 kg finalinde gümüş madalyayı ülkemize getirdi. İlk Olimpiyat katılımı olan Hatice Akbaş da gümüş madalya alarak önemli bir başarı gösterdi.<br />
Yelkende, TYF Yelken Ligi ve çeşitli yarışlarda Fenerbahçeli yelkenciler birçok kategori ve klasmanda altın, gümüş ve bronz madalyalar kazandılar.<br />
Kürek branşında genç milli kürekçiler uluslararası arenada başarılar elde ederek bayrağı dalgalandırdı. U23 Dünya Şampiyonalarında Fenerbahçeli sporcular altın madalya kazandı.<br />
Atıcılık da 2024 Olimpiyatları Şevval İlayda Tarhan karma 10 m havalı tabancada finalde yarıştı, gümüş madalya elde etme sürecinde yer aldı.<br />
Fenerbahçe Paris 2024 Olimpiyatları’na 27 sporcu gönderdi.<br />
Bütün başarıları yok say, tüm branşlar dibi görsün. Borçlar kat art artsın. Yeter ki sen futbolda şampiyon ol, heykelini diksinler…<br />
En azından bu bize göre değil… </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Oct 2025 09:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Devlet yönetiminde genel müdürlük tayininde başarı önemlidir</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/devlet-yonetiminde-genel-mudurluk-tayininde-basari-onemlidir-10036</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/devlet-yonetiminde-genel-mudurluk-tayininde-basari-onemlidir-10036</guid>
                <description><![CDATA[Devlet yönetiminde genel müdürlük tayininde başarı önemlidir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada olduğu gibi, ülkemizde de devlet yönetiminde genel müdürlük koltuğu çok önemlidir. Asıl işi yapacak, yönetecek, uygulayacak kişiyi görevlendirirken iyi olanı seçmek halka ve ülkeye hizmettir. Bu seçimde hata yapılırsa, eskiler Abat yani (çok iyi), başaramazsa Berbat (çok kötü) derler.<br />
Son yıl içinde spora atanan iki genç yönetici olan TC Spor Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. Veli Ozan Çakır ve İBB Spor İstanbul’un Genel Müdürü Prof.Dr.Bilge Donuk’un, çok doğru seçim olduklarını belirtmek isterim. Gerek eğitimleri, gerekse bugüne kadar izlediğim davranışları ile başarılı olacaklarını umuyorum. Türk sporu adına mutlu oldum. Veli Ozan Çakır İBB’nin yıllarca başarı ile yönetilen ekibinde yer almış, kendini geliştirmiş, üst eğitimli bir gençtir.<br />
Prof. Dr. Bilge Donuk ise, başta İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa’da en üst makama çıkan, dekan olan, eserler veren, birlikte görev yaptığım Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin eğitim çadırında yıllarca görev alan bir gençtir<br />
Bu iki tayin de iyi bir örnektir. Yerini bulmuştur. İnşallah beni mahcup etmeyeceklerdir. Birlikte hedefimiz ülke sporuna hizmettir. Tayin edenleri de kutlar başarılar dileriz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Oct 2025 09:44:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Engelsiz Spor ve Yaşam Kongresi</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/engelsiz-spor-ve-yasam-kongresi-10035</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/engelsiz-spor-ve-yasam-kongresi-10035</guid>
                <description><![CDATA[Engelsiz Spor ve Yaşam Kongresi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu defa üç farklı kurumun önderliğinde diğer destek verici toplulukların katkısı ile 3-4 Ekim 2025 günlerinde İstanbul Rumeli Üniversitesi Kadıköy yerleşkesinde adı geçen kongre düzenleniyor. Kongrenin sloganı “Özel gereksinimli bireylerle oyun birlikte, hayat birlikte” olarak seçildi. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile, Spor Bilimleri Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin ortaklığındaki bu bilimsel toplantı, Kadıköy-Bostancı’daki Club Sporium tesisleri içinde yer alan spor bilimleri ve sağlık bilimleri fakültelerinin ortak kullanımındaki seminer salonu, spor salonu ve dersliklerinde yürütülecek.<br />
Genelde kongreler belirli alanlar ve kuruluşların yönetimi altında ve periyodik olarak yapılır. Bu süreler alanlara göre değişmektedir. Örneğin, spor bilimleri kongreleri eskiden 2 yılda bir yapılırdı. Hatta spor hekimleri derneği ile yapılan centilmenlik anlaşmaları sonucu şu şekilde düzenlenirdi: Çiftli yıllarda spor bilimleri, tekli yıllarda spor hekimliği kongreleri gerçekleşirdi.<br />
Kuşkusuz her kongrede gerek spor bilimleri gerekse spor hekimliği konularındaki araştırmacıların tebliğlerini belirli bir hakem değerlendirmesi sonunda sunmalarına imkân verilirdi. Birkaç kongre öncesi spor bilimlerindeki bu gelenek bozuldu, her yıl kongre yapılması kararı verildi. Kişisel olarak bu kararın iyi olmadığını düşünüyorum.<br />
Gelelim kongremize… Bir kere engellilerle ilgili bir bilimsel toplantıyı düzenlemenin son derecede kolay olmadığını belirtmek durumundayım. Farklı engelli dernekleri ya da kuruluşlarının kendilerine özgü yapı ve davranış modeli bulunuyor. Ortak çizgiye yaklaşmak pek kolay olmuyor.<br />
Neticede işe Üniversitenin ve Bakanlığa bağlı bir hastanenin devreye girmesi ile sorunlar hızlı bir şekilde çözülüyor, program hayata geçiriliyor. Bu buluşmada adı geçen organizatörlerin yanısıra, Özel Olimpiyatlar Türkiye, Özürlüler Vakfı, Avrasya Özel Çocuklar Derneği’nin de birlikte çaba harcadıklarını ilave etmeliyim. Neredeyse her hafta bir toplantı yaparak bir yıldan bu yana devam eden hazırlıkların sonunda gelindi, program netleşti.<br />
Bu kongreye katılım için ücret ödemek yok. İstanbul’da ulaşımı en kolay lokasyonlardan birinin 100 metre uzaklığındaki bir noktada düzenleniyor. Konulara ilgi duyanların bu kongreye gelmesini bekliyoruz. Unutmayalım hepimiz birer engelli adayıyız. Her gün meydana gelen kazalar, alışılmadık durumlar köşede bizi bekliyor olabilir.<br />
Kongre programını engelsizsporveyasamkongresi.org isimli web sayfasını ziyaret ederek öğrenebilirsiniz. Kongre esnasında bir tarafta tebliğler sunulurken spor salonu ve dersliklerde çeşitli grupların çalıştayları gerçekleşecek.<br />
Kongre esnasındaki çeşitli oturumlarda, önceden tanıdığınız birçok ismin aramızda olacağını eklemek istiyorum. Merak edenlerimiz bilimsel programı inceleyebilir. Engelsiz bir ülke, hayat birlikte diyerek herkese iyi bir hafta diliyorum. Sorusu olan okurlarımız esyk2025@rumeli.edu.tr isimli e-posta adresine yazabilirler…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Sep 2025 12:02:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güneş Balçıkla Sıvanmaz, ‘Türk Sporu Adına Ali Koç’a Teşekkürler’</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/gunes-balcikla-sivanmaz-turk-sporu-adina-ali-koca-tesekkurler-10034</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/gunes-balcikla-sivanmaz-turk-sporu-adina-ali-koca-tesekkurler-10034</guid>
                <description><![CDATA[Güneş Balçıkla Sıvanmaz, ‘Türk Sporu Adına Ali Koç’a Teşekkürler’]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Spor dünyamızı uzun süredir meşgul eden Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başkanlık seçimi sonuçlandı. 3 dönemdir tarihi kulübün başkanlığını üstlenen Ali Koç için, eline kalemi, mikrafonu alanlar başarısızlık &nbsp;bilançoları çıkarmaya başladılar. Amma; değerlendirmeleri hep kulübün futbol A Takımının sonuçları, şampiyon olamaması, 2’nci olması üzerine kurdular. İşte bu Türkiyemizde spora bakışın bir tek Futbol Süper Ligi’nin penceresinden olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Gerçekte yazımın başlığı gibi, Ali Koç görev süresinde, Türk sporuna büyük katkılarda bulunmuştur. Futbolun Süper Ligi’nde son yıllarda şampiyonluklara abone olan Galatasaray futbol takımı alkışlamayı, takdir edilmeyi hak etmiştir. Amma; Ali Koç’un başkanlık döneminde, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesinin başlattığı tüm Türkiye’deki Spor Kulüplerinin araştırıldığı Şeref Bayrağı Yarışması’nda Türkiye Cumhuriyeti Gençlik Spor Bakanlığı’nın resmi verilerinin değerlendirmesi sonucunda, en fazla spor branşını yaşatan, Olimpiyat Milli Takımına en fazla sporcu veren, uluslararası yarışmalarda en fazla madalya kazanan spor kulübü olarak, ilk Şeref Bayrağı‘nı &nbsp;kazanan kulüp, Fenerbahçe olmuştur. Bu Şeref Bayrağı’nı kulüp gönderine, görevde iken, törenle Ali Koç çekti.<br />
Fenerbahçe organizasyonun 2’nci döneminde, (2024 Paris Olimpiyat Oyunları sonrası) şeref bayrağını yine kazandı. Ancak bu defa ilk üç kulübe verilen ödülün en büyüğünü Altın Şeref Bayrağı’nı hak etti. 2’nci tören için seçim beklendi. Şimdi görevi devir alan yeni Başkan Sadettin Saran, TMOK’tan bayrağı teslim alacak ve Ali Koç’un da yer alacağı törenle dalgalandıracaktır…<br />
Spor gibi sevgiyi, Fair Play’i bünyesinde bulunduran toplumsal bir harekette, çalışanları tek bir dalla değerlendirmek, topluma mesaj verirken tek pencereden bakmak büyük hatadır. Onun için Ali Koç’u alkışlamalı, hizmetlerini takdir etmeli, örnek göstermeliyiz. Bunu Türkiyemizde yeni Ali Koç’lar yetişmesi için yapmalıyız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Sep 2025 09:52:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Neşet Baba\&#039;ya hasretle..</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/neset-babaya-hasretle-10033</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/neset-babaya-hasretle-10033</guid>
                <description><![CDATA[Neşet Baba\'ya hasretle..]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"Yalan Dünya",&nbsp;<br />
"Tatlı Dillim",&nbsp;<br />
"Zahidem",&nbsp;<br />
"Kendim Ettim Kendim Buldum", "Yazımı Kışa Çevirdin",&nbsp;<br />
"Evvelim Sen Oldun",&nbsp;<br />
"Mühür Gözlüm","Gönül Dağı"<br />
"Köprüden Geçti Gelin",<br />
"Ayaş Yollarında"<br />
En bilinen türküleriydi...<br />
Bu toprakların sesiydi&nbsp;<br />
sesi ve sazı ile -babası Muharrem Ertaş'ın yolunu sürdüren- Neşet Ertaş!..</p>

<p>XXX</p>

<p>Küçük yaşlarda keman ve saz çalmasını öğrendi.&nbsp;<br />
Ankara'da TRT Radyoevi'ne girdi.&nbsp;<br />
Güçlü derlemeleri olan ozanın kendisine ait çok sayıda güfte ve besteleri vardı.&nbsp;<br />
Usta; "aynı ruhun insanıyız" diye söz ettiği babası ile, adeta Anadolu'daki en olgun seviyesine erişen Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni bir yorumcusuydu.&nbsp;<br />
Çağın Dadaloğlu'su, Pir Sultan'ı, Köroğlu'suydu!<br />
Yoğun yöresel özellikleri ve baskın mahallilik unsurları ile donanmış bu müziği yöresinin dışına çıkarmış, ülke genelinde ve hatta yurt dışında bilinmesini ve tanınmasını sağlamıştır...&nbsp;<br />
"Koca Çınar" Yaşar Kemal takmıştır ona "Bozkırın Tezenesi"ni!..<br />
Kendisine verilmek istenen "Devlet Sanatçısı" ünvanını "Ben Halkın Sanatçısı'yım" diyerek reddedendir de...</p>

<p>XXX</p>

<p>13 yıl önce İzmir'de yitirdik Neşet Baba'yı...<br />
Kendi ağzından yaşam öyküsüdür aşağıdaki dizeler...<br />
Sazına...<br />
Sözüne...<br />
Yüreğine...<br />
Bin selâm Usta!<br />
Saygı ve özlemle;</p>

<p>"bin dokuzyüz otuzsekiz cihana&nbsp;<br />
kırtıllar köyünde geldin dediler&nbsp;<br />
babama muharrem, anama döne&nbsp;<br />
dediysen atayı bildin dediler&nbsp;</p>

<p>dizinde sızıydı anamın derdi&nbsp;<br />
tokacı saz yaptı elime verdi&nbsp;<br />
yeni bitirmiştim üç ile dördü&nbsp;<br />
baban gibi sazcı oldun dediler&nbsp;</p>

<p>o zaman babamdan öğrendim sazı&nbsp;<br />
engin gönül ile hakk’a niyazı&nbsp;<br />
o yaşımda yaktı bir ahu gözü&nbsp;<br />
mecnun gibi çölde kaldın dediler&nbsp;</p>

<p>zalım kader devranını dönderdi&nbsp;<br />
tuttu bizi ibikli’ye gönderdi&nbsp;<br />
babam saz çalarken bana zil verdi&nbsp;<br />
oynadım meydanda köçek dediler&nbsp;</p>

<p>anam döne ibikli’de ölünce&nbsp;<br />
tam beş tane öksüz yetim kalınca&nbsp;<br />
beşimiz de perişan olunca&nbsp;<br />
babamgile burdan göçek dediler&nbsp;</p>

<p>yürüdü göçümüz tefleğe doğru&nbsp;<br />
bu hali görenin yanıyor bağrı&nbsp;<br />
üç aylık çoçuğun çekilmez kahrı&nbsp;<br />
bunlara bir ana bulun dediler&nbsp;</p>

<p>yozgat’ın kırıksoku köyü’ne vardık&nbsp;<br />
bize ana yok mu diyerek sorduk&nbsp;<br />
adı arzu dediler bir ana bulduk&nbsp;<br />
işte bu anadır buldun dediler&nbsp;</p>

<p>en küçük kardaşı kayıp eyledik&nbsp;<br />
onun için gizli gizli ağladık&nbsp;<br />
üstelik babamı asker eyledik&nbsp;<br />
yine öksüz yetim kaldın dediler&nbsp;</p>

<p>zalım kader tebdilimi şaşırttı&nbsp;<br />
heybe verdi dalımıza devşirtti&nbsp;<br />
yardım etti yerköy’üne göçürttü&nbsp;<br />
biraz da burada kalın dediler&nbsp;</p>

<p>yerköy’den kırıkkale’ye geldik&nbsp;<br />
babam saz çalarken biz çümbüş aldık&nbsp;<br />
kırşehir’e varınca kemanı çaldık&nbsp;<br />
aferin arkadaş çaldın dediler&nbsp;</p>

<p>yarin aşkı ile arttı hep derdim&nbsp;<br />
babamı bir yere dünür gönderdim&nbsp;<br />
başlık çok istemişler haberin aldım&nbsp;<br />
istemiyor yarin seni dediler&nbsp;</p>

<p>kırşehir’de yedi sene kalınca&nbsp;<br />
düğün düzgün hepsi bize gelince&nbsp;<br />
burada herkese yer daralınca&nbsp;<br />
ankara’ya gider yolun dediler&nbsp;</p>

<p>ankara’da (sünnetçi) veysel usta’yı buldum&nbsp;<br />
epeyce eğleştim, evinde kaldım&nbsp;<br />
yüz lirayı verip bir yatak aldım&nbsp;<br />
etti isen böyle buldun dediler&nbsp;</p>

<p>bir ev kiraladım münasip yerde&nbsp;<br />
kaldı kavim kardaş hep kırşehir’de&nbsp;<br />
bu aşk hançerini vurdu derinde&nbsp;<br />
çaresini bulmazsan öldün dediler&nbsp;</p>

