Sizi bilmem ama ben artık 13 Ocak tarihini unutamayacağım…
Bugün biraz daha duygusal olacağımdan öncelikle affınıza sığınıyorum…
Yazı yazmanın zorluğundan bahsetmeden önce, insanın bu satırları sıralarken beynindeki düşünceleri aktarıyor olması gayet doğal. Ancak çok uzun yıllardır yazan birisi için artık “Robotlaştı” demek de, ne derece doğru bilemiyorum?
Yazı yazmak bir sanat mı?
Bizim için asla…
İçimizde gazetecilik ve muhabirlik ruhu olduğundan bir görev gibi… Ne olursa olsun, iki elimiz de kanda bile, görevimizi yerine getirmeyi yeğliyoruz.
Bilen bilir…
Sözümü her zaman tutarım. Verdiğim bir söz var. Zaman akıp gitse, kişiler değişse önemli değil. Bu yayın yaşadığı süreç içinde, bize “bu kadar yeter, artık noktayı koy” mesajı gelinceye kadar sözümüzü yerine getireceğiz. Bugün olduğu gibi, bu köşeyi boş bırakmamaya özen gösteriyoruz. Son saniye de olsa bile bir şeyler karalayıp sizlere sunuyoruz…
Beğenirsiniz, beğenmezsiniz.
Onu bilemem…
Yazılarımızı herkesin beğenmesini beklemiyoruz. Beklentiler veya siparişlere göre değil, günün önemine, hayatın akışına ve kamuoyunun çıkarları doğrultusunda, doğruları veya doğru bildiklerimizi aktarıyoruz…
Bazen bizim doğrularımız da doğru olmayabilir…
Saygı duyarız!
Dönelim mi, 13 Ocak 2026 tarihine?
Yaklaşık 50 yıl birlikte olduğum sevgili eşimi kaybettiğim gün… Bir gün sonra da, toprağa verdik!
Mekânı cennet olsun…
Hastalığı sürecinde ve vefatında bizlere destek olan herkese sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum…
1 Kasım 2025 tarihinde kaldırdığımız Çiğli Acil Servisi ve akabinde de Şehir Hastanesi Yoğun Bakımı ile palyatif servisinde bu bize ömür gibi gelen süre içinde emeği geçen doktor, hemşire, sağlık ve temizlik personeli ile bakıcılarına aile olarak şükranlarımızı sunuyorum.
33 gün yoğun bakım ve geride kalan günlerde palyatif servisteki 74 günümüzün belki nasıl geçtiğini tahmin edebilirsiniz. 4 Ocak akşamı palyatif servisindeki odasında, o şartlarda başarılı bir şekilde entübe eden nöbetçi dâhiliye doktorunun yaşatma çabasını ömrümüz boyunca unutamayacağız…
Genel bakım 4, Dâhiliye genel bakım ve son olarak da genel bakım 1’deki günlerde kapı önünde beklemek yok mu?
Yazılacak o kadar çok olay yaşadık ama kusura bakmayın Aziz Nesin olmadığımdan kaleme alamıyorum.
“Ölüm, hayata veda değil; sonsuzluğa açılan bir kapıdır” derler.
Acı öykümüz 8 yıl öncesine dayanıyor…
Yunanistan vizesi alacağımız gün başladı, aslında…
Vize ofisinde imzasını atarken düşünmesi, bizi düşüncelere sevk etti… Hemen en iyi dedikleri profesöre danıştık… Filimler, tahliller, kontroller ve beklenmedik bir cevap bize tokat gibi geldi… Aslında tokattan da beter oldu, Alzheimer şüphesi.
Annesinin bu çağın hastalığından kaybedilmesi korkumuzu daha da pekiştirdi… Sonrasında hep “güzel” düşündük, mücadelemize daha sıkı, daha da ciddi başladık.
Olmadı…
Geçmiş yıllarında olduğu gibi son 8 yılını da dopdolu yaşatmamız, bir isteğini iki etmemiz, en iyi doktorlar, en kaliteli ilaçlar, takviye vitaminler, moral yüklemeler ve çocuklarının, torunlarının olağanüstü sevgisi karşın, 74 gün öncesine kadar dayanabildi çiçeğim… Ama asla solmadı. Hep güzelliklerini ve iyilikleri etrafına yaydı, durdu… Güldü, güldürdü…
1 Kasımda Çiğli Acil Servisi ve 2 Kasımdan itibaren de İzmir Şehir Hastanesi…
Yine yılmadık…
“Dönecek, dönmeli. Sevenleri bekliyor” dedik ama o dönmedi… 74. Günün sabahında saat 09.04’de o acı haberi aldık, yıkıldık!..
41 dakikalık son çabalar da sonuçsuz kalınca; kapıdan çıkan asistan doktorun tek kelimesiyle saat 09.45’de hayat bizim için de durdu!..
Ölüm sessizliği dedikleri bu olsa gerek? Boğazımız düğümlendi, nefesimiz kesildi. Dünyamız karardı…
Bir gün sonra; Karşıyaka’nın efsanesi, şu anda Balıkesir Karesi İlçesinin sevilen ve sayılan Müftüsü İsa Gürler’in duasıyla haklarımızı helal ettik…
Karşıyaka aşığıydı. İnanılmaz seviyordu, doğduğu, yaşadığı toprakları…
Yine Karşıyaka’dan, Beşikçioğlu Camiinde inanılmaz kalabalık ile gözyaşları dökerek uğurladık… O’nu Karşıyaka’dan ayırmadık…
Karşıyaka’da doğdu, okudu, yaşadı ve yine Karşıyaka topraklarında ebedi istirahatgahına gitti… Örnekköy’de sevenlerinin dualarıyla toprağa verildi…
Ateş düştüğü yeri yakar derler. Doğru ama Nergiz aynı çiçeği gibiydi... Her zaman etrafına çiçeğinin mis gibi kokusu misali iyiliklerini gülen yüzü ile yaydı. Her yaş grubunun adeta sevgilisi oldu… O gün ateş sadece düştüğü yeri değil, geniş bir alanı yaktı, üzdü, ağlattı…
Ağlamayacağım demek nafile… Göz pınarlarımız kuruyuncaya kadar dökeceğiz yaşlarımızı…
Ne gözümüzdeki pınar kurur, ne de kalbimizdeki sevgi…
Mekânın cennet olsun; meleğim…































Yorum Yazın
Facebook Yorum