ZÜBÜK
12 Ekim 2013
ZÜBÜK aslında ZEYBEK kelimesinin deforme edilmiŞ halidir…
İbrahim Zübükzade’nin babası Zeybekzade Kara Yusuf köylüye kendisini bir efe olarak tanıtır… Ancak sonradan foyası meydana çıkınca, ahali ona “Sen Zeybekzade deĞil, Zübükzade’sin…” der…
ZÜBÜK aslında Türkiye’de siyasetin ve siyasetçilerin, resmi kilit noktalarına alavere, dalavereyle yükseliŞ öyküleri göz önüne alınarak, yoĞun bir kara mizah diliyle konulmuŞ addır… Zübükzade İbrahim efendinin hiçbir yararlı iŞ yapmamasına, halkını kandırmasına raĞmen önce Belediye BaŞkanlıĞı koltuĞunda oturması, sonrasında da Milletvekili seçilmesi, hiç bir vaadini tutmamasına karŞın etrafındaki yalakalar tarafından desteklenen (!) adam olma tiplemesiyle AZİZ NESİN ustanın sonrasında Kemal Sunal’ın canlandırdıĞı filme dönüŞtürülen kitabının kahramanıdır…
Aslında günümüzde de ZÜBÜK’ler yok mu ?… ZÜBÜK’ler diyorum, çünkü bence içimizde çoĞumuz birer ZÜBÜK’üz… ÇoĞumuzun içinde, yani ruhunda bir miktar ZÜBÜK’lük olmasa, aramızdan böyle esas ZÜBÜK’ler çıkıp büyüyemezdi ?…. Hepimizde deĞiŞik oranlarda birer parça olan ZÜBÜK’lük birleŞip iŞte baŞımıza böyle BaŞ ZÜBÜKLER çıkarıyor… Kısacası ZÜBÜK’lük içimizde, kimyamızda mevcut… ZÜBÜK’leri kendi ZÜBÜK’lüklerimizle yaratıp, devleŞtiriyor, bir yerlere getiriyor, sonra da bu ZÜBÜK’lere kızıyor, alaŞaĞı etmek için taŞlamaya baŞlıyoruz… Amacımız onlardan yakamızı kurtarmak oluyor… Oluyor olmasına da ardından diĞer bir ZÜBÜK adayına radarlarımızı çeviriyoruz… Aslında önce kendi ZÜBÜK’lüĞümüzden kurtulmamız gerekiyor ?… Bunun ilacını ve tedavisini bulmamız Şart… Yoksa sittin sene ZÜBÜK’lerin istilasından kurtulamayız… Büyük usta AZİZ NESİN’i bu vesileyle bir kez daha saygı ve Şükranla anıyorum…
MUTLUGİL’E BAYRAM HEDİYESİ…
Şu koltuk yok mu, Şu meŞhur koltuk ?…
Hani Şu üzerine oturanın anında biçimini, dünyaya, etrafındakilere bakıŞ açısını deĞiŞtiren ?…
Hani Cumhuriyet BaŞ SavcılıĞına suç duyurusunda bulunduĞum o sanık koltuk ?…
Türkiye Voleybol Federasyonu BaŞkanlık makamı koltuĞundan söz ediyorum, anladıĞınız gibi ?…
O sihirli, marifetli (!) koltuktan ?…
Bir voleybolcu dostum beni geçenlerde uyardı…
“EPİRDEN hoca, o koltuĞun derisiyle, gerisiyle, yayıyla, tekerlekleriyle boŞuna uĞraŞma !… Aslında esas problem onun zat-ı muhtereme büyük gelmesinde…” dedi…
Tabii ki endiŞelerimi tekrar gözden geçirmek zorunda kaldım…
Nasıl yaparım bilemiyorum ama bana o koltuĞun kapsama alanı (!) ile zat-ı muhteremin iŞgal alanı (!) gerek ?… Veya en azından ikincisini öĞrenip, ona özel ve güzel, oldukça masum, saltanat demirbaŞındakinin aksine marifetleri kimlik bozmayacak, üstelik bozulanları da onaracak (Nasıl olacaĞını bende bilmiyorum ya ?…) bir koltuk sipariŞi verip, camiamızın Bayram hediyesi olarak yüce (!) BaŞkanımıza sunayım da bari mübarek günlerde dua alayım ?…
Buna Şu zamanlarda gerçekten çok ihtiyacım var…
ÇAĞDAŞ FARKLILIK: LİSAN
Eskiden “Bir yabancı dil bilen 2 kiŞidir !…” derledi büyüklerimiz ! Şimdilerde, bazı anlar geliyor, insan kendi lisanıyla bile bir kiŞi edemiyor ?