<p>yarin aşkı ile döndüm şaşkına&nbsp;<br />
arada içerdim yarin aşkına&nbsp;<br />
canan acımaz mı garip dostuna&nbsp;<br />
bunu da içeriye alın dediler"</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Sep 2025 00:08:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zeytin ağacıma dokunma</title>
                <category>SEVGİ MOLVA</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/zeytin-agacima-dokunma-10032</link>
                <author>smolva@kimseduymasin.com (SEVGİ MOLVA)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/zeytin-agacima-dokunma-10032</guid>
                <description><![CDATA[Zeytin ağacıma dokunma]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Binlerce yıl toprağa kök salmış, nice medeniyet görmüş, barışın sembolü olmuş kutsal bir ağaçtan söz ediyoruz, zeytin ağacından. Sadece meyvesiyle değil, gölgesiyle, köküyle, yaprağıyla insanlığın ortak kültür mirasıdır ve Anadolu’nun neresine giderseniz gidin, görünür o.<br />
Ülkemizde son yıllarda çok fazla artan madencilik faaliyetleri, kısmen ekonomik büyümeyi teşvik edebilir ama ormansızlaşmaya, arazi bozulmasına, su ve hava kirliliğine de yol açarak olumsuz sağlık problemleri yaratıyor. Ekosistem sorunlarına neden olup, insan ve &nbsp;hayvan sağlığını tehlikeye sokuyor. Bu uygulama Türkiye’de gittikçe artarak, maden uğruna zeytinler, ormanlar, meralar, yaylalar, tarım alanları, yeraltı suları bozulmaktadır. Uzmanlara göre; giderek daha çok verilmeye başlanan maden ruhsatları, büyük bir kirliliğe yol açıp, ülkemizde de yaşamı geri dönüşü olamayacak bir şekilde bozacaktır. Geleceğin savaşları, su ve gıda üzerine olacak deniyor. O halde büyük bir hata yapılıyor. Huzurumuzun üzerine kara bir gölge düşüyor. Ayrıca büyük bir çelişki de yaşanıyor. Bir taraftan karbon emisyonu azaltılsın istenirken, zaten bu işi yapmaya çalışan sistem yok ediliyor. Anlamak zor, tabii ki ticari kaygılar düşünülmezse.<br />
İklim krizi de, bir taraftan ormanları ve zeytinciliği zaten zorluyor. Kuraklık, ani sıcaklık dalgaları, zamansız yağışlar. Zeytin, her ne kadar dirençli bir ağaç olsa da doğanın bu hoyrat dalgalanmalarına karşı tek başına ayakta kalmakta zorlanıyor. Yine de insan eliyle verilen zarar, iklimin tüm hırçınlığından çok daha ağır. Zeytin yasasında yapılan değişiklikler de var. “Zeytin ağacını yok etmiyoruz, o halde taşırız” diyerek, “taşınması uygundur” şeklinde yapılan düzenleme; madenciliğin önünü kesen her ağacın yok edilmesine veya taşınmasına yol açmaktadır. Küçük ağaçlar belki ama yıllanmış köklü ağaçlar taşınamaz ki. Madencilik yapmak için ağaçlara müdahale edilmesi; telafisi çok zor olacak, büyük bir hatadır. İklim yasası ile de bağdaşmayan ve sağlık açısından büyük zarar oluşturacak bu yasa, bilim temelli olmaktan uzak, iş birliği yaparak ve çok paydaşlı olarak değerlendirilmemiş bir yasadır.<br />
Zeytin sadece bir ağaç değildir. Atmosferdeki sera gazlarının bertaraf edilmesinde çok önemli rolü vardır. Değerli bir besin maddesi, kültür, ekosistem, geçim, yaşam kaynağıdır. Bizden sonra da gelecek kuşakları sağlıklı besleyecek, madencilikten çok fazla gelir sağlayacak bir üretim faaliyetidir. Tüm kutsal metinlerde bu ağaca özel bir yer verilmiştir. Isı, ışık ve besin kaynağı olduğuna dair kapsamlı anlatılar bulunmaktadır.<br />
Bir yanda maden yasaları var, kağıt üzerinde “kamu yararı” diyorlar, ama gerçekte olan şey şu: Birkaç yıllık kâr uğruna binlerce yıllık zeytinlikler, ormanlar gözden çıkarılıyor. Yasa boşluklarıyla, geçici yönetmeliklerle zeytinlikler “engel” gibi gösteriliyor. Oysa kesilen her zeytin ağacı, yok olan bir kültür, çoraklaşan bir toprak, kaybolan bir gelecek demek. Zeytin ağacı, bize sadece zeytin ve zeytinyağı değil, kimliğimizi de veriyor. Onu korumak, sadece bir tarım ürününü korumak değil; bu toprakların hafızasını, yaşam hakkını ve geleceğimizi savunmak demek. Şunu sormak lazım: Bir maden ocağı bittiğinde geriye ne kalır? Terk edilmiş, yarılmış, çorak bir toprak. Ama bir zeytin ağacını koruduğunuzda size ne verir? On yıllarca süren bereket, köylünün geçim kaynağı, iklimin dengesi, toprağın bereketi.&nbsp;<strong>Hangisi gerçek kamu yararı?</strong><br />
Kısacası; mesele sadece orman, birkaç ağaç, birkaç dal zeytin değil. Mesele; toprağa, kültüre, suya, insana ve geleceğimize sahip çıkmak, türlerin büyük yok oluşuna engel olmaktır. Bu yüzden çok yüksek sesle söylemek lazım.<br />
<strong>Zeytin ağacıma dokunma!!!</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Sep 2025 00:05:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/sevgi-molva-1601986593.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sporda sistemin farkı</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/sporda-sistemin-farki-10031</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/sporda-sistemin-farki-10031</guid>
                <description><![CDATA[Sporda sistemin farkı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Filenin sultanları ile mutlu olduğumuz günlerde, futboldan gelen 6-0’lık bozgun moralleri bozduysa da “12 Dev Adam”ın başarılı sonuçları teselli olmaktan öteye geçip, “helal olsun” dedirtti. Basketbolda mücadele, yazıyı yazdığımız gün devam ettiğinden yorumu sonraya bırakıyoruz. Sonuç ne olursa olsun, şampiyonanın en başarılı ekibi millilerimizin olduğunu söylemeden de geçmemek gerekli diye düşünüyorum. İnşallah kürsünün en üst basamağında yer alırız…<br />
Başarı veya başarısızlığı irdelediğimizde, ortaya çıkan gerçeği anlık düşünsek de, sonraları unutmak herhalde bizim en büyük meziyetimiz. Bir başarısızlığın ardından gelen başarı ile “oldubitti maşallah” derken, başarısızlığı hep “lastik patladı” veya “arada sırada olacak” diye geçiştiriyoruz ama, aslında biz kendimizi kandırıyoruz.<br />
Yıllardır, özellikle spor adamları başta olmak üzere bu işin az da olsa içinde olanların dillendirdiği, bir türlü gerçekleştirmediği sistemin olmaması Türk sporunda en büyük sıkıntısı…<br />
Bizim sporumuzda istikrarsızlıktan öte sistemi kuramamamız canımızı sıkan tehdit. Doğruyu itiraf etmek gerekirse, sadece sporda değil bu derdimiz!<br />
Voleybol ve futboldaki başarı-başarısızlığı irdelememiz halinde de, sistem farkının ne denli su yüzüne çıktığını göreceğiz.<br />
İspanya karşısında aciz duruma düşen futbol takımımızı belki de yüzyılın farkından kurtaran kaleci Uğurcan’ın inanılmaz kurtarışları oldu. “Yenilgiden ders çıkaracağız” söylemlerinin arkasına sığınanlar, &nbsp;A milli futbol takımımız karşısında İspanya’nın aldığı farklı galibiyetin sırrı nedir diye hiç düşündüler mi?<br />
Aramızdaki fark sadece sistem…<br />
Nedir sistem?<br />
“Parçalardan oluşan dizinin, bütünün genel amacına doğru birlik halinde çalışması ile ortaya çıkan yapı. Aralarında ilişki bulunan, belirli bir amaca ulaşmak için, birbirleriyle etkileşimde olan ve bütünlük sağlayan elemanlar grubu.”<br />
Tarihinde pek çok başarılara imza atan dünyada 1 numaraya kadar yükselen son olarak da dünya ikincisi olan kadın voleybol takımımızın başarısının arkasındaki gizli güç kesinlikle sistemin yaratılması.<br />
Şöyle filmi geriye saracak olursak, federasyon başkanları değişmiş, antrenörler değişmiş, oyuncular değişmiş, ancak kurulan sistem sağlam olduğundan bütünlüğün bozulmaması başarıyı getirmektedir.<br />
Şöyle bir maçlara bakacak olursanız, sahadaki altılı içinde hangi oyuncu oynarsa oynasın, sisteme ayak uydurduklarından çark sağlıklı işliyor. Elbette Eda Erdem’in harika kaptanlığı, Melissa Vargas’ın müthiş oyunu ön plana çıkmakta olsa da, hepsi sistemin birer parçası. Kadroda yer alan Zehra Güneş, Cansu Özba, İlkin Aydın, Ebrar Karakurt, Gizem Örge, Elif, Hande Baladın, Cansu Özbay, Elif Şahin, Derya Cebecioğlu, Yaprak Erkek, Aslı Kalaç, Sinead Jack-Kısal, Eylül Akarçeşme Yatgın. Hangisi oyuna girerse girsin, sistemin dışına çıkılmadığından makine sağlıklı işlemeye devam ediyor…<br />
Şimdi gelelim sorularımıza.<br />
A Milli futbol takımımızda bu durum söz konusu mudur?<br />
Türk futbolunda sistem var mıdır?<br />
Futbolcu ilk dersini nerede alır?<br />
Şimdilik bu kadar yeter diyelim ve önemli olana parmak basalım.<br />
Çocuğunuzu ilkokula yazdıracaksınız. Yaptığınız ilk şey nedir? Okulun iyi olması ve daha da önemlisi öğretmeninin kim olacağı. Bunu uzun süre araştırır, soruşturursunuz. İyi öğretmene düşmeli ki, iyi eğitim alsın. Geleceği de parlak olsun… Bu konuda belki torpile bile başvurursunuz…<br />
Peki, futbol alt yapısına çocuğunuzu yazdırırken bunlara bakıyor musunuz?<br />
Baktığınız diyelim. Önünüze gelen antrenörlerin hangi kurs mezunu, hangi takımları çalıştırdığını araştırıyor musunuz?<br />
Araştırdığınızı varsayalım.<br />
Son yıllarda antrenör belgeleri UEFA veya Pro ismini aldı ve kademe kademe artmaya başladı.<br />
“Antrenörlük kademe sıralaması nedir?“ diye soracak olursanız da;<br />
1.Kademe (Yardımcı Antrenör): Üst düzey antrenörün yanında ve spora yeni başlayanlarda.&nbsp; 2.Kademe (Antrenör): Minikler ve yıldızlar kategorisinde.<br />
3.Kademe (Kıdemli Antrenör): Gençler ve büyükler kategorisinde.<br />
4.Kademe (Baş Antrenör) : Büyükler ve milli takımlarda çalışmaktadır.<br />
Şimdi sıkı durum. Zor bir soru geliyor.<br />
Alt yapılarda (özellikle spor okullarında) kaç 4. Kademe antrenör çalışmaktadır?<br />
Bugün için Türkiye Futbol Federasyonu’nun belge verdiği antrenör sıralaması şöyledir: UEFA PRO Lisanslı Antrenör, UEFA Elit Genç A Lisanslı Antrenör, UEFA A Lisanslı Antrenör, UEFA B Lisanslı Antrenör, UEFA C Lisanslı Antrenör, UEFA Futsal B Lisanslı Antrenör, UEFA Kaleci B Lisanslı Antrenör, TFF A Kaleci Antrenörü, TFF B Kaleci Antrenörü, Ulusal Kaleci Lisanslı Antrenör, TFF Teknik Direktör, TFF A Lisanslı Antrenör, TFF B Lisanslı Antrenör, TFF C Lisanslı Antrenör, TFF Gönüllü Lideri, TFF E-Futbol Sertifika, TFF Futsal Lisanslı Antrenör, Plaj Futbolu Antrenörü, Çocuk Futbolu Antrenörü, Engelli Futbolu Antrenörü, Maç Analizi Antrenörü, Atletik Performans Antrenörü, Oyuncu ve Maç İzleme Antrenörü.<br />
Siz futbol okuluna giderek çocuğunuzu yazdırdığınızda, yukarıda söz ettiklerimizden hangi kademedeki antrenörle karşılaşıyorsunuz?<br />
Hiç biriyle değil mi?<br />
İstisnalar kaideyi bozmaz… Genelde, BESYO (Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu), Spor Akademisi öğrencileri veya bu işe yeni başlayan antrenörler. Amatör futbol kulüplerinde de yılların emektarlarını unutmamak gerekli…<br />
Futbolda dünya ve Avrupa çapında başarılara imza atan ve bizim kalemize de 6 gol yollayan İspanya başta olmak üzere, Hollanda, Almanya, İngiltere ve diğer futbolda söz sahibi ülke futbollarına baktığınızda bizim tablonun tam tersini göreceksiniz. Onlar işi baştan sıkı tutuyor. En iyilerini alt yapılara monte ederek yeni yıldızların yetişmesini sağlıyor. Biz ise transfer piyasasında futbolunun sonuna gelmiş +30’lara çuvalla para verip ümit bağlıyoruz…<br />
Yurt dışında eğitim alan gurbetçi futbolculara da bel bağlar, Arda, Hakan, Kerem ile her gün övünürsek, sistemi de boş verirsek, daha çok 6-0’lara ağıt yakarız!..</span></span></span><br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 25 Sep 2025 00:04:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TFF\&#039;ye Düşen Görev, Unutulmayan Yöneticiler Kitabı</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/tffye-dusen-gorev-unutulmayan-yoneticiler-kitabi-10030</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/tffye-dusen-gorev-unutulmayan-yoneticiler-kitabi-10030</guid>
                <description><![CDATA[TFF\'ye Düşen Görev, Unutulmayan Yöneticiler Kitabı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1950’lerden bu yana, başta futbol olmak üzere, ülkemizdeki spor olaylarını takip etmeye çalıştım. Üzülerek belirtmeliyim ki; son 10 yıl içinde, özellikle Süper Lig’deki futbol dışı, fair play’e yakışmayan davranışlar; başkanların, yöneticilerin beyanat savaşı en kötü örneklerin başında gelir. Bunun sebebi tam olarak futbol kurallarını bilmemek, topluma hitap etme yeteneği olmaması ve kullandıkları sözlerin manasını, sonunun nereye varacağını kestirememektir. Bunlar, topluma kötü örnek olmakta, bunun yanı sıra zaten bir ateş bekleyen tribünleri alevlendirmektedir. Bu önerim, statlarda başlayan ve söndürülemeyen bu orman yangınına çare olarak, kalıcı bir ilaçtır. Yıllar önceki bir sözüm yayınlarda yer almıştı; “Kitap yıpranmayan bir öğretmendir” demiştim. Şimdi futbol federasyonuna teklifim, spor tarihi ile uğraşan, eserler hazırlayan yazarlara, tüm bu spor yöneticilerine ders olacak, “Spor Tarihinde Unutulmayan Yöneticiler’’ adını taşıyacak bir kitap hazırlatmasıdır. Bu yol gösterici kitapta rakip takıma karşı sert oynamayın, sakatlamayın diyen başkanlar, ünlü rakibi 6-0 galip iken onu alkışlayan başkanlar, oyuncusunu transfer ederken takımın başkanından izin alan başkanlar gibi pek çok örnek alınacak, gerçek öyküler yer alacaktır. Teklifimin hayırlı olacağını umuyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 23 Sep 2025 17:20:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bupka’dan Duplantis’e…</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/bupkadan-duplantise-10029</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/bupkadan-duplantise-10029</guid>
                <description><![CDATA[Bupka’dan Duplantis’e…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yanlış hatırlamıyorsam önce Rus dediğimiz sonra Ukraynalı çıkan Sergei Bubka uzun seneler sırıkla yüksek atlamada hepimizi heyecanlandıran ve aynı zamanda kırdığı rekorlarla şaşırtan sonuçlara imza atmıştı.<br />
Sırıkla yüksek atlama sporu çok meşakkatli bir eğitim ve antrenman süreçlerini kapsamaktadır. Ersu Şaşma’nın Paris’teki yarışmasının tamamını izledim. Atletizm liglerindeki başarıları bizleri gururlandırıyor. Sırıkla yüksek atlamada ne yazık ki bir miktar antrenör eksikliğinin varlığını hissediyorum. Bir öğrencimin kızı için bu sporda eğitim alması ve antrenman yapması için İstanbul’da yalnızca ENKA ve FB kulüplerinin şubesi olduğunu öğrenmiştim. ENKA kendi bünyesinde çalışmalarını İstinye’de sürdürüyor. FB ise galiba yeteneklilere lisans çıkartıyor ama sporcular kendi bölgelerinde antrenman yapıyorlarmış.<br />
Atletizmdeki bu branşın sporcularının ilginç özellikleri var. Duplantis, hem Avrupa hem de Dünya rekoru ile sonuçlanan atlayışlarını 1’er cm olarak geliştiriyor. Son atlayışında 6,30 metre atlayarak Dünya Rekorunun sahibi oldu. Hem kendisini hem de onu yetiştiren İsveçli antrenörlerini, onlara bu imkanları sağlayan İsveç Spor Teşkilatını tebrik ediyorum.<br />
Her spor için en önemli konu alt yapı ve yetenek seçimi çalışmalarıdır. Yeteneklilerin seçimi konusunda kişisel olarak birçok arkadaşıma göre farklı görüşlere sahibim. Bir spordaki yetenekliyi o sporu yapanların içinden seçilmesinin gerekliliğini her fırsatta aktarıyorum. Evet bazı fiziksel testler, motor beceri kontrolleri az da olsa fikir verecektir ama önce çocukları, gençleri bu sporları yapmaya yönlendirmek ve teşvik etmek gereklidir.<br />
Bugün futbol için nasıl bir milli takım, liglerde yer alan takımların oyuncuları arasından (buna yurt dışı kulüp takımları da dahildir) çeşitli gözlemler yapılarak seçiliyorsa diğer branşlar için de aynı yöntemlerin uygulanması tercih edilmelidir.<br />
Konumuz Bupka ve Duplantis olduğuna göre aklıma takılan birkaç soruyu sizlerle paylaşmadan yazımı bitirmeyeceğim. Duplantis her defasında neden 1’er cm olarak atlamalarını gerçekleştiriyor. Kendisini izleyenlerde heyecan mı yaratmak istiyor? Yoksa sponsorların istediğini mi yapıyor?<br />
Bupka’nın dönemlerini göz önüne getirdiğimde bazen sakatlandığında göğüs bölgesini eliyle bastırdığını, o bölgede bir ağrının olduğu işaret ederdi. Ya da bizlerin o noktaya odaklanmasını mı istiyordu? Dokunduğu yere baktığımızda kullanmakta olduğu formanın marka logosunu görüyorduk.<br />
