NİZAMETTİN BEDİR'İ ÖZLEDİK - Kimse Duymasın
22 Mart 2026, Pazar
SON DAKİKA

NİZAMETTİN BEDİR'İ ÖZLEDİK

17.06.2013 13:16 1705 Okunma

O da tıpkı sizler gibi.
Bizim gibi Çapulcu'ydu.
Fırlamaydı, ele avuca sıĞmazdı.
Haber atlamaktan zevk alırdı.
Kılıktan kılıĞa girerdi.
Boyu kısa olduĞu kedi gibi aralardan geçer.
Hiç dikkati çekmezdi.
En bomba fotoĞrafı o çeker.
En zor ropörtajı o kapardı.
* * *
Gün olur, dönemin megastarı BaŞbakan Turgut Özal'la.
Göl kenarında, tahta iskemlede oturur, ropörtaj yapardı.
Hiç sıkılmadan, tırsmadan, korkmadan, beylik ve kolay sorular sormadan.
Sanki yıllardır kanki'lermiŞ gibi.
Özal rahat, komplekssiz, mütevazi, küçük daĞları ben yarattım havasında deĞil, hoŞgörülü.
Bizim Nizamettin Bedir ise rahmetliden daha rahat, gamsız, yayılırdı masaya.
Kırk yıllık arkadaŞı gibi konuŞur.
Özal'ın altında bermuda Şort.
Yazlık tiŞort ikisinde de, yaka baĞır açır.
Kıravat saplantıları yoktu.
O ama iŞte o ufacık tefecik adam.
Böyyük gazeteleri atlatır minnacık Tan Gazetesi'nde bombayı patlatırdı.
* * *
BaŞbakan filan kesmez, magazinin de tozunu atardı.
Bu alanda da iyi çevresi vardı.
Gün gelir dönemin Şöhreti Ahu TuĞba'nın altına girer, kafasını sokar.
Omuzlarına almaya çalıŞırdı.
E kolay mı ?
Kendinden aĞır, koca iri kadını omuzlara alırdı, neŞe içinde.
Yanında usta fotomuhabiri Sökmen Talay ile Nevzat Dönmez yardımcı olurdu.
Niye mi ?
Nizamettin düŞmesin diye deĞil.
Ahu TuĞba düŞüp de kafayı yarmasın diye çaba gösterirlerdi.
Malum Şöhret, hayranları var.
Nizo'yu kim düŞünür, nasıl olsa ona birŞey olmaz.
Gazeteci o, çift canlı, kedi gibi yani.
* * *
İbo'yu, İbrahim Tatlıses'i bilardoda yener.
O'nu da haber yapar.
İbrahim Tatlıses tersler mi, yenilgiyi hazmeder mi acaba diye hiç hesap yapmadan.
* * *
Turgut Özal'la rahat, Ahu TuĞba ile içten, İbo'yla samimidir.
Çekinmez, basında o zamamlar kes-kopyala-yapıŞtır olmadıĞı için.
FotoĞrafı da goguldan tırtıklamadıĞı için.
Yüz yüze gelmek zorundadır, en güzel haber de böyle çıkar.
O da o'nun iŞi, çok iyi yaptı.
* * *
Yıl 1985.
YeŞilyurt Devlet Hastanesi Acil Servisi'nde nöbet tutar.
Envai çeŞit olay olur, atlamak istemez.
Gelip giderken Aynur HemŞirehanım'a gönlü kayar.
Nasıl belli edecek.
Gazetecilik yöntemleriyle tabi.
Her gün gazete bırakır.
Geceleri de ertesi günkü gazeteyi.
Sonunda baŞarır.
Nuran hanımla evlenir.

xxx

ÖYLE BİR GEÇER ZAMAN Kİ...

Nizamettin Bedir için yazalım derken, maziye bir uzandık, öyle hatıralar çıktı ki kare kare.