ÇaĞımız, git gide tüm dünya insanlarını her ne kadar sporun erdemi ve güzelliĞi etrafında daha da topluyor, heyecan veriyorsa da, ayrı dilleri konuŞan insanların özellikle dıŞ temaslarda en azından, tüm dünyada tartıŞmasız en fazla kullanılan ve konuŞulan dil olan İngilizceyi mümkün olduĞu kadar iyi bilme zorunluluĞu da artık bir o kadar önemli hale gelmiŞtir. Bu konuda idarecilerin, antrenörlerin ve de sporcuların duyarlılıĞı baŞta gelmektedir. Bu güne kadar, branŞlarının en büyük temsilcileri olmakla kalmayıp, aynı anda ülkemizi de temsil etme görevleri olan bir çok Federasyon BaŞkanı, Kafile BaŞkanı bu konuda yetersiz kalmıŞlar, bırakın hak aramayı, mevcut haklarımızı bile savunamamıŞlar, pasif kalarak ülkemize hep prestij ve puan kaybettirmiŞlerdir…
Özellikle Federasyonlarda sık sık görülen seyahat özentiliĞi ve hastalıĞı, bu meseleyi sıkça “Sen falanca yere gittin, Şimdi sıra bende ?” sendromuna dönüŞtürmüŞ, iki kelimeyi bir araya getiremeyen torpillilerin (!) ülkemiz adına sözde yurt dıŞı temaslarında bulunması, temsil ettiĞi anlamını taŞımıŞtır. Oysa bunların cesurca açıklaması, “Turistik beleŞ seyahat”tir.
Üzerine basa basa söylüyorum !… Havadan, karadan, denizden sınır ötesine çıkan BaŞkan, idareci, antrenör ve sporcuların pasaportları kadar lisan bilmeleri de tartıŞmasız zorunlu bir özelliktir. Ancak, Türkçeyi bile konuŞamayan, konuŞurken de anlatım zafiyeti çeken bazı zat-ı muhteremler için lisan öĞrenmenin deveye hendek atlatmaktan zor olduĞu, zamanlarını daha hayırlı iŞlere vermelerinin daha saĞlıklı olacaĞı da su götürmez bir diĞer gerçektir…
BAKANA BAKAR MISINIZ?
Zamanın DıŞiŞleri Bakanı yurt dıŞına, İtalya seyahatine çıkacak, tek kelime İtalyanca bilmiyor ? Kolayı bulunmuŞ, kravatının arkasına belli baŞlı İtalyanca kelimelerle ilgili minik kopya kaĞıtları yerleŞtirilmiŞ ! Sözde zorlandıĞı zaman çaktırmadan kravatının arkasını çevirecek, kelimeyi patlatacak !…
O zamanın da büyük giyim firmalarından biri olan Bossa Trevira’dan satın aldıĞı takım elbise, gömlek ve de gene aynı firmadan seçtiĞi kravatını kuŞanmıŞ vaziyette bizimki İtalya’ya vasıl olup, BaŞbakanlarını aniden karŞısında görünce, hemen telaŞla kravatının arkasını çevirmiŞ ve elini uzatmıŞ…
“- Bossa Trevira ?…”