Başka bir zamanda ise el bileğindeki bir ağrıyı işaret edercesine hareket ediyordu. El bileğinin hemen üst kısmındaki bölgeye diğer eli ile sanki masaj yapardı. Hepimiz el bileğinden sakatlanmış olabileceğini düşünürdük. Sonraki zamanlarda aynı sahneleri izlediğimde bu defa kolundaki saati çok daha net biçimde görebiliyordum. İlk bakışta normal gibi görünen bu kareler aslında yayın yapan şirketler, bu şirketlere sponsor olanların operasyonu muydu acaba?<br />
Yazdıklarım, bazı konulardaki farklı yaklaşımlara sahip olmamdan kaynaklanıyor. Yine de ve her zaman söylediğim gibi bizde de böyle sporcular çıksın, göğüslerindeki ağrıyı, kollarındaki sorunlarını göstersinler, razı oluruz. Yeter ki rekor kırsınlar, rekorlarını egale etsinler. Beklentim budur…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 21 Sep 2025 12:35:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sinemadan Bir Robert Redford geçti ...</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/sinemadan-bir-robert-redford-gecti-10028</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/sinemadan-bir-robert-redford-gecti-10028</guid>
                <description><![CDATA[Sinemadan Bir Robert Redford geçti ...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sinemanın en yakışıklı, en karizmatik aktörlerindendi Robert Redford.&nbsp;<br />
89 yaşındaydı.<br />
Hem oyunculuk hem de yönetmenlik vardı kariyerinde.<br />
Hollywood’un klâsikleşmiş yüzlerinden biriydi.<br />
Redford, 2002’de sinema sanatına katkılarından dolayı "Onursal Oscar" aldı.<br />
Cannes, BAFTA ve Altın Küre gibi birçok uluslararası ödülün de sahibiydi de.<br />
Redford, altmış yıla yaklaşan sinema yaşamında,&nbsp;<br />
"Akbabanın Üç Günü", "Başkanın Bütün Adamları", "Spy Game", "Bizi Ayıran Nehir", "Şifreciler", "Son Kale" gibi filmlerle bir döneme damga vurdu; Yönetmenliğe geçtiğinde de “Ordinary People” (1980) ile En İyi Yönetmen Oscar’ını kazandi.<br />
Amerikan sinemasının ikonik isimlerinden biriydi.<br />
Özel yaşamında da, sinema da "en güzel gülen" aktörlerdendi Robert Redford.&nbsp;<br />
Komedi, dram...<br />
Hepsini oynayabilendi...<br />
Sinemanın yanı sıra çevre ve insan hakları konularında da sıkı bir aktivistti Redford.<br />
Utah’ta yapılmak istenen otoyol ve kömürlü termik santral projelerine karşı mücadelesiyle dikkat çekendi.<br />
Huzur içinde uyusun.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 17 Sep 2025 16:47:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gençlik ve Spor Bakanlığımızın Özel Radyo ve Televizyonu Olmalıdır</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/genclik-ve-spor-bakanligimizin-ozel-radyo-ve-televizyonu-olmalidir-10027</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/genclik-ve-spor-bakanligimizin-ozel-radyo-ve-televizyonu-olmalidir-10027</guid>
                <description><![CDATA[Gençlik ve Spor Bakanlığımızın Özel Radyo ve Televizyonu Olmalıdır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemizde sporu seven, sporu yapan, sporu izleyen milyonlarca vatandaşımız, 2025’in bu yaz döneminde her spor dalında yıldız gibi parlayan çocuklarımızı tam olarak izleyememişlerdir. Çünkü; TV kanallarının sahiplerinin ve yönetenlerinin spor görüşü %80 profesyonel futboldur ve reklam gelirleridir. Federasyonların kendi haberleri ve detayları ile dolu olması gereken web siteleri ise; yıllardır istenilen seviyeye ulaşamamıştır. Kendi haberlerini bile tam detaylı veremiyorlar. Ülkemizde devletin spor zirvesi Gençlik ve Spor Bakanlığıdır. Seçkin, sporların tüm dallarında uzmanlardan kurulu bir kadro ile Bakanlığın radyosu ve Televizyon birimi kurulmalıdır. Böylece her spor dalının yer verileceği, zaman zaman her sporu öğreten ve tanıtan bu yapı hem ülkemizde, hem de yurt dışındaki Türklere ve Türkiye’yi sevenlere büyük bir hizmet sunacaktır. Yapının mali konuda sorunu olmayacaktır. Çünkü; spor reklamların lokomotifidir.<br />
Hayatım boyunca iyi niyetle kamuoyuna sunduğum teklif ve projelerim gibi buna da İNŞAALLAH diyorum.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 15 Sep 2025 11:11:27 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gelelim spora…</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/gelelim-spora-10026</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/gelelim-spora-10026</guid>
                <description><![CDATA[Gelelim spora…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Spor denilince ağırlıklı olarak futbolun yazılıp, konuşulduğu bir yerde Voleybol ve Basketboldan bahsetmek acaba ne kadar ses getirebilir? Bence kısa bir süre konuşur sonra unutur gideriz.<br />
Kıymetli dostum Cengiz Karakaşoğlu’nun hentbola ilişkin yazısını ibretle okudum. Küçük bir parçası olmak için yıllarca gönüllüsü olarak çalıştığım bu sporda gelinen düzeyin çok parlak olmadığını biliyorum. Tek avuntum uluslararası arenada bir çift hentbol hakemimizin arada görev yaptığı Şampiyonlar Ligi maçlarını izlemek oluyor.<br />
Çok sık değişen federasyon başkanları, bir sistemin olmayışı, kişisel kıskançlıklar, doğru sponsorların bulunamaması, hentbol seyircisinin küsmesi ve en önemlisi okul hentbolunun kayboluşu bu gerilemenin önemli nedenlerinden bir kaçıdır.<br />
Arada ben de hentbol için bir şeyler yazıyorum ama kaç kişi okuyor, kaç kişiye ulaşıyor, bilemiyorum. Aslında okuması gerekenlerin başkaları olduğu kanaatindeyim. Hentbol yazarları ve yorumcuları da ortadan çekilince bu spor yetim halde devam ediyor. Merak etmeyin, aklımda kalanlarla, aldığım notlarla, kendime yolladığım e-postalarla birikmiş bir dosyaya sahibim. Bunları bir roman tadında sizlerle paylaşacağım.<br />
Voleybol’daki kadınlarımızın Dünya ikinciliğini kutluyorum. Fakat bu başarının mimarının Erol Ünal Karabıyık olduğunu herkesin bilmesini istiyorum. Bugünün tohumlarını o günün başkanı toprağa bırakmıştı… Müsaade ederseniz kutlama mesajımı Karabıyık’a göndermek istiyorum: Tebrikler Başkan…<br />
Basketbol’da erkek milli takımımız iyi gidiyor. Koç’un söylediği gibi madalya ve kupa peşindeyiz. Oradan da iyi bir sonuçla döneceğimize inanıyorum. Fakat Almanya’nın Slovenya’yı yenmesine çok dikkat etmek gerekir!<br />
Fenerbahçe, Alman-İtalyan karışımı bir antrenörü, yani yabancı bir antrenörü ligin dördüncü haftasında getirdi. Başarısız olduğunda diyecek ki, bu oyuncuları ben istemedim. FB birkaç maç daha kaybederse Ali Koç bu işten vazgeçebilir.<br />
GS, hesaplamakta güçlük çektiğim transfer bedelleri sonrası kendinde tuttuğu futbolcunun sakatlığı ile uğraşıyor. İşte burada spor hekimlerine çok büyük görevler düşüyor. Kulüplerimiz (Buna milli takımlarımız da dahil edilmelidir) sporcularının sağlıkları için yüksek kapasiteli spor hekimlerini bünyelerinde bulundurmalıdırlar. Size burada birkaç isim vereceğim; Prof. Dr. Cumhur Cevdet Kesemenli, Prof. Dr. Hakan Gür, Prof. Dr. Barış Yılmaz, Prof. Dr. Metin Ergün… Bu hekimler hem koruyucu hekimlik hem de tedavi süreçlerinde düşünülenin üstünde katkı verebilecek güç ve kapasiteye sahiptirler. Benden söylemesi…<br />
Spor yorumculuğu konusuna hiç girmek istemiyorum. Ne bilgi ne deneyim ne de konuşma adabı bile olmayanların yorumculuk yapması akıllara zarar bir konudur. Aklıma gelen tek kuruluş olan TSYD’nin kendi iç çekişmelerinden kurtulup asıl bu meselelere odaklanmasını istiyorum.<br />
Geçenlerde basketbol üzerine konuşan birkaç gazetecinin geçmişteki başarılarını açıklarken Çavuşoğlu Lisesi demeleri gerekirken Cağaloğlu Lisesi şeklinde konuşmaları beni yerimden hoplatmıştı. Kıymetli dostum Prof. Dr. Barış Yılmaz’ın bir basketbolcu ve aynı zamanda o liseden mezun olduğunu bildiğim için konuyu gündeme getirmezsem rahatsız olurdum. Neyse ki, sonrasında sanıyorum düzeltme konuşmalarını yaptılar. Bu da bir nezakettir.<br />
Konuşulacak ve yazılacak çok şey var ama yerim o kadar uzun değil. Haftalık bu kadar…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Sep 2025 14:02:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rıfat Ilgaz ve 12 Eylül</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/rifat-ilgaz-ve-12-eylul-10025</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/rifat-ilgaz-ve-12-eylul-10025</guid>
                <description><![CDATA[Rıfat Ilgaz ve 12 Eylül]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İşçilerin, emekçilerin, ezilenlerin safında yer almış edebiyat yıldızlarımızdandır<br />
Rıfat Ilgaz.<br />
Gözaltı, işkence, mahkemeler, hapislikler hep yaşamındadır.<br />
12 Eylül öncesi dönemde de yerleştiği Cide’de saldırı ve tehditlere maruz kalır.<br />
Oturduğu kiralık daire yakılmakla tehdit edilir.<br />
****<br />
12 Eylül faşist cuntası yönetime el koymuştur.<br />
Cide'de Rıfat Ilgaz'ın kapısı bir gece askerlerce çalınır.<br />
O sırada çalışma masasında "Yıldız Karayel" isimli romanını yazmakta olan Ilgaz Usta, kalkıp kapıyı açınca karşısında mavi berelilerin<br />
ellerinde G 3<br />
dikildiğini görür.&nbsp;<br />
"Rıfat Ilgaz'ın evi burası mı?" sorusundan sonra askerler hemen evin içine dalıp yalnız kitap ve gazete müsvetteleriyle dolu odalara dağılırlar. Biraz sonra keskin bir emir gelir;<br />
"Hazırlan, albaya gideceğiz!"<br />
70 yaşındaki yazarın son gözaltısı işte böyle başlar. Önce pijamalarını, üstüne kışlık elbiselerini ve montunu giyer.&nbsp;<br />
Ilgaz, önünde ve aşağı indiğinde evin askerler tarafından sarıldığını dehşetle görecektir.<br />
Evinde kitaptan başka bir şeyi olmayan ihtiyar bir adamı gözaltına almak için neredeyse bir manga jandarma gelmiştir.<br />
Bunun basit bir gözaltı değil, bir operasyon olduğunu o zaman anlayacaktır.<br />
Kendisi alınarak Cide halkına da gözdağı verilmektedir.<br />
Getirildiği kışlada Kastamonu Sıkıyönetim Komutanı sorgular;<br />
-Ne iş yaparsın?<br />
-Sosyalistim.<br />
-Doğru, dürüst cevap ver!<br />
-Neresini eğri buldunuz?<br />
****<br />
Sonra,<br />
hastalığı nedeniyle tutuklu olarak sanatoryumda<br />
gözaltısı sürer.<br />
Çilesi, omuzlarında başında tüfekle bekleyen erlerle, hastanede sürer. Sonra serbest bırakılır yazar.<br />
Romanını yeniden yazmaya döner ama, "Üzerinden çok şeyler, jipler, cemseler, sorgular, cezaevleri, hastaneler, mavi bereliler" geçmiştir şimdi.<br />
Rıfat Ilgaz anılarını yazarken öylesine bir iyimserlik ve alçakgönüllülükle anlatır ki olayları, katlandığı eziyetler, hakaretler bir başkasına yapılsa, yaşlı bir adama yapılan bu muamaleye utanmıyorlar, dedirtecektir belki de ona.<br />
****<br />
Zaman zaman<br />
götürüldüğü karakolda kendisi için söylenen "Cide'nin baş papazını yakaladık" lafları aklına gelir.&nbsp;<br />
1940'lardan alışıktır,<br />
"Karartma Geceleri"nden deneyimlidir.<br />
Ilgaz, direnir ve yazmaya, üretmeye devam eder;<br />
"Kaldır başını kan uykulardan<br />
Böyle yürek böyle atardamar<br />
Atmaz olsun<br />
Ses ol, ışık ol, yumruk ol<br />
Karayeller başına indirmeden çatını<br />
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm<br />
Alıp götürmeden büyük denizlere<br />
Çabuk ol..."<br />
****<br />
Bu yazı, Ahmed Arif'in Rıfat Ilgaz 'a yazdığı mektupsuz olmaz;<br />
"Sevgili Rıfat ağabey,<br />
Halkımın, yurdumun büyük acısı, büyük hüznü, sonsuz sevinci ve yıkılması imkânsız onurusun.<br />
Büyük şair, büyük inanç adamı, büyük namus anıtı ve büyük ozansın.<br />
Sana "Ağabey" diyebildiğim için mutluluk duyuyorum. Şunun şurasında bir ömrü, halkımızın ve insanlığın mutluluğu için bile bile, kahrolarak verdik gitti... Alnımız ak, yüreğimiz pırıl pırıl...<br />
Merhaba Sevgili ağabey."</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 12 Sep 2025 10:08:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Özgürlük Öykümüzün Yıldırım Kemal\&#039;i...</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/ozgurluk-oykumuzun-yildirim-kemali-10024</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/ozgurluk-oykumuzun-yildirim-kemali-10024</guid>
                <description><![CDATA[Özgürlük Öykümüzün Yıldırım Kemal\'i...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada yok olmayacak tek şey, bir kahramanın yaptıklarıdır-<br />
(Acem Şairi Firdevsi)<br />
Yıllarca oturduğum çocukluğumun, delikanlılığımın geçtiği semttir Basmane.<br />
Mahallemiz de Pazaryeri'ydi.<br />
Karşısında da semtin en eski açık hava sinemalarından "Cem" vardı.<br />
Semtin yıllara meydan okuyan tarihi ilkokullardan birinin de adı “Yıldırım Kemal Bey”di.<br />
Ahşap bölümlerini, bir de salonunda Yıldırım Kemal Bey’in büyük portresini anımsarım hep...<br />
****<br />
Peki kimdir Yıldırım Kemal Bey?<br />
Yıldırım Kemal, bu semtten yetişmiştir.<br />
İzmir’in işgal edilmesi üzerine Milli Mücadele’ye katılan "delifişek" bir Kuvvacı'dır.<br />
Manisa, Balıkesir ve Bursa cephelerinde savaşmış, daha sonra 57.Tümen’le Denizli, Çal, Çivril, Afyon’dan sonra Sakarya Muharebesi'ne de katılmış “Mustafa Kemalin Askerleri’’ndendir.<br />
Çok gençtir, acar gözüpektir.&nbsp;<br />
Atik çevik oluşu nedeniyle diğer silah arkadaşlarından farklıdır Yıldırım Kemal…<br />
****<br />
Aslan Tufan Yazman, “Türk Süvarileri” kitabında şöyle anlatır bu Mülazım’ı(Teğmen);<br />
“Sakarya Muharebesi’nden sonra yorgun ve zayıf olduğu için doktorlar onu Konya hastanesine gönderdiler.<br />
Bir süre kaldıktan sonra taburcu edilmek istedi, doktorlar izin vermedi. Sonunda hastaneden kaçtı.”<br />
Aslında Yıldırım Kemal’in hastaneden firarı ve cepheye ulaşması da başlı başına olaydır.<br />
24 Ağustos gecesi hastaneden temin ettiği bir üniformayla çıkar, 2 saat yürür ve Akşehir- Ardıçlı köyüne gelir. Burada muhtarı bulur.<br />
“Şimdi para yok üstümde. Cepheye yetişmem gerek. Bana bir at sat.<br />
Parasını savaştan sonra vereceğim.<br />
Şehit olursam da babam borcumu ödeyecek” der!..”<br />
Babasına da durumu anlatan bir mektup yazar hemen, postaya vermesi için de muhtara teslim eder.&nbsp;<br />
****<br />
Çok iyi ata binmesiyle de ünlü Mülazım Kemal, Afyon yakınlarında Türk Cephesi’ne ulaşır ve önceden tanıştığı, kimi gün düşmana günde 3 baskın düzenlediği için de kendisine “Yıldırım” lakâbını takan Fahrettin Altay Paşa’yı bulur.<br />
“Kılıcımı sallayarak İzmir’e en önde girmek isterim, beni en ileri bir alaya göndermenizi arzu ederim” der komutanına.<br />
30 askeriyle Sandıklı’daki 2. Alay’a tayin edilir.&nbsp;<br />
"Büyük Taarruz" başlamıştır.&nbsp;<br />
Yıldırım Bey’e de Küçükköy tren istasyonunu ele geçirmesi emri verilir.<br />
Göğüs göğüse çarpışma sonunda Yıldırım Kemal, askerleriyle burada şehit düşer.<br />
Altay Paşa anılarında, “Şehadet haberi gelince vatansever subayımın arkasından gözlerim dolu dolu oldu” demiştir.<br />
****<br />
Tarihçi Melike Bayrak Özçelik de Süvari Teğmen Yıldırım’ın babasıyla ilgili bir hatırayı şöyle paylaşır;<br />
"Şanlı ordu İzmir’e girerken ak saçlı bir ihtiyar elinde tuttuğu küçük bir fotoğrafla süvarilere yaklaşır, 'Oğlumu gördünüz mü, Kemalimi gördünüz mü' diye sorar.<br />
Kimse babaya acı haberi bir türlü veremez!<br />
Sonunda bir süvari, 'Baba, ne soruyorsun?<br />
Hepimiz Yıldırımız, hepimiz Kemaliz!<br />
Onun yerine bizi kucaklasana!’ diye seslenir.<br />
Kendisi de savaş görmüş o baba Hasan Askeri Bey’dir!<br />
İki ay sonra da mezarını bulacaktır oğlunun!..<br />
****<br />
Anısını yaşatmak üzere de bugün Afyon-Uşak arasındaki Küçükköy İstasyonu'na ‘Yıldırım Kemal İstasyonu’’ adı verilir.<br />
İstasyon yanında, Yıldırım Kemal ve silah arkadaşları adına da 1966 yılında anıtmezar yapılır.&nbsp;<br />
İstiklal Savaşımızın ilk şehitliğidir de burası aynı zamanda…<br />
****<br />
Yıldırım Kemal Bey kurtuluş destanımızda yerini almıştır.<br />
Bir "Milli Mücadele Kahramanıdır" Yıldırım Kemâl...<br />
Altın harflerle tarihe yazılmış özgürlük öykümüzün subayı Yıldırım Kemal’i, “Büyük Şair” Nâzım Hikmet’in 63 yıl önce yazdığı "İzmirli Teğmen" şiirinden dizelerle anıyorum;&nbsp;<br />