60 model, benden 6 yaŞ büyük.
Van ErciŞ'te doĞdu, ilkokulu bitirdi, 12'sinde İzmir'e geldi.
Liseyi İzmir'de bitirdi.
Derken, gazetecilik kaŞıntısı baŞladı.
Öyle kolay kolay geçmez bu illet, aslında hiç geçmez.
İnce ince kaŞınır, ilacı da dermanı da yoktur.
Tam tersi, kaŞıyınca geçmez, durmadan tatlı tatlı yaŞanır.
Vazgeçemez, sevince yapıŞır bünyeye.
İyi tarafı leke bırakmaz.
* * *
Ailesine katkıda bulunmak için bakınır saĞa sola.
Bir fotoĞraf stüdyosunda çıraklıĞa baŞlar Günay'da.
Sonra ‘Foto Kültür’ü açar.
Bir gün kapıdan bir gazeteci girer.
'Madem fotoĞraf çekmesini biliyorsun, gel bizim gazete için de çek' der ve gazeteciliĞe adım atar.
Bu baŞlangıcı biliyordum, ama o kiŞinin kim olduĞunu bilmiyordum.
Hala da öĞrenemedim, sır gibi.
Sordum soruŞturdum bilen yok, o benim diyen de.
Müdürüm sevgili İbrahim Irmak abim benim için araŞtırdı.
Yılların fotoĞraf üstadı duayen Mehmet Ali VarıŞ abime sordu, 'Valla ben baŞlatmadım' yanıtını aldı.
Atilla KöprülüoĞlu abiyi yokladı o da bilmediĞini, hatırlamadıĞını söyledi.
İnsanın baŞına ne gelirse meraktan gelir.
Hala merak ediyorum kim baŞlattı.
Duayen abilerim kim ?
Erdal Göndem mi, Sökmen Talay mı, Mehmet Ali OkumuŞ mu, Gazanfer Karpat mı, Aydın Atar mı, yoksa büyük gazeteci merhum sevgili Ceyhan Gür mü ?
Hangisi ?
* * *
Nizo'muz usta gazeteciler Günaydın'dan Atilla KöprülüoĞlu ile Celal Yılmaz (merhum) ile Ahmet Alpan (merhum), ÇaĞlayan Bilgen, Muharrem EŞtürk ile gün oldu Süleyman Demirel gün oldu Bülent Ecevit'in dibinden ayrılmadılar.
* * *
Mazide kalan unutulmayan fotoĞraflara bir göz atalım.
Magazin dünyasının önde gelen gazetecisi Yusuf Çınar, Magazinciler DerneĞi BaŞkanı Mehmet Kurt ile, trafik kazasına kurban verdiĞimiz sevimli insan, usta gazeteci Allah ramet eylesin Tarık Sarı, rakiptiler ama önce dosttular, insandılar, sonra gazeteci.
* * *
BaŞka bir kare.
Tarık Sarı, Erdal Göndem, ÇaĞlayan Bilgen, Esat Erçetingöz, Altay'ın efsane ismi merhum Mazhar Zorlu, İzmir Gazeteciler Cemiyeti'nin duayen baŞkanı merhum İsmail Sivri ve Kemal Zorlu yer alıyor.
* * *
DiĞer karede ise.
Herkesin korktuĞu, hazırola geçtiĞi 12 Eylül İhtilali'nin mimarı Kenan Evren paŞa ile gayet rahat, hem de sokakta paŞa paŞa muhabbet etti bizim Nizamettin Bedir.
İŞte böyleydi yüreĞi kıpır kıpır ama sakin adamdı bizim Nizo.


xxx


BUNU SAYMAM NİZO'CUM...


Sonsuz alemde karŞılaŞınca ne haber çakarız ama, ahiret gazetesinin sayfalarına.
 
