O BENİM BABAM - Kimse Duymasın
22 Mart 2026, Pazar
SON DAKİKA

O BENİM BABAM

25.07.2014 00:00 1369 Okunma

iŞçi ölümleri, eŞit iŞe, ayrı ücret politikası, çalıŞanlara insanca yaŞayabilecekleri bir hayat düzeni kuracak fırsat yaratılmaması sürüp gidiyor.

Tasarruf tedbirleri adı altında, kamu hizmetleri kısıtlanıyor, iŞçiler kovuluyor, ses çıkartan yok.

Sendikalar ve sendikaların uluslararası baĞlantıları olan kuruluŞlar, ICFTU İŞçi hak ve özgürlüklerinin temelini oluŞturan Örgütlenme ÖzgürlüĞü, Uluslararası ÇalıŞma Örgütü’nün (ILO)  amaç ve hedeflerini belirleyen Fledelfiya Beyannamesi’nde zorunlu koŞul olarak kabul edilmiŞti.

1948’de İnan hakları Evrensel Beyannamesi’ne, 1950’de İnsan haklarını ve Anayasa Özgürlüklerini Koruma SözleŞmesi’ne,1961’de Avrupa Sosyal haklar temel Yasası’na ve BirleŞmiŞ Milletler Uluslar arası İnsan Hakları SözleŞmesi’ne, örgütlenme özgürlüĞüne iliŞkin maddeler konulmuŞtu. 

Sendikaların basiretsizliĞinin faturasını, Türk iŞçisine ödetmeye, hem de pahalı bir bedel karŞılıĞı, canı ile ödetmeye kimsenin hakkı yoktur. 

Ülke tarihinin en büyük iŞ cinayetleri ve iŞçi kıyımıyla karŞı karŞıyayız. Uluslararası kuruluŞlar, Sermaye, kapitalist düzen çarkları arasında can çekiŞen bir sendikacılık anlayıŞı sadece Türkiye’de deĞil, Dünya’da hâkim kılınmak isteniyor. 

Bu nedenle bir sendikacı olan Babam Kemal Erdül ile ilgili bir anıyı aktaracaĞım. Uzun ama sıkılmayacaĞınızı umuyorum. 

Günümüzde “Sendikacı” adı altında sömürü düzenine ayak uyduranlara da babamın sendikacılıĞa verdiĞi emekleri helal etmediĞimi söylemek istiyorum. Sadece Babam Kemal Erdül’ün deĞil,1927 yılında Aydın-Kasaba demiryolu iŞçileri sendikal çalıŞma yaparken bir komünist teŞkilat kurma suçlamasıyla yargılanmıŞ mahkûm edilmiŞlerdi. 

1932 yılında da, sendika çalıŞması yapan İbrahim Sırrı TopçuoĞlu, Kerim Soyka ile birçok iŞçi ve Türkiye’nin ilk mahkûm edilen sendikacı kadını olan Tekel (Reji) Fabrikası ustabaŞısı Melek TopçuoĞlu da komünist teŞkilat kurmakla suçlanmıŞ hapis yatmıŞlardı. Onların haklarını da helal etmiyorum Şimdi sendikacılık yaptıklarını ileri sürenlere. 

Bir nöbetçi kapısında duruyordu, bir diĞeri oda içinde yanında kalıyordu. Ayaklarına takılan prangaların baklaları yürümesine olanak vermiyordu. Prangalar, bir zincirle boynuna baĞlıydı. AkŞamları karanlık bastıĞında iki nöbetçi onu üst kata çıkartıyor, iki emniyet amiri, bir polis müdürü ve iki polisin bulunduĞu bir odaya teslim ediyor, kapının önünde bekliyorlardı. Polisler odada falakaya yatırıyor: “Kimlerle birlikte olduĞunu, neden Bizim Radyo’yu dinlediĞini, Sendikayı hangi amaçla kurduklarını?” soruyorlardı. 

Falaka bitmiŞti. Ayakları yanıyordu Kemal’in. Tuzlu su dolu bir leĞene soktular ayaklarını. Zincirlerini çıkartmıŞlardı. Bir havlu uzattı polisin biri; “Sil ayaklarını“ dedi. Ayaklarının üstünü sildi Kemal. 