“Kuvayi Milliye kanı damarda<br />
Asker ocağının şanı damarda<br />
Bekler bizi yüzbin yiğit dağlarda<br />
Gel dağa çıkalım İzmirli Teğmen...”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 11 Sep 2025 11:54:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aradaki fark nedir biliyor musunuz?</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/aradaki-fark-nedir-biliyor-musunuz-10023</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/aradaki-fark-nedir-biliyor-musunuz-10023</guid>
                <description><![CDATA[Aradaki fark nedir biliyor musunuz?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yazıların ses getirmesi değil, konunun bir sonuca varmasını, mutlu sonla bitmesini yeğlerim...<br />
Altınordu’daki gelişmeleri izlememiz; tarihi kulüp, içimizdeki kent sevdası, spor aşkı ve kulübe gönül verenlerin dostluğuna değer vermemizden olsa gerek...<br />
Maçlar başladı. Altınordu ikisi kendi evinde, ilk üç maçından sadece 1 puan alabildi ve 3. hafta sonunda da son sıraya düştü.&nbsp;Bakalım sezon nasıl geçecek?<br />
13 yıl futbolu başarıyla sırtında taşıyan, AŞ yaparak “tek adam” sıfatıyla iddialara göre “Astığı astık, kestiği kestik” olan Seyit Mehmet Özkan resmi web sitesindeki kendi köşesinden emekliliğini ilan etmişti ama 5 gün sonra yeni kurduğu alt yapı futbol anonim şirketinde “Müdürler müdürü” oldu...<br />
Hoppala...<br />
“Ördek şaşırınca suya tersten girermiş” derler ya... O misal herkes şaşırdı!..<br />
Demek ki, emekliliğe üç beş günde alışamadı ki, yeniden işin başına döndü. Futbol tarihinde ilk kez antrenörlerini müdür yaptı, kendisini de baş müdür!..<br />
Ve şöyle dedi: “Hayallerimin içinde var olan yepyeni bir dönem...”</span></span><br />
<span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Seyit Mehmet Özkan’ın bu yazdığından sonra aklıma Cristiano Ronald’nun sözü geldi: “</span></span><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Hiç uyanmak istemediğim bir rüyayı yaşıyorum..."<br />
Oysa Altınordu’yu gönülden sevenler hiç bir zaman için rüyalarında değil, gerçek hayatta acı ve tatlı günleri yaşarlar... Kazanırken sevinirler, kaydettiklerinde de üzülürler ama asla küsmezler!<br />
Daha önemlisi de, onların parayla pulla işleri olmaz.<br />
Onların aklında; “Parasıyla şımarmayı öğrenen, insanlığından vazgeçer” sözü vardır. Bunu unutmazlar.<br />
Günümüz sporunda artık parasız hiç bir şeyin olmadığı da bir gerçek.<br />
Görüyorsunuz, okuyorsunuz, duyuyorsunuz...<br />
Transferler peş peşe yapılıyor. Milyon dolarlar su gibi harcanıyor. Teknik adamlar, antrenörler, sportif, idari, oyuncu menajerleri, masörler, doktorlar, fizyoterapistler, malzemeciler aklınıza ne gelirse gelsin daha fazla parayı verene gidip, takım değiştiriyor. Argo bir deyimle onu satın alabiliyorsunuz ama taraftarın kalbindeki renk aşkını asla yerinden kımıldatamıyorsunuz. O takımına gönül veren taraftar, tır dolusu parayı getirseniz bile size dönüp bakmaz, kulübünü de satmaz!<br />
Siz bakmayın adının amatör olduğuna...<br />
O liglerde de artık parasız mutluluk olmuyor. Artık paran yoksa amatör liglerde de huzurun kalmaz, ömrün de uzun olmaz... Sürünür durursun!<br />
Bize göre para, insanların birbirini avlamak için kullandıkları yemdir. Bazıları bunu öyle güzel kullanıyor, karşısındakini yemliyorlar ama geleceklerini yok ettiklerini para bitince anladıklarında da iş işten geçiyor...<br />
Sorarım size; futbolun en dibinde, amatör liglerin en sonuncusunda, düşmenin bile olmadığı bir ligde paradan söz edilirse sonuç ne olur?<br />
Adına amatör diyoruz da, icraata gelince hiç de öyle olmuyor. Ondan sonra kalkıyoruz “Ne olacak bizim futbolumuzun, kulüplerimizin hali?” diye dövünüp duruyoruz... Kulüpler de ağlanıp duruyor: “Bu borç batağından nasıl kurtulacağız?”<br />
Çocukluk, delikanlılık, ağabeylik, babalık derken dedelik dönemindeyiz, daha doğrusu kendimi bildim bileli her platformda duyduğum klasik bir söz var: “Biz adam olmayız...”<br />
Yanılmıyorsam bu söz Aziz Nesin’in bir öykü kitabının da adı...<br />
Bir kere de doğru düşünüp adam olmaya çalışsak, ne olacak acaba?<br />
Sadece spor mu? Değil... Her alan için yılların sözü bu!..<br />
Sizce adam olabilecek miyiz?<br />
Şimdi madalyanın diğer tarafını çevirecek olursak, futbolu yönetenlerin de aklı fikri parada olduğunu görüyoruz.<br />
BAL (Bölgesel Amatör Lig) katılım bedeli 500 bin TL. olunca çoğu takım “Bizden bu kadar” diyerek katılmamayı tercih etti.<br />
Türkiye Futbol Federasyonu amatör liglerde ilk kez (filiz) lisans çıkartacaklar için, 2004 ve daha küçük doğumlulardan 150.TL, 2000-2003 yılları arası doğumlulardan 4.000.TL, 1999 ve daha büyük doğumlulardan 10.000.TL. ücret alacak. Ayrıca lisansların vize ücreti de 150 TL. oldu. Takımın başında sahaya bir antrenör ve yöneticinin çıkma şartı var. Çıkabilmeleri için 500’er TL. ödeyip kart alacaklar...<br />
Hem mecbur bırakıyorsun, hem de “parayı ver gir sahaya” diyorsun, girmediği an da cezayı kesiyorsun!<br />
Diğer bedelleri yazmayacağım. Hele aktarma bedellerini hiç sormayın... Amatörler okuyunca canları sıkılacak yine sinir kat sayıları artacak, tansiyonları çıkacak!<br />
Amatör kulüpler destek beklerken her yıl önlerine çıkan yeni engellerle de çaresiz durumda... Sponsor bulamıyorlar, belediyelerin durumları ortada. Birisine gidip de “bir top al” diyemiyorlar, çünkü bir topun bedeli en az bin lira... En az sezonda kullanılacak top miktarı 50 adet.<br />
Bunun forması (bir iç saha, bir dış saha. En az 50 adet), şort, tozluk, tekmeliği var...<br />
Deplasmana gideceksin. Servis ücretleri ortada...<br />
Yakıcı sıcaklarda maç oynandığından içilen suyun haddi hesabı yok!&nbsp;<br />
Alın elinize kâğıt kalemi yapın hesabınızı. Aslında rakamlar akılda tutulacak gibi de değil, büyüdükçe büyüyor... Şaşırmamak için en iyisi hesap makinesi!..<br />
Ama ne yaparsanız yapın işin içinden çıkamayacaksınız. Sözüm ona amatörleri hep başrolde tutuyorlar ama yokları amatörlere oynatıyorlar...<br />
Amatör kulüpler çaresizlik içinde boğuluyor. Ne geleceğini tahmin edebiliyor, ne de bu sevdasından vazgeçebiliyor...<br />
Amatör ve profesyonel kulüpler arasında bir fark var.<br />
Nedir biliyor musunuz?<br />
Profesyoneller para gelmiyor, para gidiyor diye ağlıyor. Borç yükünü büyütünce de “Bana ne, kim öderse ödesin” diyerek çekip gidiyor. Amatörler ise cebindeki son kuruşunu verdikleri kulübü için gözyaşı dökmüyor, aksine daha çok mücadele ediyor... Unutmayın, eğer amatör yöneticilerin gözünde bir damla yaş olsaydı, kulübünü kaybetmemek için bir ömür boyu onu saklar, ağlamaz...<br />
&nbsp;</span></span><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 14:00:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TMOK tünelinde ışık var mı?</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/tmok-tunelinde-isik-var-mi-10022</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/tmok-tunelinde-isik-var-mi-10022</guid>
                <description><![CDATA[TMOK tünelinde ışık var mı?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Türk ve dünya spor tarihinde 117 yıllık pırıl pırıl bir geçmişi olan Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, 2025’te yeni, karanlık bir çağ yaşıyor gibi. Yeni yönetim şüphe uyandıran&nbsp;yanlışlar ve hatalarla dolu bir tüzük taslağını sunup, kongre yapmaya kalkıştı. Başta IOC’den (Uluslararası Olimpiyat Komitesi),&nbsp;sonra pek çok cepheden, adeta topçu ateşi gibi uyarılar gelince de kongreyi iptal etmek zorunda kaldı.<br />
Peki şimdi ne olacak? Yeni bir tüzük tasarısı ile yeni bir kongre olacak.&nbsp;Bu kongre tünelinde ışık görünüyor mu?&nbsp;Ümit var, fakat ışık görünmüyor. Çünkü; ilk tüzüğü hazırlayan zihniyet ve danışman hala iş başında. Yine bir bilene sorma yanlısı değiller. Bir de tüzükte tarif edilen niteliklerin hiçbirine uymayan bir grup üye alel-acele alınmış.&nbsp;Bu işin sonu nereye varacak?<br />
Bunun yanı sıra TMOK’un büyük gücü olan saygın sponsor üyelerin hiçbiri de görünürde değil. TMOK’un saygın, eğitimli üyeleri yeni yönetimden&nbsp;zaman geçmeden atılımları, 117 yılın ana tüzüğüne uygun çalışmaları&nbsp;iyi niyetle bekliyorlar.<br />
Olmazsa Ne olur?&nbsp;diyenlere, eninde sonunda ana tüzük icabı, TC Cumhurbaşkanı’nın Onursal Başkanı olduğu TMOK’a kanunlara uymadığı için,&nbsp;&nbsp;kendilerine oy verecek kongre üyelerine tarihinde örneği görünmeyen bir davranışla; yol, otel vs. masraflarını TMOK bütçesinden ödeyen&nbsp;yeni yönetime, sorumlu kurumlara yapıldığı gibi gerekli kanuni muameleyi uygulayacaktır. O zaman da yeni kongrenin ve TMOK tarihine uygun bir yapıda yeni bir yönetimin gelmesi beklenecektir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Sep 2025 13:58:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Turizm mi, o da ne?</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/turizm-mi-o-da-ne-10021</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/turizm-mi-o-da-ne-10021</guid>
                <description><![CDATA[Turizm mi, o da ne?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Turizm denilince hemen herkesin aklına (gelmesi istendiği için) her şey dahil sistemi oteller ve onların ele geçirdiği plajlar geliyor. Bunları yazmak bana düşer mi bilmiyorum ama çoğu turizm yazarı deniz, kum, güneş üçlemesi ile durumu yıllardır idare etmeye çalışıyor.<br />
Hatırlar mısınız bilmiyorum, bizim ülkemizin turizmini tanıtmak için yurt dışındaki turizm ofislerinin duvarlarının çoğunda deniz, kum ve güneşin yer aldığı ve bir de muhtemelen yabancı bir modelin yer aldığı afişler olurdu. Bu yüzden Türkiye denince herkesin aklına yalnızca yaz aylarında yapılabilecek tatiller düşünülürdü.<br />
Bunları yazarken 2010 yılı sonu ve 2011 başındaki Dünya Üniversiteler Kış Oyunlarını düzenleyebilmek için aday olduğumuzda Erzurum’u tanıtmak için ekibimiz Torino’ya gitmişti. Şimdi sıkı durun; FISU’nun (Dünya Üniversite Sporları Federasyonu) değerlendirme ekibi ile karşı karşıya gelip görüşmelere geçildiğinde heyetimize yöneltilen ilk soru neydi, biliyor musunuz? Biraz düşünün… Hemen yazmayacağım, merak edin istiyorum…<br />
Yazımın sonuna doğru söyleyeceğim. Şimdi turizm konusuna geçiyorum. Tekneniz olsa da sorunları bilmeyen yok. Bugün kaptanlık belgesi ve telsiz kullanımı sertifika kontrolünden geçtik. Sıkı rüzgarlara karşı marina kontrolleri iyi değil. Müthiş denilen koyların temizlik sorunları var. Bu bölgeler insanlar tarafında işgal edilmiş ve hijyen yok olmuş durumda.<br />
Kıyıların mahalle haline getirilmesi sonucu il ve ilçe belediyeleri, sorunu, kurdukları limited şirketler yolu ile çözmeye çalışıyorlar. Enerji, su, atık yönetimi son derecede kötü. Bazı yerlerde deniz kenarında şezlongların yer aldığı bölgelerin hemen kıyısından araçların gidip geldiğini düşünün. Birisi bir anlık dikkatsizlik gösterse kıyıda güneşlenenlerin üzerine çıkması an meselesi…<br />
Ege ve Akdeniz kıyıları muhteşem orman ve deniz birlikteliği ile herkesin kıskandığı yerler olarak her zaman kayıtlarda bulunuyor. Buraları korumak ve kollamak herkesin görevi olmalıdır. Ormanlarımızı, arılarımızı, yollarımızı, balıklarımızı el üstünde tutmalıyız. Bu bölgelerin tamamı elden ve gözden geçirilmelidir. Orman Bakanlığımız, Turizm Bakanlığımız bu konuda iş birliklerine gitmelidirler.<br />
Bu haftanın son notları olarak, çöp ve çöp yönetimi konusunda kıyı bölgelerimizin bu işi pas geçtikleri anlaşılıyor. Biyolojik, elektronik ve pet tipi atıkların aynı çöp poşetlerine konularak toplanması akla ziyan bir şeydir. Kıyı bölgelerimizin ilçe yönetimleri bu konuyu yeniden gözden geçirmelidirler.<br />
Gelelim arada sorduğumuz sorunun cevabına: Evet, Erzurum’a Universiade almak için Torino’ya giden ekibimize ilk sorulan soru, “Türkiye’de kar yağıyor mu?” olmuştu. Herkes bu soruyu duyunca gerildi ama onlara derslerini çalıştıran biri vardı. Bu soruya çok güzel cevap verildi. Erzurum’a Universiade’ı aldık. Çok önceden dersini çalışan bir kişi vardı, onun sayesinde bu soruya çok doğru cevaplar verdik. Onu da merak etmeye devam edin bir başka yazımda sizlere sunacağım. Denizler, kıyılar, ormanlar ve adalardan kısa notlarla bir sonraki yazımda buluşmak üzere…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 06 Sep 2025 19:24:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Basınımızda spor sayfası sorunu</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/basinimizda-spor-sayfasi-sorunu-10020</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/basinimizda-spor-sayfasi-sorunu-10020</guid>
                <description><![CDATA[Basınımızda spor sayfası sorunu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>İlk izlediğim Yaz Olimpiyatı olan 1960 Roma’da bir soruyu hiç unutmuyorum. Bana görevimi sorduklarında “Spor yazarı” demiştim. “Hangi spor?” diye sordular ve açıkladılar: “Hangi dalda uzmansınız?” dediler. Kısaca açıkladım. Ülkemizde özellikle son yıllarda aynı soruyu medyaya soruyorum; “Futbol sayfaları mı, Spor sayfaları mı?” diye. Ülkemizde sporun gelişmesinde, yıllardır; özellikle yazılı basının rolü çok büyüktür. Spor yazarları, küçük yıldızları; yayınları, eleştirileri ve alkışlamaları ile destekleyip, olimpiyat şampiyonlarının yetişmesini sağlamışlardır. Amma; özellikle son 3 yıldır %70-80 arasında spor sayfalarında yalnız profesyonel futbola ve dedikodularına yer var. Olimpik sporlara hak ettikleri büyüklükte yer yoktur. Başarı ne olursa olsun yeni parlayan olimpik sporlara bir iki sütundan fazla yer verilmiyor. Diğer önemli konu yorumculardır. Yazılı, görüntülü ve sözlü medyada, futbol dahil diğer sporlarda da gerçek uzman elinden çıkmış yorumlara rastlamıyoruz. Bence her yorum yazarının yazısının başında öz geçmişi, eğitimi ve uzmanlık sahası da yer almalıdır. Bu okuyucunun yorumcuya saygı duyulmasını sağlayacaktır. Büyük emeklerle kurduğumuz Türkiye Spor Yazarları Derneği inşaallah kısa zamanda normal çalışmasına dönünce, üyeleri için her spor dalında uzmanlık kursu açarak, yeni veya istekli olan spor yorumcularını yetiştirmelidir. Çünkü; doktor olmak için Tıp Fakültesini, hakim olmak için Hukuk Fakültesini bitirmek şarttır. Spor yorumcuları da aynı yolu izlemelidirler. Spor yalnız futbol değildir. Her spor dalına hak ettiği destek ve değer verilmelidir. Bunun da yolu eğitimdir. Ülke sporuna hizmet için yazılı, sözlü ve görüntülü medyada yorumcuların ve sayfalardan sorumlu spor yönetmenlerinin eğitilmeleri, ülke sporuna bir hizmet olacaktır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Sep 2025 08:42:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her kilometresinde bir destan yazıldı. Adım adım bağımsızlığa giden yol: İstiklal Yolu</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/her-kilometresinde-bir-destan-yazildi-adim-adim-bagimsizliga-giden-yol-istiklal-yolu-10019</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/her-kilometresinde-bir-destan-yazildi-adim-adim-bagimsizliga-giden-yol-istiklal-yolu-10019</guid>
                <description><![CDATA[Her kilometresinde bir destan yazıldı. Adım adım bağımsızlığa giden yol: İstiklal Yolu]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Mustafa Kemâl Atatürk, yol arkadaşlarıyla 1919 yılında Türk milletinin kaderini değiştirecek bir mücadeleye girişti;<br />
"Milli Mücadele "<br />
O, Türk ulusunu sonsuza kadar yaşatmanın yolunun “İstiklal Mücadelesi” ile mümkün olacağına inanıyordu çünkü.<br />
Arkadaşları ile birlikte emperyalist güçlerin tahmin dahi edemeyeceği bir kurtuluş kuruluş kavgası başlattı.&nbsp;<br />
Kutsal, oldukça da onurlu bir kavgaydı bu!<br />
Anadolu topraklarında işgale uğramamış bölgeler arıyordu&nbsp;<br />
"Eşsiz Önder".<br />
Buldu da!<br />
İşte bunlardan biriydi Kastamonu ve çevresi.<br />
Anadolu’nun dışarıyla deniz yolu bağlantısının kurulduğu tek yerdi Kastamonu'ya bağlı İnebolu Limanı!..</p>