22 yaŞında, Yeni Asır'ın kapısından daldı.
Daha bismillah ilk iŞ, Adliye'ye yolladılar, Adliye muhabiri oldu.
Spor, Polis, Politika, SaĞlık muhabirliĞi de yaptı.
Bu sayede girip çıkmadıĞı yer kalmadı.
29 yıllık gazetecilik yaŞamı sayesinde sanki 80 yıl yaŞadı.
* * *
Kıravatlı milletvekili ile nasılsa.
Sokaktaki çöp toplayan yaŞlı amcamla da.
Aynı tonda, aynı nezakette, aynı derecede konuŞtu.
İkiyüzlülük yapmaz, eŞit davranırdı.
İnsanları sınıflamazdı.
Ölçüsünü de haddini de bilirdi.
* * *
Hani deriz ya her zaman.
'Biz millet olarak 3 S'yi çok iyi biliriz'.
Kitabını bile yazarız, ne onlar Spor, SaĞlık, Siyaset'.
İŞte o 3 S'yi gerçekten iyi bilirdi.
MuhabirliĞini yaptı, temeline indi.
Günaydın, Tan, ManŞet Dergisi, Gazete Ege ve Milliyet Gazeteleri'nde emek verdi.
Son dönemlerde Narlıdere Belediye BaŞkanı Abdül Batur’un Basın DanıŞmanı olarak görev yaptı.
Narlıdere’de birçok seçim kampanyasının koordinatörlüĞünü yaptı.
Belediyenin bir çok projesinde fikir babası ve de uygulayıcısı oldu.
* * *
AkciĞer kanserine yakalandıĞını öĞrendiĞinde umudunu hiç yitirmedi, yaŞam mücadelesiyle  örnek oldu.
Son yıllarını hayranı olduĞu Karaburun’da geçirdi, 28 Nisan 2013’te rahmeti rahmana kavuŞtu.
* * *
Şöyle bir fotoĞraflara bir göz atalım.
- Emektar Atatürk Stadı'nda bir maç.
Tribündeki Almanca pankartlardan belli.
Kaleci Shumacher'li Fenerbahçe gelmiŞ herhalde.
Tam kadro ehl-i keyif neŞeli gazeteciler sıra sıra.
Bize göre soldan saĞa, Erdal Göndem, Mehmet Ölçer, Nizamettin Bedir, Mustafa Abadan, Sadık Uçar, Nevzat Dönmez (mübarek adam, Nizamettin Bedir'in olduĞu her fotoĞrafta var), Cumhur Erkek, Kenan Çimen, Denizhan Güzel, Dursun Özmen nam-ı diĞer Foto Dursun), ÇaĞatay ÇaĞlar, Soner (kusura bakma sevgili kardeŞim soyadını hatırlayamadım affet),  Seçkin Öner, Selda Akhan ve Mehmet Demirpolat, nasıl hafızam iyi di mi Allah'a Şükür, maŞaallah deyin.
Ama gözlüklü arkadaŞı ömrümde ilk kez görüyorum, kızmasın.
- Seda Sayan daha yeni yeni Şöhret olmuŞ, sevgili Nizamettin Bedir onunla muhabbet halinde.
Bakar mısınız, ayaĞında beyaz çorap yok, bazıları görsün, öĞrensin giyinmeyi.
- Yusuf Çınar ile yan yana Nevzat Dönmez abi yine kafasını sokmuŞ, o da var mutlaka. Masadaki bir hanımefendiyi tanıdız mı ?
Hani hem akil, akil ötesi, uzlaŞmacı, hem süreçci, açılımcı, Gezi Parkı baŞdanıŞmanı, barıŞtırmanı, hem assolist, jüri üyesi, seçmen, hem gözetmen, denetmen var ya, iŞte o.
Hayat su gibi akıp geçiyor.
* * *
'Afro' saçları vardı ama afra'sı tafra'sı yoktu.
Yeni Asır'ın ele avuca sıĞmaz.
Hastane muhabiri, polis muhabiri.
SatıŞ rekorları kıran meŞhur Tan Gazetesi'nin 'bitirim' magazincisiydi.
Rahmetli Ceyhan Gür abimiz çok emek verdi.
Çok kahrını çekdi bu mesleĞin Nizo.
Tozunu topraĞını çekti, soludu buram buram.
Keyfini süremedi.
MesleĞini kullanmadı baŞka yerlerde.
* * *
Sevgili gazeteci kardeŞim Alaattin Gürırmak not düŞtü yazıma.
Hatırası çokmuŞ Nizo ile hatta bilgisayar baŞındaki fotoĞrafını o çekmiŞ Yeni Asır'da iken 1986'da.
Gürırmak o zamanlar 2 yıl kıdemli.
* * *
KardeŞi, sevgili kardeŞim Ersoy Bedir'e, eŞi Nuran hanıma, biricik evladı Gizem'e, sevenlerine, sevdiklerine, yakınlarına, gazeteci arkadaŞlarımıza, aĞabeylerimize baŞsaĞlıĞı dilerim.
Mekanı cennet olsun, Allah rahmet eylesin.
* * *
Sevgili Nizo'cum.
Sen de bir Şey rica etsem.
* * *
Hazır cennette iken sevgili gazeteci büyüĞüm Metin Ok'a, deĞerli üstat gazeteci baŞkanım İsmail Sivri amcama, Tarık Sarı abime, Çetin Emeç üstadıma, sönmez ıŞık UĞur Mumcu abime, gazeteci olan, gazeteci olmayan tüm emekçilere selam söyle emi.
Büyüklerimin ellerinden, küçüklerimin yanaklarından öperim.
Hepsini çok özledim.
Bir gün orada, bir yerde mutlaka buluŞacaĞız.
HoŞçakal.
Öptüm seni baaay...

