Gezi günlüĞümün ikinci bölümünü aslında Selanik-İstanbul seferinde yazmak istemiŞtim ancak uçak bana göre çok, eŞime göre çok normal Şekilde sallandıĞı için ve bir saati dehŞet dolu gözlerle etrafımı izleyerek geçirdiĞim için bu pek mümkün olmadı.
Kabin görevlileri ve benden çektikleri diye bir kitap yazabilirim. Hele bir tanesi iŞini gücünü bırakıp kendini bana adadı saĞ olsun, var olsun. Kendisinin yükseklik korkusu olduĞunu, balkondan aŞaĞı bakamadıĞını öĞrendiĞimde istem dıŞı; delirdin mi neden hostes oldun dedim, bunda korkacak bir Şey hatta haftaya Kilimanjaro'ya gidiyorum skydiving ( hava taŞıtından paraŞütü açmadan atlayarak, belli bir alçaklıĞa eriŞince paraŞütle iniŞ yapmak) yapacaĞım dediĞinde sen normal deĞilsin dedim. Ona göre de normal olmayan bendim.
Bu yazıyı İstanbul-İzmir seferimden yazıyorum. Mis gibi uçuyoruz çünkü. Benim gibi uçak fobisi olup yine de uçaĞa binmekten vazgeçmiyorsanız doĞru yoldasınız, çünkü eĞer o korkunuzun üstüne gitmezseniz aslında somut olmayan bir olguyu gerçeĞe dönüŞtürürsünüz ve artık o korku gerçektir, sizin için yıkılması çok zor bir tabu olur. Unutmayın ki uçak gerçekten en güvenli araçtır. (kendime not)
Gelelim gezimizin ikinci bölümüne, hatta en deĞerli en can alıcı en önemli kısmına. Tabi ki Atatürk Evi. Gittim, kopamadım, çıkamadım, kokladım, konuŞtum, aĞladım, izledim, okudum, güldüm, konuŞtum, İsveçli bir turistin Mustafa Kemal Atatürk'ün balmumu heykelinin karŞısındaki banka oturup dakikalarca ona bakıŞını seyrettim. Özel eŞyalarına baktım ve yine dedim ki, bugün giyse bunları yine yine yine en Şık adamı seçilirdi net.
O kadar gerçekti ki, elinin üstündeki damarları, tüyleri, o kadar canlıydı ki. O buz mavisi gözleriyle buluŞtuĞunda gözleriniz gerçekten içiniz ürperiyor. OlduĞum yerde dondum kaldım, sonra doĞduĞu odaya gidip hayallere daldım. KeŞkelerle devam ettim. Zübeyde Ana'ya baktım, çok güzel bir gülümseme vardı suratında, bilinçsizce kendimi de ona gülümserken buldum. Her yeri öpülesi Şekilde duruyordu karŞımda ama dokunmak yasaktı, öpemedim. Çıktım. Ama etkisinden hala çıkamadım.
Bu arada bugün benim doĞum günüm. Şükretmenin dibine vurduĞum gün yani. Herkesin en özel günüdür doĞum günleri, öyle de olmalıdır. Önce doĞduĞunuz için mutlu olun ancak o zaman yaŞamaktan bahsedebiliriz.
Şükürler olsun, iyi ki doĞdum!