<p>****<br />
Millî Mücadele’nin olumlu sonuç vermesi İnebolu Limanı’ndan gelecek mühimmata bağlıydı.&nbsp;<br />
Bu nedenle İnebolu-Ankara arasındaki bu yol Kurtuluş Savaşı için son derece önemliydi.&nbsp;<br />
O dönemde güvenliği sebebiyle tercih edilen bu yol, aslında yağışlı havalarda çamurla kaplanan son derece bakımsız eski bir kervan yoluydu da!..</p>

<p>***<br />
Adım adım bağımsızlığa giden yoldur&nbsp;<br />
"İstiklal Yolu".<br />
Milli Mücadele sürecinde stratejik öneme haizdir.<br />
I. Dünya Savaşı'nda Anadolu'nun "işgale uğramamış tek bölgesi" Karadeniz'di, dışarı ile bağlantı kurulabilecek tek limanı ise "İnebolu Limanı''ydı.&nbsp;<br />
Bu nedenle Milli Mücadele'ye katılanlar önce İnebolu'ya geliyor; buradan Ankara'ya geçiyordu.<br />
Bu rota;&nbsp;<br />
zaman içinde&nbsp;<br />
"İstiklâl Yolu" olarak anılmaya başlandı. &nbsp;</p>

<p>****<br />
"İstiklal Yolu",&nbsp;<br />
Milli Mücadele'nin kazanılmasının önemli detaylarından biriydi.<br />
Toplam 105 km uzunluğundaki güzergah, limana gelen silahların Anadolu'nun içlerine -sorunsuz- ulaşmasını sağlıyordu.<br />
Mustafa Kemal Paşa'nın "Gözüm Sakarya'da, Dumlupınar'da, kulağım ise İnebolu'da" sözleri, bu yolun Kurtuluş Savaşı için ne kadar önemli olduğunun en büyük kanıtıdır.&nbsp;</p>

<p>****<br />
"İstiklal Yolu",&nbsp;<br />
İnebolu sahilinden başlıyordu.<br />
Silahlar sahilde kağnılara yükleniyor, kağnıların yetersiz kaldığı zamanlarda ise kadın, erkek, çocuk demeden herkes taşıyabildiği cephaneyi sırtlıyor ve yollara düşüyordu.&nbsp;<br />
Küre, Seydiler'den geçen yol; Kastamonu'ya ulaşıyordu.<br />
Silahlar ve cephane, daha sonra Çankırı üzerinden Ankara'ya gönderiliyordu.<br />
Kurtuluşun simgesi "kağnı" da Milli Mücadele'nin ardından "İstiklal Madalyası"nda yerini almıştır...</p>

<p>****</p>

<p><img alt="" src="https://www.kimseduymasin.com/public/images/detay/istiklal%20yol%C4%B1%20atillan%C4%B1n%20yaz%C4%B1s%C4%B1na.jpg" style="height:377px; width:720px" /><br />
"İstiklâl Yolu"nun da kadın kahramanlarıdır Şerife Bacı ve Halime Çavuş.<br />
Şerife Bacı, cephanelikleri tipiden korumak için siper etmiştir kendini.&nbsp;<br />
1921 yılının ilk aylarında, İnebolu'dan aldığı cephaneleri Kastamonu'ya götürmek için yola çıkmış, çetin kış şartları sırasında kağnı kolunu kaybetmistir.<br />
Yine de bırakmamıştır mücadelesini. Kastamonu Kışlası yakınlarına kadar cephaneyi taşımış, &nbsp;sonra donarak şehit olmuştur...<br />
Halime Çavuş, erkek kılığına girerek cephede savaşandır ve ölene kadar da üniformasını çıkarmamıştır.&nbsp;<br />
9 Haziran 1921 tarihinde, Yunan savaş gemilerinin İnebolu'yu bombardımanında ayağından yaralanmıştır.&nbsp;<br />
Savaştan sonra, Mustafa Kemal Atatürk tarafından Ankara'ya çağrılarak onbaşılık ve İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir.</p>

<p>****<br />
Bir de Hamamcı Kadı Salih Reis vardır.&nbsp;<br />
Ondan da söz edelim.<br />
Kayıklar, açıkta demirlemiş gemilerden cephane yüklü sandıkları kıyıya getirmiş, ahali de kayıklardan sandıkları alarak depoya taşımaktadır.<br />
70 yaşlarındaki Salih Reis, o sırada bir top mermisini omuzlar.&nbsp;<br />
Kastamonu Bölgesi Komutanı Muhittin Paşa da Kadı Salih Reis'i izliyordur.<br />
Yardım etmek amacıyla yanına gider ve "Dede, ver de ben taşıyayım" der.&nbsp;<br />
Salih Reis başını bile kaldırmadan şu cevabı verir:<br />
"Bana yardımı bırak, düşman gemileri geliyor.<br />
Git bir sandık cephane de sen omuzla..."&nbsp;</p>

<p>****<br />
"İstiklal Yolu" edebiyatımıza da yansımıştır.<br />
Tuana Yağan, Milli Mücadele’ye fiziken olmasa bile elinden geldiğince destek veren yazarların gazetecilerin de olduğunu yazar.<br />
Örneğin, birçok edebiyatçı "İstiklal Yolu" boyunca seyahat edip Milli Mücadele’ye dair gözlemlediklerini eserlerine yansıtmışlardır.<br />
Bu eserler Milli Mücadele ile ilgili bilgi için en güvenilir kaynaklardandır.<br />
Bu yazarların başında Yakup Kadri Karaosmanoğlu gelir.&nbsp;<br />
Yakup Kadri izlenimlerini hem anı hem de romanlarında aktarmıştır.&nbsp;<br />
Yakup Kadri’nin dışında Ruşen Eşref Ünaydın, Aka Gündüz gibi yazarlar da eserlerinde Milli Mücadele’ye yer vermişlerdir.</p>

<p>****<br />
Edebiyatçıların yanı sıra bazı gazeteciler de Milli Mücadele’yi kayıt altına almışlardır.<br />
Kayıt almanın dışında gazetelerin bir katkısı daha olmuştur ki; bu da Milli Mücadele için halkın örgütlenmesini sağlamaktır.<br />
Bu gazetelerin en önemlilerinden biri de “Açıksöz” gazetesidir.&nbsp;</p>

<p>****<br />
"Dünya Şairi" Kurtuluş Savaşı'mızı destanlaştıran tek ozanımız Nâzım Hikmet'in<br />
"İnebolu Şiiri"yle yazıyı bitirelim.</p>

<p>İki arkadaş tuttuk dağlara giden yolu,<br />
Öyle yükselmişiz ki, sahilde İnebolu<br />
İnce sokaklarıyla ufaldıkça ufaldı.<br />
Minareler bir çizgi, camiler nokta kaldı.</p>

<p>Evleri birbirine giren şehri içinde<br />
Ufuklar genişledi önümüzde git gide;<br />
Denizi kucaklayan iki açık kol oldu.<br />
Rüzgar esti denizin suları yol yol oldu.</p>

<p>Yığılmıştı yollara yığınla yaprak;<br />
Yaprakların üstünde sendeleyip kayarak<br />
Dağın son kayasının dibine varabildik.<br />
Bu tepede bu kaya mağrur bir baş gibi dik!<br />
Çıkıp onun üstünden bakabilirsek eğer,<br />
Güzel İç Anadolu görünecekti bize.<br />
Bunu nakşetmek için bir anda kalbimize<br />
Son adımı atmadan gözümüzü kapadık.<br />
Gözümüz açılınca karşımızdaydı artık<br />
Sisli vadileriyle rüyalı Anadolu.</p>

<p>Görüyorduk uzaktan dereye inen yolu;<br />
Sağ yanında bir çayır, solda çam ağaçları.<br />
O kadar yakın ki dağların yamaçları<br />
Dereye düşen bahar bir daha çıkamamış."</p>