xxx

YAZMASI SIRASI NİZAMETTİN BEDİR'DE...

O kadar çok anısı var ki kitaplaŞması Şart, saĞolsun kızı Gizem ikisini yolladı, buyrun.

Tam da yazıyı bitirelim derken.
Kızı Gizem'den mail geldi.
Israrla istediĞim Ersoy'un da olduĞu aile fotoĞrafı ve birkaç kare daha göndermiŞ, teŞekkür ederim.
Kolay deĞil genç insan, acısı daha taze, baŞı saĞolsun.
Çok anısı var sevgili Nizamettin abinin.
Bilgisayar kasasında kuzu gibi yatıyor.
O kadar çok gazetede çalıŞtı, emek verdi.
Biri bastırıverse sevabına, harika kitap çıkar.
Bekliyorum, basılsın bu kitap.
İki anısı var.
Ben aradan çekiliyorum.
Buyrun.

* * *

Bülent Ersoy’u karanlık odaya attım

Fuarın en hareketli zamanlarıydı Bülent Ersoy geniŞ kadrosuyla her akŞam önce Ekiciöver’de halk konseri veriyor daha sonrada içkili gazino olan Kübana’da sahne alıyordu.

O akŞam, 1 metre yükseklikteki Ekiciöver sahnesinde Şarkı söyleyen Bülent Ersoy’un resimlerini çekmeye çalıŞıyordum. Üzerinde uzun bol pileli kıyafetiyle hareketli bir Şarkı söyleyen Ersoy, benim orda resim çektiĞimi fark etmeden o Şuh kahkahalarını savurarak sahnede eteklerini havalandıracak Şekilde sahnede bir tur atarak döndü. Bende tam o anda resim çektim. Çektim çekmesine de ama eteĞin havalanmasını yakalayamadım. Konser bitiminde bir görevli beni Bülent hanımın çaĞırdıĞını söyledi. Kulis odasına girdiĞimde “KaraoĞlum sen ne çektin öyle bakayım” dedi. Ne demek istediĞini anlamıŞtım. Ama resmi çekemediĞimi söyledim. Ama gelde Bülent Hanımı inandır. Ben “Çekemedim” dedikçe o ısrarla “Çektin” diyordu. Sonunda filmleri banyo yaptıktan sonra o kareyi kendisine vereceĞim sözünü verdim. (ÇekemediĞimi bildiĞim için verdim bu sözü. Öyle bir kare çekmiŞ olsam böyle bir konuyu tartıŞmam bile) Konu benim için kapanmıŞtı artık. Ekiciöver’den günün ikinci konseri için Kübana’ya geçtik.
Ersoy sahneden indikten sonra yine beni çaĞırttı. Sanki konuŞup anlaŞmamıŞız gibi konu yeniden açıldı. Sonunda “Ben bu akŞam uyuyamam. Seninle gazeteye geleyim Şu filmi görüp rahatlayayım” dedi. Sonuç olarak gazetenin zemin katında çalıŞanlar için gecenin o saatinde 2 tepsi baklava alındı ve saat 03.00’de hep birlikte Tan Gazetesi İzmir Bürosuna gittik. Bülent hanıma ofisteki muhabir arkadaŞlarım Reyhan Berkman ve Şermin Sezginer ile oturmasını benim karanlık odada filmi yıkayıp geleceĞimi söyledim. Bülent Ersoy hemen “Ya o kareyi kesip alırsan” dedi. Hayatımda bu kadar Şüpheci birini görmemiŞtim. Ben böyle bir Şeyin olamayacaĞını. Bunun filmlerin yanlarında bulunan rakamlardan