”Altlarını da sil” diye emretti polis. 

Falakanın yanında, yerde baĞdaŞ kurmuŞ oturan Kemal; “Acıyor, derisi kalkmıŞ tabanlarımın silemiyorum, kurur Şimdi” dedi. 

“Kalk öyleyse, dikil ayakta, tabanların kurusun.” 

“Kim bu Yıldız? Beraber kurmuŞsunuz sendikayı, kim bu neyin olur senin?” 

“Bizim fabrikada makine ustasıdır. Yeni harman ve Yenice sigaralarını üretildiĞi bölümde çalıŞır Yıldız Hanım. Beraber kurduk sendikayı. Yetenekli zeki bir hanımdır. Anası babası ölmüŞ, tahsilini bırakmıŞ çalıŞmak için bizim fabrikaya girmiŞ, Tekel Sigara Fabrikası’nda ilk kadın ustabaŞı olmuŞtur.”

 “Kemal usta, bak lafı dolandırma. Ne demek sendika? Sendika kurduk diyerek gizleme çalıŞtıĞınız biz iyi biliyoruz. Bal gibi komünist teŞkilatı kurmuŞsunuz gizliden gizliye. Bu sendika da komünistlerin uydurması deĞil mi zaten. Sen bırak Şimdi sendikayı falan da anlat Şu teŞkilatı.” 

“Sendika kanunların verdiĞi yetkiyle kurulmuŞtur. Devlet izin vermiŞtir sendika kurmaya. İŞçi haklarını savunmak için kurulur sendika, siyasi bir kuruluŞ deĞildir. Devletin haberi vardır bizim yaptıĞımız iŞten. Biz sendika kurduk siyaset falan yapmadık. Sendika devlete karŞı kurulmuŞ bir teŞkilat deĞildir. İŞçi haklarını aramaya yarar sendika.” 

“Bir iŞçi cemiyeti kurup ona da sendika demiŞsiniz. Programını, tüzüĞünü hazırlamıŞsınız, dilekçe de vermiŞsiniz hükümetten izin almak için öyle mi?” 

“Yarısı doĞru.” 

“Hangi yarısı?” 

“Dilekçe verip, hükümetten izin istediĞimiz doĞru. KurduĞumuz iŞçi cemiyeti yanı yanlıŞ. Sendika cemiyet falan deĞil. Ya yanlıŞ biliyorsunuz, ya da hiçbir Şey bilmiyorsunuz sendika hakkında.” 

“Bak Kemal usta, aslan gibi bir adamsın mert birine benziyorsun. Falakadan ayak parmakların ŞiŞmiŞ, tırnakların morarmıŞ, tabanların patlamıŞ, ters ters cevap verme kabul et komünist teŞkilatı kurduĞunuzu da bu falaka iŞi bitsin.”

 “Biz komünist teŞkilatı kurmadık Sendika kurduk. İŞ Kanunu istemek, sekiz saat çalıŞma süresi istemek, sekiz saatten fazla çalıŞtırılmak isteyen iŞçiye iŞi durdurma, iŞi yavaŞlatma hakkı istemek suç deĞil.”

“İŞte bu hakları vermiyor diye, devleti yıkmaya çalıŞmak suç. İŞçileri bu hakları vermedi diye iŞçileri isyan etmeye hazırlamak suç. Dernek kuraydınız be adam, nedir bu sendika? Sendika kökü dıŞarıda bir komünist uydurması teŞkilat iŞte…”

“Bakın bir daha tekrar ediyorum. Sendika siyasi bir teŞkilat deĞil. Prangaya vursanız da, dövseniz de falakaya yatırsanız da bu gerçeĞi deĞiŞtiremezsiniz.” 

“Nasıl oluyormuŞ siyasi teŞkilat?” 

“Siyasi teŞkilat partidir. Biz devleti ele geçirmek istesek, böyle bir düŞüncemiz, niyetimiz olsa parti kurardık, ya da var olan partilerden birine girerdik. 