<p>(Yararlanılan Kaynak:Hüsnü Himmetoğlu-1975, Yıldırım Güngör, Atlas Tarih, Ekim-Kasım 2019,&nbsp;<br />
s: 8-9)</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 29 Aug 2025 10:09:19 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sözde izindeyim…</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/sozde-izindeyim-10018</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/sozde-izindeyim-10018</guid>
                <description><![CDATA[Sözde izindeyim…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ama Boğaziçi Yüzme Yarışını takip etmek zorundaydım. Kıyısından izledim. Rusya’dan gelen bir ekibin antrenörü kayıp. Sudan çıkmadı. Beş kişilik kafiledeki 4 yüzücü karaya çıktı, o henüz yok. Umarım iyi bir haber alırız.<br />
Bu yarış uzunca bir zamandır yapılıyor. TMOK aktivitenin patronu. Başkanın dediği gibi, böyle bir yarış dünyanın hiçbir yerinde yok. 6,5 km uzunluğundaki bu parkurda yüzücüler Anadolu’dan Avrupa’ya yüzdüler. 1400’ü yabancı toplam 2820 sporcu bu muhteşem etkinliğe katıldı. Yarış esnasında kıyı emniyeti yanı sıra yaklaşık 60 şişme bot kontroller için görev aldı.<br />
Her gün Üniversitede olma alışkanlığımız aslında kötü bir şey. Ofiste olmasak bile internet üzerinden çalışmaya devam ediyoruz. Mezuniyetler, kamp faaliyetleri, senato gündem maddeleri, kalite raporları, gelecek dönemin ders ve görevlendirmeleri, ders malzemeleri, araştırmalar için gerekli cihazların temini ve servis edilmeleri, yapılacak bilimsel toplantıların davetli konuşmacıları ile temas edilmesi de izinli olduğum günlerde üzerinde çalışılan konular arasında.<br />
İzinli olmama rağmen karşımdakileri sizlere tanıtayım: Demir kapımız, kenardaki leylandilerin (Bir nevi çam ağacı) dallarına çarptığı için zor açılıp-kapanıyor. Bahçedeki kuru yapraklar toplanmayı bekliyorlar. Çimler kurumuş su istiyor. Benim su işlerimi yapanlar ortalıkta yok çünkü onlar için yüksek sezon… Geldiklerinde yeniden su sistemi kuralım diyecekler. Oysa biz, değişmekte olan iklim koşulları nedeni ile yaklaşık 2 yıldan bu yana otomatik sulama sistemini kapattık. Bazı zamanlarda su için değişik feragatalarda bulunmak gerekir diye düşünüyorum.<br />
Küçük bir evde oturunca oranın zamana bağlı bazı küçük sorunları oluyor: Yeni lavabo, üstünde aynası hatta led aydınlatması da olacakmış. Ürünü satacak Okan, tesisatı yapacak olan Fatih şu anda beni bekliyorlar.<br />
Örümceklerin yaptığı yuvalar bir sanat eseri niteliğinde ise de onları otomatik temizleyecek bir araç lazım. İki farklı kapının yeniden ayarlanması veya yeni teknoloji ile değiştirilmesi gerekiyor.<br />
Yatak odasındaki sineklikler yeni sistem olanlarıyla değiştirilecek. Evin etrafı yeniden taşla döşenip çevrilecek. Balkondaki yerinden oynamış priz, dış kapı aydınlatması için üçlü anahtar ve priz yaptırmıştık, artık anahtarları çalışmıyor, bu cihaz beni değiştirin diyor.<br />
Kapı girişinde elektrik saati yeri var ama biz onu başka yerde bir araya getirmişiz, enerji şirketi çalışanı aynı anda tüm saatleri okuyabilsin diye. Yine kapı girişinde boş bir priz ya da anahtar yeri var, neden yapılmış ben de bilmiyorum. Evimizin zili hiç olmadı, bu defa oraya bir zil butonu koyabiliriz. Hızımızı almışken yazmaya devam edeyim, interneti hala bakır kablolu teller vasıtası ile alıyoruz. Yandaki siteye fiber kablo sistemi döşeyen elemanlarla sohbet ettiğimde, kendilerini Keramos’tan hatırladığımı söylemiştim. İstanbul’a gidip geldiğimde baktım, bizim evin bahçe tarafına bir terminali yerleştirmişler. Bunu istesek aylar boyunca temin edemezdik. Şimdi işim elektrikçim Musti’ye düştü.<br />
Bitti mi, hayır. Eşimin akrabaları var, havalimanından alınacak. Gitmişken İstanbul’a oradaki evin balkonundaki sardunyanın sulanması lazım. Bir de pazar günleri gelen gazetelerin toplanıp eve getirilmesi gerek.<br />
Yirmi beş yıldır gömleklerimizi ütülemekten bıkmayan Selçuk Bey’e gidilecek. Giderken birkaç gömlek gidecek, orada ütülenmiş bekleyen gömlekler alınacak. Dün yine 25 yıldır olmayan saçlarımı kesmekle meşgul olan Naim’e uğradım. İzmit dedikodularını ondan alıyorum. Berberlerin bu özelliği sanırım 100 yıldan bu yana değişmedi. Eve döndüğümde Oktay beyin gönderdiği görselleri inceledim. Keçi lorlu, pırasalı, siyez buğdayından ve sızma trilye zeytinyağlı ekmek yapmış. Gelde gitme…<br />
Trilye derken, Kazım hocam bizi bekliyor. Yeni dönem balıkları, muhteşem salçaları, zeytinleri, zeytinyağları, deniz esintileri tarafımdan kontrol edilmesi gerekiyor. Trilye muhteşem bir yer, sizlere de tavsiye ederim…<br />
Daha bir sürü iş… Hesapta izinliyim ama bunları takip edecek başka birisi de yok. Ama şikâyet yok, üşenmek de yok. Birkaç gün içinde bunlar yapılacaktır. Gelecek yazımda bu işlerin değerlendirmesinde buluşmak üzere…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 Aug 2025 00:33:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir bilene sormalı</title>
                <category>ERDOGAN ARIPINAR</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/bir-bilene-sormali-10017</link>
                <author>haber@kimseduymasin.com (ERDOGAN ARIPINAR)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/bir-bilene-sormali-10017</guid>
                <description><![CDATA[Bir bilene sormalı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bu güzel atasözümüzü Rahmetli Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel çok söylerdi. Türkler, tarih boyunca Orta Asya’dan bu yana, bu sözün sahibi Aksakallılara saygı gösterirken; bizim Türkiye’nin Milli Olimpiyat Komitesi’nin yeni ekibi, Tüzük Tadilat Kongresi deyip, birçok kanuna uymayan, toplum mantığına aykırı maddeler teklif ederken, aksakalları da saf dışı bırakmaya kalktı.&nbsp;<br />
Neyse, son dakikada toplumdan gelen patlamanın yan sıra, Dünya Olimpiyat Komitelerinin sahibi IOC onlara kırmızı kart gösterdi ve oyun dışı kaldılar.&nbsp;<br />
Şimdi Türkiye’yi daha fazla mahcup etmemeleri için izlenecek yol; IOC’nin talimatına uygun, bilenlerin yol göstereceği, TC kanunlarının dediği yeni bir tüzükle Türk toplumunun önüne çıkılmasıdır. Tutulacak yol budur. Toplumun yeni bir hataya, yolun mahkemelere düşmesine tahammülü olmayacak, Olimpiyat Komitesinin Onursal Koruyucu Başkanı Cumhurbaşkanlığı makamı da konuyla ilgilenmek durumunda kalacaktır.&nbsp;<br />
Tanrı ülkemizi ve başarılı tarihi kurumlarını, hatalı yönetmeye kalkanlardan korusun.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 Aug 2025 10:30:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/erdogan-aripinar-1601963331.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Milletimizin Bağımsızlık Yolundaki Dönüm Noktası  Muharebe; Sakarya </title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/milletimizin-bagimsizlik-yolundaki-donum-noktasi-muharebe-sakarya-10016</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/milletimizin-bagimsizlik-yolundaki-donum-noktasi-muharebe-sakarya-10016</guid>
                <description><![CDATA[Milletimizin Bağımsızlık Yolundaki Dönüm Noktası  Muharebe; Sakarya ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"11 Eylül 1994'te hayatımda ilk kez Polatlı'ya geldim.<br />
Artık Harbiye'yi bitirmiş genç bir teğmendim. Uygulamalı sınıf eğitimi görüp, topçu subayı olmak ve oradan da kıtaya çıkmak için topçu okulunda subay temel eğitimi alacaktım.<br />
Toz içerisinde, kurak, ağaçsız, bu küçük ilçeyi ilk başta hiç sevmedim.<br />
Acıkır (Sakarya Kışlası) atış ve eğitim alanı daha da iç karartıcıydı.<br />
Keçinin sevmediği ot burnunun dibinde biter derler.<br />
Sınıf okulundan sonraki ilk kıta görevim de burada oldu.<br />
Yaptığım ilk görev de muhafız takım komutanı olarak Sakarya Zaferi törenlerine katılmaktı.</p>

<p>****<br />
Daha sonrasında, orada görev yaptığım süre boyunca Polatlı'yı ve çevresini adım adım dolaştım.<br />
Zaman geçtikçe Sakarya Savaşı'nda yaşananları daha iyi anlamaya başladım.<br />
Çevrede gittiğim her yerde mermi çekirdekleri, kemik parçaları, şarapnel parçaları vardı.<br />
Özel birşey yapmanıza gerek yoktu, elinizle hafifçe toprağı eşelemeniz yetiyordu.</p>

<p>****<br />
Yokluk içerisinde, 22 gün, 22 gece mermiyle, dipçikle, dişle, tırnakla, kanla terle o mevzileri tutmak..<br />
200 yılı aşan gerileyişe dur demek.<br />
Son kaleyi, canının kalan son feriyle savunmak...<br />
Tüm o cephe hattıyla irtibat kurmak, mühimmat ve yiyecek götürmek, yaralıları tahliye etmek...<br />
Sanılandan çok büyük, çok meşakkatli, çok kutsal bir işti.</p>

<p>****<br />
Bazı tepeler vardı ki, savaş boyunca neredeyse hergün el değiştirmişti.<br />
Gündüz düşmanın ateş gücü ve sayı üstünlüğüyle ele geçirdiği mevzileri, gece Mehmetçik süngü hücumuyla geri alıyordu.<br />
Süngü hücumunu size nasıl anlatabilirim bilmiyorum.<br />
Gırtlak gırtlağa girdiğin düşmanın terini, nefesini hissetmek; kestiğiniz yerden akan kanın heryerinize gelmesi, boşalan iç organlardan gelen ağır koku...<br />
Yeryüzünde cehennem varsa, işte orası.</p>

<p>****<br />
Yıllar sonra,<br />
o destanı yazanların, dedelerini unutmamış bir torunuyla tanıştım.<br />
Her bir şehidin mezarını bulmaya yemin etmiş, bu vatanı beklerken kendisi sahipsiz kalmış vatan evladına Fatiha okunacak bir taş vermeyi amaç bellemiş biriyle tanıştım;<br />
Dr.Selim Erdoğan Hoca</p>

<p>****<br />
O savaşı anlamak istiyorsanız,<br />
22 gün 22 gece boyunca uykusuz kalın.<br />
Başınıza topçu gülleleri yağdığını hayal edin.<br />
Doğru dürüst yemek gelmediğini, gelse de yiyecek zaman olmadığını hayal edin.<br />
Mevzinin hemen önünde Ağustos sıcağında hemen çürümeye başlayan cesetleri düşünün.<br />
Ben tüm bunları düşündüm.<br />
Acıkır çölünün verimsiz topraklarını gezerken, toprağın yüzünde yara gibi hala duran mevzileri dolaşırken, elime aldığım bir avuç toprakta un ufak olan kemik parçalarını görürken.<br />
Lütfen, gidin ve oraları görün.<br />
O yiğitlerin ruhuna bir Fatiha okuyun.<br />
Selim Erdoğan Hoca ve mürettep müfrezeye de bir teşekkür edin.&nbsp;<br />
Kaybettiklerimizi bulmaya yardım ettikleri için...<br />
Kalın sağlıcakla.<br />
İmza<br />
Godirikli Dombay"</p>

<p>****<br />
Bundan güzel anlatılamazdı<br />
"Zafere Giden Yolda<br />
Kanlı Savaş"<br />
Sakarya...</p>

<p>****<br />
Dünyanın en uzun, Kurtuluş Savaşı’nın da dönüm noktasıdır&nbsp;<br />
Sakarya Meydan Muharebesi.<br />
"40 yaşındaki komutan"<br />
Mustafa Kemal Atatürk’ün “Hattı müdafaa yoktur; sathı müdafaa vardır.<br />
O satıh bütün vatandır” emrini verdiği efsaneler efsanesi muhaberedir.<br />
Türk tarihinin kilometre taşlarındandır.<br />
Bir ölüm-kalım savaşıdır.<br />
Milli Mücadele'nin en önemli &nbsp;noktalarından biridir de...&nbsp;</p>

<p>****<br />
Emekli General<br />
Naim Babüroğlu'nun tespitleridir;<br />
"Sakarya Meydan Muharebesi, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın ve vatandan, milletten başka sevgili bilmeyen o kuşağın eseridir...<br />
Sakarya Meydan Muharebesi kazanılmasıydı,<br />
30 Ağustos 1922 zaferi olmazdı...<br />
Cumhuriyet olmazdı...<br />
Son Türk Devleti de tarihe karışmış olurdu...<br />
Türk tarihinden Sakarya Zaferi’ni çıkarın geriye Türklerin olmadığı işgal edilmiş bir Türkiye kalır. Türkiye’den Atatürk’ü çıkarın, geriye Afganistan kalır."</p>