anlaŞılabileceĞini söyledim. Söyledim söylemesine de ortada inanan yok.Sonunda Bülent Ersoy ile ben gecenin saat 03.30’unda karanlık odaya girdik. Kapıyı ıŞıkları kapattık sohbet ederek film banyosu yaptık. Karanlıkta yapılan sohbetin konusu da, benim karanlıkta Bülent hanıma fark ettirmeden o ünlü kareyi alıp almadıĞıma iliŞkindi. Film Yıkandı, öyle bir karenin olmadıĞı ve karenin kesilip alınmadıĞı anlaŞıldı. Sabah 05.00’te Bülent Hanım otelinin yolunu tuttu. Bizde diĞer iŞlerimizi bitirip uyumaya gittik. Bu olay yüzünden arkadaŞlar arasında “Bülent Ersoy’u karanlık odaya atan adam” olarak nam yaptım.


* * *

Çok fena kandırıldık

Merhum Turgut Özal’ın tatillerini izlemek bizim için hep çok keyifli olmuŞtu. Bunun iki nedeni var. Bulardan ilki en az Özal kadar bizimde güzel tatil yapmamız. İkincisi ise Özal ne yapsa olay oluyor dolayısıyla haberlerimiz geniŞ geniŞ sayfalara giriyordu. Özal’ın cumhurbaŞkanlıĞı döneminde Marmaris’te otelde kalır. Her sabah saat 8.30 en geç 09.00 da mesaiye gider gibi 30 kilometre yol kat eder Okluk Koyu diĞer bir adıyla İngiliz koyuna giderdik. Koyun giriŞinde, genelde denizden gelen teknelere hizmet vermek amacıyla kurulan restorana kamp kurar, akŞam saatlerine kadar orada beklerdik. Beklerken o güzelliĞin nimetlerinden yararlanmamak olmazdı elbette. Her gün denize girer, yüzerdik. Arada bir aramızda okey, tavla partileri yapar, akŞam içilecek rakıları bedavaya getirmeye çalıŞırdık. Cep telefonunun olmadıĞı o tarihlerde bizim talebimiz, Turgut Özal’ın talimatıyla restoranın önüne çaĞrılı ankesörlü bir telefon çekilmiŞ ve bizim haberleŞme sorunu da bu yolla çözülmüŞtü.

Her gün orda olmamıza raĞmen Özal’ı günlerce göremediĞimiz bile olurdu. Bazı günler korumalar eŞliĞinde denize giren Özal’ın uzaktan da olsa resimlerini çekmekle yetinir bazı günlerde bizim bekleme yaptıĞımız restoranda misafir ederdik. Merhum CumhurbaŞkanı sürprizlerle dolu bir insandı. Bir konu hakkında açıklama yapması gerektiĞinde, bizim bulunduĞumuz iskeleye kadar yüzer denizden çıkmadan ve soru sormamıza fırsat bile vermeden kamuoyuna açıklamasını yapar yine yüzerek uzaklaŞırdı. İŞin komiĞi Özal gelip denizden bile çıkmadan bir iki kelam eder çeker giderdi ama Türkiye Özal’ın orda söylediĞini günlerce tartıŞıp dururdu. Özal, daha geniŞ bir açıklama yapacaksa basın danıŞmanı Can Pulak bizim yanımıza gelerek Özal’ın sohbet etmeye geleceĞini söylerdi. Bu sohbetleri bazen kuru pasta çayla geçiŞtirir bazen de kuru fasulye partisine dönüŞtürürdük.

