Rahmetli Bülent Ecevit’in çok sevdiĞi yazarlardan biriydi.1980’li yıllarda sayın Ecevit ile birlikte çalıŞıyordum. Bu günlerdeki adıyla, Özel Kalem MüdürlüĞü gibi bir iŞ iŞte.
Rahmetli Ecevit, Kipling’in “EĞER” baŞlıklı Şiirinin çevirisini yapmıŞtı biz de ARAYIŞ DERGİSİ’nde yayınlamıŞtık. Şöyle o Şiir;
“Tüm çevrendekiler kendinden geçip de
Seni suçladıkları anda soĞukkanlı kalabilirsen
Herkes senden ŞüphelendiĞi halde
Onların kuŞkularını hoŞ görebilirsen
Bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan eĞer
Haksız Şuçlamaya uĞrar da karŞılık vermezsen
Garez beslemediĞin halde, gareze tahammül eder
Akıllıca konuŞmaz fazla uysal görünmezsen
DüŞünebildiĞin halde
Kölesi olmazsan düŞüncelerinin
Hayal kurma gücün olduĞu halde
TutsaĞı olmazsan hayallerinin
EĞer felaket ve saadetle yüzyüze gelirde
Bu iki sahtekârı aynı Şekilde karŞılayabilirsen
Tüm ömrünü adadıĞın Şeylerin yıkıldıĞını görür de
Kırık dökük araçlarla yeniden yapabilirsen
Kalbini sinirlerini ve tüm vücudunu;
İŞ iŞten geçse de gayen için diriltebilirsen
Ve 'dayan' diyen iradenden baŞka bir gücün
KalmadıĞı halde dayanabilirsen...
Ne dostların ne de düŞmanların sözleri incitmezse seni
GereĞinden çok baĞlanmadan saygı duyarsan herkese
EĞer her dakikanın doldurabilirsen altmıŞ saniyesini
O zaman dünya da senindir, içindeki her Şey de
Hatta daha çoĞunu da ellerinde bulursun
Asıl önemlisi oĞlum o zaman gerçek ADAM olursun…”
Bu tarife uyan adam sayısı ne kadardır, kaç devlet adamı, kaç yönetici bu adam olmak kalıbına uyar bilmem, ama iki adam örneĞi vermem gerektiĞi için yazıyorum bu yazıyı, tarihe kalsın diye.
Şahin Mengü Manisa milletvekili, bir bürosu var orada. İnsanlar derdini anlatmak için masraf edip, Ankara yollarına düŞmesin diye kurmuŞ. Manisa’da, o büroda çalıŞıyorum.
Vali Refik Aslan Öztürk. Beden Terbiyesi ve Spor İl Müdürü Murat Özel…
Bir acil evrak imzalanması gereken Murat,Valiyi telefonla arıyor;
“İmzanız gerek…”
“Köydeyim akŞam ancak 8’e doĞru dönerim. Sen evrakları hazırla eve gel imzalayayım”
AkŞamı zor eder Murat… Önce belki ValiliĞe gelir diye, konakta bekler, hava kararır, akŞam basar, kapanır tek tek odalar, ıŞıklar söner, çıkmak zorunda kalır Vilayetten. Vali KonaĞı yakındır. Hemen parkın öte yakası. Vali bey de sabahları yürüyerek gelmektedir iŞine. Parkın içinden kestirmeden ulaŞır Konak’a. Her taraf karanlıktır. IŞık yoktur Konak’ta. Kapıdaki güvenlikçiler Vali beyin geldiĞini söylerler. Kapıyı çalar Murat. Bir süre sonra sırtında bir battaniye kapıyı açar Vali Refik Aslan Öztürk…
“Hayrola Sayın Valim, kaloriferde arıza mı var, hemen ekip çaĞırayım…”
“Yok yaktırmadım kaloriferleri, böyle idare ederim, gerek yok arıza da yok.” Der vali Bey, yol gösterir;
“Geç, Buyur “ der, salona giderken ardında kalan koridor ıŞıklarını, gereksiz gördüklerini söndürerek gelir salona. Salonda loŞ bir ıŞık vardır. Kapalı olan televizyonun önündeki koltuklara otururlar. Vali bey, bir köŞe lambasını açar,bol bir ıŞık aydınlatır salonu. Televizyonu açar. Yazıyı okur, imzalar.
Murat izin ister kalkmak için. Vali bey Murat’ı yolcu etmek için kalkar, sırtındaki Battaniyesini düzeltir. Televizyonu kapatır.
Koridor lambasını yakar, salon lambasını söndürür. Yolcu eder müdürünü.
Murat, aynı babası gibi, makam aracı olarak yerli marka araç kullanan, minibüs ile propaganda yapan bir BaŞbakan kültüründen gelen vali ile çalıŞtıĞının ayrımına varır parkta yürürken.
Yıllar sonra bir kızı sever. Evlenirler. YüreĞine, beynine, öyle iŞlemiŞtir ki, tasarruf etme duyguları, nikâh tarihi olarak doĞum gününü kararlaŞtırırlar eŞi Begüm Hanımla.
Pintilikten deĞil..Aynı gün iki hediye alacak kadar yüreĞi zengindir Murat’ın.
İŞ yaparken, çalıŞma koŞulları doĞum gününü, evlenme yıldönümü gününü unutturur da, hata yapar korkusudur aynı günde iki kutlama yapmak.
Böyle valiler de vardır bu ülkede, Merkez valisi yapılmıŞlardır.
Böyle devlet memurları da vardır. Kimi deĞer bilmez yöneticiler, al paranı otur Şurada demiŞtir, durmaz çalıŞır üretir…
Joseph Rudyard Kipling’in Şiirindeki tarifie uymaktadır bu tür adamlar