Bizim, tütün, incir, üzüm iŞletmelerinde çalıŞan, Tekel Fabrikasında çalıŞan, iplik ve dokuma iŞlerinde çalıŞan iŞçilerin haklarının saĞlanması için hükümetle görüŞme yapabilecek bir teŞkilat kurmaktır amacımız. O teŞkilatın adı da sendikadır.” 

“Kadınların ne iŞi var aranızda?” 

“Kadınlar da çalıŞıyor fabrikalarda. İnciri kadınlar paketlerler. İplik ve dokuma iŞi kadın iŞidir aslında. Demin sorduĞunuz Yıldız Hanım, Tekel Sigara Fabrikası’nda sigara yapan makinelerin ustasıdır. O makinelerde birçok usta çalıŞır. Yıldız Hanım o ustaların da ustasıdır. Yani ustabaŞıdır. 

Sabah yedide baŞlar bizim fabrikada mesai, akŞam dokuz kadar sürer. Tam on iki saat çalıŞır iŞçiler. Kadınlar da öyledir. Eve gidip yemek yapmaya, çocuklarıyla ilgilenmeye vakit bulamaz kadınlar.ÇalıŞmaya mecburdurlar geçinmek için.Tütün tezgâhlarından saçılan tütün tozuna, nikotin kokusuna katlanmak bir erkek için bile zordur. Kadınlar, bu iŞkenceye ekmek parası için katlanırlar.” 

“Ne olacak sendika kurulunca, kadınlar kurtulacak mı yani?” 

“Yabancı memleketlerde iŞçiler sendikalarını kurmuŞlardır ve oralarda iŞçiler sendika aracılıĞı ile görüŞmeler yaparak çalıŞma saatlerini 8 saat olarak belirlemiŞlerdir hükümetleri ile birlikte. 

Biz de bunu istiyoruz. Krallıkla yönetilen İngiltere’de de var sendika, Cumhuriyetle yönetilen Fransa’da da var. Almanya’da da var, Amerika’da da var. Bu gün sendika olan birçok ülkede Komünist Parti de var. Onlar birbirine karıŞtırmıyor sendika ile partiyi, ama Türkiye’de karıŞtırılıyor bilerek. Burada amaç iŞçinin bilinçlenmesini, öĞrenmesini, haklarını istemesini önlemektir.” 

“Hükümet deĞiŞince mi aklınıza geldi hak aramak. Neden Cumhuriyet Halk Partisi döneminde yapmadınız bunları. Yaptık, sendikalar kuruldu çok yerde. Şimdi biz, İzmir İŞçi sendikası BirliĞi’ne katılmak için baŞlattık bu sendika çalıŞmasını. Demokrat Parti Hükümeti ile alakası yok bu sendika hareketinin. 

Cumhuriyet Halk Partisi TüzüĞünde yazılı olduĞu halde, yıllardır iŞçiye sosyal haklarını vermemiŞtir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin tüzüĞünün doksanıncı maddesinde sendik sözcüĞü yazar.

Biz bundan Şunu anladık: 

“İŞçilerin hakları kendiliĞinden verilmeyecektir. Bunu iŞçiler isteyecek ve haklarını alıncaya kadar mücadele edeceklerdir.” 

Şimdi bir partinin tüzüĞünde “Sendika” sözü yazınca “komünistlik” olmayacak, biz sendika kurmaya çalıŞınca mı komünist olacaĞız? 

Madem sendika devleti devirici bir teŞkilat diyorsunuz, neden bir partinin tüzüĞünde var?

Biz “sendika!” deyince mi devleti devirici teŞkilat oluyor sendika?

“Bu kadar mı söyleyeceĞin? BaŞka diyeceĞin var mı?” 

“Sorduklarınıza cevap verdim. Daha sorarsanız anlatırım.” 

“Takalım bakalım Şu zincirleri. Bu günlük bu kadar yeter. Daha sorgulanacaklar var. Onları da dinleyelim ne diyecekler. GörüŞeceĞiz yine.” 

Canı acıyordu Kemal’in. Tabanları yanıyor, boynundaki zincirlerin aĞırlıĞı omuzlarına biniyor, prangalar bileklerini zedeliyordu. Zincirlerin vurduĞu yerlerden kan akıyordu.