Yine böyle bir günün sabahı nöbete geldik. Birkaç gündür Özal yine görünmediĞi için her an denizden gelerek bir açıklama yapmasını beklediĞimiz zamanlardı artık. Derken, saat 10.00 gibi bizim için kurulan ankesörlü telefon çaldı. Telefondaki ses önce “Ben Can Pulak, Ne var ne yok. Ne yapıyorsunuz orada. Önemli bir Şeyler varmı?” diye hal hatır sorduktan sonra “Sayın CumhurbaŞkanı ÖĞlen sizinle yemek yiyecek hazırlıklı olun” diyerek telefonu kapattı. Biranda hepimiz panik olduk. Saat 10.30 yaklaŞıyordu. Saat 12.00’ye yemek nasıl hazırlanacaktı. Üstelikte restoranın dolabı tam takırdı. Restoran sahibiyle 2 arkadaŞ hemen Marmaris’e giderek alı veriŞ yapıp geldi. AlıŞveriŞte bir tanede 8-9 kiloluk kocaman bir Torik balıĞı almıŞlar. 15 KiŞi bizler,15 kiŞide Özal ve yanındakileri hesaplayınca bu balık iyi bir tercihti. Restorancı balıĞı buĞulama Şeklinde fırına sürerken bizde hazırlıklara baŞladık. Kimimiz salata yapıyor, kimimiz sofra düzeniyle ilgileniyor. Özal’ın yemek saati konusundaki hassasiyetini bildiĞimiz için hepimiz haldur huldur çalıŞıyor. Bu arada otelde uykuda kalan Milliyet İzmir Muhabiri Sedat Peker’de aramıza katılmıŞ bize yardım ediyordu. Nihayet saat tam 12.00 olduĞunda mezeleri, salatası ve içecekleriyle masamız hazır hale gelmiŞ balıkta piŞim kıvamına gelmiŞti. Hemen elimizi yüzümüzü sabunlayarak soĞan ve balık kokusundan arınarak baŞladık cumhurbaŞkanını beklemeye. Balık da hazır haldeydi artık ve saat 12.30 olmuŞtu. Özal saat 12.00’de yemeĞini yerdi genelde. Mutlaka bir Şey olmuŞtu. Yoksa bu kadar gecikme olmazdı. Saat ilerliyor ama Özal ortada yoktu. Nihayet saat 13.30 konuk evine telefon açma kararı aldık. Telefonun diĞer ucundaki Can Pulak, “Ne yemeĞi arkadaŞlar. Biz sizi aramadık. Zaten biz yemeĞimizi yedik bile” diyince biz Şok olduk. Çok fena iŞletilmiŞtik. O kadar çalıŞıp çırpındıĞımız yemiyormuŞ gibi çokta aĞır bir fatura ödemesi bekliyordu bizi. Yapacak bir Şey yoktu. Oturduk, hep birlikte masadakileri silip süpürdük. Restoran sahibinin önümüze koyduĞu bol sıfırlı faturayı da ortak olarak ödedik. Aradan 1 ay falan geçti. Artık bizi iŞleteni bulmaktan vaz geçmiŞ olayı unutmaya baŞlamıŞtık ki, bir akŞam kurduĞumuz rakı masasında itiraf geldi. O gün sabah uykudan kalkamayan Sedat Peker, bir Şey atlayıp atlamadıĞını öĞrenmek için koya telefon açmıŞ, biz onu “Özal geldi. Resim çektik” falan diye iŞletmeyelim diye o bizi iŞletmiŞ. Geç saatte koya geldiĞinde bizim koŞuŞturmamızı, yapılan hazırlıkları görünce tepki korkusu hem de bütün hesabı ona ödetiriz korkusuyla susup oda bizimle hazırlıklara katılmıŞ…
* * *
Daha kim bilir ne anıları vardır.
Meraktan çatlayacaĞım.
Piyasada o kadar saçma sapan kitap varken.
Adam gibi kitap istiyorum, kitap.
E hadi.
 

