Bunun üç nedeni var. Birincisi oyunların baŞlarken yazdıĞım gibi, güreŞin dıŞındaki diĞer dallardaki performansımız. Yani her Akdeniz oyununda favori olan GÜREŞ’imizin dıŞında diĞer dallarda ne yapacaĞımız? İdi. Bence, her dalda daha yukarı tırmandık ve ülkede genel bir (özellikle genç kuŞaklarda) yükselme tespit ettik.
İkincisi tesislerimiz. En kısa zamanda en iyi Şekilde tamamlandı. Hem mahcup olmadık, hem de bölgeye büyük bir spor yatırımı kazandırdık. Üçüncüsü ise ülkemizin ruhunu ve havasını taŞıyan açılıŞ programı ve genel yarıŞmalardaki seyircilerimiz. Mersin bunu hak ettiĞini gösterdi…
Oyunlar sürerken yüreĞimizi oturan tek eksi: DOPİNG oldu. Türkiye tüm gücüyle bir an önce buna çare bulması Şart. Yoksa SPOR konusunu konuŞmak hakkımız olmayacak. Yine tekrarlıyorum. Doping yalnız atletlerin deĞil, çalıŞtırıcıların ve yöneticilerin de problemidir…
Şimdi, sıra Olimpiyat adaylıĞında. Eylüle kadar iki buçuk ay tanıtım eksiklerimiz varsa, gidermeĞe çalıŞmalıyız. Rio’ya giderken yüreĞimiz aĞzımızda olmadan uluslararası genel kurulunun kararını beklemeliyiz.
Türkiye’nin özellikle Afrika ve Asya’daki dıŞ politikası ve DıŞiŞlerinin bu alanda çalıŞması ümitli olmamızı saĞlıyor. TMOK da baŞkan Erdener, adaylık komitesinde Hasan Arat bugüne kadar görmediĞimiz bir gayretle çalıŞtılar.
Bunu takdir ederken, ümitli olmamızın bir nedeninin de bu olduĞunu vurgulamamız lazım. Anadolu da eskiler “Bir kıza kırk kiŞi talip olur, birine nasip olur” derler. Bu defa inŞallah İstanbul’a nasip olur…