 “GörüŞmesek bir daha? Falakaya dayanacak gücü kalmadı bedenimin“ dedi gülümseyerek. Polis kapıda bekleyen askerlere seslendi; 

“Alın götürün bunu…” 

O hafta gazeteler, Polis Müdürünün Komünist teŞkilatla ilgili açıklamalarını yayınladı: 

“Emniyet birimleri, uzun zamandır gizli olarak takip ettiĞi hükümet aleyhtarı bir Şebekeyi ortaya çıkartmıŞtır. 

Bir ihbarı deĞerlendiren polis teŞkilatı, tutuklananlardan birinin adresine İstanbul‘dan gönderilen bir paket içindeki beyannamelere el koymuŞtur. 

"Yapılan baskın sonunda, 12‘si kadın olmak üzere 35 fabrika iŞçisi ile Sanat okulundan 2 ve Köy Enstitüleri‘nden 7 öĞretmen evlerine ve iŞyerlerine yapılan baskın sonucu yakalanmıŞ sorgulanmalarına baŞlanmıŞtır.” 

Paket gelmiŞ, posta teslim edilmeden polis el koymuŞtu. Paket açılmadıĞına göre daĞıtılan bir beyanname yoktu. Sendika kurma çalıŞmaları gizli saklı deĞildi. Kanuna uygun yollardan sürdürülüyordu. 

1927 yılında Aydın-Kasaba demiryolu iŞçileri de sendikal çalıŞma yaparken böyle bir komünist teŞkilat kurma suçlamasıyla yargılanmıŞ mahkûm edilmiŞlerdi. 

1932 yılında da, sendika çalıŞması yaparken İbrahim Sırrı TopçuoĞlu, Kerim Soyka ile birçok iŞçi ve Türkiye’nin ilk mahkûm edilen sendikacı kadını olan Tekel (Reji) Fabrikası ustabaŞısı Melek TopçuoĞlu da komünist teŞkilat kurmakla suçlanmıŞlardı. 

Yine öyle mi olacaktı? Gazete sürdürüyordu: 

“Haber aldıĞımıza göre, bu karar Temyiz Şurası‘nca ( doĞruyu yanlıŞı ayıran kurul) nakzedilmiŞtir (bozulmuŞtur). Nakza sebep, suçun unsurlarının oluŞmadıĞı mahiyette (içerikte) olması gösterilmiŞtir. 

ÖĞrenildiĞine göre bu karardan sonra maznunlar salıverilecek ve tutuksuz yargılanacaklardır.” 

Salıverilmeden önce bir kez daha mahkemeye çıkardılar babamı. Annemle birlikte gittik adliyeye. Sırayla bütün tutuklu olanlara soruyorlardı: 

“Adın, soyadın? Ana adın baba adın?” 

Sonra haklarındaki iddia edilen suçlamayı yüzlerine okuyup, daha evvel verilen kararın bozulduĞu yargılamanın yeniden baŞlayacaĞı söyleniyor her birine; 

“Söylemek istediĞin bir Şey var mı?” diye soruyordu Hâkim. Babama sıra gelmiŞti. 

 “Var Hâkim Bey” dedi babam. 

”Anlat, söyle bakalım madem varsa” 

“Bizler iŞçi sendikası kurmaktan baŞka bir iŞe karıŞmadık. İstanbul’dan geldiĞi söylenen ve açılıp tespit yapılmadan, içinde ne var diye tutanak tutulmadan mahkemeye getirilen pakette bizim sendika kurmak için İstanbul’dan istediĞimiz evraklar vardır. 

Reis Bey biz, Sendika kurmaktan, İŞçi TeŞkilatı kurmaktan tutuklandık. Burada içine polis tarafından doldurulmuŞ, uyduruk beyannamelerle komünist teŞkilat kurmaktan suçlanıyoruz. Sendika kurmak suç olmadıĞına göre bizi mutlaka mahkûm ettirmek istiyorlarsa, bizi hiç konuŞturmadan, sizleri ikna etsinler dava bitsin. 

Bu polisin uydurma dosyalar düzenlemesi ile ilgili bir davadır. Bu memlekette sendika kurmak suç deĞildir. 