<p>****<br />
Başta Mustafa Kemal Atatürk ve O’nun aziz silah arkadaşları olmak üzere,<br />
o kahraman kuşağı saygı ve minnetle anıyoruz...</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Aug 2025 11:20:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İşimiz kolay değil…</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/isimiz-kolay-degil-10015</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/isimiz-kolay-degil-10015</guid>
                <description><![CDATA[İşimiz kolay değil…]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Spordan, sanattan, eğitimden, müzikten, hayattan yazılar yazmama rağmen durum pek parlak değil değerli okurlarım. İnsanlarımız günlük işlerinde kazalarla karşılaşıyorlar. Sağlıkla ilgili şikayetlerini gizliyorlar, durum artık çıkmaz sokak haline geldiğinde sağlık kuruluşlarına başvuruyorlar.<br />
Kulüplerimiz, sezon başlamış, ekipler kurulmuş olmasına rağmen hâlâ sporcu transfer etmekle meşguller. Benim bildiğime göre kulüpler oynamakta oldukları ligin ikinci yarısının ortasında tüm transfer işlemlerini bitirmelidirler. Ama etrafıma baktığımda sizin de tahmin edebileceğiniz gibi durum öyle değil.<br />
Geçen yazımda biraz futbola sataştım. Oyuncular, antrenörler, sistem derken hakemlere geldiğimde durdum. Neden onlardan bahsetmedim diye epeyce eleştiri aldım. Bu konuda çok eskiden beri aklımda tuttuğum bir konu var: Sahada iki takım var ve bunların amacı maç kazanmak. Sahada bir hakem var, ekibi ile onun görevi oyun kurallarına göre maçı yönetmek. O halde bir karşılaşmada her an bir çatışma ortamı var demektir. İki farklı amacın mücadele ettiği ortamlarda hakemlerin işi kolay değildir. Bu konuyu ayrıca etüt edeceğiz…<br />
Birileri maç kazanmak için teknik beceri ve taktik davranışlarını sergilerken öteki taraftakiler maçı en uygun şekilde kurallara göre dürüstçe yönetme gayreti içinde bulunmaktadır. Bu bir çatışma ortamıdır ve taraflar buna hazır olmalıdırlar.<br />
Bu küçük giriş sonrası hafiften maçların oynandığı zeminleri dikkatinize çekmek istiyorum: Salon sporlarında son yıllarda sentetik zeminler tercih edilmeye başlandı. Bazı sporlarda spor federasyonları zemin konusunda pres yaparak kulüplere ve yerel yönetimlere (Sporun taşra teşkilatına) baskı yapıyorlar. Geleneksel parke zeminli salonlarda ise zemin esnekliğinde sorunlar yaşandığı biliniyor. Çok sık ayak bileği ve diz yaralanmaları meydana geliyorsa çeşitli nedenler arasında zemin özellikleri dikkatle etüt edilmelidir.<br />
Çoğunluğu uluslararası şirketlerin önerilerine göre şekillenen bu zeminlerin sağlık ve sporcu güvenliği açısından uygunluğu tartışmalıdır. Keza sentetik futbol sahalarının büyük bölümünde kullanılan kauçuk granüllerin kanserojen olduğu konusundaki bilgiler henüz yalanlanmamıştır. Siyah renkli küçük parçacıkların üretildiği bu malzemenin son derecede kirlilik taşıdığı bilinmektedir. Özellikle eğer yaz aylarında iseniz bu zeminlerin güneşin ısıtıcı etkisi ile solunan havaya kattıkları zehirli gazları ürettikleri unutulmamalıdır.<br />
Maçların anlatılması, televizyon ve radyolardan aktarılması son derecede iyi bir hizmettir. Çocukluğumda Orhan Ayhan’ın anlatımı sonrasında etrafımdaki büyüklerime sorardım. Şöyle bir cümle olurdu; “Gazhane tarafından atak başlıyor, rakip dağılmış durumda, rüzgâr deniz tarafından sert esiyor…” Bu cümleyi duyunca, gazhane nedir, rüzgârın stadyumda işi ne? gibi soruları sormadan geçemezdim. Tabi yıllar sonra oralara bizzat gidip görünce Mithatpaşa stadının konumu her şeyi anlatmış oluyordu.<br />
Statlar, salonlar, havuzlar, bmx parkurları, atletizm pistleri ve daha birçok spor yapılan tesis ve sahaların zeminleri, diğer bölümleri sağlıklı bir spor ve egzersiz için önemli parametrelerdir. Siz bunları okurken ben İstanbul Boğazının trafiğe kapatılıp, katılımcıların boğazı kulaçlayarak geçmelerini izlemeye gidiyorum. TMOK’un bu faaliyetinde bakalım boğazın üstten akıntıları onları nereye savuracak?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 Aug 2025 17:20:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir yanda gerçek sevda, diğer taraftaki nedir acaba?</title>
                <category>AVNİ ERBOY</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/bir-yanda-gercek-sevda-diger-taraftaki-nedir-acaba-10014</link>
                <author>avni@kimseduymasin.com (AVNİ ERBOY)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/bir-yanda-gercek-sevda-diger-taraftaki-nedir-acaba-10014</guid>
                <description><![CDATA[Bir yanda gerçek sevda, diğer taraftaki nedir acaba?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">Yıl 2012... Olayın gerçekleştiği yer Çeşme...<br />
Altınordu yönetiminde bulunan başkan Halim Bezircilioğlu ile kardeşi Sinan Bezircilioğlu, gazeteci Ali Ergöçmez aracılığıyla o zamanlar kulüp arayan Seyit Mehmet Özkan’ı denizden çıkarıp “Gel Altınordu’yu sana verelim” teklifinde bulunuyordu...<br />
Kısa bir sürede camianın ileri gelenlerinin de görüşleri alınarak Altınordu futbol şubesini özerk hale getirildi ve Özkan’a teslim edildi...<br />
Aradan geçen yıllar içinde Seyit Mehmet Özkan yoklarla aldığı Altınordu’nun futbol şubesini AŞ yaptı, yetiştirdiği yıldızlar, yarattığı tesisler ve Türk Futbolunda geliştirdiği yepyeni model ile adından sıkça söz ettirerek zirveye taşıdı...<br />
Alkışlanmalıydı ve öyle de oldu. Üstelik de takdir topladı.<br />
Salih Uçan, Cengiz Ünder, Çağlar Söyüncü, Berke Özer, Barış Alıcı, Erce Kardeşler gibi milli takımlara yükselen futbolcuları çok iyi transfer bedelleriyle üst liglere yollanıp, alt yapılardan toplam 90 milli oyuncunun da aralarında bulunduğu yüzlercesinin yetiştirdi... &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;<br />
Fabrika gibiydi, Altınordu FK...<br />
Başkan Özkan, soyadını taşıyan ve 120 ülkeye demir çelik gönderen Aliağa’daki fabrikasından çok Selçuk ve Torbalı’daki Altınordu Tesislerinde mesai yapıyor, neredeyse 24 saatini geçiriyordu... Futbolcu adaylarıyla yemekte, ders çalışmalarında, antrenmanlarında, maçlarda hep beraber oluyordu...<br />
Ne demiş atalarımız: “Ne ekersen onu biçersin...”<br />
Mehmet Özkan da ektiklerini biçmek ve futbol fabrikasının da dengelerin değişmemesini, çarkın çok iyi işlemesini, muhasebe kayıtlarında da artıları görmek istiyordu... Bu nedenle de işi hep sıkı tuttu...<br />
İlk 7-8 yıl harika geçti...<br />
Futbol Okulları 81 ilden neredeyse dörtte üçüne yayılmış, Franchising (sözleşmeye dayalı, direkt bütünleşmiş bir pazarlama sistemi. Bir markanın isim, sistem, ürün ve hizmetlerini belirli bir bedel karşılığında kullanma hakkı) verdikleri de tıkır tıkır çalışıyordu...<br />
Sonra ne oldu?<br />
TFF 1. Ligde yabancı oynatmayan tek takım unvanı ses getirdi ancak ligde tutunmasını sağlayamadı. 2022/23 sezonunda TFF 1. Ligden düşmesi, sonraki sezonlarda üst lige çıkamaması geriye gidişi körükledi... Başta CEO’lar sonra üst ve alt yöneticiler, teknik adamlar, antrenörler sürekli değişti. Gelen giden trafiğini takip edemez duruma gelenler, fırtına öncesi sessizliğini seziyor ama “tek adam” sisteminde ses çıkaramıyordu...<br />
Yurt dışına açılmasına, sürekli elçiler görmermesine karşılık alamadı, yeni satışlar gerçekleşmedi... Gelirler giderleri karşılamamaya, hep artı beklenirken, eksiler fazlalaşmaya başladı...<br />
Ve takıma önce ortak bulamayan, sonra da satamayan Seyit Mehmet Özkan resmi web sitesindeki kendi köşesinden seslendi:<br />
“Futbol Kamuoyuna duyurulur;<br />
70 yaşımı doldurdum, tadında bırakmak lazım.<br />
1989 yılında 34 yaşımda iken başladığım ve 36 yıldır içinde olduğum Profesyonel Futbol Yöneticiliği’nden emekliye ayrılma kararı almış bulunuyorum.</span><br />
<span style="font-family:&quot;Tahoma&quot;,sans-serif">TFF bünyesinde yarışmacı hakları tescili olan Altınordu Futbol Kulübü profesyonel takımı “İsim Hakkı”nı, yani Altınordu Profesyonel A Takımımızı; “İyi Birey, İyi Vatandaş, İyi Futbolcu” ana sloganımıza uygun yönetme becerisi ve imkânı olan kişi veya kişilere devretmeye hazırım. Bu konuda kulüp avukatımız Özgür Güreşci tek yetkilidir.”<br />
Altınordu FK’nın (Altınordu AŞ) satış ilanıydı bu yazı...<br />
Görüşmelerden sonuç çıkmayınca yine Seyit Mehmet Özkan açıkladı:<br />
“Tam 13 yıl Altınordu armasına değer katarak, emanetinize çok özen göstererek bugünlere taşıdık. Şimdi sıra geldi emaneti sahibine iade etmeye...”<br />
Kadere bak!..<br />
O gün teslim eden Halim Bezircilioğlu bugün de teslim alacak başkan...<br />
İşin bir başka yönü de ligin başlamasına çok az bir süre kalması... Çocuğu kucağında bulanların hazırlıksız olması da işin çabası...<br />
Başta Altınordu Camiası olmak üzere tüm futbol kamuoyundaki soru; “Şimdi ne olacak?”<br />
Haydi, gelin İlyas Gönen’in kulaklarını çınlatalım...<br />
Neden öncelikle İlyas Gönen?<br />
Başkanlığını yaptığı kulübünde, bu unvanı bıraktıktan sonra da camiasını terk etmeyen, egolarını bir kıyıya bırakarak malzemecilikten tutun da amigoluğa kadar her şeyi yapan, her maçında tribünlerde yer alan, üstelik seyirciyi, takımı coşturmak için adeta kendini parçalayan, takımı uğruna cebindeki son kuruşunu bile harcadığı için olsa gerek?<br />
Hiç bir menfaat gözetmeden, kul hakkı yemeden, asla fair play olgusundan ayrılmadan, gerçek kulüp aşkını yüreğinde taşıyan bir insan olduğundan, önce İlyas Gönen...<br />
Mecazi anlamda “Ben bu adamı öldürürüm” dediği, ömür boyu konuşmayacağı insanla, tribünde omuz omuza Altınordu’nun başarısı için haykırdığını, kazanınca sarmaş dolaş olup, kaybedince omuzuna yaslanıp ağladığını görmek İlyas Gönen gerçeğini ve “Altınordu kimliği”ni yansıtıyor!<br />
Bunların biri, birkaçı bile İlyas Gönen’in her zaman ne kadar büyük bir insan olduğunun en güzel kanıtı... O inanıyorum ki; &nbsp;Altınordu’nun heykeli dikilecek başkanı, yöneticisi, malzemecisi, taraftarı... “Adam gibi adam”ı...<br />
Yaşamı boyunca “gerçek sevdası” ile yaşamakta... Altınordu ailesinden bir parça, hatta en önemli parçası... Onun için Altınordu olmadığı anlarda puzzle (yapboz) asla tamamlanamaz. Bir parçası hep eksik kalır!<br />
“Altınordu” dendiğinde “İlyas Gönen” cevabı alındığından olsa gerek önceliği...<br />
Neden ilk veya ilklerden... Anladınız mı?<br />
Yoksa “Altınordu Ailesi” içinde o kadar çok sevdalı var. Hangi birisini yazsam...<br />
Öyle değil mi, sevgili kardeşim Atilla Köprülüoğlu?<br />
Senin lacivert kırmızı sevdanı da ben bilirim... Cümle âlem de bilir, sevgi dalgalarının yüreğinde nasıl köpürdüğünü...<br />
Nazım Hikmet’in dediği gibi: “Kelebek misalidir aşk; anlamayana ömrü günlük, anlayana bir ömürlük!”<br />
Hiç beklemediği bir an, sıcak bir yaz günü deniz kenarında verdiği kulübün futbol şubesini, yine sıcakların yaktığı bir gün, köşe yazısında öğrenip kucağında bulan Halim Bezircilioğlu elbette şaşkın ve üzgün...<br />
Kadere bak!<br />
Verdiğinde başkandı.<br />
Aldığında da başkan...<br />
Aradan yıllar geçti, o başkanlığı bıraktı, en son kardeşi Sinan başkan oldu, amatör şubelerde büyük atılım yaptı, çeşitli branşlarla ses getirdi...&nbsp; Et tırnaktan ayrılır mı? Ayrılmaz misali ağabeyini de yönetime aldı. Siyasete soyununca da başkanlığı bırakacaktı. Ağabeyini yalvar yakar ikna etti... Halim de yıllar sonra yeniden başkan oldu...<br />
Ve Altınordu futboluyla da yeniden tanıştı!..<br />
Seyit Mehmet Özkan’a dönecek olursak.<br />
Resmi web sitesinde peş peşe yazdığı; “Profesyonel futbol yöneticiliğinden emekliye ayrılma”, “Son Yazı” ve “Son fotoğraf” çok anlam ifade ediyor...<br />
Bu konuda yorum yapmayacağım. İyice okuyun ve siz karar verin diyeceğim...<br />
Ama yine de kendisinin yazdığı cümleyle bir ipucunu da vereceğim: “36 yıldır içinde olduğum Profesyonel Futbol Yöneticiliği’nden emekli oluyorum.”&nbsp; </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 Aug 2025 17:18:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/avni-erboy-1602582717.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zülfü Livaneli ve kısmet balığı...</title>
                <category>ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/zulfu-livaneli-ve-kismet-baligi-10013</link>
                <author>akopruluoglu@kimseduymasin.com (ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/zulfu-livaneli-ve-kismet-baligi-10013</guid>
                <description><![CDATA[Zülfü Livaneli ve kısmet balığı...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>"Mavi Gözlü Dev" Nazım Hikmet'in Bursa mahkumluğu şiir üretkenliğini artırmış, yaşamında önemli izler bırakmıştır.<br />
Destansı şiiri "Memleketimden İnsan Manzaraları", "Rubailer", "Ferhad ile Şirin" gibi oyunlarını Bursa Cezaevi'nde yazmıştır.<br />
1950 Temmuz'una kadar mahpus Nâzım, Bursa yıllarını "Yatar Bursa Kalesi'nde" şiirinde şöyle anlatır:<br />
"Sevdalınız komünisttir, on yıldan beri hapistir, yatar Bursa kalesinde.<br />
Hapis ammâ, zincirini kırmış yatar, en âlâ mertebeye ermiş yatar, yatar Bursa kalesinde.<br />
Memleket toprağındadır kökü, Bedreddin gibi taşır yükü, yatar Bursa kalesinde...”&nbsp;<br />
-YİĞİDİM ASLANIM BURDA YATIYOR-<br />
Bedri Rahmi Eyüboğlu ve "Dünya Şairimiz" Nâzım Hikmet'in sıkı dostluğu vardır.<br />
Ressam Şair "Bedros" (Dostları öyle hitap ederdi) "Zindanı Taştan Oyarlar" şiirini de 73 yıl önce Nâzım Hikmet hapisteyken yazmıştır; "Bursa'nın ufak tefek yolları<br />
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri<br />
Tepeden tırnağa şiir gülleri Yiğitim aslanım aman burda yatıyor<br />
Bugün efkârlıyım açmasın güller<br />
Yiğidinden kötü haber verirler<br />
Demirden döşeği taştan sedirler<br />
Yatak diken diken yastık batıyor<br />
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor<br />
Bir şubat gecesi tutuldu dilin<br />
Silâha bıçağa varmadı elin Ne ana, ne baba, ne kız, ne gelin<br />
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor.<br />
Ne bir haram yedin, ne cana kıydın<br />
Ekmek gibi temiz, su gibi aydın<br />
Hiç kimse duymadan hükümler giydin<br />
Yiğitim aslanım aman burda yatıyor<br />
Döşek melil mahzun yastık batıyor (...)<br />
-BEDROS'UN ŞİİRİNİ BESTELEDİ-<br />
Şiiri çok beğenen Zülfü Livaneli de (bazı bölümlerini) besteler: Bestenin adı;<br />
"Yiğidim Aslanım Burada Yatıyor"dur...<br />
Livaneli, "Bursa'nın ufak tefek yolları" ile başlayan dizelerini;<br />
"Şu sılanın ufak tefek yolları" diye değiştirip bestelemiştir.<br />
Besteyi ilk olarak Pari'teki evinde;<br />
Uğur Mumcu'ya dinletir Livaneli.<br />
Mumcu, besteyi dinleyince ağlamaya başlar.<br />
Livaneli sebebini sorar. "Besten bütün devrim şehitlerinin ağıtı olmuş'' yanıtını alır.<br />
Maalesef Uğur Mumcu'nun cenazesi, yıllar sonra Ankara'da 200 bin kişi ile 'Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor' şarkı sözleriyle uğurlanır.<br />
Bugünlerde de CHP’nin düzenlediği mitinglerde çalınmaktadır “Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor.”<br />
- LİVANELİ BESTELERİ VE ROMANLARI-<br />
Livaneli’nin besteleri dillerden düşmez , her biri marştır adeta.<br />
İşte “Leylim Ley”, Stockholm’de yaptığı “Karlı Kayın Ormanında”, Ülkü Tamer şiiri “Güneş Topla Benim İçin”, “Ey Özgürlük”, “Gün Olur”, “Merhaba”, Refik Rurbaş’tan “Çırak Aranıyor”…<br />
O, müziyenliğini, besteciliğini şöyle anlatır; “Bestecilik dünyanın en zevkli uğraşlarından birisi. Bir odada yapayalnızken, bir enstrümanın üzerine eğilerek ezgiler oluşturmanın tadı dünyada hiçbir şeyle ölçülemez. Hele bu bestelerin kitlelere ulaştığını, yüzbinlerce kişinin hep bir ağızdan söylediğini görmek bir besteci için sevinçlerin en büyüğüdür.<br />
Ben şanslı besteciler arasında sayıyorum kendimi.&nbsp;<br />
Bir çok beste hem kitlelerin yüreğinde yer tuttu, hem de dünyanın çeşitli yörelerinde çok büyük solistler tarafından ayrı dillerde okundu. Kendimi hiçbir zaman sadece yorumcu olarak görmedim:<br />
Bestelerimi, bir de müthiş geleneğimizden seçtiğim bazı deyişleri seslendiriyorum. “<br />
Ya romanları…<br />
“En Çok Satılanlar”da ilk sıralardadır Livaneli’nin. Aklımıza geldiği kadar; “Serenad”, “Engereğin Gözü”, “Mutluluk”, “Kaplanın Sırtında”, “Son Ada”, “Balıkçı ve Oğlu”, “Kardeşimin Hikayesi”, “Huzursuzluk”, “Konstantiniyye Oteli”,”Leylanın Evi”, “Sevdalım Hayat”, “Orta Zekalılar Cenneti”, “Rüzgarlar Hep Gençtir”, “Arafatta Bir Çocuk”…Son kitabı “Erdal Öz-Sazın Teli Koptu”…<br />
Tam 30 dilde yayımlanmıştır romanları… Türkiye dışında Çin Halk Cumhuriyeti, İspanya, Kore ve Almanya’da da çok satanlar arasına giren romanlarıyla, Balkan Edebiyat Ödülü’ne, ABD’de Barnes and Noble Büyük Yazar Ödülü’ne, İtalya ve Fransa’da Yılın Kitabı Ödülü’ne, Türkiye’de ise Yunus Nadi Ödülü’ne ve Orhan Kemal Roman Ödülü’ne layık görüldü. Livaneli, dünya kültür ve barışına yaptığı katkılardan ötürü 1996 yılında Paris’te UNESCO tarafından Büyükelçilikle onurlandırıldı ve Genel Direktör danışmanlığına atandı.<br />
2002-2006 yılları arasında TBMM’de ve Avrupa Konseyi’nde milletvekilliği görevinde bulundu.<br />
-VE SİNEMA YÖNETMENLİĞİ-<br />
Livaneli, “Çok ince bir duyarlılıkla olağanın ötesini derinlemesine araştıran bir sinema yönetmenidir de…”<br />
Dört film çekmiştir. 1987’de “Yer Demir Gök Bakır”,1988’ “Sis”, 1993’te “Şahmaran” ve &nbsp;2010’d da “Veda”…<br />
Peki nasıl sinema yönetmenliğine geçmiştir Zülfü Livaneli? Buyrunuz,<br />
Yıl 1981.<br />
Türkan Şoray, Yaşar Kemal’in “Yılanı Öldürseler” romanını film yapacaktır.<br />
Filmin montajını da Paris’te yaşayan sanatçı Abidin Dino’dan rica etmiştir.<br />
“Sultan”, film müziklerini de Livaneli’nin bestelemesini istemiştir.<br />
Livaneli o dönemde İsveç’te sürgünde yaşamaktadır. Türkan Şoray, Yaşar Kemal, Abidin Dino Stockholm’de buluşur.<br />
Film çalışmaları sürerken bir gün Türkan Şoray ilginç bir soru sorar Livaneli’ye;”Neden bir film yönetmiyorsunuz?”<br />
Livaneli anlatıyor:”<br />
Aslında bunu yıllardır düşünüyordum.<br />
İlk film müziğimden bu yana durmadan film kitapları okuyor; mercekler, özel efektler, montaj, karmaşık aks problemleriyle boğuşup duruyordum. Film yapımıyla ilgili teorik bilgim, neredeyse bir kitap yazacak kadar artmıştı. Türkan Şoray’ın önerisi,bir karar almama neden oldu. Evet, film yapacaktım.”<br />
Sinema macerasında yol arkadaşı -elbette- kadim dostu Yaşar Kemal olacaktı Livaneli’nin.<br />
Onun romanlarından birini sinemaya aktarmak -zaten- en büyük hayalidir.<br />
Film adı olarak önce “Demirciler Çarşısı Cinayeti” üzerinde durulsa da “Yer Demir Gök Bakır”da karar kılınır…<br />
-KISMET BALIĞI-<br />
Filmin ismini kararlaştırdıklarında ilginç bir hadise yaşar Livaneli ve Yaşar Kemal. İkili bu sırada Çekmece Gölü’nde bir sandalda kürek çekmektedir.<br />
‘Yer Demir Gök Bakır’ der demez, gölden iri bir balık fırlar ve sandala düşer.<br />
“Rüzgarlar &nbsp;Hep Gençtir” kitabında bunu şöyle aktarır Livaneli; “Aldoux Huxley’in ünlü sorusu bir kez daha aklıma takıldı: ‘Olaylar mı insanlara göre gelişiyordu, yoksa insanlar mı olaylara göre biçimleniyordu?’<br />
İşte Yaşar Kemal’in kitaplarındaki mucizelerden biriydi bu da. Hemen ikimizin de temeli olan halk mitolojilerine, efsanelere başvurduk.<br />
Doğru yolda olduğumuzu, filmin dünyada başarı kazanacağını düşündük. Öyle de oldu doğrusu. Bunda balığın etkisi ne kadardı bilemem ama filmin yabancı ülkelerdeki &nbsp;her galasında ya da ödül töreninde sahneye çıktığımda &nbsp;gölün kısmet balığı aklıma gelir….”<br />
Dünya basınındaki övgüler, ilk filmini yapan bir yönetmen için cesaret vericidir.&nbsp;<br />
Livanelinin yönettiği “Şahmaren” filminde de Türkan Şoray başrol oyuncusudur.<br />
Livaneli de o filmde “Gözlerin” şarkısını seslendirmiştir “Sultan”la…</p>