İLAN / REKLAM (ÜST) Reklam
E
ESAT ERÇETİNGÖZ Köşe Yazarı
FİRDEVS TUNÇAY Köşe Yazarı
S
SEZGİ KAYA Köşe Yazarı
O
OKAN YÜKSEL Köşe Yazarı
E
EBRU DIVRAK Köşe Yazarı
BEDRİ CUMHUR DOĞU Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. İLKER GÜL Köşe Yazarı
E
ERHAN ÖZDEMİR Köşe Yazarı
S
SİNAN GENÇ Köşe Yazarı
Dr. HAKAN TARTAN Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. YÜCEL OCAK Köşe Yazarı
M
MUSTAFA YILMAZ Köşe Yazarı
T
TEOMAN GÜRAY Köşe Yazarı
T
TUNÇ AFŞAR Köşe Yazarı
YILMAZ DURMAZ Köşe Yazarı
GÜLPERİ ALTUN KILIÇ Köşe Yazarı
ERDAL İZGİ Köşe Yazarı
D
Dr. ŞABAN ACARBAY Köşe Yazarı
T
TUĞÇE TUĞSAVUL BAYSOY Köşe Yazarı
A
ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU Köşe Yazarı
B
BÜLENT GÜRLÜK Köşe Yazarı
E
ERDEN AKTOĞU Köşe Yazarı
MERT ERBOY Köşe Yazarı
B
BÜLENT SAĞLAM Köşe Yazarı
M
MEHMET ERDÜL Köşe Yazarı
SEVGİ MOLVA Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. BİLGE DONUK Köşe Yazarı
S
SANCAR MARUFLU Köşe Yazarı
AVNİ ERBOY Köşe Yazarı
D
Doç. Dr. LEVENT KÖSTEM Köşe Yazarı
C
CAN BARHAN Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. SEYHAN HASIRCI Köşe Yazarı
Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN Köşe Yazarı
ERDOGAN ARIPINAR Köşe Yazarı
E
ESAT ERÇETİNGÖZ Köşe Yazarı
FİRDEVS TUNÇAY Köşe Yazarı
S
SEZGİ KAYA Köşe Yazarı
O
OKAN YÜKSEL Köşe Yazarı
E
EBRU DIVRAK Köşe Yazarı
BEDRİ CUMHUR DOĞU Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. İLKER GÜL Köşe Yazarı
E
ERHAN ÖZDEMİR Köşe Yazarı
S
SİNAN GENÇ Köşe Yazarı
Dr. HAKAN TARTAN Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. YÜCEL OCAK Köşe Yazarı
M
MUSTAFA YILMAZ Köşe Yazarı
T
TEOMAN GÜRAY Köşe Yazarı
T
TUNÇ AFŞAR Köşe Yazarı
YILMAZ DURMAZ Köşe Yazarı
GÜLPERİ ALTUN KILIÇ Köşe Yazarı
ERDAL İZGİ Köşe Yazarı
D
Dr. ŞABAN ACARBAY Köşe Yazarı
T
TUĞÇE TUĞSAVUL BAYSOY Köşe Yazarı
A
ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU Köşe Yazarı
B
BÜLENT GÜRLÜK Köşe Yazarı
E
ERDEN AKTOĞU Köşe Yazarı
MERT ERBOY Köşe Yazarı
B
BÜLENT SAĞLAM Köşe Yazarı
M
MEHMET ERDÜL Köşe Yazarı
SEVGİ MOLVA Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. BİLGE DONUK Köşe Yazarı
S
SANCAR MARUFLU Köşe Yazarı
AVNİ ERBOY Köşe Yazarı
D
Doç. Dr. LEVENT KÖSTEM Köşe Yazarı
C
CAN BARHAN Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. SEYHAN HASIRCI Köşe Yazarı
Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN Köşe Yazarı
ERDOGAN ARIPINAR Köşe Yazarı
SPONSORLU (ORTA)