Cumhuriyet halk Partisi’nin TüzüĞü;

“Devamlı iŞçiler için hafta dinlenmesinin ücretli olması esasını kabul ediyoruz‘ diyor.

Biz bunu istiyoruz. Bunu saĞlamak için „sendika kurulmalıdır’ diyoruz. 

Yine Cumhuriyet Halk Partisi’nin TüzüĞü’nün bir baŞka yerinde; 

İŞyerinde kazalara karŞı tedbir alınmasını ve çocuk ve kadın iŞçilerin haklarının savunmasını saĞlayacaĞız. İŞçi ve iŞverenlerin kolektif sözleŞme akdetmelerine, ortak menfaatlerini korumak maksadıyla kendi aralarında ayrı ayrı sendikalar kurmalarını demokratik haklardan sayarız‘ ‘ deniliyor. 

Biz de bunları söylüyor, demokratik haklarımızı kullanabilmek için sendika kuruyoruz. 

Bunda suç varsa önce Cumhuriyet Halk Parti’sini yargılayınız. Bizi salıveriniz. 

Bana polis sorgusunda prangalar vurdular. Falakaya yatırdılar. Zincirler bileklerimi kesti. Tabanlarım patladı. Hapishaneye gidince kurtuldum bu eziyetten. 

Bana sorguda, 

“Nazım Hikmet‘i dinliyormuŞsun, onun Şiirlerini okuyormuŞsun‘ dediler.

 İnkâr etmedim. Ben Nazım Hikmet‘in Şiirlerini okurum, onu da dinlerim radyoda‘ dedim. 

Dosyada bunlarla ilgili bir tek evrak yok. Çünkü Nazım Hikmet’i okumayı, dinlemeyi yasaklayan bir kanun yok ortada. 

Oradan suç bulamadılar. "Sendika komünist iŞidir" diye bir suçu üstümüze yıkmaya çalıŞıyorlar. Bizim hazırladıĞımız İzmir İŞçileri Sendikası BirliĞi program taslaĞı dosyada var. Bakın, siz de göreceksiniz. O taslaĞın birinci maddesinde; 

İzmir iŞçileri Sendikası BirliĞi siyasetle uĞraŞmaz yazar. Bizim siyasetle iŞimiz yok. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Ben beraatımı istiyorum Reis Bey.” 

 “Çıkın” dedi hâkim. 

“Mahkemeye on beŞ dakika ara veriyorum. Sonra kararı açıklayacaĞım.” 

Geçmek bilmeyen bir on beŞ dakika sonra, yeniden girdik mahkeme salonuna. 

Hâkim, Savcıya; “Mütalaanız nedir?” diye sordu. 

Savcı, sanıkların sendikacılık maskesi altında komünist örgüt kurmayı amaçladıklarını, bu nedenle, Büyük Millet Meclis’ini ıskat (düŞürme, aŞaĞı alma) Anayasayı ılga (varlıĞını kaldırmak, laĞvetmek) gibi suçlar iŞleyerek devleti devirmeyi planladıklarını iddia ediyor ceza kanunun 146 -147 ve 171’inci maddelerine göre cezalandırılmalarını istiyordu.

 Hâkim; “Karar” diye baĞırdı. 

MübaŞir; “AyaĞa kalkın” dedi. 

Herkes ayaĞa kalktı. Hâkim çok uzun bir konuŞma yaptı. Kimseden ses çıkmıyordu. Salondakilerin çoĞu söylenenleri anlamıyordu.

 “Neticeten” diye baŞladı hâkim;“…dosyanın incelenmesi ve dinlenen tanıkların beyanları çerçevesinde sanıkların maksatlarının bir sendika kurmaktan öte gitmediĞi, ele geçirilen beyannamelerin sendikal faaliyetlerle ilgili olduĞu, siyasi partilerin program ve tüzüklerinde sendikal faaliyetlerin desteklendiĞi, sanıkların demokratik haklarını kullandıkları tespit edildiĞinden beraatlarına karar verilmiŞtir.”

 Salonda bir uĞultu koptu. AĞlayanlar, sevinç çıĞlıkları atanlar. Herkes birbiri ile kucaklaŞıyordu. Annem baĞrına bastı beni. Sıktı, sarmaladı. AĞlıyordu. GözyaŞları yanaklarımı ıslattı.