<p><img alt="" src="https://www.kimseduymasin.com/public/images/detay/z%C3%BClf%C3%BC%20livaneli-atilla%20k%C3%B6pr%C3%BCl%C3%BCo%C4%9Flu.jpg" style="height:488px; width:640px" /></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 23 Aug 2025 12:32:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/atilla-kopruluoglu-1601992010.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karşıyaka Körfezi’nde Dalgalanan Bayrak</title>
                <category>BEDRİ CUMHUR DOĞU</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/karsiyaka-korfezinde-dalgalanan-bayrak-10012</link>
                <author>bedri@kimseduymasin.com (BEDRİ CUMHUR DOĞU)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/karsiyaka-korfezinde-dalgalanan-bayrak-10012</guid>
                <description><![CDATA[Karşıyaka Körfezi’nde Dalgalanan Bayrak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>1926 yılının bir yaz günü…</p>

<p>İzmir Körfezi, sakinliğin içindeki o asil duruşunu sergilerken, Karşıyaka kıyısında kürekler suya iniyor. Kürekleri çeken kişi sıradan biri değil.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci adamı: İsmet Paşa.</p>

<p>Henüz genç bir ülkeyiz, genç bir cumhuriyetiz ama Karşıyaka’nın denize açılan ruhu çoktan şekillenmiş. O gün Paşa, Karşıyaka Spor Kulübü’nün yelkenlilerine misafir olur. Kürek çeker, Karşıyaka semalarında gençliğin, sporun ve denizciliğin meşalesi yanar.</p>

<p>Yıllardır bu köklü spor mirasını belgelemeye, yazmaya, yaşatmaya çalışıyorum. Karşıyaka’nın yeşil-kırmızısı yalnızca futbol sahalarında veya salonlarında değil; İzmir’in mavi sularında da, dağlarında/yollarında ve hafızalarda da yer etmiştir.</p>

<p>Ne var ki son yıllarda bu hafıza sarsılmakta, geçmişimizin üzerine gölge düşürülmektedir.</p>

<p>⸻</p>

<p>Bu Tesis, Bir Tarihi Emanettir!</p>

<p>Karşıyaka Yelken Tesisleri…</p>

<p>Bir yapının çok ötesinde, bir semboldür.</p>

<p>15 Haziran 1924 tarihinde toplanan aralarında Cemal Ahmed Umar, Refik Çullu, Zühtü Işıl gibi kurucularımızın olduğu Karşıyaka Gençler Birliği üyeleri, İzmir eşrafından spor ve sporcuya destek olacak kişileri toplayarak bir deniz müsabakaları düzenlemek istemişlerdi.</p>

<p>O tarihe kadar gayrımüslimlerin tekelinde olan denizcilik sporu, Karşıyaka Yelken Tesisleri’nde kentimizin ilk Türk kulübü Karşıyaka ile birlikte deniz sporları tohumunun filizlenmesini sağlamıştı.</p>

<p>1924’lardan bu yana, Karşıyaka Spor Kulübü’nün yelken ve kürek branşlarında Türkiye’ye nice milli sporcu armağan ettiği, uluslararası madalyalar kazandığı, gençleri kötü alışkanlıklardan uzaklaştırıp denizle tanıştırdığı kutsal bir alan.</p>

<p>Bu tesis, belediye başkanlarımızdan merhum Ahmet Piriştina’nın da kulübümüze duyduğu sevginin somut bir yansımasıdır. Burası Karşıyaka Spor Kulübü’ne tahsis edilmiş, yıllardır bizim çocuklarımızın, bizim antrenörlerimizin, bizim bayrağımızın dalgalandığı bir spor evidir.</p>

<p>Bugün ise bu emanet tartışmalı ellerde. 2019’da yapılan bir şikayet sonucu kulübümüze ait tahsis işlemi iptal ediliyor. Ardından İzmir Kano ve Su Sporları Kulübü adıyla kurulan bir başka oluşum, bu tesisin adresini kendine yazdırıyor.</p>

<p>Sanki yüz yıllık birikimi bir dilekçeyle silmek mümkünmüş gibi…</p>

<p>⸻</p>

<p>Kulüp Kurmak Kolay, Tarih Yazmak Zor</p>

<p>Ben Karşıyakalıyım.</p>

<p>O tesisin kapısında güneşin doğuşunu beklemiş sporcuları tanırım, bilirim ve tarihte burayı mabed haline getirmiş Karşıyakalıları aktarmaya çalışırım.</p>

<p>Antrenmanını tamamlayıp gevrek, çayıyla ısınan gençlerin hikâyelerini bilirim. Buradan ebediyete göçmüş büyüklerimizi sonsuzluğa uğurladık. Nice toplantılar yapıldı burada, nice buluşmalar, organizasyonlar.&nbsp;</p>

<p>Bayrak yarışına omuz vermiş antrenörlerin, “Bugün deniz sert ama Karşıyaka çeker!” dediğini duymuşumdur.</p>

<p>Şimdi soruyorum:</p>

<p>Bir kulüp, 100 yıldan fazladır Kaf Sin Kaf’a ait tesisinin üstüne adını yazınca oraya sahip mi olur?</p>

<p>Peki Karşıyaka Spor Kulübü’nün yıllardır verdiği emek, yetiştirdiği çocuklar, aldığı kupalar, yazdığı tarih ne olacak?</p>

<p>Kulüpler yalnızca tabela değil, hatıradır. Yelken Şubesi, Karşıyaka’nın denizle kurduğu ilişkinin en naif, en samimi yüzüdür. Onu çekip almak, Karşıyaka’nın kalbinden bir parçayı sökmek gibidir. Kimse kusura bakmasın, onu da yapabilecek var ise buyursun.</p>

<p>⸻</p>

<p>Hukuk Gecikebilir Ama Adalet Gecikmemeli</p>

<p>Karşıyaka Spor Kulübü, bu duruma karşı hukuki girişimlerini yapmış durumda. Her ne kadar yönetimsel hatalar, takipsizlik, ekip oluşturmama, parasızlık gibi durumlardan kaynaklı olarak bu tahsis probleminin sorumluluğu yönetici! ağabeylerimiz olmuş olsalar da, Türkiye’nin en değerli yelken tesislerine de devletimiz - bir zahmet - &nbsp;özen gösterip, hakiki sahiplerine tevdi etmeliler.</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı, bu tahsisi derhal iptal etmeli ve bu hatadan dönülmeli.</p>

<p>Gençlik ve Spor Bakanlığı’na başvurular yapılmış, tahsisin geri verilmesi istenmiş. Ancak yetkililerin de unutmaması gerekir:</p>

<p>Bu mesele sadece bir mülk meselesi değildir.</p>

<p>Bu, bir şehrin hafızasına sahip çıkma meselesidir.</p>

<p>Bu tesis, Karşıyaka’nın suya yansıyan vicdanıdır.</p>

<p>Kulüp yöneticileri, taraftar, yelken camiası, herkesin ortak bir çağrısı var:</p>

<p>Bu işgal son bulmalı. Bu tarih geri verilmeli.</p>

<p>⸻</p>

<p>Dalgalan Bayrağım, Bu Körfez Senindir</p>

<p>Karşıyaka Yelken Tesisleri, Karşıyaka Spor Kulübü’ne aittir.</p>

<p>Bu sadece bir hukuk cümlesi değil; bir tarih gerçeğidir.</p>

<p>Ve şunu herkes bilmeli:</p>

<p>Biz Karşıyakalılar olarak, bir kulübün yerini değiştirmekle, onun ruhunu değiştiremeyeceklerini biliyoruz.</p>

<p>1926’da İsmet Paşa’nın kürek çektiği o kıyı,</p>

<p>2025’te de, 2055’te de yalnızca Karşıyaka’nın çocuklarına ait olacaktır.</p>

<p>Bayrak yine dalgalanacak.</p>

<p>Ve biz yine o iskelede bekliyor olacağız.</p>

<p>Güneş, her gün olduğu gibi Karşıyaka sahilinden doğacak.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 22 Aug 2025 00:10:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2022/01/arastirmaci-bedri-cumhur-dogu-1641828827.jpeg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Futbol üzerine düşünceler</title>
                <category>Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN</category>
                <link>https://www.kimseduymasin.com/makale/futbol-uzerine-dusunceler-10011</link>
                <author>ytaskiran@kimseduymasin.com (Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN)</author>
                <guid>https://www.kimseduymasin.com/makale/futbol-uzerine-dusunceler-10011</guid>
                <description><![CDATA[Futbol üzerine düşünceler]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz yıl futbolun en çok konuşulanı,FB’nin şampiyon olamayışıdır. Ali Koç’un Aziz Yıldırım’ın dolduruşuna gelip José Morinho’yu teknik direktör olarak alması ile başlayan süreç GS’nin şampiyonluğu ile sona erince ortalık karıştı.<br />
Başlangıçta dengeler değişecek ve FB ligde şampiyonluğu görecektir beklentisi ne yazık ki olmadı. İlginç maçlar izledik. İlginç maç sonuçları gördük. Fakat futbol olarak ne oynandığı konusunda hiçbir fikrimiz yok. Ya da aklımızda kalan bir sahne de yok. İlginçtir, ekip oyunu yerine hep oyunculardan söz eder olduk…<br />
Sonra Avrupa Kupaları geldi. Her kategorisinde havlu attık. Bunun nedenlerini yazan, konuşan birini görmedim. Bütün yorumlar oyuncular ve rakip takımların üstünlükleri üzerine oldu. Lig süresince bazı takımlar teknik direktörlerini değiştirdiler. Büyük ümitlerle transfer edilen futbolcuların çoğunda yüksek performans görülemedi. Transfer edilip, iyi uyum sağlayan bazı yabancılar ise sonradan büyüdüler.<br />
Futbolun asıl önemli yanı, alt yapı faaliyetleri ve bu çalışmalara katılanların içinden yeteneklilerin keşfedilmesidir. Temel becerilere sahip olmayan, ardından bazı temel taktik davranışları sergileyemeyenlerin ileriki dönemlerde başarılı futbolcu olabilmeleri neredeyse imkânsızdır. Buna benzer görüşleri yüzlerce kişi söylemektedir.<br />
Buraya kadar her şey iyi fakat antrenman olarak neler yapılıyor konusunda derin bilgi eksiklikleri var. Çoğu futbol takımının antrenman programları yazılı değil. Antrenmanlarını basına kapalı şekilde yapıyorlar. Medyaya yansıyan görüntüler onların neler yaptıklarını anlatmada yetersiz. Ama şunu kaçırıyorlar, sahada sergiledikleri performans onların antrenman yapmadıklarını gösteriyor. Toplu ve topsuz koşuları, yetersiz atletik performans düzeyi, savunma ve hücumdaki akıl almaz hatalar, zamanlama problemleri, rakiple mücadelede ruhsuzluk, gereksiz faul yapma ya da sürekli kendini yere bırakma hadiseleri futbolu izleyenleri çıldırtmış durumda idi.<br />
Umuyorum bu sezon daha canlı ve dinamik geçecektir. Beklentilerim bu yönde ama daha ilk haftanın maçlarından aldığım izlenimler durumun geçen yıldan farklı olmayacağını hissettiriyor. Bunun sebepleri araştırılmalıdır. Alt yapılardan sporcu çıkaramayan, çıkardıklarını iyi antrene etmeyen, oyun kurallarını pas geçen, mücadele ruhunu kaybetmiş futbolcularla takımların başarılı olmaları mümkün değildir.<br />
İşin bir başka tarafı, futbol için teknik insan yetiştiren kurslar ve buralarda nelerin anlatıldığıdır. Bu türden eğitimlere katılabilmek için bir miktar futbol oynamak gerekiyor. Çok farklı parametreler aranabilir ama o kursların içerikleri konusunda derin endişelere sahibim. Eğitim, istendik yönde davranış değişiklikleri yaratan bir sistemdir. Futbol yüz yılını çoktan devirmiş bir spor olarak teknik adamlarını daha üst düzeyde yetiştirmelidir. Merak etmeyin bu dileğim yalnızca TFF için değil UEFA için de geçerlidir.<br />
Sistem, innovasyon, yaratıcı futbol sergileme, yüksek şiddetli yüklenmeler altında temel becerileri sürdürebilme, psikolojik dayanıklılık, stresle başa çıkabilme yanında stabil bir futbol ruhunu sürekli yenileyebilme becerisi önce antrenör eğitimleri ile başlamalıdır. Futbolun ruhunu çözememiş bir teknik adamın, takımındaki futbolcularına bir şeyler verebilmesi mümkün değildir.<br />
Ve finansman işleri… Sponsorlar ve bunların takımlara verecekleri miktarlar açık şekilde duyurulmalıdır. Bahis şirketlerinin sponsorlukları ya mikroskop ya da teleskop ile incelenmelidir! Yayın gelirleri, forma satışları, bilet fiyatları, kombine satışları farklı algoritmalarla etüt edilmelidir.<br />
Sonuç olarak, takımlar şampiyonluğu hedefliyorlarsa yukarıda belirttiğim parametrelerin çoğunda üst düzeyde bir çaba göstermelidirler. Maçın hakemleri, VAR sahneleri, sakatlıklar, antrenman koşulları, futbolcuların günlük yaşantıları bu hedefe ulaşmada önemli noktalardır. Yöneticiler, başkanlar, kulüp sözcüleri ve taraftar grupları unutulmamalıdır. Başarı, bir zincirdeki bir halkanın sağlamlığı kadar güçlüdür. İyi bir lig olsun dileklerimle…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 20 Aug 2025 09:01:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.kimseduymasin.com/images/kullanicilar/2020/10/prof-dr-yavuz-taskiran-1601962869.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