İLAN / REKLAM (ÜST) Reklam
E
ESAT ERÇETİNGÖZ Köşe Yazarı
FİRDEVS TUNÇAY Köşe Yazarı
S
SEZGİ KAYA Köşe Yazarı
O
OKAN YÜKSEL Köşe Yazarı
E
EBRU DIVRAK Köşe Yazarı
BEDRİ CUMHUR DOĞU Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. İLKER GÜL Köşe Yazarı
E
ERHAN ÖZDEMİR Köşe Yazarı
S
SİNAN GENÇ Köşe Yazarı
Dr. HAKAN TARTAN Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. YÜCEL OCAK Köşe Yazarı
M
MUSTAFA YILMAZ Köşe Yazarı
T
TEOMAN GÜRAY Köşe Yazarı
T
TUNÇ AFŞAR Köşe Yazarı
YILMAZ DURMAZ Köşe Yazarı
GÜLPERİ ALTUN KILIÇ Köşe Yazarı
ERDAL İZGİ Köşe Yazarı
D
Dr. ŞABAN ACARBAY Köşe Yazarı
T
TUĞÇE TUĞSAVUL BAYSOY Köşe Yazarı
A
ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU Köşe Yazarı
B
BÜLENT GÜRLÜK Köşe Yazarı
E
ERDEN AKTOĞU Köşe Yazarı
MERT ERBOY Köşe Yazarı
B
BÜLENT SAĞLAM Köşe Yazarı
M
MEHMET ERDÜL Köşe Yazarı
SEVGİ MOLVA Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. BİLGE DONUK Köşe Yazarı
S
SANCAR MARUFLU Köşe Yazarı
AVNİ ERBOY Köşe Yazarı
D
Doç. Dr. LEVENT KÖSTEM Köşe Yazarı
C
CAN BARHAN Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. SEYHAN HASIRCI Köşe Yazarı
Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN Köşe Yazarı
ERDOGAN ARIPINAR Köşe Yazarı
E
ESAT ERÇETİNGÖZ Köşe Yazarı
FİRDEVS TUNÇAY Köşe Yazarı
S
SEZGİ KAYA Köşe Yazarı
O
OKAN YÜKSEL Köşe Yazarı
E
EBRU DIVRAK Köşe Yazarı
BEDRİ CUMHUR DOĞU Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. İLKER GÜL Köşe Yazarı
E
ERHAN ÖZDEMİR Köşe Yazarı
S
SİNAN GENÇ Köşe Yazarı
Dr. HAKAN TARTAN Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. YÜCEL OCAK Köşe Yazarı
M
MUSTAFA YILMAZ Köşe Yazarı
T
TEOMAN GÜRAY Köşe Yazarı
T
TUNÇ AFŞAR Köşe Yazarı
YILMAZ DURMAZ Köşe Yazarı
GÜLPERİ ALTUN KILIÇ Köşe Yazarı
ERDAL İZGİ Köşe Yazarı
D
Dr. ŞABAN ACARBAY Köşe Yazarı
T
TUĞÇE TUĞSAVUL BAYSOY Köşe Yazarı
A
ATİLLA KÖPRÜLÜOĞLU Köşe Yazarı
B
BÜLENT GÜRLÜK Köşe Yazarı
E
ERDEN AKTOĞU Köşe Yazarı
MERT ERBOY Köşe Yazarı
B
BÜLENT SAĞLAM Köşe Yazarı
M
MEHMET ERDÜL Köşe Yazarı
SEVGİ MOLVA Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. BİLGE DONUK Köşe Yazarı
S
SANCAR MARUFLU Köşe Yazarı
AVNİ ERBOY Köşe Yazarı
D
Doç. Dr. LEVENT KÖSTEM Köşe Yazarı
C
CAN BARHAN Köşe Yazarı
P
Prof. Dr. SEYHAN HASIRCI Köşe Yazarı
Prof. Dr. YAVUZ TAŞKIRAN Köşe Yazarı
ERDOGAN ARIPINAR Köşe Yazarı
SPONSORLU (ORTA)